deneme

12 Nisan 2013 Cuma

SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLERİ BİRLİĞİ’NDE SOSYALİZMİN İNŞASI İÇİN MÜCADELEDE TROÇKİ’NİN ROLÜ

-->
6. Makale

SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLERİ BİRLİĞİ’NDE
SOSYALİZMİN İNŞASI İÇİN
MÜCADELEDE TROÇKİ’NİN ROLÜ

LENİN, STALİN, TROÇKİ VE TEK ÜLKEDE DEVRİM TEORİSİ

Devrimin üst önderi” Troçki!
SSCB'nde sosyalizmin inşası mücadelesine biraz yakından bakalım. Troçki'nin sürekli devrim anlayışı veya tek ülkede sosyalizmin inşası için mücadele Troçki'nin SBKP(B) ile nihai kopuşunu beraberinde getirmiştir. Bu kopuş için tabii ki birçok neden sıralanabilir. Her halükarda hangi nedenden bahsedilirse bahsedilsin, çatışmalı gelişme 1903'den itibaren teorik, örgütsel, siyasi görüş farklılıkları olarak giderek süreklileşmiş ve derinleşmiştir. Ama belirtiğimiz gibi esas tartışma konusu Troçki'nin sürekli devrim teorisi olmuştur.


Troçki'nin teorik ve politik ilkeleri, örgütlenme anlayışı Lenin'in görüşleriyle uzlaşmaz bir çelişki içindeydi. Troçki'nin ısrarla savunduğu yanlış anlayışlarını geliştirmeye çalışması ve partiye dayatması kopuşu kaçınılmaz kılmıştır. Ekim Devrimi ve sonrasında, iç savaşla eski rejim tamamen yıkıldıktan sonra sıra tek ülkede sosyalizmin zaferi için devrimin kesintisiz sürdürülmesi teorisinin -bu Leninist teorinin- soyut bir anlayış olmaktan çıkartılarak pratikte uygulanmasına gelmişti. Bu teorinin uygulanması partinin ve ülkenin önünde duran güncel görev olmuştu: Ya ele geçirilen siyasi iktidar kullanılarak kapitalizme özgü sınıflı toplumun bütün özellikleriyle ortadan kaldırılması mücadelesi sürdürülerek sosyalist toplum inşa edilecekti ya da bu görevler dünya devriminin zaferine kadar geri plana itilecekti. Bu iki yoldan başka ilerlenecek yol yoktu. Ya SSCB yakın zamanda gerçekleşecek bir dünya devrimi beklentisi içinde başka ülkelerde sosyalist devrimlerin zaferine kadar bekleyecekti ya da tek ülkede sosyalizmi inşa ederek başka ülkelerde sosyalist devrimler için uygun koşulları oluşturarak sosyalizmin nihai zaferinin gerçekleşmesine katkıda bulunacaktı.
Tek ülkede devrim ve sosyalizmin inşası ve Troçki'nin sürekli devrim teorisi üzerine tartışmaları iki döneme ayırmak gerekir. Birinci dönem bu sorunun teorik tartışıldığı Ekim Devrim öncesini kapsar. Nihayetinde söz konusu olan, devrim öncesinde, devrim sonrasında atılacak adımların, bu anlamda sosyalizmin inşasının teorik tartışılmasıydı ve sorun da o çerçevede kaldı. Ama Ekim Devriminden sonra, hele hele iç savaştan muzaffer çıkıldıktan sonra ve başka ülkelerde de sosyalist devrimlerin gerçekleşmemesi koşullarında SSCB'nin geleceği, ülkede yeni sistemin, sosyalizmin inşasına doğrudan bağlıydı. Ya diğer ülkelerde ne zaman gerçekleşeceği bilinmeyen devrimleri beklemeksizin sosyalizmin tek ülkede inşasına girişilir ya da bir biçimde kaçınılmaz olarak eski düzene dönülürdü. Yani tek ülkede sosyalizmi inşa etmek teorik tartışma olmaktan çıkmış, doğrudan, uygulanmalı mı uygulanmamalı mı tartışmasına dönüşmüştü. Bu nedenden dolayı ikinci dönemde sosyalizmin inşası üzerine tartışmalar, ilk dönemdekine nazaran oldukça şiddetli yürütülmüştü. SBKP(B), SSCB'nin geleceğinin bu tartışmalarla yakın bağını görmekteydi. Bu durumdan çıkartılması gereken sonuç, mantıksal olarak sosyalizmin inşası önünde duran, bir biçimde bu inşayı zora sokan, parti ve ülkenin birliği ve geleceği ile oynayan muhalefet güçlerine karşı mücadeleyi daha sıkı tutmak ve gerekli kaçınılmaz tedbirleri almaktı. Öyle de olmuştur.
SSCB'nin ve bunun ötesinde dünya çapında sosyalizmin geleceğini bir kişinin diktatörlüğü değil, SBKP(B)'nin ezici çoğunluğunun demokratik ortamda kapsamlı tartışması sonucunda alınan kararlar belirlemiştir. Parti içi tartışmanın patlak vermesinin nedeni, Troçki'nin eski düşüncelerini yeniden gündeme getirmesidir. Troçki, Ekim Devriminden sonra devrimin devam ettirilmesi, sürekli kılınması için sosyalizmin inşasının güncel olduğu bir dönemde eski düşüncelerini, tek ülkede sosyalizmin inşa edilemeyeceğini daha enerjik bir biçimde savunmaya başlamıştır. Ne de olsa Lenin'in halefi olamayacağını artık biliyordu. Bunun ötesinde parti ve ülkenin, bırakalım tek önderi olmayı, önderlerinden birisi dahi olamayacağını da artık anlamıştı. Tartışmasız tek önder olmak için geriye tek yol kalıyordu; partiye karşı, Stalin'e karşı mücadele, ayrı parti örgütlenmesi. Troçki'nin hal ve hareketi bu amacına hizmet ediyordu.

