deneme

14 Mayıs 2017 Pazar

SSCB'DE İKTİSADİ VE KÜLTÜREL GELİŞME – TEMEL GÖSTERGELER



SSCB'DE İKTİSADİ VE KÜLTÜREL GELİŞME – TEMEL GÖSTERGELER

(100. YILINDA BÜYÜK SOSYALİST EKİM DEVRİMİ)

1. Makale

Ön açıklama:
Ekim Devrimi ile “sıkıntısı” olanlar, bu devrimi ulusal sınırlı bir devrim olarak göstermek için nesnel gerçekliği reddetmekten de çekinmiyorlar. Başka ülkelerde devrimlerin -beklenen devrimlerin- gerçekleşmemesinin sorumlusu sanki Ekim Devrimi. Ekim Devrimi'nin uluslararası işçi ve komünist harekete kazandırdığı ivme inkar edilemez olmasına rağmen; insanlık tarihinde sadece Rusya ile sınırlı olmayan, dünya çapında temel değişime neden olmasına rağmen; kapitalist dünyadan sosyalist dünyaya dönüşümün yolunu açmış olmasına rağmen ve bundan dolayı da enternasyonal bir devrim karakteri taşımasına rağmen, bu devrimi ulusal sınırlara hapsetmek istiyorlar.

Her şeyden önce bu devrim, özel mülkiyet üzerinde yükselen toplumlarda sömürücü bir sınıfın diğerini alt etmesini ve iktidara gelmesini sağlayan bir devrim değildir; Örneğin köle sahiplerinin yerini feodal toprak sahiplerinin, feodal toprak sahiplerinin yerini burjuvazinin aldığı bir toplumsal formasyon değişimi değildir. Ekim Devrimi bu türden altüst oluşlardan, devrimlerden temelden farklıdır; Ekim Devrimi sömürücü düzeni, özel mülkiyeti ortadan kaldıran değişimdir. Ekim Devrimi'nin sınıfsal karakterini belirleyen de onun bu özelliğidir. Bundan dolayı Ekim Devrimi, sosyalizm ve komünizmin yolunu açan; sosyalist ve giderek de komünist dünyanın ilk adımı olmuştur: Dünya devrimi startı Ekim Devrimi'yle verilmiştir.

Paris Komünü burjuvaziye iktidarı kaybetme korkunun ne olduğunu gösterdi. Ekim Devrimi ise emperyalist dünya burjuvazisine iktidarı kaybetmenin mümkün olduğunu yaşattı; bu devrim emperyalizmin tek başına dünya hakimiyetine son verdi; emperyalist cepheyi, kapitalist dünya sistemini böldü.

Ekim Devrimi, emperyalizmi sadece merkez ülkelerde sarsmadı, aynı zamanda emperyalizme bağımlı, geri, sömürge ülkelerde de antiemperyalist demokratik mücadelenin; devrimlerin yolunu açtı. Ekim Devrimi sömürge ve bağımlı ülkelerde emperyalizme karşı mücadelenin her bakımda yanında oldu, güç verdi.
Ekim Devrimi emperyalist merkezlerde ve bağımlı, sömürge ülkelerde isyan bayrağı olmuştur ve bugün de bu özelliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir.

Ekim Devrimi, aynı zamanda bir ideolojik devrimdir; işçi sınıfının ideolojisinde bir devrimdir. Ekim Devrimi, ideolojinin uygulanması ve uygulamadan çıkartılan sonuçlarla ideolojinin geliştirilmesidir. Marksizmden Marksizm-Leninizme varılabilmesinde Ekim Devrimi'nin katkısı çok önemlidir.

Ekim Devrimi bütün hakları, özgürlükleri işçilere ve emekçilere verdi; işçi sınıfı ve emekçi yığınların kendi düzenini, sosyalizmi kurmasının yolunu açtı...

Ekim Devrimi, Çarlık Rusya'sında cehennemi yaşayan bütün uluslara ve milliyetlere kendi kaderlerini tayin hakkını sadece vermedi, uygulanmasının koşullarını da oluşturdu. Çarlık döneminde “halkların hapishanesi” olan ülke, ulusların ve etnik toplulukların gelişip serpildikleri; özgürlüklerini yaşadıkları ülkeye dönüştü...

Ekim Devrimi, aynı zamanda bir kültür devrimidir; aydınlanmanın, toplumun komünizme doğru ilerlemesinin kültür alanında da yolunu açan devrimdir...

Ekim Devrimi, bir kadın devrimidir. O günün Rusya koşullarında kadının kurtuluşu, cins eşitsizliğinin ortadan kaldırılması için Ekim Devrimi'nin açtığı yoldan SSCB yürümüştür.

Şüphesiz ki, bütün toplumsal ve ekonomi sorunları çözülmemiştir; hatalar yapılmış, eksiklikler olmuştur.
Amacımız burada Ekim Devrimi'nin özelliklerini saymak değil. Bu özellikleriyle Ekim Devrimi, SSCB'de sosyalizmin inşasının yolunu açmıştır. Burada bu inşanın nasıl gerçekleştirildiğinden ziyade, gerçekleştirmenin kendisini toplumsal ve ekonomik alanlarda mevcut istatistik verilerle göstermeye çalışacağız. Toplumsal ve ekonomik alanda sosyalizmin inşası bir biçimde belli kıstaslar temelinde ölçülebilir, kıyaslanabilir olması gerekir. Aksi taktirde “şöyle oldu, böyle oldu, şu yanlıştı, bu doğruydu” deme hakkımız pek olmaz. Son kertede “şöyle oldu, böyle oldu, şu yanlıştı, bu doğruydu”yu neye dayandırıyorsunuz diye sorarlar. O zaman ne diyeceğiz? “Böyle düşünüyorum, öyleyse böyledir” mi diyeceğiz. O halde, bize bir şeyler söyleten, kafamızda belli düşüncelerin oluşmasına zemin oluşturan somut verilere ihtiyacımız var. Bu alanda uluslararası komünist hareketin; özellikle de III. Enternasyonal'in ve SSCB'nin tarihi hiç “fukara” değildir...

Mevcut veriler temelinde Büyük Sosyalist Ekim Devrimi'nin ürünü olan SSCB'de toplumsal ve ekonomik inşayı birkaç makalede ele alacağız; daha doğrusu göstergeleri, istatistik verileri konuşturacağız. Nihayetinde SSCB'de inşa döneminin; Ekim Devrimi'nden 1956'ya kadar olan dönemin bir dökümünü çıkartacağız.

Ama önce istatistiğin de bir bilim olduğu üzerinde biraz durmamız gerekir. Ne de olsa istatistiği sayı, tablo, veri yığını olarak algılayanlardan geçilmeyen bir ülkenin insanlarıyız. Veri okumayı; sayı, tablo değerlendirmeyi pek öğrenemedik, daha doğrusu öğrenmemiz için bunun eğitimi yapılmadı. İstatistik verilerin değerlendirilmesinde “kör” kaldık. Öyle ki, bu konuda dünya proletaryasının önderleri Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in istatistik verileri doğru yöntemle kullanarak varmış oldukları sonuçlardan da ders çıkartmadık. İstatistik verileri görünce “öcü görmüş gibi” olanlarımız hiç de az değildir. Sayıları, istatistik verileri göz ardı ederek örneğin Marks'ın Kapital'ini, Lenin'in sayılardan, tablolardan geçilmeyen ekonomi üzerine yazılarını nasıl anladığımıza bir türlü akıl erdiremiyorum.
İstatistik anlayışsızlığa karşı mücadele etmek de hepimizin görevi olmalıdır.

