deneme

1 Kasım 1996 Cuma

SOSYALİZM ÖLDÜ MÜ?



SOSYALİZM ÖLDÜ MÜ?
Marksizm, doğduğundan beri "çürütülme"ye çalışılmış, gerçekleşen ise tam tersi olmuştur; Marksizm, kendine karşıt görüşleri çürüterek gelişmiştir. Dünya burjuvazisi, kendi sınıfsal çıkarı ve geleceği açısından Marksizmin ne denli ölümcül bir tehlike arz ettiğini çok erken kavramış ve tarihin her döneminde Marksizme karşı mücadelesini başta; felsefe, ekonomi ve teori olmak üzere, her alanda ve her bir tarihi dönemin somut sorunları temelinde ele alarak sürdürmüştür. Burjuvazinin ve onun uluslararası alanda işçi ve komünist işçi hareketi içindeki ajanlarının (revizyonistlerin) hep değişik formlarda açığa çıkması bunun açık ifadesidir. Burjuvazi, Marksizmi çürütmek için somut durumun somut analizinden hareket etmiştir. Bugün de öyle hareket ediyor. Revizyonist blokun çökmesiyle, kesintisizce sürdürmekte olduğu antikomünizm mücadelesini "Sosyalizm öldü" kampanyasına dönüştürdü. Bu yazımızda bu alandaki gelişmeleri; dünya burjuvazisi ve onun hesabına çalışan revizyonistlerin Marksizmi, sosyalizmi "öldürme" operasyonlarını(!) güncel bakımdan inceleyeceğiz.

