deneme

31 Ocak 2004 Cumartesi

“HAYATIMIN EN BÜYÜK HATASI, ABD’YE GÜVENMEKTİ” (Barzani)


 
İyi hazırlanmış uşak-efendi görüşmesi sonucunda ilişkilerde yeni bir sayfanın açıldığı açıklandı. Herhalde “beyaz” bir sayfa olsa gerek. Ama görüşmelerin kendisi, açılan sayfanın köle-efendi ilişkilerinde yeni bir aşama olduğunu göstermektedir. Olan-biten geride bırakılmış. Tezkere I ve “çuval” unutulmuş. Amerikan emperyalizminin, Türk burjuva devletini, Türk ordusunu bütün dünyanın gözü önünde azarlaması, “haddini bil” demesi unutulmuş.

Amerikan emperyalizmi, “stratejik ortağı”nı bir kenara atarak, bu ortaklığa kaç para değer verdiğini göstermişti. Türk burjuvazisi, geçen bu süreçten çıkartması gereken dersi çıkartmışa benziyor. Asarım-keserimle bir yere varamayacağını öğrenmiş, Kırmızı çizgilerini rahatlıkla, pişkin bir biçimde nüanslandırabiliyor. Kıbrıs’ta statükocu olmadığını, Annan Planı’nı kabul edebileceğini açıklıyor.

Bu arada Amerikan emperyalizmi de dersini almışa benziyor. İşgalle işgali kurumlaştırma arasında belli bir farkın olduğunu anlamış. Askeri gücüne dayanarak Irak’ı işgal etmenin, sömürge düzenini kurumlaştırma anlamına gelmediğini Irak direnişi vasıtasıyla öğrenmişe benziyor. Bu zaman zarfında Amerikan emperyalizmi, kendisini koşulsuz destekleyen Talabani ve Barzani’nin, Türkiye, İran, Arap ülkeleri ve Irak Araplarını, bazen çileden çıkartan açıklamalarını yerine göre destekledi, yerine göre açıklamanın içeriğini görecelendirdi. Önemli olan, bu en önemli “iç” desteği kaybetmemekti. Amerikan emperyalizminin bu tavrına Güneyin işbirlikçileri inandılar. Böyle giderse bağımsız Kürdistan’ı kurabiliriz hayaline kapıldılar. Oğul Barzani, baba Barzani’den öğrenmemişe benziyor. Emperyalizme güvenmenin ne anlama geldiğini onun yukarıdaki sözleri göstermektedir. “Hayatımın en büyük hatası, ABD’ye güvenmekti”. Aynı hata bugün de işleniyor.

Ya Yurtseverlere ne demeli. Amerikan emperyalizminin “demokrasi” getireceğine inanmıyorlar mı veya Amerikan işgalinin, sömürgeciliğinin “demokratik” olduğundan bahsetmiyorlar mı?

Ortadoğu’da Türkiye-ABD ilişkileri bazında hiçbir şey değişmemişe benziyor. ABD, Türkiye’yi, Türkiye de ABD’yi adeta yeniden keşfetmişler. Keskinleşen emperyalistler arası çelişkiler, ABD emperyalizminin geniş anlamda Ortadoğu’daki ve dar anlamda da Irak’taki çıkmazı, Türkiye-ABD ilişkilerinin yeniden rayına oturtulmasında belirleyici faktör olmuştur.

Faşist diktatörlüğün, ABD ile ilişkilerinin kötüleştiği bir süreçte, diyelim ki Irak’a saldırıdan bu yana, AB kartına oynaması, ABD-Türkiye ilişkilerinin olumsuz gelişmesinden yararlanmak isteyen AB’nin de Türkiye’ye önem vermeye başlaması, bunun ötesinde ABD’nin Kıbrıs sorununu yeniden doğrudan kendi inisiyatifine alması ve kendi çıkarları doğrultusunda bir çözüm için bastırması, ABD’nin bu koşullarda Türkiye ile yeniden sıcak ilişkiler kurmaya hazır olduğunun bir ifadesiydi. Bu mesajı Türk burjuva devleti ve AB aldı. Ama Güneyin işbirlikçi ve Kuzeyin de yurtsever dinamikleri bu mesajı almamışa benziyorlar.

Amerikan emperyalizmi, Kıbrıs sorununun Annan Planı çerçevesinde emperyalist çözümüyle AB’yi, Türkiye’nin bu ekonomik entegrasyona üyeliği meselesinde köşeye sıkıştırıyor. Türkiye’nin bu plana evet demesi, AB’nin Türkiye’nin üyeliği konusunda öne sürebileceği son kozun da ortadan kalması anlamına geliyor. AB, Türkiye’ye üyelik müzakerelerine başlamak için tarih vermek veya bu işin olmayacağını açıklamak zorunda.