Okuru bu makaleleri değerlendirmeye bir nevi hazırlamak için “Sınıf Pusulası”nın 4. sayısında yayımlanan (Kasım-Aralık 1999) “Bir Bilim Olarak İstatistik” yazısına burada yer veriyoruz.

BİR BİLİM DALI OLARAK İSTATİSTİK

İki nedenden dolayı böyle bir konu üzerine yazmayı doğru bulduk. Birinci neden, ekonomi üzerine yazılarımızda istatistik göstergeleri/verileri sıkça kullanmamız. İkinci neden de bir bilim dalı olarak istatistiğin kavranmaması. Hatta küçümsenmesi. Anlaşılan o ki, istatistik veriler, sayılar okunamıyor. Oysa bazen bir tablonun birkaç sayfalık yorumdan daha çarpıcı, daha açıklayıcı, daha öğretici olabileceği düşünülmüyor. Tabii ki bu, bugünün bir sorunu değil. Yılların alışkanlığı, istatistik göstergelere karşı yılların biriktirdiği önemsememe. Bu, aynı zamanda, bir bilim dalı olarak istatistiği kavrayış eksikliğinden dolayı önemsememe anlamına gelir. Bu yazımızda konuya genel hatlarıyla açıklık getirmeye çalışacağız.

l- İstatistiğin Konusu

Burada istatistik kavramıyla sosyal-ekonomik istatistiği kastediyoruz. Matematik istatistiğinin bazı yöntemlerinin doğa bilimlerinde kullanışı konumuz dışı. İstatistik, toplum bilimlerinden birisidir. Toplum bilimleri, toplumsal gelişmeleri inceler. Engelsin belirttiği gibi toplum bilimleri -madde ve hareketini konu alan doğa bilimlerinin aksine- "insanların yaşam koşullarını, toplumsal ilişkileri, hukuk ve devlet biçimlerini, felsefeden, dinden, sanattan vb. oluşan ideal üst yapıları ile birlikte tarihsel ardışıklarını ve o günkü sonuçlarını" inceler. (Anti-Dühring, Marks, Engels. c 20, s. 82).

Hukuk bilimi, tarih bilimi, ekonomi ve iktisat bilimleri vb. toplum bilimleri çerçevesinde olan bilim dallarıdır. Her bir toplum bilimi, insanların toplumsal ilişkilerinin belli bir bölümünü konu edinir; her birisinin kendine özgü, o bilim dalını ifade eden araştırma konusu vardır. Örneğin tarih, geçmişe ilişkin toplumsal ilişkileri, bu ilişkilerin gelişme yasallığını araştırırken, politik ekonomi, "insan toplumunun çeşitli gelişme aşamalarında toplumsal üretim ve maddi varlıkların dağılım yasalarını araştırır" (Politische Ekonomie, Lehrbuch, Berlin 1955, s. 7).

İstatistik de, tarih, hukuk, felsefe gibi bir toplum bilimidir. Bilim olarak istatistiğin de kendine özgü konusu vardır. O, bu araştırma konusuyla diğer toplum bilimlerinden ayrılır. Bu, istatistiğin konusunun sınırlarını da belirler.

İstatistiğin konusu, nesnel olarak var olan doğada ve toplumdaki kütle ve kütlesel görüngülerin bütün ve kısmi bağlamlarıdır. İstatistik, toplumsal kütle görüngülerini, bu görüngülerin belli zaman ve mekanda yasallıklarının etkisini araştırır. İstatistik nicel ilişkilere dayanır ve bunları nitel belirliliği ile bağlam içinde ele alır veya;

-istatistik, somut tarihsel ve toplumsal görüngülerin hacmi ve sayısal ilişkilerini konu edinir ve
-bu hacim ve sayısal ilişkilerde ifadesini bulan toplumsal gelişmenin yasallıklarını açığa çıkartır. (Bkz. T. Koslow. "Über Gegenstand Methode der Statistik", Sowjetwissenschaft, Gesellschafswissenschaftliche Abteilung, 1952, No, 2, s. 181)

Kütle ve kütlesel görüngüler ve toplumsal kütle görüngülerden anlaşılması gereken, insanların toplumsal yaşamlarının ve hareketlerinin görülebilir ifadeleridir. Bunlar, içsel zorunluluk, yasallık gereği kütlesel olarak açığa çıkan ve reddedilmesi mümkün olmayan görüngülerdir. Örneğin Türkiye'de sanayi üretimi veya daha geniş anlamda ele alırsak toplumsal toplam ürün (TTÜ), birçok münferit işletmelerin toplam ürünü olarak var olur. Sanayi üretimi veya TTÜ, toplumsal kütle görüngülerinden birisidir ve çok sayıda aynı cinsten münferit görüngülerden (tek tek işletmelerin üretiminden) oluşur. Ancak bu görüngülerin kütlesel olarak ortaya çıkmaları ve bu ortaya çıkış sürecinin tekrarlanması, toplumsal yaşamda buna ilişkin yasallıkların ortaya çıkartılmasını olanaklı kılar. Lenin, "Karl Marks" makalesinde, "Kapital'i kast ederek, "Marks burada bireysel (münferit-Sınıf Pusulası) bir görüngüyü değil, kütlesel bir görüngüyü, toplumun ekonomisinin bir parçacığını değil, bilakis bütünselliği içinde bütün ekonomiyi araştırıyor... Marks analizinde, ekonomik kütle görüngülerinden toplumsal iktisadın bütününden hareket ediyor, tek tek olgulardan veya rekabetin dış görüngülerinden değil" diye yazıyor (Lenin, Seçme Eserler. C. l. s. 44, Alm.)

Sadece münferit görüngülerden hareketle yasallık tanınamaz. Bu görüngüler, şu veya bu şekilde tesadüfi karakter de taşıyabilirler. Yasallığın tanınabilmesi, bu bir yasallıktır denebilmesi için görüngülerin kendilerine özgü olan özelliklerinin bilinmesi gerekir. Hal böyle olmasına rağmen, bütünsellik çok sayıda tekil/parça görüngülerden oluştuğu için, bütünselliğe varabilmek, onu tanımlayabilmek için işe tekil olanı araştırmakla başlamak gerekir.
Bu konuda Lenin şöyle diyor;
"Münferit olan, genele götüren bağları dışında var olmaz. Genel olan, münferit olanın içinde, münferit olanla var olur. Her münferit olan, ( şu veya bu biçimde) genel olandır. Her genel olan, her münferit olanın (bir parçacığıdır veya bir yönü veya özüdür). Her genel olan, sadece, bütün münferit şeyleri yaklaşık olarak kapsamına alır". (Philosophische Hefte", C. 38, s. 340)

Demek oluyor ki istatistik, toplumsal yaşamın münferit görüngülerinden hareket ederek genel olana varır. Örneğin her bir işletmenin işgücünden ve üretiminden hareketle sonuca varır. Burada istatistik, aynı cinsten olan bu kütlesel görüngüleri bir arada ele alır ve böylelikle bu görüngülerde tipik olanı açığa çıkartır ve onların yasallığını inceler. Bütün işletmelerin üretim ve işgücünü beraber ele almakla istatistik, bunların nasıl geliştiklerini, nasıl bir yapıya ve kapsama sahip olduklarını, birbirleriyle (üretim ve işgücü) ilişkilerinin nasıl olduğunu açığa çıkartır ve karakterize eder.