"Marksist öğreti güçlüdür, çünkü doğrudur"
Marksizm veya çağımızdaki anlamıyla Marksizm-leninizm, Marks, Engels, Lenin ve de Stalin'in bilimsel görüş ve teorilerinin bütünlüklü sistemidir.
19. yy'ın '40'lı yıllarında doğan Marksizm, işçi sınıfının temel çıkarlarının teorik ifadesidir. Bu teori Marks ve Engels tarafından temellendirilmiş ve sistemleştirilmiştir. Bu teori; felsefede, politik ekonomide ve sosyalist öğretide gerçek anlamda bir devrimin ifadesidir.
"Marksist öğreti güçlüdür, çünkü doğrudur; kapsamlı ve uyumludur ve insana kör inancın, gericiliğin ve burjuva baskısını savunmanın hiçbir biçimiyle bağdaşmayan, eksiksiz bir dünya görüşü sağlar. Alman felsefesi, İngiliz ekonomi politiği ve Fransız sosyalizminin temsil ettiği insanlığın 19. yy'da yarattığı en iyi ürünlerin meşru mirasçısıdır"(Lenin; Marksizmin Üç Kaynağı ve Üç Bileşeni"; Marks-Engels-Marksizm, s. 79.)
Marks ve Engels, devraldıkları bu mirası, eleştirisel ve yaratıcı bir tarzda değerlendirerek ve bu değerlendirmede işçi sınıfının sınıfsal bakışını esas alarak bilimsel teorilerini oluşturmuşlardır. Şüphesiz ki, bu teori bugünden yarına; hemen oluşuvermemiştir. Marksizm, felsefede, politik ekonomide ve teoride burjuva-idealist akımlara karşı çetin bir mücadeleyi içeren süreç içinde doğmuştur.
"Öyle ki; işçi sınıfının mücadelesiyle bağlam içinde olan ve esasen proletarya arasında yaygınlaşan öğretiler arasında dahi Marksizm, öyle hiç de bir anda kendini kabul ettirmemiştir. Var oluşunun ilk elli yılında (19. yy'ın '40'lı yıllarından itibaren)Marksizm, kendine temelden düşman olan teorilere karşı mücadele etti. '40'lı yılların ilk yarısında Marks ve Engels, felsefi idealizm görüş açısına sahip olan radikal genç Hegelcilerle hesaplaştılar. '40'lı yılların sonunda mücadele ekonomik öğretiler alanında önplana çıktı –proudhonizme karşı mücadele– '50'li yıllar bu mücadelenin sonuçlandığı yıllar oldu:Fırtınalı 1848 yılında ortaya çıkan öğretilerin ve partilerin eleştirisi. '60'lı yıllarda mücadele genel teori alanından, doğrudan işçi hareketine yakın alana kaydı:Bakunizmin Enternasyonal'den defedilmesi. '70'li yılların başında Almanya'da kısa bir dönem için proudhonist Mülberger '70'li yılların sonunda da pozitifist Dühring önplana çıktılar"(Lenin; Marksizm ve Revizyonizm, C. 15, s. 20, Alm.)
Başka bir makalesinde de Lenin, Marksizmin gelişme sürecini üç aşamada ele alır:"1848'de yayınlanan Komünist Manifesto'dan… beri dünya tarihi, açık-seçik üç ana döneme bölünmüştür. 1)1848 Devrimi'nden Paris komününe (1871) kadar; 2)Paris komününden Rus Devrimi'ne (1905) kadar; 3)Rus Devrimi'nden bu yana"(“Karl Marks Öğretisinin Tarihsel Yazgısı"(Marks-Engels, Marksizm, s. 84.)
Bu ana dönemlerin her birinde Marksizm, felsefe, politik ekonomi ve teori alanlarında burjuva, küçük burjuva akımlara karşı çetin mücadele içinde gelişmiştir.
"Birinci dönemin başında hiç de egemen olmayan, sosyalizmin birçok grup ya da eğilimlerinden yalnızca birisi olan Marks'ın öğretisi… Birinci dönemin sonuna doğru (1848-1871), bu fırtınalar ve devrimler döneminde Marks öncesi sosyalizmi"(Lenin, agk, s. 85.) öldürecek, tarihin çöplüğüne atacak derecede gelişmiştir. Bu dönemdeki mücadelenin sonucunda bağımsız, güçlü proleter karakterli partiler doğmuştu. Buna bir bütün olarak 1. Enternasyonal'i (1864-1872) ve Alman Sosyal Demokrat İşçi Partisi'ni örnek olarak verebiliriz.
"Fırtınalar ve devrimler dönemi" olan birinci dönemin aksine ikinci dönem, devrimsiz bir dönemi, "barışçıl" karakter taşıyan bir dönemi karakterize ediyordu. Bu dönem, aynı zamanda, Batı'da burjuva devrimlerinin tamamlandığı, Doğu'nun ise bu devrimlere henüz hazır olmadığı bir dönemdi.
"Batı, gelmekte olan değişimlerin 'barışçı' hazırlığı evresine girdi. Sosyalist partiler, özellikle proleter nitelikte olanlar, her tarafta kuruldular ve burjuva parlamentarizmini kullanmayı ve kendi günlük basınını kendi eğitim kurumlarını, kendi sendikalarını ve kendi kooperatif birliklerini kurmayı öğrendiler. Marks'ın öğretisi tam bir zafer kazandı ve yayılmaya başladı"(Lenin, agk, s. 86.)
Yine Lenin'in deyimiyle bu dönem, proletaryanın güçlerini toparladığı, geleceğin meydan muharebeleri için hazırlandığı yavaş ama sebatla ilerleyen süreci ifade ediyordu.
Marksizmin, sınıf düşmanları üzerine teorik zaferinin ifadesi olan bu dönemde, Marksizmin düşmanları, ona karşı mücadele edebilmek için Marksizm kılığına bürünmek zorunda kaldılar. Lenin'in deyimiyle bu "tarihin diyalektiği"ydi. Dönemin "barışçıl" özelliği, barışçıl, parlamenter mücadelenin kazanımlarının hiç de küçümsenemeyecek boyutlarda olması; birtakım ekonomik ve sosyal hakların elde edilmesi, oportünist güçlerin gelişmesine neden oldu ve onlar, Lenin'in deyimiyle "sosyalist oportünizm", "büyük meydan muharebelerine hazırlık dönemini, bu muharebelerden vazgeçme anlamında yorumlamaya" başladılar. Artık onlar, sınıf mücadelesinden vazgeçmeyi, üç-beş kuruş için; ekonomik koşulların iyileştirilmesi için mücadeleyi, bir bütün olarak "sosyal barışı" vaaz ediyorlardı.
Üçüncü dönemin karakteri ikinci döneminkinden oldukça farklıydı. Bu dönem, büyük meydan muharebelerine hazırlık değil, büyük meydan muharebelerinin gerçekleştirildiği dönemdi.
"…Oportünistler, Asya'da dünya ölçüsünde önemli olan fırtınanın yeni bir kaynağı ortaya çıkınca kendilerini, 'toplumsal barış' ve 'demokrasi' koşullarında fırtınanın gereksizliği konularında pek kutlayamadılar. Sovyet devrimini, Türkiye'de, İran'da ve Çin'deki devrimler izledi. İşte şimdi biz bu fırtınalar döneminde ve bu fırtınaların Avrupa'daki 'yansımaları' döneminde yaşıyoruz… Asya'dan sonra Avrupa da, Asya'daki gibi olmamakla birlikte, karışmaya başladı, 1872-1904 'barışçı dönemi' bir daha dönmemek üzere geçip gitti"(Lenin, agk, s. 86/87.)
Gidiş o gidiş!
Sınıflı toplumların tarihinde, hiçbir zaman, hiçbir hakim sınıf, kendi iktidarının geçici olduğuna, bir gün başka bir sınıfın hakim güç olacağına inanmamıştır. Köleci toplumda köle sahipleri, düzenlerinin ebedi olduğuna inanırlardı. Ama onların düzeni, o düzenin bağrında doğan feodal güçler tarafından yıkıldı. Feodaller de, feodalizmin ebedi olduğuna inanıyorlardı. Ama onların düzeni de o toplumun bağrından çıkan burjuva sınıf tarafından yıkıldı. Bu sefer, iktidarını kuran burjuvazi kendi düzeninin; kapitalizmin ebedi olduğuna inanıyordu. Şimdi sıra burjuvazide. O da bir gün tarih sahnesinden silinecek, onu tarih sahnesinden silecek olan güç proletaryadır. Ve onun ideolojisi de Marksizmdir. Bu gerçeği gören burjuvazi her alanda ve her türlü savaş hilesiyle Marksizme karşı mücadele etmektedir. Burjuvazi ve ideologları, Marksizm yanlış bir düşünce olduğu için ona karşı mücadele ettikleri vaazını veriyorlar. Oysa gerçek bunun tam da tersidir. Burjuvazi ve ideologları, Marksizm doğru olduğu ve onların sömürü ve zor yoluyla sürdürdükleri egemenliklerini tehdit ettiği için, ona karşı mücadele ediyorlar. Siyasi hakimiyetlerini korumak ve "ebedi"leştirmek için bu mücadeleyi sürdürmek zorundadırlar.
Bu gerçeği Lenin şöyle dile getirir:
"Uygar dünyanın tümünde Marks'ın öğretisi, Marksizme bir çeşit 'zararlı mezhep' gözü ile bakan, (resmi ve liberal) bütün burjuva biliminin aşırı düşmanlığını ve nefretini uyandırmaktadır. Ve başka bir tutum da beklenemez. Çünkü sınıfların savaşımı temeline dayanan bir toplumda, 'tarafsız' toplumsal bilim yoktur. Bütün resmi ve liberal bilim, şu ya da bu biçimde ücretli köleliği savunmaktadır, oysa Marksizm, bu köleliğe karşı amansız bir savaş açmıştır… Felsefe tarihi ve toplumsal bilim tarihi bize tam bir açıklıkla gösteriyor ki; Marksizmde, dünya uygarlığının gelişme çizgisi dışında doğmuş, dar görüşlü, taşlaşmış bir öğreti olan 'sekterizm'e benzer hiçbir şey yoktur. Tam tersine; Marks'ın dehası tamamen insanlığın en önde gelen beyinlerinin getirdiği sorulara yanıtlar sağlamış olmasındadır. Onun öğretisi felsefenin, ekonomi politiğin ve sosyalizmin en büyük temsilcilerinin öğretilerinin doğrudan ve dolaysız bir devamı olarak doğmuştur"(Lenin, Marksizmin Üç Kaynağı ve Bileşeni, agk, s. 78/79.)
Marksizm, burjuvazinin baş belasıdır. Burjuvazi, Marksizme karşı cepheden mücadelesinin yanı sıra, onu çarpıtarak da mücadele eder. Bu çarpıtma mücadelesinde, üniversitelerinde "bağımsız" bilim yuvalarında yetiştirdiği uzmanlarını, "marksaloglar"ını ve işçi sınıfı içindeki ajanları olan revizyonistleri kullanır. Marks'ın, dolayısıyla da Marksizmin nasıl çarpıtıldığını Lenin şöyle açıklar;
"Tarihte, kurtuluşları için mücadele eden köleleştirilmiş sınıfların devrimci düşünür ve önderlerinin öğretilerinin başına birçok kez gelen şey bugün Marks'ın öğretisinin başına geliyor. Ezen sınıfların, sağlıklarında büyük devrimcilere ardı arkası gelmez takibatlardan başka verecekleri hiçbir şey yoktu; onların öğretilerini, en vahşi düşmanlık, en koyu kin, en taşkın yalan ve karalama kampanyalarıyla karşıladılar. Devrimci öğretinin içeriğini boşaltarak, devrimci ucunu koparıp atarak ve bayağılaştırarak, büyük devrimcileri ölümlerinden sonra zararsız ikonalar haline getirmeye, deyim yerindeyse azizleştirmeye, ezilen sınıfları 'teselli etmek' ve onları aldatmak için adlarına belli bir şan vermeye çalışırlar. Burjuvazi ile işçi hareketi içindeki oportünistler, Marksizmin işte böylesi bir 'işlenmesi'nde birleşiyorlar. Öğretinin devrimci yanı, devrimci ruhu unutuluyor, bir kenara itiliyor, çarpıtılıyor. Burjuvazi için kabul edilebilir olan ya da öyle görünen şeyler önplana çıkarılıyor ve övülüyor. Şaka bir yana, bugün bütün sosyal şovenistler 'marksist'tirler! Ve daha düne kadar uzmanlık konusu Marksizmin kökünü kazımak olan burjuva Alman bilginleri, gittikçe daha sık biçimde, soygun savaşının yürütülmesi için son derece iyi örgütlenmiş o işçi sendikalarını eğitmiş 'Ulusal-Alman' Marks'tan söz ediyorlar"(Lenin, Seçme eserler, C. 7, s. 17/18.)
Burjuvazinin, Marksizmi, Ekim Devrimi'yle birlikte de gerçeklik olduktan sonra sosyalizmi "öldürme", "yok etme" veya da "çarpıtma" operasyonlarına geçmeden önce Marksizmin, Marksizm-leninizme dönüşmesinin nedenlerine bakalım:
Bu konuda Stalin şöyle diyor;
"Marksizmin bir şey, Leninizmin ise başka bir şey olduğu, marksist olunmadan da Leninist olunabileceği akla gelebilir. Ama böyle bir düşünce kesinlikle doğru sayılmaz. Leninizm, Lenin'in öğretisi eski Marksizm değildir. Leninizm emperyalizm ve proleter devrimleri çağının Marksizmidir. Başka bir deyişle, Leninizm, Marks'ın yarattığı bütün her şeyi, artı, Lenin'in Marksizmin hazinesine katarak onu zenginleştirdiği ve Marks'ın yarattığı her şeyden zorunlu olarak çıkan yeniyi (proletarya diktatörlüğü öğretisi, köylü sorunu, ulusal sorun, parti, reformizmin sosyal kökenleri sorunu, komünizmde belli başlı sapmalar sorunu vb.) kapsar. Bu nedenle, sorunu, Marksizm ve Leninizmden değil de (temelde bir ve aynı şey olan) Marksizm ya da (abç.) Leninizmden söz edecek şekilde formüle etmek daha iyi olurdu… Leninizm, tüm ülkelerin işçilerinin devrimci hareketinin deneyimlerinin genelleştirilmesidir"(Komünist Gençlik Birliği'nin Görevleri, C. 7, s. 203.)
Yorumsuz kabullendiğimiz bu saptamadan sonra şunu ilave etmeliyiz:Bir dönem, salt Marks ve Engels'i, Marksizmi "çürütme", "öldürme", "yok etme" ve "çarpıtma" mücadelesi veren burjuvazi; her kılığa girmiş şekliyle burjuvazi emperyalist çağ ile birlikte Marksizm-leninizmi, Ekim Devrimi'nden sonra sosyalist inşayı, bazen tek başına Lenin'i (Marksizme "sarılarak"), çoğu kez de Stalin'i (bazen Marks ve Engels'e, bazen de Lenin'e veya dönem dönem "Marksizm-leninizme sarılarak")"çürütme", "yok etme", "öldürme" ve "çarpıtma" mücadelesini vermiştir. Bu mücadele; Marksizmin doğuşundan beri süregelen bu mücadele günümüzde de somut koşulların kılığına bürünerek devam etmektedir.