Sosyalizmin inşası bağlamında tartışmalar 1924-1925 döneminde doruk noktasına ulaştı. XIV. Parti Kongresinde (1925 sonu) alınan karar, tartışmaların bir biçimde sonlandığını göstermektedir. Kararda“Sosyalist inşanın zaferi için mücadele partinin güncel görevidir. Bu görevin yerine getirilmesi için kaçınılmaz koşullardan birisi, ülkemizde sosyalizmin inşasına güvensizlik ile mücadeledir deniyordu. Bu, doğrudan Troçkizme karşı alınmış bir karardı.
Peki bu karar alınmadan önce, kararı alma aşamasında muhalif görüşte olanların demokratik haklarını kullanmaları engellenmiş miydi? Engellenmemişti. Tam tersine, muhalif görüşte olanlar bütün demokratik haklarını sonuna kadar engelsiz kullanmışlardı: XIV. Parti Kongresinde karar aşamasına gelinmeden önce tartışmanın tarafları görüşlerini bütün yönleriyle dile getirmişler, konu yeteri kadar en geniş zeminde tartışılmıştı. Öyle ki, muhalefet kongreye, dolayısıyla delegelere kendi düşüncelerini yazılı olarak kapsamlı bir biçimde sunmuştu. Sosyalist demokrasi açısından yapılması gereken yapılmıştı. Kongrenin karar almaktan öte yapacağı bir şey yoktu. Karar alındı; ezici çoğunluk muhalefetin düşüncelerini, dolayısıyla Troçki'nin düşüncelerini reddetti. Artık sıra kararın uygulanmasına gelmişti. Ama Troçki, Troçki olduğunu bir daha göstermiş ve kongre kararlarına uymamıştır. Kongreden sonra da tek ülkede, dolayısıyla SSCB'nde sosyalizmin inşasının imkansızlığını savunmaya devam etmiştir. Partinin bütünlüğünü parçalamaya çalışmış, neye güveniyordu, bilmiyorum ama sonuç itibariyle partiyi kopuşmaya zorlamıştır.
1925 yılını veya XIV. Parti Kongresi ve sonrasını göz önünde tutarken şöyle düşünmek gerekir: Partinin ezici çoğunluğu, tek ülkede sosyalizmin inşası gibi devasa bir görevin üstesinden gelme; bu inşaya başlama kararı alıyor. Partinin ve ülkenin beklentisi, azınlığın çoğunluğun kararına uyması ve sosyalizmin inşasına katılmasıdır. Diğer taraftan mademki karar alındı, proletarya diktatörlüğünün görevi bu kararın uygulanması önündeki bütün engellere karşı mücadele etmektir, gereken tedbirleri almaktır. Kapitalist gelişmesi geri bir ülkede, kapitalist sistemin kuşatması altında bu devasa görevin üstesinden gelebilmek için bütün güçlerin harekete geçirilmesi ve hangi nedenden dolayı olursa olsun her türlü engelin yıkılması gerekir. O dönemdeki mücadelenin sertliğinde belirttiğimiz bu koşullar belirleyici olmuştur.

Sonuç itibariyle, SBKP(B)'ye karşı mücadelesinde Troçki hezimete uğramıştır. Partinin ezici çoğunluğu Troçki'nin görüşlerini reddetmiştir. SSCB'nde sosyalizmin başarıyla inşası XIV. Parti Kongresi kararlarının, bu arada Troçkizme karşı mücadelenin ne denli doğru olduğunu göstermiştir.

SBKP(B), tek ülkede sosyalizmin inşasıyla bir “ulusal sosyalizm” mi amaçlamıştı? “Kendi kendine yeterli bir sosyalizm”den mi yanaydı? Bu sorulara ileride cevap vereceğiz. Ama burada şunu belirtmeliyiz: Diğer ülkelerde beklenen devrimler gerçekleşmediği için SSCB tek ülkede sosyalizmi inşa etmekle karşı karşıya kalması bir zorunluluktu, koşulların dayatmasıydı. Var olmak, yok olmak meselesiydi.
Şimdi tek ülkede sosyalizmin inşası konusunda Leninist teori ve tek ülkede sosyalizmin inşasının imkansızlığı konusunda Troçkist teorinin ne olup ne olmadığına bakalım.