Bir ülkede hangi üretim biçiminin hakim olduğunu, istatistik verileri değerlendirmeksizin tespit etmeye çalışmak, başlı başına bir maceradır. Bu, kaçınılmaz olarak öznelliğe (sübjektivizme) götürür. Örneğin feodal üretim tarzının hakimiyeti veya "feodal sömürünün hakimiyeti" kanıtlanmak isteniyorsa feodal üretim birimlerinden ve bağımlı köylünün "işgücü"nden hareket ederek, bunların gelişmişlik durumu, yapısı, kapsamı ve birbirleriyle olan ilişkileri açığa çıkartılarak genel olana varılmış olur.

İnsanların birbirleriyle olan ekonomik ilişkileri; altyapı ve üst yapı arasındaki, doğa ile toplum arasındaki ilişkiler kütlesel görüngüleri oluştururlar ve istatistiğin konusudurlar. İstatistik, genel olarak toplumsal yaşamın bütün alanlarını kapsamına alır, ama bu alanların; toplumsal görüngülerin hepsini kendi inceleme konusu olarak görmez; toplumsal görüngülerin bir kısmı başka bilim dalları tarafından incelenir.

Öyleyse istatistik, çok çeşitli özellikler içinde var olan aynı cinsten toplumsal görüngülerle uğraşır. Bu nedenle istatistik, münferit görüngüleri inceler, çünkü bunlar, toplumsal kütle görüngülerinin ifadesidir. İstatistik, kütlesel görüngüleri öze ilişkin noktalarında bir araya getirerek onlarda tipik olanı açığa çıkartır.

Her görüngünün nicel ve nitel özellikleri vardır. Bu nedenle istatistik, görüngüleri nicel olarak kapsamına alır ve niteliği ile bağları içinde inceler. Nitelik, bir görüngünün yapısını ifade eder. Örneğin, kapitalizmde bir işletmenin niteliği, onun kapitalist mülkiyet biçiminde olmasıdır ve var olabilmesi için de yabancı işgücünün sömürüsüne dayanmasıdır. Bir toplumsal görüngünün niceliği kendisini büyüklüğünde, miktarında, süresinde vs. gösterir. Örneğin büyük bir işletme, üretiminin kapasitesi ve çalışanların sayısal çokluğuyla karakterize olur.

Diğer toplum bilimleriyle karşılaştırıldığında istatistik biliminde karakteristik olan, istatistiğin, toplumsal kütle görüngülerinin incelenmesine nicelik açısından yaklaşması ve ancak nicelik üzerinden araştırılan konunun niteliği hakkında sonuçlara ulaşmasıdır. Nitelik ve nicelik arasındaki sıkı bağ, özellikle teorik analizde açığa çıkar. Teorik analizle görüngülerin farklı niteliğinin niceliklerinde ifadelerini nasıl bulduklarını tespit etmek mümkündür. Örnek; kırsal alanda, toprakta mülkiyet dağılımını (nicelik) ele almaksızın, köylülüğün sosyal katmanlarına ayrışıp ayrışmadığını, işletme büyüklüğü bazında köylülerin tasnif edilip edilemeyeceği sonucuna varamazsın. Kırsal alanda sömürü ilişkilerini (nicel) incelemeksizin sömürünün sınıfsal karakterini -burjuva veya feodal- (nitel) tespit edemezsin. Hal böyle olmasına rağmen bu sorun coğrafyamızda çok basite indirgenmekte. Örneğin, Maocular, kapitalist görüngülere kanarak sömürünün kapitalist olduğuna inanmayın, esas sömürü biçimi feodaldir diyebiliyorlar veya Türkiye'de ve dünyanın yarısında "yarı-feodal üretim tarzı"nı hakim kılabiliyorlar veya Türkiye'de ekonomide tarımın daha önemli olduğunu savunabiliyorlar. Bu tespitlerin (nitel) doğruluğu veya yanlışlığı nicel olanların araştırılmasından geçer. Bizim Maocular, tam da bundan "öcüden korkar gibi" korkuyorlar.

Demek oluyor ki istatistik, birtakım sayıların, rakamların birbiriyle ilişkisi olmayan niceliklerin bir araya getirilmesi değildir. Bu konuda Lenin şöyle der.
"Bir istatistik, keyfi bir şekilde bir araya getirilmiş sayısal değerler vermemelidir. Tersine o, sayıların yardımıyla yaşamın meydana getirmiş olduğu ve getiriyor olduğu araştırılan görüngünün farklı sosyal tiplerini aydınlatmalıdır" (C. 18, "Arbeitstag und Arbeitsjahr im Gouvernement Moskau" makalesinden).
Ekonomi üzerine yazılarımızda Lenin'in bu anlayışına göre hareket ettik, ediyoruz.

Marks, Engels, Lenin ve Stalin genel olarak kapitalizmin şu veya bu ülkede gelişmesinin ve özellikle de Stalin sosyalist inşanın çeşitli sorunlarını incelemek için istatistik verilerini oldukça kapsamlı olarak kullanmışlardır. Onların amacı, tarihsel somut durumu /gerçekliği sayısal değerler ve ilişkilerle ve sayısal değerlerde ve ilişkilerde tespit etmekti. Lenin, "Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi" eserinin "ikinci önsöz"ünde şöyle der;

"Rusya'nın sosyal ekonomik düzeninin ekonomik araştırma ve istatistik verilerin eleştirel işlenmesi temelinde ele alınan analizi, şimdi devrim seyri içinde bütün sınıfların alenen siyasi olarak ortaya çıkmalarıyla doğrulanmıştır"(C. 3. s. 17).

Özellikle Lenin'in Rusya'nın sosyo-ekonomik gelişmesine ilişkin birçok yazısı tamamen istatistik verilerle yüklüdür. Lenin, bu sayısal değerleri ülkenin tarihsel somut gerçekliğini tam tespit etmek için değerlendirmiştir.

Marks, Engels, Lenin ve Stalin, istatistik araştırmalarının sonuçlarını açıklama amaçlı kullanmamışlardır.

2-İstatistiğin Yöntemi

Her bilim, konusunu veya ele aldığı sorunu incelemek için bir yönteme gerek duyar. Yöntemsiz araştırma, inceleme olmaz. Bu anlamda yöntem ve konu, ayrılmaz bir birliğin/bütünlüğün ifadesidir. Bütün bilimler için olduğu gibi bir toplum bilimi olan istatistik için de yöntem, materyalist diyalektiktir.