Dünya Burjuvazisinin Marksist Teoriyi, Sosyalizmi Revizyona Uğratma, "Yok Etme" Operasyonları

1-II. Enternasyonal Oportünizmi (Revizyonizmi) ve Akıbeti

1889'da (Paris Kongresi) kurulan II. Enternasyonal'in kuruluş amacı, tek tek ülkelerde Marksist partilerin ve başka proleter örgütlenmelerin gelişmesini teşvik etmek, işçi sınıfının ekonomik ve siyasi eylemlerini uluslararası alanda koordine etmek, işçi hareketi içinde her türden burjuva düşüncenin –ideolojisinin– olası etkilerine karşı mücadele etmek ve nihayetinde proletaryayı ulusal ve uluslararası alanda siyasi iktidar mücadelesi için hazırlamaktı.
II. Enternasyonal, belli bir dönem, kuruluşundan sonraki ilk 10 yıl, daha da somutlaştıracak olursak Engels'in ölümüne kadar (1895) olan dönemde tarihi görevini yerine getirmek için mücadele etmiştir. Ama daha 19. yy'ın '90'lı yıllarının ortasında uçlanmaya başlayan –Engels'in de fark ettiği– oportünizme karşı kararlı bir mücadele sürdürülememişti. II. Enternasyonal'in oportünist-revizyonist bataklığa gömülmesinin ideolojik ön koşulları bu dönemde oluşmuş ve yaygınlaşmıştı.
Oportünizm, emperyalizmin bir ürünüydü, diyebiliriz ki; aynı zamanda emperyalizmin varoluş koşullarından birisiydi. Bu karşılıklı ilişki veya birbiri ile bağlam içinde olma olgusu emperyalizmin ekonomik, politik ve de ideolojik koşullarında aranmalıdır. Oportünizm, ulusal ve uluslararası alanda işçi hareketinin bölünmesi, parçalanması demektir. Oportünizm, işçi sınıfına veya etkisi altına aldığı kesimin kapitalist sisteme, burjuva düzene, siyasi ve ideolojik olarak bağlanması demektir. Bu, oportünizmin temel siyasi görevidir. Kapitalizmin, tekelci aşamasına (emperyalizm) geçmesiyle birlikte oportünizmin görev alanı da genişledi. Tekelci burjuvazi, tekel karının bir kısmını işçi sınıfını satın almak için kullandı ve aynı zamanda birtakım ekonomik ve demokratik (örgütlenme, siyasi mücadele vs.) tavizler vererek, sınıfı, mücadele etmekten alıkoymaya çalıştı. Burjuvazi, böylelikle işçi sınıfı içinde oportünist düşünce ve tavırların doğmasını ve gelişmesini teşvik etmiş oluyordu.
Oportünizm, sınıf mücadelesinin zorunluluğunu, dolayısıyla kapitalist sistemin işçi sınıfı önderliğinde devrimci mücadele ile yıkılmasını reddeder.
Oportünizm, belirttiğimiz bu anlayışın kaçınılmaz sonucu olarak, proletarya diktatörlüğünü de reddeder.
Oportünizm, açık veya örtülü bir şekilde Marksizmden çark etmektir, işçi aristokrasisi ve işçi bürokrasisi onun işçi sınıfı içindeki sosyal tabanını oluşturur.
II. Enternasyonal partileri içinde, daha ziyade bu yüzyılın başından itibaren gerçek Marksistler ile oportünistler arasında şiddetli mücadeleler sürdürülmüştür ve enternasyonal işçi hareketinde Marksizmin elde ettiği zafer, uluslararası oportünizmi "Marksist" görünmeye zorlamıştır. İşçi sınıfının, Marksizmin en azılı düşmanları "Marksizmin genel zemininde"(Lenin) durarak her alanda Marksist teoriye karşı mücadele etmişlerdir. Oportünizm, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi dışındaki II. Enternasyonal'in bütün partilerinde üstünlüğü ele geçirmişti.
Oportünizm bu mücadelesinde revizyonizm formunda; Marksizmi temel konularda revizyondan geçirme savını öne sürerek ortaya çıkmıştı.
Revizyonizm, etkisi altına aldığı partileri, burjuva reformist işçi partilerine dönüştürdü.
I. dünya savaşı, oportünizmin gelişmesini hızlandırdı. Lenin'in deyimiyle I. dünya savaşı oportünizmi sosyal şovenizme dönüştürdü ve oportünizmin burjuvazi ile olan gizli ittifakını açık bir ittifaka dönüştürdü (Bkz. Lenin, C. 21, s. 321. Alm.)Nitekim; I. dünya savaşının patlak vermesinden sonra da II. Enternasyonal partilerinin önder kesimleri emperyalist burjuvazinin safına geçerek emperyalist savaşı ve tekelci burjuvazinin ilhak politika ve planlarını desteklemişlerdir.
"Sosyal şovenizm, kusursuz oportünizmdir. O, burjuvazi ve genel kurmaylarla açık, çoğu kez bayağı ittifak için olgunlaşmıştır" (Lenin, C. 22, s. 112, Alm.)
II. Enternasyonal'de gelişen Marksizmi revizyona uğratma ve burjuvalaştırma hareketinin iki önemli temsilcisi vardır. Bunların her biri, revizyonizm, oportünizm, sosyal şovenizm, kısaca antimarksist mücadele için birer programdır. Bu şahsiyetler ne diyorlardı?
E. Bernstein (1850-1932), ulusal (Almanya) ve enternasyonal alanda işçi sınıfı hareketi içinde reformculuğun ve revizyonizmin başlatıcısı olmuştur. Bernstein bir dizi yazısında (1897-1898; "Sosyalizmin sorunları ve sosyal demokrasinin görevleri") Marksizmi her üç bileşeni alanında; felsefe, politik ekonomi ve teori, temel konularda revizyona tabi tutmuştur. "Kant'a dönüş" onun sloganıdır. Hegel ile Marks'ın diyalektik anlayışlarını bir ve aynı anlayışlar olarak gören yine Bernstein'dır. Felsefenin temel sorununun; dünyayı değiştirme sorununa tutarlı materyalist çözüm getirilemeyeceğini savunan Bernstein'dır. O, bu anlayışının kaçınılmaz sonucu olarak; sosyalizmi ahlaki ve etik bir ideale indirgemiştir.
Sosyalizm, sadece ahlak ve etik bir ideolojiye indirgenince proletarya diktatörlüğünü savunmanın da bir anlamı kalmayacaktı. Nitekim o, proletarya diktatörlüğü anlayışını; Marksist olmanın bu mihenk taşını (Lenin) reddetmiştir.
Bernstein, reformlar uğruna mücadeleyi, reformlarla burjuva düzeni "mükemmelleştirme"yi esas almış ve sınıf mücadelesini; burjuva düzeni yıkma mücadelesini reddetmiştir. Onun "hareket her şey, sonuç hiçbir şey" sözü bu anlayışından kaynaklanır.
K. Kautsky (1854-1938), nam-ı diğer dönek Kautsky; II. Enternasyonal'in önde gelen teorisyenlerinden birisi olan Kautsky, önceleri Marksistti ve Marksist düşüncenin yaygınlaşmasında önemli bir rol oynadı. Ama o, oynadığı bu olumlu role rağmen, Marksizmi gerçekten kavramış birisi değildi. Engels tarafından da eleştirilen Kautsky, en ağır ve haklı eleştiriyi Lenin'den almıştır. Lenin, Kautsky'nin "İktidarın yolu" yazısını olumlamıştır, ama aynı zamanda da eleştirmiştir. Çünkü o, bu yazısında proleter devrimden söz etmesine rağmen, burjuva devletin yıkılmasından ve proletarya diktatörlüğünün kurulmasından hiç söz etmemiştir. II. Enternasyonal'de gelişen oportünizme paralel olarak Kautsky de Marksizmi bir kenara atmış ve 1910'da Alman Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nde oluşturduğu "merkezi" grupla Marksizme karşı açıktan saldırıya geçmiştir. Kautsky, sınıf mücadelesi ve onun doğal sonucu olan iktidar sorununu kavramamış, Ekim Devrimi'yle Rusya'da gündeme gelen proletarya diktatörlüğünü reddetmiştir. Kautsky, dönekleştikten sonra en ateşli antikomünist olmuştur. Kautsky'nin bu hızlı "gelişme"sinde diyalektik ve tarihi materyalizmi hiç anlamamış olmasının da etkisi büyüktür. Bir örnek; Kautsky, 1898'de, revizyonistlerin, Marksist felsefeyi veya bir bütün olarak Marksizmi yeni kantçılıkla birleştirmeye çalıştıkları bu dönemde Plehanov'a yazdığı mektupta şöyle diyordu:
"Her halükarda, açıkça söylemeliyim ki; yeni kantçılık beni hiç de zor durumda bırakmıyor. Felsefede hiçbir zaman güçlü olmadım ve bir bütün olarak diyalektik materyalizm görüşünü benimsemiş olmama rağmen, Marks ve Engels'in ekonomik ve tarihi bakış açıları son kertede yeni kantçılıkla birleştirilebilir."
İşte bu denli "filozof" olan Kautsky, bu anlayışını açıklamasından 10 sene sonra, yani revizyonistlerin, Marksizmi Mach'ın felsefesiyle birleştirmeye çalıştıkları dönemde şöyle diyordu:"Marksizmi felsefi bir öğreti olarak görmüyorum. Bilakis onu, ampirik bir bilim olarak, toplum üzerine özel bir görüş olarak görüyorum. Tabii ki bu görüş, idealist felsefe ile birleştirilemez. Ama o Mach'ın algılama teorisi ile çelişki içinde de değildir."
Oportünizmin, reformizmin ve revizyonizmin ne denli çok, çeşitli türleri olursa olsun, hepsinin ortak olduğu çıkış noktaları, belli görüşler vardır:Somut durum ışığında şekillendirerek Marksizmi üç bileşeni alanında reddetmek, çarpıtmak, burjuvazinin kabul edeceği bir anlayışa indirgemektir. Bütün revizyonistler ve oportünistler, bir kısmı -örneğin Mao- ne denli devrimci gözükürlerse gözüksünler, son kertede sınıf işbirliğini, proletaryanın, tarihi misyonundan vazgeçmesini, mevcut burjuva düzen içinde kalınarak reformlar uğruna mücadeleyi esas alırlar ve burjuvazinin siyasi iktidarının devrim yoluyla yıkılmasını ve proletarya diktatörlüğünü reddederler.
Lenin önderliğinde Bolşeviklerin mücadelesi sonucunda II. Enternasyonal oportünizmi çökertildi. Bu mücadele içinde Lenin, Marksizmi yeni, emperyalist koşullar ışığında geliştirdi, zenginleştirdi.
Marks ve Engels'in devlet ve parti üzerine kaleme aldıkları başlı başına bir yazıları yoktur. Onlar, şu veya bu yapıtlarında, makale ve mektuplarında bu konuları ele almışlardır. Onların, yaşadıkları dönemin koşullarına bağlı olarak gündeme gelen, gündeme geldiği boyutta ele alınan bu konular emperyalist çağda, o "fırtına ve devrimler çağı"nda oportünizme karşı mücadele içinde geliştirilmiş ve yeni tipte Marksist parti anlayışı Bolşevik partide somutlaşmış, Ekim Devrimi'yle de Marksist devlet anlayışı yine oportünizme karşı mücadele içinde geliştirilmiştir. Ulusların kendi kaderini tayin anlayışı, işçi hareketinin enternasyonal örgütsel birliğinin sağlanması, felsefe alanındaki mücadele (Ampriokritisizm eserinin doğuşu) Ekim Devrimi'yle gündeme gelen tek ülkede sosyalist devrim sorunu yine oportünizme karşı mücadele içinde geliştirilen ve Marksizme katkı olarak gördüğümüz anlayışlardır. Bu liste uzatılabilir. Liste kısa da olsa, uzun da olsa, gerçek olan; II. Enternasyonal oportünizminin; o, Marksizmi revizyona uğratarak, onu devrimci özünden kopartarak "çürütme", "öldürme", "yok etme" operasyonlarının ağır bir yenilgi almasıdır. Bu mücadelede çöken II. Enternasyonal oportünizmi oldu ve kazanan da Marksizm, çağımızdaki adıyla Marksizm-leninizm.