ABD’nin, Türkiye’nin AB’ye üyeliğine ilişkin stratejisi 10-15 sene sonrasının stratejisidir. Şimdiden hazırlığı yapılıyor. 10-15 sonrasının AB’si muhtemelen anayasası, bağımsız ordusu olan, belki de bir kısım üyesinin NATO’dan ayrılmış olduğu bir AB olacaktır. Böyle bir AB’de Amerikan emperyalizmi, İngiltere, Türkiye, İspanya, Polonya ve başka NATO üyesi ülkelerle önemli bir güce sahip olacaktır. Böylece ABD, AB’yi içten kuşatarak, kendisi karşısında iddiasızlaştırmayı planlamaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemektedir.

Üyelik müzakeresi için tarih verilmemesi durumunda veya Türkiye-AB ilişkilerinin istenildiği gibi yürümemesi durumunda Türkiye’nin –aynı zamanda Yunanistan’ın da- Annan Planı’ndan çark etmeleri her zaman olanaklıdır. Bu anlamda Türkiye ve ABD, Kıbrıs üzerindeki nüfuzlarından hiçbir şey kaybetmiyorlar.

Bir kısım küçük burjuva kesimler de bu gelişmelerden ders almalıdırlar. Tezkere I döneminde, Amerikan emperyalizminin Türk burjuvazisini azarladığı o dönemlerde, Türkiye’nin stratejik öneminin yok olduğu veya bu önemin önemsizleştiği doğrultusunda açıklamalar yapan bazı küçük burjuva yazarlar, acaba şimdiki durumu nasıl değerlendirecekler? Niyet (sübjektivizm), nesnel duruma ters düşünce, gerçeği açıklamak da zorlaşır. Önemli olan, düşman görülen, yok olması istenilen gücün nesnel durumunu, gerçekliğini, onu güçlü kılan veya zayıflatan dinamiklerin yapısını iyi kavramak ve ona göre politikalar tespit ederek yaşama geçirmeye çalışmaktır. Birtakım aydınların, o dönem yaptıkları İncirlik’in önemi kalmadı açıklamalarından Türkiye’nin ABD için stratejik önemi kalmadı sonucunu çıkartmalarının, gerçekle hiçbir ilişkisinin olmadığını görmek için Erdoğan’ın ABD ziyaretini beklemeye mutlaka gerek yoktu.

Amerikan emperyalizminin 21. yüzyıl hakimiyeti jeopolitikasında (Avrasya jeopolitikası) belli ülkelere, belli bölgelere belli roller biçilmiştir. Bu jeopolitika, iki kutuplu dünyanın yıkılması ve çok rekabet merkezli bir dünya gerçeği üzerinde yükselmektedir. Bu jeopolitikada AB’nin de Türkiye’nin de belli rolleri vardır. Amerikan emperyalizminin bu jeopolitikasını değiştirmesine neden olabilecek bir gelişme şimdiye kadar olmadı. Amerikan emperyalizmi bu jeopolitikası doğrultusunda hareket ettiği müddetçe; ABD-AB, ABD-Almanya, ABD-Rusya, ABD-Çin arasındaki çelişkiler var olmaya ve keskinleşmeye devam ettikleri müddetçe, Türkiye, hem ABD ve hem de AB açısından mutlaka elde edilmesi, kontrol edilmesi ve yönlendirilmesi gerekin bir müttefik olarak kalacaktır. Durumu göre göklere çıkartılacak, duruma göre yerden yere vurulacak, duruma göre “stratejik ortak” ilan edilecek.

Şüphesiz ki bu durum bir kader değildir, değişebilir, değiştiririz. Emperyalizmi ve işbirlikçilerini hem ülkemizden ve hem de bölgemizden kovabiliriz. Bu bizim elimizde. Bugün açısından bölgemiz, emperyalistler arası çelişkilerin en çok keskinleştiği ve emperyalist işgale karşı fiili mücadelenin en kapsamlı verildiği alandır. Bu bölgenin işçi sınıfının, emekçilerinin, ezilen uluslarının sorunları ve düşmanları aynıdır; emperyalist işgale, tahakküme ve talana, yerli işbirlikçilerinin iktidarına karşı özgürlük ve sosyalizm mücadelesini örgütlemek. Demokratik Ortadoğu Federasyonu, bölgemizin özgürleşmesi demektir.