Bilindiği gibi materyalist diyalektik, doğada ve toplumda genel hareket ve gelişme yasalarının bilimidir. Bu bilim, görüngülerin incelenmesine nasıl yaklaşılması gerektiğini gösteren bir kılavuzdur. Bu nedenle Marksist istatistik yöntemi, toplumsal gerçekliğin en doğru fotoğrafını çıkartmak için materyalist diyalektiğin ilkelerine göre hareket eder; bu ilkeleri kılavuz olarak alır. Bunun anlamı şudur; istatistik, toplumsal görüngüleri, birbirlerinden kopuk bir şekilde var olan görüngüler olarak ele alamaz, bu görüngülerin sürekli gelişme içinde olduklarından; dolaylı ve dolaysız bağlantılardan, eskinin yok olduğundan, yeninin doğuşundan ve bu gelişmenin zıtların mücadelesinde basitten karmaşığa, mükemmele doğru ilerlediğinden hareket eder. Örnek; bir ülkede iç pazarın oluşmasını nasıl gösterebiliriz? Bunun için, meta üretiminin boyutlarını, pazar olanaklarını, ulaşım olanaklarını, nüfusun yapısını, vb. bilmek/tespit etmek gerekir. Bu toplumsal kütle görüngülerinin birbirleriyle ilişkili münferit olanların incelenmesi demektir. Ancak bu görüngüler -bolca sayılar, rakamlar- incelendikten sonra bir ülkede iç pazarın oluşup oluşmadığı, oluştuysa hangi zaman dilimi içinde oluştuğu tam anlamıyla tespit edilebilir.

Demek oluyor ki, istatistiğin yöntemi, görüngülerin kütlesel incelenmesidir, bu görüngülerin nicel-nitel analizidir. Ancak böyle bir yaklaşımla birbirleriyle bağlantı içinde olan görüngülerin bu bağlantıları açığa çıkarılabilir, çeşitli gruplaştırmalar ve tasniflerle münferit görüngülerin özellikleri, incelenen kütlenin genel özellikleri belirlenebilir.

Burjuva istatistik, toplumsal görüngüleri metafizik ve idealist biçimde ele alır. Burjuva istatistik, toplumsal görüngülerin incelenmesi sonucunda tespit edilen yasallıkları çarpıtır, burjuva düzenin devamına hizmet edecek bir şekilde yorumlar. Örneğin, burjuva istatistiğin babası/kurucusu olarak tanımlanan Belçikalı Adolf Ouetelet (1796-1874) istatistik ölçüleri, toplumsal görüngüleri kapitalist toplumun gelişme yasalarının değişmezliği ve ebediliği olarak yorumlamıştır. Önemli olan, kapitalist düzenin tarihselliğini, geçiciliğini, onun yerini yeni bir sistemin alacağını gösteren toplumsal görüngülerle bile kapitalist düzenin ebediliğini açıklayabilmektir.

Ouetelet'ten bugüne burjuva istatistiğin yönteminin metafizik ve idealist özünde bir şey değişmemiştir.

Marksist-Leninist istatistik yöntemi, sosyal ve ekonomik ilişkileri karakterize eden sayısal göstergelerdeki değişmeyi soyut teorilerle açıklamaz. Tam tersine gelişmenin nedenini üretim ilişkilerinde arar. Marksist-Leninist yöntem, toplumsal görüngülerin istatistik fotoğrafındaki her değişmeyi siyasi ve ekonomik ilişkilerle bağları içinde ele alır.

Marksist istatistik yöntemi açısından toplumsal görüngülerin sayısal araştırılmasına tarihsel ve somut yaklaşım esastır. Marksist istatistik yöntemine göre istatistik görüngüleri, olduğu gibi, toplumsal yaşamın ortaya çıkarttığı yalın haliyle kaydeder. Toplanılan materyali nesnel içeriği temelinde inceler. Bunu yaparken dikkatini süreçlerin özünü, her bir sürecin gelişme aşamalarını ifade eden özelliklerini açığa çıkartmaya yöneltir.
İstatistik çalışmasında tümevarım, tümdengelim, analiz ve sentez gibi yolları kullanır. Örnek; toplumsal gelişmenin yasalarına dayanarak istatistik, genelden özele geçer, ekonominin bütününden
onun her bir dalına geçer ve onun bileşeni olan unsurları tasnif eder veya özelden genele doğru; ekonominin her bir bileşeninden bütününe doğru bir yol izler. Bu durumda esasen aynı özellikler taşıyan münferitlikler (ekonomide işletmeler) grup, alt grup vb. biçimlerde tasnif edilebilirler. Bu tasnif, bütünün bölümler içinde ifadesidir. Marksistler için burada istatistik veriler/rakamlar vs. tarihsel materyalizmin ve Marksist politik ekonominin teorik ilkelerine göre değerlendirilirler.

Somutlaştırırsak: Örneğin Türkiye'de kapitalist üretim biçiminin hangi aşamasının (basit meta üretimi, manifaktür ve makinalı büyük üretim) hakim olduğunu tespit etmek için ayrıntıyı ifade eden münferit üretim birimlerini istatistik veri/materyal olarak alırsın, tasnif edersin, analiz edersin ve varılan sonuç sentezdir. Böyle bir yol izlemeden bir ülkede üretim biçimi, hakim sömürü biçimi tespiti yapamazsın veya coğrafyamızda Maocuların yaptığı gibi, "ampirik verilerle yola çıkmayı yanlış bulursun. Bu, tam da bir metafizik yöntemdir ve nesnel gerçeklikle karşı karşıya kalmaktan duyulan korkudur. Çünkü "ampirik veriler", toplumsal kütle görüngüleridir ve bunlar siyasi ve ekonomik ilişkileri yansıttıklarından temel siyasi tespitlerin doğruluğunun ve yanlışlığının doğrudan göstergesi olurlar. Ayrıntıya girmezsen, örneğin kırsal alanda köylülüğün sosyal tabakalara ayrışmasını ve kırsal alandaki mülkiyet ilişkilerinin gelişmişlik durumunu (sentez) tespit edemezsin.

Demek oluyor ki istatistik, aynen diğer bilimler gibi, genelleştirme ile uğraşır. Lenin, "Tarım Sorunu ve Marks Eleştirmenleri" makalesinde E. David revizyonistini "olgular materyalini,... genelleştirmesini ve birbirine bağlamasını anlamıyor" diye eleştiriyordu. (C. 13, s. 170). Demek ki,
münferit olgulardan; her bir toplumsal olgudan genelleştirmeye gitmeyi, bu olguları birbirine bağlamasını ve sonuçlar çıkartmasını kavramak zorundayız.