2-Sosyalizmi, Stalin Nezdinde Lenin'i "Yok Etme" Operasyonları

Ekim Devrimi'nden sonra Rusya'da iktidara gelen proletarya diktatörlüğünü kurma ve sosyalizmi inşa etme sürecinin henüz başında iki türden düşmanla mücadele etmek zorunda kalmıştı.
Ekim Devrimi'nden ve emperyalist ülkelerde komünist partilerin kurulmasından sonra bu ülkelerde oportünizm, emperyalist/kapitalist sistemin dolaysız istikrar faktörü oldu; mali sermayenin sarsılan iktidarının yeniden kurulmasında ve Ekim Devrimi'nin işçi sınıfı üzerindeki devrimci etkisinin kırılmasında oportünizme büyük iş düşüyordu (Almanya'daki gelişme, en yalın örneği oluşturur.)Ekim Devrimi'nden sonra oportünizm, ideolojik olarak antisovyetizm formunu almış ve mücadelesinin merkezine antikomünizmi oturtmuştu.
Yeni kurulan Sovyet ülkesine saldırmakta ve proletarya diktatörlüğünü yıkmakta kararlı olan 14 veya 16 ülke -başta da emperyalist ülkeler- bu niyetlerini gerçekleştirmekte tereddütsüz olduklarını gösterircesine Sovyet ülkesine saldırdılar. Çarlık kalıntılarının veya sözümona "muhalefet"in de desteğiyle proletarya diktatörlüğünü yıkacağını sanan avanak dünya burjuvazisi iki sene süren iç savaş sonunda "süngüsü inmiş", dersini almış olarak Sovyet topraklarını terk etmek zorunda kaldı.
Bu mücadelede de yenilen emperyalist burjuvazi ve anti-sovyetizm (antikomünizm), kazanan ise Marksizm-leninizm oldu.
Sosyalist inşa ve bu inşa içinde Marksist teori; (Marksizm-leninizm) tek ülkede sosyalizmin inşasına karşı yürütülen mücadele içinde kuruldu ve geliştirildi. Bu mücadelenin karşıdevrim odağında Troçki, Kamenev, Zinovyev ve Buharin duruyordu. Şüphesiz ki, bunlar baştan itibaren karşıdevrimci değillerdi ve Rusya'daki, sonra da Sovyet ülkesindeki sınıf mücadelesinin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Ama üzerinde durduğumuz nokta, sorunun bu yönünden ziyade, aynen Kautsky örneğinde olduğu gibi, bu unsurların antimarksist (antileninist), anti-Sovyetik (anti-Stalinist) dolayısıyla bir bütün olarak antikomünist pozisyonda durarak, emperyalist, faşist burjuvaziyle işbirliği içinde SB'de inşa edilen sosyalizmi yıkmaya çalışmalarıdır. Daha Lenin sağ olduğu dönemde Troçki, sürekli devrim, köylülüğün demokratik ve sosyalist devrimdeki devrimci potansiyeli ve tek ülkede devrim sorunlarında gereken dersi almıştı. Ama Lenin öldükten ve NEP döneminin sona ermesinden sonra, yine sosyalizmin inşasının gündeme geldiği 1925'ten sonra Bolşevik parti içinde oluşan sağ ve sol sapmacılardan –bu sapmalara sürekli Troçki, Zinovyev, Kamenev ve Buharin önderlik ediyorlardı–Troçki, tek ülkede, somutta da SB'de- sosyalizmin inşa edilemeyeceğini savunarak, iktidarın burjuvaziye iade edilmesini -pratikte- savunmuş oluyordu. Sosyalist sanayileşme konusunda -sanayileşmeyi baltalamak için aynı unsurlar- bu sefer koro halinde ağır sanayi kurma girişimini yanlış buluyorlar, belli bir (sermaye) birikimi sağlamak için sanayileşmeye hafif sanayi ile başlanmasını öneriyorlardı. Stalin önderliğinde Bolşevik parti bu konularda söz konusu unsurlara gereken dersi vermişti. Tarımın tamamen kolektifleştirilmesinde Buharin, sınıf işbirliğini savunarak, kulakların -zengin köylülerin- mülksüzleştirilmesine karşı çıkıyor ve Bolşevik parti, ona bu anlayışından dolayı da gereken dersi veriyordu.
SB'de sosyalizmin inşası sürecinde boş durmayan bu unsurlar, karşıdevrimci örgütlenmeye gittiler. Muhalefetin, karşıdevrimci gerçekliğe dönüşmesinde esas itibarıyla iki çelişki belirleyici rol oynamaktaydı.
Sanayileşme ve tarımın kolektifleştirilmesi:Sosyalist sanayi ve sosyalist tarım, burjuvazinin yeniden gelişme koşullarını ortadan kaldırıyordu. Bundan dolayıdır ki, burjuvazinin artıkları, her araca -emperyalizmle işbirliğine de- başvurarak mücadele ediyordu. Bu mücadelede Troçki, Kamenev, Zinovyev ve Buharin SB'de kapitalizmin restorasyonunu savunuyorlardı. Onlar, çarlık Rusya'sından kalıntı burjuvazinin siyasi temsilcileri olmuşlardı artık.
Uluslararası alanda faşizm, yükseliş dönemindeydi. Bir bütün olarak emperyalist burjuvazi, özelde de faşizm ve Alman faşizmi SB'yi yok etmeyi planlıyordu. Bunun için de Sovyet ülkesinde kendi hesaplarına çalışan 5. kolları örgütlemeye çalıştılar. Alman faşizminin 5. kolu olmayı da troçkist-zinovyevist unsurlar kabullendiler.
O dönem SB'de söz konusu olan, var olmak-yok olmak mücadelesiydi, sosyalizmin geleceğiydi.Bu var olmak-yok olmak mücadelesinde muzaffer olan, Stalin önderliğinde Bolşevik parti ve bir bütün olarak Sovyet ülkesiydi. Karşıdevrimci güçlerin yenilgisiyle sonuçlanan mücadele süreci içinde Marksizm-leninizm, her bir bileşeni alanında Stalin tarafından geliştirilmiştir. Stalin, Marksist felsefeyi, politik ekonomiyi ve bilimsel sosyalizmi (teori) Lenin'in bıraktığı yerden alarak,SB'de sosyalizmin inşası pratiği içinde, emperyalist burjuvazi ve ülke içindeki karşıdevrimci unsurlara karşı mücadele içinde geliştirdi.
Bu dönem (II. dünya savaşı da dahil), Marksizm-leninizmin bütün emperyalist burjuvazinin her türden oportünizmin ve Sovyet ülkesindeki karşıdevrimin yenilgiye uğratıldığı dönemdi. Bu dönemde karşıdevrimci emperyalist burjuvazinin inşa edilen sosyalizmi, bütün dünyayı sarmış olan komünist hareketi, bir bütün olarak Marksizm-leninizmi ve Stalin nezdinde de Lenin'i "yok etme" operasyonları hüsranla sonuçlanmış ve II. dünya savaşı sonunda birçok ülke kapitalist sistemden koparak, SB önderliğinde sosyalist kampı oluşturmuşlardı.