Genelleştirme görevinin çözümünde istatistik yönteminin önemini Lenin'in şu sözlerinden de anlıyoruz. "Bir Adım ileri, İki Adım Geri" yazısında o, konuya ilişkin olarak şöyle der; ".. Tabloyu daha canlı kılmak, dağınık, bölük pörçük, birbirinden ayrı büyük küçük bir sürü olay yerine gerçek bir tablo edinmek... için... temel tipleri bir çizelgede gösterme kararı aldım. Büyük olasılıkla böyle bir yöntem, birçoklarına tuhaf gelecektir, ama sonuçları en doğru ve tam biçimde genelleştiren ve özetleyen bir başka yöntemin bulunabileceği konusunda kuşkuluyum" (C.7, s. 336/337)
Demek oluyor ki çizelge, grafik genelleştirmede ve sonuçları çıkarmada oldukça önemlidir.

İstatistik yöntem, tarihsel somut gerçekliği tanımak için bir dizi bilimsel usulden yararlanmaktadır.

İstatistik biliminin yöntem ve konusunun genel bir tanımlamasını Otsrovityanov şöyle yapıyor:
"İstatistik, bağımsız bir toplum bilimidir. Toplumsal kütle görünümlerinin nicel yönünü, ayrılmaz bağları içinde nitel yönüyle birlikte inceler; toplumsal gelişmenin yasallıklarının nicel ifadesini mekan ve zamanın somut koşulları altında inceler. İstatistik, toplumsal üretimin nicel yönünü, üretici güçlerin ve üretim ilişkilerinin bütünselliği içinde ve toplumun kültürel ve siyasi yaşamının görüngüleriyle bağları içinde inceler. Ayrıca, istatistik, doğal ve teknik faktörlerin toplumsal yaşamdaki nicel değişmeler üzerine etkisini ve toplumun yaşamının doğal koşulları üzerinde toplumsal üretimin gelişmesinin etkisini araştırır, istatistiğin teorik temelini tarihsel materyalizm ve Marksist-Leninist politik ekonomi oluşturur. Bu bilimin ilkelerine ve yasalarına dayanarak nicel değişmeleri somut toplumsal kütle görüngülerinde tasavvur eder ve onların yasallıklarını açıklar" (Arbeits- und Forschungsmehoden der Statistik", Heft 21 der Schriftenreihe; "Aus Sowjetischer und Volksdemokratischer Wirtschftsliteratur", Berlin 1955, s. 17. Verlag, Die Wirtschaft).

3-İstatistiğin Teorik Temelleri

Marksist istatistik biliminin teorik temelini, toplumun gelişme yasaları üzerine Marksist-Leninist öğreti oluşturur. Yanı sıra, Marksist-Leninist felsefe ve politik ekonomiye dayanır. Demek oluyor ki, diğer toplum bilimleri gibi, Marksist istatistik bilimi de araştırmalarına tarihsel materyalizm ve Marksist politik ekonomi temelinde yaklaşır.

Bilindiği gibi, tarihsel materyalizm, materyalist dünya görüşünün toplumsal gelişmelerin araştırılmasında kullanılmasıdır. Aynı şekilde, Marksistler için istatistik, toplumsal kütle görüngülerini zaman ve mekan koşulları altında ele aldığı için, bu görüngülerin maddesel olduğundan, nesnel olduğundan hareket eder. İstatistik, gerçekliğin kavranmasında payına düşen görevi yerine getirmek zorundadır.

Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in eserlerinde istatistik araştırmalarda politik ekonominin temel ilkelerine ve ortaya çıkardığı sonuçlara dayanılması gerektiğini çok yönlü olarak temellendirmişler ve açıklamışlardır.

Politik ekonomi, insanların ekonomik ilişkilerinin, üretici güçlerin üretim ilişkileri üzerinde etkisinin vs. bilimidir. Bir toplum bilimi olan politik ekonomi sınıfsal karakter taşır.
"Tümüyle nesnel, önyargısız, gerçekten korkmayan bir politik ekonomi olası mıdır? Hiç kuşkusuz olasıdır. Böyle bir nesnel politik ekonomi, sadece kapitalizmin çelişkilerini örtmeye ve çıbanlarını gizlemeye ilgi duymayan, çıkarları toplumun kapitalist boyunduruktan kurtulmasının çıkarları ile çakışan, çıkarları insanlığın ilerici gelişmesinin çıkarları ile aynı çizgide olan sınıfın politik ekonomisi olabilir. Bu sınıf, işçi sınıfıdır. Bundan dolayı, nesnel ve salt kendi çıkarlarını düşünmeyen bir politik ekonomi, ancak işçi sınıfının çıkarlarına dayanan bir politik ekonomi olabilir. Böyle bir politik ekonomi, Marksizm-Leninizmin politik ekonomisidir" (Politische Ökonomie, Lehrbuch, s. 14, Berlin 1955).

Politik ekonomi, ekonomi bilimleri içinde en önemli olanıdır, çünkü o, "toplumun tarihsel gelişme sürecini bütün somut çeşitliliği içinde araştırmayı kendine görev edinmez. O, toplumsal iktisadın her bir sisteminin temel özelliklerinin temel kavramlarını öğretir" (Agk, s. 13).

Anlattığımızı somutlaştıralım; istatistik araştırmaya, görüngülerin teorik analizi ile başlıyor, bunu yaparken politik ekonominin bilgilerine dayanıyor ve politik ekonominin kategorilerinden hareket ediyor. Çıkış noktası böyle olsun ve Türk sanayisinin 1950-1999 dönemi araştırılmak istensin. İstatistik ne ile işe başlar? İstatistik, öncelikle, Türkiye'nin ekonomik ilişkilerini analiz etmek zorundadır. Ancak bundan sonra işletmelerin gruplandırılmasına, büyük ve küçük işletmelerin ekonomideki ağırlığına, tekel olgusunun olup olmadığına vs. geçilebilir. Bunu yaparken istatistik, bir dizi kavramlara ulaşır veya kavramlar ortaya çıkartır. Araştırılan görüngüler, bütün temel özellikleriyle bu kavramlarda ifade edilirler. Bu kavramlar, istatistik şifrelerdir/işaretlerdir. Bunlardan hareketle istatistik, görüngüleri sayısal olarak karakterize eder ve analiz eder. Örnek, kiracı köylülük bir kavramdır. Kiracı köylülük "yarı-feodal ülkelerde oldukça yaygındır" denirse, o zaman bunun kanıtlanması gerekir. Bunu yapmaz ve ampirik verilerle yola çıkmanın yanlış olduğunu söylersen, o zaman bir toplum bilimi olarak istatistiği reddetmiş olursun. İkinci örnek; küçük üretim, büyük ölçekli üretim birer kavramdır. Sayısal olarak küçük üretim ekonomide hakim olabilir. Ama bu, üretilen değer açısından da hakimiyet anlamına gelmez. O halde yapılması gereken, istatistiğin bu toplumsal görüngüleri sayısal olarak karakterize etmesi ve analiz etmesidir. Türkiye açısından bunun sonucu şudur; sayısal olarak küçük üretim (işletme) büyüklere oranla çok fazladır. Ama üretim değeri bakımından büyük işletmelerin ekonomideki hakimiyeti küçük olanlarla karşılaştırılamayacak kadar belirgindir.