3-XX. Parti Kongresi ve Kruşçev Revizyonizminin Marksizm-Leninizmi, İnşa Edilen
Sosyalizmi Stalin'e Saldırıyla "Yok Etme" Operasyonu

Tekrarlana tekrarlana artık bıkkınlık getiren Kruşçev revizyonizmine veya sonraki tanımlamasıyla bir bütün olarak Sovyet revizyonizmine ilişkin eleştiri noktalarını belirtelim.
Kruşçev ile başlayan Sovyet revizyonizminin veya da Sovyet antikomünizminin ayırt edici bazı özellikleri vardı.
Her şeyden önce Sovyet revizyonizmi siyasi iktidarı gasp ederek iktidara gelmiş ve siyasi iktidardayken gelişmiş olan bir revizyonizmdi. Sovyet revizyonizmi, revizyonizmi kurumlaştırmış, sosyalizmi yıkarak klasik kapitalizme geçişin aşamasını, ara iktidar formunu oluşturmuştur. Sovyet revizyonizmi, hem ülke içinde olası muhalefeti engellemek, hem de uluslararası alanda etkili olabilmek için sosyalizmi, sosyalist kurumları tabela olarak kullanmaya özen göstermiştir. Sovyet revizyonistleri her şeyi sosyalizm adına yapmışlardır; proletarya diktatörlüğünden, proleter enternasyonalizminden, devrimden, sosyalist sanayi ve tarımdan; bir bütün olarak sosyalist üretim biçiminden vs. hep sosyalizm adına çark etmişler; bütün halkın devleti, sınıf işbirliği, emperyalist ülkelerle barış içinde bir arada yaşamayı vb. yeni koşullarda Marksizm-leninizmin geliştirilmesi olarak lanse etmişler ve dünya komünist hareketini bölerek, ona tarihinin en ağır darbesini vurmuşlardır. Sovyet revizyonistleri kurulmuş sosyalizmi yıkma kötü ününe sahiptirler.
Sovyet revizyonizmi, sosyalizmi, sosyalizmin geliştirilmesi adıyla yıktığı için, her türden revizyonist faaliyeti sosyalizm olarak gösterdiğinden dolayı, neredeyse bir nesil, içinde yaşadıkları ve şekillendikleri revizyonist sistemi sosyalizm olarak algılamıştır (Revizyonist basında bu "sosyalizm"e "reel sosyalizm" deniyordu.)
Kruşçevcilerin siyasi iktidarı gasp etmelerinden sonraki gelişmesini doğru tespit eden emperyalist burjuvazi, "reel sosyalizm" kavramını benimseyerek bu "sosyalizm"in çürüyüşünü, yozluğunu, burjuva demokrasisinden de geri oluşunu antikomünist propagandasının değişmez malzemesi yapmıştır. Bu noktada Sovyet revizyonizmiyle -antikomünizmiyle emperyalist burjuvazinin antikomünizmi -her ne kadar dünya politikasında rekabetin gereği karşılıklı olarak birbirlerine atıp-tutsalar da- Stalin nezdinde inşa edilmiş sosyalizme ve bir bütün olarak da Marksizm-leninizme saldırıda aynı cephede -ayrı pozisyonlarda olmalarına rağmen- birleşmişlerdir. Marksist teoride yapılan tahribatın derinliği buradan kaynaklanmaktadır. İktidarda olan revizyonizm, 1956'dan (XX.Parti Kongresi'nden)çökene kadar (1989/'90), yani yaklaşık 35 yıl boyunca sosyalizm adına bürokratik kapitalizmi uygulamış, Marksizm-leninizm adına antimarksist, antikomünist teoriler üretmiş ve bunları etkisi altına aldığı, bir dönemin "Halk demokrasisi" ülkelerinde ve kapitalist ülkelerdeki "komünist" partilerde ve dolayısıyla bütün dünyada maddi bir güce dönüştürmüştür. Sovyet revizyonizmi, antikomünizmini özenle saklamayı Stalin'e saldırıyla eş anlamda görmüştür. Ama onu, bu özeni de kurtaramamış ve emperyalistleşen revizyonist sistem (sosyal emperyalizm) hızla klasik kapitalizme doğru evrilmiş ve nihayetinde blok olarak 1989/'90 döneminde çökmüştür. Bu, onun kaçınılmaz sonuydu.
Bugün, milyonlarca, hatta yüz milyonlarca insanın kafasında cevaplandırılmamış veya yanlış cevaplandırılmış soru şudur:1989/'90 döneminde çöken neydi? Sovyet revizyonizminin şekillendirdiği çevreler, 1989/'90'da çökenin "reel sosyalizm" olduğunu söylerlerken, biz marksist-leninist komünistler, bu dönemde çökenin revizyonist sistem olduğunu söylüyoruz. Soruya verilen farklı cevap, bu konuda kafa karışıklığının devam ettiğini ve bunun giderilmesi için marksist-leninistlerin -ulusal ve uluslararası alanda- kayda değer bir çaba sarf etmediklerini gösterir. Bu, marksist leninist komünistlerin de bir gerçeğidir.
O halde; SB'de ve dünyada inşa edilen, reel olarak var olan sosyalizmin; sosyalist sistemin Kruşçev revizyonizminin 1956'da XX. Parti Kongresi'nde siyasi iktidarı gasp etmesiyle ağır bir yenilgiye uğradığını, sosyalist blok olarak çöktüğünü, ama tamamen yok edilemediğini (Arnavutluk) tespit etmek, soruna yaklaşımın doğru olduğunu, sadece ve sadece gösterir. Ama bunun neden böyle olduğunu açıklamaz, 30-35 yıl öncesinin bu sorusuna komünistler henüz kapsamlı bir cevap vermemişlerdir.
Öyleyse; sosyalizmin yenilgisinin nedenleri sorusu, klasik kapitalizmle (emperyalizmle) rekabetle yenik düşen revizyonist sistemin, bürokrat kapitalizmin yenilgisinin nedenleri sorusuyla aynılaştırılamaz, birbirine karıştırılamaz. Bu iki soru, birbirine antagonist iki sistemin yenilgisinin açıklanmasını içerir.
Tekrarlayalım; sosyalizm, Marksizm-leninizm tarihindeki en ağır yenilgisini 1956'da SBKP(B)'nin XX. Parti Kongresi'nde Kruşçev revizyonistlerinin siyasi iktidarı gasp etmesiyle aldı. İnşa edilen sosyalizm, sosyalizmin politik ekonomisi ve teori olarak Marksizm-leninizm her alanda tahrip edildi, çarpıtıldı, tersine çevrildi ve bu, "reel sosyalizm", Marksizm-leninizmin günün koşullarına göre "geliştirilmesi" adı altında koyu ve karanlık bir antikomünizme, emperyalist burjuvaziye parmak ısırtan bir Sovyetik antikomünizmine dönüştürüldü. İşte, revizyonist blokun çökmesiyle, yenilen, çöken, yok olan buydu.
Dolayısıyla; 1989/'90'da çöken, iflas eden Leninist emperyalizm teorisi değil, artık emperyalist savaşların olamayacağından, emperyalist ülkelerde barışçıl, parlamentarist yolla sosyalizme geçilebileceğinden, antileninist anlamda kavranan barış içinde bir arada yaşama anlayışından bahseden revizyonist tezlerdi. Çöken ve iflas eden, proletarya diktatörlüğünü reddeden, sosyalizmde sınıf savaşımının olacağını reddeden, tüm halkın devletinden ve partisinden bahseden revizyonist tezlerdi. Çöken ve iflas eden, sanayi de ve tarımda sosyalizm tabelası altında krize girmiş olan revizyonist sınıfsal ve ekonomik ilişkilerdi. Sosyalizmin 1956'daki yenilgisiyle bürokratik kapitalizmin; revizyonizmin-sosyal emperyalizmin 1989/'90'daki iflasını ve çöküşünü birbirine karıştırmamak ne kadar önemliyse, söz konusu yenilginin ve çöküşün nedenlerini araştırmak ve bundan dersler çıkartmak da o denli önemlidir.