Lenin şöyle diyor;
"Bir dizi sorun ve oldukça temel, modern devletlerin ekonomik yapısını ve gelişmesini ilgilendiren sorunlar, önceleri genel mülahazalar ve yaklaşık veriler temelinde çözülen sorunlar bugün, söz konusu ülkenin bütün alanı için belli bir bütünlüklü programa göre toplanmamış ve istatistiğin uzmanları tarafından bir araya getirilmemiş çok sayıda verilere dayanılmaksızın bir ölçüde dahi olsun ciddi bir şekilde incelenemezler" (C. 16, s.435, "Modern Tarımın Kapitalist Sistemi" yazısından).

Demek oluyor ki, istatistiksiz politik ekonomi olamayacağı gibi, politik ekonomisiz istatistik de olmuyor.

İstatistik konusunda Lenin'i dinleyelim;
"Toplumsal görüngüler alanında olağanüstü yaygın ve o derece de yanlış olan bir yöntem vardır. Yani münferit olguları (bağından kopartarak) çekip almak ve örneklerle hokkabazlık yapmak. Örnekleri sadece derlemek zahmet istemez, ama ya anlamı yoktur veya sadece katışıksız olumsuz anlamı vardır. Çünkü esas olan, münferit durumların dayandıkları somut tarihsel durumdur. Gerçekler, bütünlükleri içinde, bağlamları içinde ele alındıklarında sadece 'inatçı' değil, bilakis mutlaka kanıt güçlü şeylerdir. Ama münferit olgular (gerçekler- SP.) bütünden kopuk olarak, bağlamından kopuk olarak ele alındıklarında veriler eksiktir, keyfi olarak (bağından koparılarak) çekip çıkartılmıştır. Çünkü tam da bu, verilerle hokkabazlık yapmaktır veya daha da kötü. Örneğin, önceleri ciddiye alınan ve öyle de kalmak isteyen bir yazar 20. yüzyılın Avrupa'sında bazı gelişmelerin açıklanması için Moğol boyunduruğu gerçeğini örnek alırsa bu, sadece, gerçeklerle hokkabazlık yapmak olarak tanımlanabilir mi veya siyasi şarlatanlıktan bahsetmek daha doğru olmaz mı?...
Tam ve tartışmasız olgulardan bir temele ulaşmaya çalışmak gerekir. Bu temele dayanılmalı ve bu temelle her bir 'genel' veya 'örneklere dayanan' bugünlerde bazı ülkelerde ölçüsüz kötüye kullanılan gözlemlerle yüzyüze gelinebilmeli. Bunun gerçek bir temel olması için esas olan, münferit olguları (bağından kopartarak) çekip almak değil, bilakis söz konusu soruna ilişkin olguların bütün kompleksini göz önünde tutmaktır, istisnasız olarak. Çünkü, aksi taktirde kaçınılmaz olarak olguların keyfi seçildiği veya bir araya getirildiği üzerine şüphe, tamamen haklı şüphe doğar...

Bu düşüncelerden hareketle istatistik ile başlamak istiyoruz. Bunu yaparken istatistiğin, bazı okurlarda uyandırdığı... derin antipatinin bilincindeyiz" (C. 23, s. 285/286, "Statistik und Soziologie" makalesinden).

Biz de bunun bilincindeyiz. Okur rakamları/sayıları okumuyor, "genel gözlemlere" bile rağbet etmiyor. Ama sorun sadece "bazı okur" ile sınırlı değil. Marksizm adına konuşan küçük burjuvazi, bugünün Türkiye'sinde toplumsal gelişmişliği neredeyse ortaçağ karanlığı içinde yaşıyor olduğumuzu kanıtlamak (!) için nesnel gerçeklerden, gerçek istatistik verilerden öcüden korkar gibi korkuyor! Bunların istatistiğe duydukları antipati ölçüsüzdür.

4- İstatistiğin Görevleri

İstatistik, incelenmesi gereken toplumsal görüngüleri dört açıdan tasnif eder; a-kapsam; b-yapı; c-diğer görüngülere olan ilişkiler ve d-görüngülerin değişimi ve gelişmesi. Böyle bir tasniften sonra istatistik konuyu dört aşamada ele alır; a-teorik analiz; b-kapsama; c-hazırlık ve d- değerlendirme.

İstatistik, incelenmesi gereken toplumsal görüngüleri kapsam, diğer görüngülerle olan ilişkiler ve görüngülerin değişimi ve gelişmesi bakımından tasnif etmekle toplumsal görüngülerin nicel yönlerinin özelliklerini ifade etmiş olur. Bu, öncelikle yapılması gerekendir. Sonra sıra, dört aşamalı çalışma sürecine gelir. Örnek; Türkiye'de kapitalist üretim biçiminin, "yarı -feodal üretim tarzı"nın, kapitalist sömürünün veya feodal sömürünün, burjuva mülkiyetin veya feodal mülkiyetin hakim olup olmadığını veya hangilerinin hangi oranda var olduğunu tespit etmek için her biri birer toplumsal görüngü olan bu görüngüleri, bu nesnel, maddi görüngüleri kapsamı, yapısı, diğer görüngülerle ilişkileri ve bu görüngülerdeki gelişme ve değişim bakımından tasnif etmiyorsan; bu zahmetli ve kesin olarak temel siyasi saptamalara götürecek ilk adımı atmıyorsan geriye tek bir anlayış kalıyor; istatistiği bir toplum bilimi olarak kavramamak ve sayısal verilerle, örneklerle hokkabazlık yapmak (Lenin).

Toplumsal görüngülerin nicel yanlarının temel karakteristiğini veren bu tasniften, ilk işten, sonra sıra, dört aşamalı çalışmaya gelir. Bu çalışmanın her bir aşamasının anlamı şöyledir.

a- Teorik analiz
Marksist istatistik, tarihsel materyalizmin ve politik ekonominin ilkelerinden hareketle ele alınan toplumsal görüngülerin özüne inmeye çalışır. Teorik düşünceler, ele alınan konu hakkında belli istatistik şifreler/işaretler/göstergeler ortaya çıkartır. Sonuç itibariyle bunlar sayı ve kavram bütünlüğüdür ve toplumsal görüngülerin nicel ve nitel yönlerini ifade ederler. Ancak bunların yardımıyla çalışma sürdürülebilir. Örnek; bir ülkenin gayrisafi üretimi. Burada bir taraftan söz konusu ülkenin gayrisafi üretimi ifade ediliyor. Bu bir kavramdır ve aynı zamanda ülkedeki bütün sanayi işletmeleri içinde geçerlidir. Diğer taraftan bu kavram; gayrisafi üretim, hacim (miktar) bakımından da açıklık ister. Ama kapsam (miktar), işletmeden işletmeye farklıdır. Teorik analiz bütün bunları göz önünde tutmak zorundadır.

b-Kapsam
Burada söz konusu olan, göstergelerin sayısal hacminin tespitidir. Araştırılmak istenen toplumsal görüngülerin her biri yukarıda belirttiğimiz dört açıdan tasnif edilmek zorundadır. Örnek; bugün -dün de- Türkiye kırında mülkiyet/üretim ilişkilerini tespit etmek için yararlanılabilecek sayısız istatistik materyal vardır. Bu materyali değerlendirmeksizin, şurada veya burada görülen feodal kalıntıyı tarımsal yapıları belirleyen bir büyüklük olarak kabul ediyorsan, bunu kanıtlamak zorundasın. Yani kırsal alanda üretimi, mülkiyet ilişkileri, köylünün parçalanmışlık durumu açısından -bunların hepsi birer toplumsal görüngüdür- incelemek, bunların kapsamını belirlemek zorundasın. Ama Maocularımız, bunun tam da tersini yaparak sakın ha "kapitalist görüngülere inanmayın, Türkiye'de sömürü kapitalist değil, feodaldir" diyebiliyorlar.