4-Bugünkü Durum ve Görevlerimiz

Revizyonist blokun yıkılmasıyla birlikte emperyalist burjuvazi elindeki, adeta sınırsız her türlü olanağı (tv, radyo, basın, konferanslar vs.) kullanarak, ideologlarını, kalemşörlerini seferber ederek her zamanki yaygarasını; kapitalizmin ebedi olduğunu ve sosyalizmden üstün olduğunu daha güçlü ve daha yoğun bir şekilde dile getirmeye başladı. Bu, olağanüstü kampanyanın başını ABD emperyalizmi çekiyordu. Sovyet sosyal emperyalizminin yıkılmasıyla tek süper güç konumuna gelen ABD, bu konumundan yararlanarak "yeni dünya düzeni"ni kurmaya yöneldi. Bu düzen "sosyalizm"in ölüsü üzerine yükseliyor, "özgür" dünya adına ABD emperyalizmini ebedileştirmeyi amaçlıyordu. Ama hesap tutmadı, çünkü yanlıştı. Revizyonist blokun varlığından dolayı her alanda, her zaman ve güçlü bir şekilde ABD emperyalizminin karşısında duramayan Alman ve Japon emperyalistleri; Amerika'nın "yeni dünya düzeni"ni tanımadıklarını her hareketleriyle belli ediyorlar ve dünya hegemonyası planlarını pratiğe geçiriyorlardı. Bu, emperyalizmin-kapitalizmin diyalektiğinin -rekabetin- bir gereğiydi. ABD'nin "yeni dünya düzeni" kurulmadan çöktü. Ama Amerikan emperyalizmi, sosyalizmi, Marksizm-leninizmi karalamak, dünya işçi sınıfı ve emekçi kitlelerinin nezdinde gaddar, kötü bir sistem, cani bir ideoloji olarak göstermek için her fırsatı değerlendirdi.
Stalin, ocak 1934'te, SBKP(B)'nin 17. Kongresi'ne sunduğu çalışma raporunda şöyle diyordu:
"Sosyalizmin, kurulmasının, sefalet ve mahrumiyetler temelinde, ferdi gereksinimlerin kısıtlanması ve insanların geçim düzeyini, fakir fukaranın geçim düzeyine indirgeme temelinde olanaklı olduğunu sanmak ahmaklıktır. Ki zaten onların kendileri yoksul kalmak istemezler ve refahlı bir yaşam için çaba harcarlar. Sözüm yabana, böyle bir sosyalizmi kim ister?Bu, sosyalizm değil, sosyalizmin karikatürü olur"(C. 13, s. 319.)
'50'li yılların başında sosyalist SB, Avrupa'da birinci, dünyada ise ABD'den sonra ikinci -birçok alanda onu da geçmesine rağmen- konumda olan bir ülkeydi. Alçak revizyonistler işte bu sosyalist potansiyeli harcaya harcaya 35 yıl içinde onu, sosyalizmin karikatürüne çevirdiler. İşte dünya burjuvazisi ve onlarla birlikte revizyonist hainler sosyalizm diye bu karikatüre saldırıyorlar ve bütün dünyaya bu karikatürü "işte sosyalizm" diye tanıtıyorlardı. Bu karikatür, hem revizyonist ülkelerdeki, hem de klasik kapitalist ülkelerdeki insan yığınları nezdinde "sosyalizm"di. Tabii ki; bu denli kötü bir sistemin, yoklar ve mahrumiyetler ve yasaklar sisteminin peşinden kimse gitmez, onun uğruna kimse mücadele etmezdi.
Bu demagojinin belli bir dönem tutmadığını kimse iddia edemez. Kızıl ordu Nazi toplama kamplarını kurtarırken kameramanları, faşizmin insanlığı ne hale getirdiğini tespit etmişlerdi. Emperyalist medyanın kameramanları da revizyonizmin insanlığı ne hale getirdiğini tespit ettiler ve bu filmleri milyarlarca insana ulaştırdılar. Faşizmin işlediği cinayet nasıl unutulmadıysa, revizyonizmin "sosyalizm" adına işlediği cinayet de unutulmayacak. İşte unutulmayacak olan bu cinayet, bütün insanlığı etkiledi. Ama bu, uzun sürmedi. İnsanlar yeniden arayış içine girdiler ve kapitalizmin alternatifsiz olmadığı kısa bir zaman içinde anlaşıldı. Revizyonist ülkelerdeki seçimlerde, insanlar yeniden "sosyalizm"e, "komünist" partilere, adlarını değiştirdikleri için "sosyalist" veya sosyal demokrat partilere yöneldiler. Bu partiler birçok ülkede yeniden hükümet kurdular veya güçlü bir muhalefet oldular. Bu gelişme neyi gösterir?Elbette ki revizyonizmin kapitalizme olan üstünlüğünü değil. Bu gelişme eski revizyonist ülkelerde yığınların sosyalizmi alternatif olarak gördüklerini, her şeye rağmen sosyalizmin yok olmadığını, insanların beyninden sökülüp atılamadığını gösterir. Moskova ve eski adıyla Leningrad sokaklarında Lenin ve Stalin'in posterlerinin taşınması elbette ki belli bir özlem ve eğilimin; sosyalizme olan inancın açık bir ifadesiydi. Hiç kimse, Kafkas kökenli bir bayanın deyişiyle, hain ve sahtekar Kruşçev ile hırsız Brejnev'in resmini taşımıyordu, hiç kimse onların dönemine özlem duymuyordu.
Almanya'nın Doğu eyaletlerinde (eski Alman Demokratik Cumhuriyeti toprakları)yapılan bir anketin sonuçlarını 25 Ocak 1992 tarihli -Doğu Almanya'nın yıkılmasından yaklaşık iki sene sonra- "Frankfurter Rundschau" gazetesinde okuyoruz:
"Berlin'de çalışan toplumbilimciler, Doğu Almanya'da yaşanan dönüşümden iki yıl sonra, halkın, toplumsal dönüşüm sürecinin hangi boyutlara ulaştığını, hangi sonuçlar getirdiğini tespit ettikten sonra, halka, sosyalizmle ilgili görüşlerini sordu; sadece, yaklaşık her dört sorulandan biri, sosyalizmi başından beri ve kökten bir yanılgı sayarken, sorulanların yarıdan fazlası, iyi bir fikir olduğu, ama iyi gerçekleştirilmediği kanısında. Ayrıca yüzde 58.8'i sosyalizmin iyi yönlerinin de olduğunu söylüyor. Yine yüzde 12.6'sı ise, bir gün, daha ileri bir biçimle geri geleceği umudunu taşıyor."
İnsanlar, kapitalist sistemden "sıcağı sıcağına" böyle yüz çeviriyorlar ve sosyalizmi alternatif olarak görüyorlar.
Revizyonist blokun çökmesinden sonra hem bu ülkelerdeki, hem de klasik kapitalist ülkelerdeki revizyonist partiler de çöktüler ve parçalandılar. Bu ülkelerde gelişmeye açık, yönünü sosyalizme, Marksizm-leninizme çevirmiş olan partiler ve örgütler kuruldu ve mücadele ediyorlar.
Keza klasik kapitalist ülkelerde de durum aynı. Her tarafta sınıf mücadelesinde göze çarpan bir canlanma var. Artık, sosyalizmin, Marksizm-leninizmin yeniden yükselişi enternasyonal bir karakter taşıyor diyebiliriz. Sosyalizm için mücadelenin sürdürülmediği ülke yok gibi. Açık ki; yığınlar, kapitalist barbarlığın bataklığına gömülmek istemiyorlar ve kurtuluşun yolunu sosyalizmde arama çabası içine giriyorlar.
İşçi sınıfı dışında hiçbir toplumsal sınıf ve tabaka mevcut sömürü sistemini yıkarak sosyalizmi kuramaz ve işçi sınıfı, kendini var eden koşullar var olduğu müddetçe de bu misyonu yerine getirecek yegane sınıftır.
Sosyalizm ölmedi, çünkü onun nesnel koşulları ortadan kalkmadı.
Ama bu tespiti yapmakla sorunumuz çözümlenmiş olmuyor. Genel olanı, bilineni tekrarlamakla fazla bir yol alamayız. Bugün, Anadolu coğrafyasında marksist leninist komünistler ve uluslararası alanda da komünistler tarihi bir görevle karşı karşıyalar: Bu tarihi görev, sadece ve sadece, sosyalizmin ölmediğini adeta gelenekselleşmiş kavramlarla açıklamak değildir.Bir yerde bu, tali bir sorundur. Esas olan, Marksizm-leninizmin, Stalin'in ölümünden günümüze kadar birikmiş olan sorunlarına cevap vermektedir. Burada sorun olan, Marksizm-leninizmin kendisi değildir. Burada sorun olan; felsefe, politik ekonomi ve bilimsel sosyalizm (teori) alanında birikmiş olan sorunlara açıklık getirilmesidir. İşte tam da bu anlamda biriken sorunlar Marksizm-leninizmin sorunlarıdır.