Kapsamı tespitle istatistik, verili zaman ve mekan koşullarında her bir somut toplumsal görüngü üzerinde bilgi sahibi olur.

c-Hazırlık
Burada söz konusu olan, münferit görüngüler üzerine veriler hakkında ve görüngülerin bütünü hakkında bilgilerin toplanması ve sosyal-ekonomik tiplerine veya karakteristik özelliklerine göre ayrıştırılmasıdır.

d- Değerlendirme
Burada söz konusu olan, teorik analizle görüngülerin özü üzerine elde edilmiş olanın derinleştirilmesidir. Bunu yapmak için istatistik, matematik yöntemine başvurulabileceği gibi, sayısal materyali daha da anlaşılır/kavranır yapmak için tablolardan ve grafiklerden de yararlanır. Yani sayısal materyal tablolaştırılır/grafikleştirilir” (“Sınıf Pusulası”, sayı 4, Kasım-Aralık 1999).

Sosyalizm, sadece ekonomi, istatistik veri yığını değildir diyebilirsiniz. Doğru söylemiş olursunuz. Ama bu söylem eksik olur. Proletarya diktatörlüğü olmaksızın, sosyalist demokrasi olmaksızın, işçi sınıfı ve emekçi yığınların yeni toplumun inşasına her bakımdan katılmaları olmaksızın diye başlayıp bir dizi koşul saydıktan sonra sosyalizm inşa edilemez diyebilirsiniz. Kültür devrimini, kadınların toplumsal ve ekonomik yaşamda eşitliğini, ulusların kendi kaderini tayin hakkını istatistik verilerle nasıl ölçeceğiz, nasıl tespit edeceğiz diye bilirsiniz. Bunların hepsi ölçülebilir değerlerdir. Yeter ki, neyi nasıl ölçeceğimizi, istatistik verileri okumasını bilelim.

Ekim Devrimi'nin ürünü olan SSCB'de yeni toplumun inşasını, bu inşada katedilen mesafeyi ölçülebilir kılmak için SSCB'nin 1917-1956 arasındaki tarihini farklı başlıklar altında birkaç makaleye sığdırmaya çalıştık. Bu makalelerin hepsi, kısa açıklamalı istatistik veri yığınından ibarettir. Bunları, istiyorsanız, bolca materyal sunan, değerlendirilmesi istenen makaleler olarak da görebilirsiniz. Ama en azından Ekim Devrimi'nden sonra, proletarya diktatörlüğü koşullarında ekonomik ve toplumsal bakımdan oldukça geri Rusya'nın nasıl SSCB'ye dönüştüğünü; yaşamın her alanında hangi adımların atıldığını; teoride genel hatlarıyla formüle edilmiş sosyalizmin soyut olmaktan çıkartılarak nasıl somutlaştırıldığını; hangi güçlüklere karşı nasıl mücadele edilerek kurulduğunu bu verilerde görebiliriz. Verileri okuyamama (anlayamama) durumunda yazabilirsiniz de. Mutlaka açıklayıcı bir cevap verilir.
Diğer taraftan teknik bir sorundan dolayı makalelerde göreceğiniz her biçimde estetikten yoksun bazı tablolar için şimdiden özür dilerim. 


SSCB'DE İKTİSADİ VE KÜLTÜREL GELİŞME – TEMEL GÖSTERGELER

1-SSCB'de nüfusun sınıfsal yapısındaki değişim


Grafiğin üst kısmında SSCB'de kent ve kır nüfusunun dağılımını görüyoruz. 1913 ile karşılaştırıldığında kent nüfusunun toplam nüfus içindeki payı 1940'ta iki mislinden fazla artıyor. 1940-1956 arasında da kent nüfusunun toplam nüfus içindeki payı 17 puan artıyor. 1956'ya gelindiğinde SSCB'de kır nüfusunun toplam nüfus içindeki payı adeta önemsizleşiyor; yüzde 13'e düşüyor.
Kentleşme, büyük merkezlerin oluşması sorunu sosyalizmde tartışmalı bir konudur. Bu konuda Engels'in görüşüyle Stalin'in görüşü arasında -diyelim ki teoriyle pratik arasında- büyük fark vardır.

1928-1937 arasında toplumun sınıfsal yapısında devasa bir değişimin olduğunu görüyoruz. Birinci ve İkinci Beş Yıllık Planların sonucu, temel üretim araçlarının mülkiyetindeki sınıfsal değişim toplumun sınıfsal yapısında yansıyor. Kırsal alanda 1928'e kadar hakim konumda olan kulaklar hariç tekil köylüler, kooperatiflerde örgütlenmemiş zanaatçılar kır nüfusunun ezici çoğunluğunu oluştururken İkinci Beş Yıllık Plan uygulamasıyla birlikte kır nüfusunun sınıfsal yapısı tamamen emekçi köylüler (kolhoz köylüleri) lehine değişmiştir; 1928'de nüfusun ancak yüzde 2,9'unu oluşturan bunlar, 1937'de yüzde 57,9'unu oluşturuyorlardı.
Aynı değişimi işçi sınıfının toplam nüfus içindeki payında da görmekteyiz. 1928'de nüfusun yüzde 17,6'sını oluşturan işçiler, 1937'de yüzde 36,2'sini oluşturuyorlardı.

Bu verilerde SSCB'de sömürücü sınıfların kalmadığını, varlık nedeni özel mülkiyetin yok edilmesi ve iktidarlarının yıkılması sonucunda toplumsal güç olarak tarihe karıştıklarını görüyoruz.


2- Faal nüfusun sektörlere göre dağılımı



Sanayi, inşat, ulaşım ve komünikasyon sektöründe çalışanların verili sektörler içindeki payı yüzde 11'den yüzde 37'ye ve eğitim ve sağlık sektöründe çalışanların payı da yüzde 1'den yüzde 9'a çıkarken tarım ve ormancılık sektörünün payı yüzde 75'ten yüzde 43'e düşüyor.
Ticaret, devletsel idare ve diğer sektörlerin payında pek değişim olmuyor.

3- SSCB ekonomisinde sosyalist ekonominin payı

1-Hayvan mevcudiyeti hariç üretim yatırımı fonunda sosyalist ekonominin payı daha 1924'te yüzde 60'ı aşıyor ve 1937'de de yüzde yüze yaklaşıyor.

2-Aynı paralelde bir gelişmeyi ulusal gelirde de görüyoruz.