Stalin, 1953'te öldü. Üç sene sonra da revizyonistler siyasi iktidarı gasp ettiler. Marksist teorinin doğa ve toplumdaki gelişmelere verdiği cevap bu tarihle sınırlı kalmıştır. Bu tarihten sonra, günümüze kadar olan dönemde doğa ve toplumdaki gelişmeler materyalist diyalektik açısından incelenmemiş ve bundan sonuçlar çıkartılmamıştır. Biz bugünün sorunlarını, dünden kalma alıntılarla çözemeyiz. Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in görüşleri, bugünün sorunları için elimizde birer kılavuzdur. Biz bu kılavuz ışığında hareket etmekle karşı karşıyayız. Örneğin, Lenin'in emperyalizm teorisi, bugünkü durumda emperyalizmin gelişmesini açıklamıyor, ama emperyalizmin bugünkü gelişmesini görmemiz ve açıklamamız için çıkış noktamız, kılavuzumuz oluyor. Lenin, aynen bu anlayıştan hareketle Marks'ın düşüncelerini geliştirmedi mi?
Söz konusu zaman dilimi içindeki felsefe, politik ekonomi ve bilimsel sosyalizm (teori) alanlarındaki gelişmeleri çözümleme, açıkçası Marksizm-leninizmi Stalin'in bıraktığı noktadan alarak günümüze kadar geliştirme görevi hem uluslararası ve ulusal alanda marksist leninist komünistlerin omuzlarındadır.
İnsanlar, yeniden sosyalizme yöneliyorlar. Bu, doğru. Ama hangi perspektifle?Geçmişin perspektifiyle ve o geçmiş (bu geçmişe "reel sosyalizm" dönemi de dahil, çünkü enternasyonal alanda yığınların bir kısmı revizyonizmi, sosyalizm olarak biliyor) hala incelenmemiş.
İnsanlar, yeniden sosyalizme yöneliyorlar. Bu doğru. Ama bu yönelimin önünü somut koşullar ışığında ve Marksizm-leninizmin üç bileşeni bazında ne derece açıyoruz?
"Marksist öğreti güçlüdür, çünkü doğrudur"! O halde günün sorunu; bu öğretinin güçlü ve doğru oluşunu günümüzün sorunlarına çözümler getirmek, kanıtlamaktır. Sosyalizmin ölmediği ancak böylelikle en iyi, en çıplak, en doğru bir şekilde gösterilmiş olur.
Bu konuda Stalin'in şu sözleri bize yol göstermelidir:"Marksizm, doğanın ve toplumun gelişim yasalarının bilimidir; ezilen ve sömürülen kitlelerin devriminin bilimidir, bütün ülkelerde sosyalizmin zaferinin bilimidir, komünist toplumun kurulmasının bilimidir. Bilim olarak Marksizm, yerinde saymaz -kendisini sürekli geliştirmekte ve tanımlamaktadır. Marksizm, gelişimi içinde elbette yeni deneylerle, yeni bilgilerle zenginleşecektir; bunun sonucunda tek tek formülasyonları ve vardığı sonuçlar zamanla elbette değişmek zorundadır. Bunların yerine yeni tarihsel görevlere uygun olan yeni formüller ve sonuçlar konulmak zorundadır. Marksizm, bütün çağlar ve dönemler için zorunlu olan değişmez sonuçlar ve formülleri reddeder. Marksizm, her türlü dogmatizmin düşmanıdır"(C. 15, s. 225, Marksizm ve Dilbiliminin Sorunları.")
Stalin'in yukarıya aktardığımız anlayışına gelmek için sorunu bir kez daha baştan alalım:Dünya burjuvazisi, revizyonist sistemin çökmesinden sonra zafer sarhoşu olmuştu. O, bir taşla iki kuş vurduğunu sanıyordu:bir taraftan revizyonizmi Marksizm olarak lanse ediyor, diğer taraftan da, bu revizyonizmi kastederek "İşte Marksizm (sosyalizm) çöktü" diyordu ve hala da diyor. Burjuvazinin ideologları da çok iyi biliyorlar ki; SB ve Doğu Avrupa ülkeleri somutunda çöken ve yıkılan sosyalizm değildir. Ve yine onlar biliyorlar ki; en etkili antikomünist propaganda, çöken ve tarihin çöplüğüne atılan revizyonizmi, o melun "reel sosyalizm"i, sosyalizm olarak göstermektir.
Burjuvazi "Komünist Manifesto"dan bu yana komünizmi çürütmeye çalışmıştır. Ekim Devrimi'nden bu yana proletarya diktatörlüğünü ve inşa edilen sosyalizmi yıkmaya çalışmıştır. Ama o, sürekli yenilmiş, sürekli başarısız kalmıştır. Ancak revizyonist ihanet (1956) burjuvaziyi dolaylı olarak amacına ulaştırmıştır.
Hiçbir bilim, Marksizm kadar ihanete uğramamıştır ve hiçbir bilim, Marksizmin çarpıtıldığı kadar çarpıtılmamıştır. Emperyalist burjuvazi ve revizyonist düşünce artıkları, Marksizme karşı cepheden ve topyekun saldırılarına devam edeceklerdir. Ve Marksizmin tamamen çarpıtılmış olarak işçi hareketine taşınmasını sağlamaya çalışacaklardır.
Marksizm katışıksız bir bilimdir. Ama bu, sürekli, genel doğruları tekrarlamak anlamına gelmez. Tam tersine, onu, günümüzün sorunlarına çözüm getirmekte eylem kılavuzu olarak, çıkış noktası olarak kavramalıyız. Yaşayan bir Marks, Engels, Lenin ve Stalin yok ki; içinden çıkamadığımız sorunlar söz konusu olduğunda siyasi-ideolojik çözüm bekleyelim. Her şeyi bizzat yapmak zorundayız (Çağımızın Marksları, Engelsleri, Leninleri ve Stalinleri aramızdan çıkacaktır.) Stalin'in ölümünden bu yana geçen süreç içinde felsefe, politik ekonomi ve bilimsel sosyalizm (teori) alanlarında teorik bir boşluk doğmuştur. İşte bu teorik boşluğu kapatmak zorundayız. Bu görevi yerine getirebilmek için Marksizmi, Stalin'in, yukarıya aktardığımız anlayışında kavradığı gibi kavramalıyız.
Evet! Son otorite 1953'te aramızdan ayrıldı. O dönemlerde "sıkışan", çözümsüzlük içine düşen O'na, Bolşevik partiye, o, Lenin ve Stalin'in partisine başvuruyordu. Sığınılacak, dayanılacak bir yerler vardı. Bugün böyle bir otoritemiz, böyle bir partimiz yok. Burada akla şu soru gelebilir; Enver Hoca ve AEPne oldu? Şüphesiz ki; E. Hoca ve AEP, bizim açımızdan Marksizm-leninizmin savunucusu ve uygulayıcısı olmuşlardır. E. Hoca önderliğinde Arnavutluk komünistlerinin revizyonizme karşı mücadeleleri, kadro, Marksist-leninist parti vb. anlayışlara öğreticiliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Tito revizyonizmine, Avrupa "komünizmine", Sovyet modern revizyonizmine, üç dünya teorisine ve Mao revizyonizmine karşı mücadeleye önderlik eden E. Hoca yoldaştı. Ama dünya coğrafyasında marksist-leninistler, onların bir parçası olarak da Anadolu coğrafyasında marksist leninist komünistler var. Marksist teori, doğa ve toplumdaki gelişmelere çözüm getirme temelinde 1950'lerin seviyesinde kaldı.½imdi sorun, bu seviyeyi günümüze yükseltmektir. Bu devasa, bütün dünyaya meydan okuyan mücadeleyi üstlenerek sosyalizmin ölmediğini, diyalektik ve tarihi materyalizmin; Marksist-leninist dünya görüşünün ebedi olduğunu en iyi bir şekilde kanıtlamış oluruz.
½imdi, son olarak, çözüm bekleyen acil görevleri -teorik boşluğun doğduğu en önemli alanları- belirtelim:

Felsefe alanında görevlerimiz:
Bu alanda yapılması gereken, metafizik ve diyalektik düşünce tarzı ve metodu arasındaki mücadeleyi yeni olgular temelinde güncelleştirmektir. Burjuvazinin, doğa bilimine dayanarak -uzay bilimi- idealizmi yayma (son bulgulara dayanarak dünyayı tanrının yarattığı anlayışı) ve revizyonizmin Marksist felsefeyi çarpıtmasına karşı mücadele.

Tarih bilimi alanında görevlerimiz:
Materyalist tarih araştırması ve yazımı, ülkemiz komünistlerinin pek önemsemedikleri, ama buna rağmen en önemli ve acil sorunlarımızdan birisidir. Tarihin materyalist yorumu, genel lafızlara sığdırılamaz. Bugün elimizde, her zaman başvuracağımız, önereceğimiz Türkiye ve Kürdistan tarihinin materyalist açıdan bir yazımı yoktur. Burjuva aydınların, yabancıların bu alandaki çalışmalarını küçümsemiyoruz. Ama unutmamalıyız ki, tarihin materyalist yorumu söz konusu olduğunda komünistler ile onlara en yakın olan devrimci, demokratlar arasında bile önemli yorum farkları vardır. Diğerleriyle aramızdaki yorum farkı elbette daha da büyük olacaktır.

Devlet teorisi alanında:
Genel lafızları tekrarlamanın hiçbir anlamı yok. İki tip devlet vardır; "burjuva diktatörlüğüne tekabül eden burjuva devlet ve proletarya diktatörlüğüne tekabül eden sosyalist devlet" genelleştirmesi, sorunu basite indirgemektir. Sorun, devlet üzerine soyut bir tartışma değildir.
II. Dünya Savaşı sonrasında Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinde gündeme gelen "Halk demokrasisi" anlayışı, örneğin Osmanlılar'da nasıl bir feodal devletin söz konusu olduğu, antiemperyalist mücadele içinde oluşan bir devlet anlayışının olup olmadığı, 1923'ten günümüze TC'nin devlet olarak gelişme aşamaları vs. ayrıntılı olarak ele alınmalıdır.

Politik ekonomi alanında:
Marks'ın Kapital'inden ve Lenin'in emperyalizm analizinden bugüne kapitalist ekonomide bir dizi yeni gelişmeler oldu. Bu yeni gelişmeler eski tahlillerle açıklanamıyor. Ama açıklamamız için teorik temeli oluşturuyorlar. Günümüzde devlet tekelci kapitalizminde görülen yeni gelişmeler, ekonomi devreviliğinin yeni biçimlenişi, ekonomik kriz dönemindeki değişmeler, özellikle II. dünya savaşından bugüne kapitalist/emperyalist ekonomide görülen yeni gelişmeler Marksist-leninist politik ekonomi çerçevesinde, bu konuda Marks, Engels, Lenin ve Stalin'in öğretilerine dayanılarak açıklanmalıdır.

Sosyalizme giden yol:
Yakın geçmişin (II. Dünya Savaşından sonrası) devrimler tarihi kapsamlı bir şekilde araştırılmalıdır.

Antikomünizme karşı mücadele alanında görevlerimiz:
Bu konu üzerinde yazı boyunca duruldu. Burada sadece şunu hatırlatmakla yetineceğiz:Antikomünizm, sadece burjuvazinin değil, Marksizme karşı revizyonistlerin de en önemli siyasi ve ideolojik bir silahıdır. Antikomünizm toplumsal yaşamın/ilişkilerin her alanında karşımıza çıkmaktadır. Ve o, sınıf mücadelesinin gelişmesine paralel olarak yeni biçimler alarak karşımıza çıkacaktır. Bugün antikomünizmin en tehlikeli biçimi, emperyalist burjuvazinin ve revizyonist kalıntıların ortaklaşa sürdürdükleri sosyalizm çöktü anlayışıdır. Burada revizyonistler revizyonizmi, "reel sosyalizm"i, gerçek sosyalizmin yenilgisi, çökmesi olarak görüyorlar. Bunun böyle olmadığı 1956'dan 1989/'90'a kadar olan süreç -revizyonizmin iktidar dönemi- ayrıntılı incelenerek açıklanmalıdır.
Burada bir noktaya dikkati çekmek isteriz:Revizyonist partilerin dağılmasından sonra kurulan, Marksizm-leninizme yönelen, geçmişe (Stalin dönemi) olumlu yaklaşan, ama XX.Parti Kongresi'nden Gorbaçov'a kadar olan dönemi "kötü" de olsa sosyalizm olarak değerlendiren partiler var (özellikle Rusya'daki iki parti.) Soruna böyle bir yaklaşım yanlıştır ve bu anlayışta olanlar bu görüşlerinde ısrarlı olurlarsa -ki öyle gözüküyor- yeni, modern bir revizyonist akım doğar ve o bu akımın antikomünizmine (antimarksizm) karşı mücadele de kaçınılmaz olur.

Yeni bir enternasyonalin kurulması alanındaki görevlerimiz:
Bu alandaki tespitlerimiz doğrudur. Yeni bir komünist enternasyonalin kurulmasıyla bağlam içinde, enternasyonal alanda faaliyet yürütmek gerekir. Komünistler, enternasyonal birlikten, örgütsel birliği anlıyorlar. III. Enternasyonal'in dağılmasından sonra kurulan "Enformasyon Bürosu"(1947-1956) örgütsel birliğin bir ifadesi değildi. Açık olan şu; III. Enternasyonal'in dağılmasından sonraki dönemde uluslararası komünist hareketin örgütsel birliğinin sağlanması için adım atılmamıştır. Bugün daha yakıcı olarak, bu görev marksist leninist komünistlerin önünde durmaktadır.
İşçi sınıfının dünya görüşünü; diyalektik ve tarihi materyalizmi, Marks ve Engels kuruyor (Marksizm), Lenin ve Stalin geliştiriyor (Marksizm-leninizm), belli bir noktaya kadar getiriyorlar. Gelinen noktadan bayrağı devralmak veya da devam etmek de bugünkü neslin "olmazsa olmaz" görevidir ve bizler bütün dünyaya bu görevi yerine getirdiğimiz oranda sosyalizmin ölmediğini, çökmediğini, her şeye rağmen geleceğin sosyalizm olacağını kanıtlar ve gösterebiliriz.

Proleter Doğrultu, Sayı 8, Kasım - Aralık 1996