3-Nispeten değişik bir gelişmeyi sanayi brüt üretiminde görüyoruz. Ekim Devrimi sonucunda üretim araçlarının mülkiyetindeki değişim (özel mülkiyetin toplumsal mülkiyete dönüşmesi) doğrudan sanayi üretimine yansıyor ve SSCB'de toplam sanayi üretiminde sosyalist ekonominin payı daha 1924'te yüzde 80'e yaklaşıyor.

4-Benzeri bir gelişme perakende satışta da görülmektedir.

5- Tarım brüt üretiminde sosyalist ekonominin payı İkinci Beş Yıllık Plan uygulamasıyla birlikte olağanüstü artmıştır. 1928'de tarım üretiminde sosyalist ekonominin payı yüzde 10'un altındayken 1937'de yüzde 100'ün sınırına dayanmıştır.

4- SSCB sanayisinde brüt üretim arışı



SSCB'de sanayi üretimindeki büyüme bağlamında değişim esasen Birinci Beş Yılık plan ile birlikte başlamıştır (1928). Sosyalist sanayileşme planının sonuçları oldukça açık:
1- Üretim araçları üretimini ifade eden grup A'nın toplam brüt sanayi üretimindeki payı 1956'da yüzde 70'e çıkıyor.
2-1913'le karşılaştırıldığında -II. Dünya Savaş dönemindeki zorluklar göz önünde tutulmazsa- 1956'da toplam sanayi 30; üretim araçları üretimi 70 ve tüketim araçları üretimi de (grup B) 12 misli artmıştır.

5- SSCB'de iş verimliliği artışı – Bir karşılaştırma

Aşağıdaki grafik bize şunu anlatıyor:
Birinci Beş Yıllık Plan ile birlikte sosyalist ekonomi ve kapitalist ekonomide veya da sosyalist ülke olarak SSCB ile kapitalist dünyanın en önde gelen ABD, İngiltere ve Fransa gibi merkez ülkelerinde iş verimliliği kısalanamayacak derecede farklı artışmıştır.
1913'e göre 1956'da bu artış SSCB'de yaklaşık 9 misli iken ABD'de 2 mislinden biraz fazla, Fransa'da 2 misline yakın ve İngiltere'de de yüzde 30 civarında olmuştur. 
 


6- SSCB'de ulusal gelirde artış – Bir karşılaştırma

Bu karşılaştırma şunu gösteriyor: Verili dönem içinde SSCB'de ulusal gelir yaklaşık 13 misli artarken adı geçen emperyalist ülkelerde 2 misli dahi artmıyor.

SSCB'de olduğu gibi bir ulusal gelir artışı hiçbir kapitalist ülkede görülmemiştir.
SSCB'de ulusal gelirin tamamı emekçilerin çıkarlarına göre paylaşılır, kapitalist ülkelerde ise ulusal gelirin yarıdan çoğu sömürücü sınıfın payına düşer.



7- Sanayi üretiminde kişi başına artış – Bir karşılaştırma



Kişi başına sanayi üretimindeki artış da sosyalist sanayileşmenin ne denli hızlı geliştiğini gösterir. 1913'e göre 1956'da kişi başına sanayi üretimi SSCB'de 20 misli artarken, dünyanın en güçlü emperyalist ülkesi ABD'de ancan ve ancak 2 mislinden biraz fazla artabiliyordu.

8- Ekonomide uzmanlaşa

Uzmanlaşma olmaksızın sosyalizm kurulamaz. Sovyet iktidarının uzmanlaşma alanında attığı adımların sonuçlarını aşağıdaki grafikte görmekteyiz.

1928'i baz alırsak yüksek eğitim ve orta derecede meslek eğitimi almış toplam uzman sayısı 1941'de 4,6 ve 1956'da da 12 misli artmıştır.
Yüksek okul mezunu uzmanların sayısı 1928'e göre 1941'de yaklaşık 4 ve 1956'da da 11,3 misli; aynı dönemde orta derece meslek eğitim almış uzmanların sayısı da 5,2 ve 12,6 misli artmıştır.



9- Ücretler ve gelirlerde gelişme

9.1-İşçi ücretlerinde artış

Aşağıdaki şekilde sanayi ve inşat işçilerinin ücretlerindeki gerçek artışının seyri farklı üç koşulun etkisine göre gösterilmektedir.

1-Gerçek (reel) ücreti etkileyen son iki faktör (koşul) dikkate alınmazsa sanayi ve inşat işçilerinin gerçek ücreti 1913'ten 1956'ya 3,4 misli artıyor.

2- İşsizliğin yok edildiği koşullarda sanayi ve inşat işçilerin gerçek ücreti 3,7 misli artıyor.

3-İş gününün kısaltılması koşullarında ise sanayi ve inşat işçilerinin gerçek ücreti 4,8 misli artıyor.

9.2-Emekçi köylülerin (kolhoz) gelirlerinde artış


Yukarıdaki şekil şunu anlatıyor:
1- Son iki faktör dikkate alınmadığında emekçi köylülerin (kolhoz köylüleri) gerçek gelirleri 4 misli artıyor.
2-Devletin sunduğu hizmetler ve kolaylaştırmalar dikkate alındığında emekçi köylülerin gerçek gelirleri 5,4 misli artıyor.
3-Ama bölünemez fonların ve kolektif ekonomilerin (kolhozların) stokları için kullanılan gelirler dahil edildiğinde emekçi köylülerin gerçek gelirleri 6 misli artıyor.


10-SSCB'de konut alanında gelişme



II. Dünya Savaşı döneminde konut yapımında önemli bir gelişme olmamıştır. Konut alan bu dönemde 9,8 milyon m2' den 11,1 milyon m2'ye çıkarak ancak yüzde 13,3 oranında artmıştır. Sosyalizmde konut inşası, emekçi yığınların sağlıklı yaşamı için yapılan bir yatırımdır. Olanakların sınırlı olduğu dönemlerde bu alana yapılan yatırımlar genellikle yatırım önceliklerinin son sıralarında yer alır. Ama SSCB bütün zorluklara (iç savaş, emperyalist saldırganlığa ve baskılara karşı hazırlık; sanayileşmenin hızlandırılması vs.) rağmen konut alanında önemli adımlar atabilmiştir. 1928-1 Haziran 1941; 1 Ocak 1946-4. Beş Yıllık Plan ve 5. Beş Yıllık Plan dönemlerinde konut alanında önemli artış olmuştur. 1918-1928 dönemine göre konut alanı 1956'da 9,5 misli artmıştır.
4. ve 5. Beş Yıllık Planlar döneminde II. Dünya Savaşı'nın konut alanındaki tahribatını ortadan kaldırmak için atılan adımların sonuçlarını yukarıdaki şekilde görüyoruz:
1 Temmuz 1941-1 Ocak 1946 dönemine göre (genel hatlarıyla II. Dünya Savaşı dönemi) göre konut alanı 4. Beş Yıllık Plan döneminde yüzde 85,6; 5. beş Yıllık Plan döneminde yüzde 173,9 ve 1956'da da yüzde 232,4 oranında artmıştır.
Buna rağmen SSCB'de konut inşası alanında atılan bu adımların yeterli olduğu söylenemez.