Lenin ve tek ülkede sosyalizmin inşası:
Troçki yalan söyleyen, hem de insanın gözünün içine baka baka, gerçekleri bilenlerle alay ederek yalan söyleyen birisiydi. Lenin'in ve dolayısıyla Bolşevik Parti'nin temel görüşlerini en doğru biçimde savunanın kendisi olduğunu; Bolşevik Parti'de çıkan tartışmalarda sadece kendisinin gerçek Leninist konumda olduğunu söyleyen Troçki'den başkası değildir. Yukarıda bizzat kendi anlatımıyla bunların örneklerini verdik. Bütün bu düzenbazlıklar yetmiyormuş gibi, tek ülkede sosyalizm teorisinin ilkin Stalin tarafından Lenin'in ölümünden sonra ortaya atıldığını, yani Lenin'in bu teori ile bir ilişkisinin olmadığını iddia etmiştir.

Örneğin “İhanete Uğrayan Devrim”inde şöyle der: “Avrupa proletaryasının aldığı ağır yenilgiler ve Sovyet ekonomisinin henüz oldukça mütevazı olan başarıları, Stalin'in, 1924 ilkbaharından itibaren Sovyet bürokrasisinin tarihsel görevinin tek ülkede sosyalizmi inşa etmek olduğu fikrine sürükledi. Bu sorun etrafında, yüzeysel bir zekaya sahip birçok kişiye akademik veya skolastik gibi görünen bir tartışma açılmış oldu. Oysa bu sorun gerçekte, III. Enternasyonal'in yozlaşmasının başlangıcını IV. Enternasyonal'in doğumunu hazırlıyordu” (1).

1940'da yayımlanan “IV. Enternasyonal'in Emperyalist Savaş ve Proleter Dünya Devrimi Üzerine Manifestosu”nda da benzer görüşleri savunur:
İnkarcı ve gerici Stalinizmin o kurgusunu; tek ülkede sosyalizm teorisini kesinkes reddediyoruz. Sadece dünya devrimi SSCB'ni sosyalizm için kurtarabilir”(2).

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Troçki, tek ülkede sosyalizm tartışmalarında Leninist anlayışı sadece ve sadece kendisinin savunduğunu söyleyebilecek derecede nesnel yaşamdan kopmuştur.

Ekim Devrimi” kitabında konuya ilişkin şunları yazar:
1904/1905 yıllarında Rus Marksistlerinden hiçbirinin esasen bir ülkede, özel olarak da Rusya’da sosyalist toplumun inşasının mümkün olacağı düşüncesini savunmadığını veya ortaya koymadığını bir daha hatırlatalım. Bu tasarım ilk defa yaklaşık 20 sene sonra, 1924 sonbaharında basında savunuldu”.

Türkçeleştirelim:
1-Troçki'nin iddiasına göre Rusya işçi hareketinde, Rus devrimcileri arasında eski dönemde, diyelim ki Ekim Devriminden önce, tek ülkede sosyalizmin inşasının mümkün olup olmayacağı asla ve asla tartışılmamıştır, tartışılması bir yana bu konu üzerine konuşulmamıştır bile.

2-Ekim Devriminden önce olduğu gibi sonrasında da, 1924'ün sonbaharına kadar olan dönemde de yeni oluşmakta olan SSCB'nde böyle bir sorun yoktu.

Troçki bu görüşüne başka yazılarında da yer verir. Peki Troçki'nin amacı ne ki, bu gerçek dışı iddiaları sık sık tekrarlar? Amacı oldukça açık: Lenin'in bu teoriyle -tek ülkede sosyalizmin inşası teorisiyle- bir ilgisi yoktur; Lenin, “en yakın mücadele arkadaşım”, “kadim” dostum, böylesi saçma bir teoriyle hiç ilgilenmemiştir! Troçki'nin vermek istediği mesaj budur.
Peki, gerçek böyle mi? Troçki, bir defaya mahsus da olsa doğru mu söylüyor? Hayır, doğru söylemiyor, kendi hayal dünyasının ürünlerinden bahsediyor, o ürünleri pazarlıyor. Rusya işçi hareketi içinde, RSDİP içinde bu görüşü ilk kez formüle eden ve savunan Lenin'dir. Ve Lenin'in bu görüşüne karşı mücadele eden de Troçki'den başkası değildir. 23 Ağustos 1915'te Lenin, “Sosyal Demokrat gazetesinde -o dönem Bolşeviklerin İsviçre'de yayımlanan merkez yayın organı- “Birleşik Avrupa Devletleri Şiarı Üzerine makalesini yayınlar. Bu makale Troçki'nin bu konudaki görüşlerine karşı yazılmıştır. O yazıda Lenin, diğer şeylerin yanı sıra şunları söyler:

Ayrı bir slogan olarak bir Dünya Birleşik Devletleri sloganı pek doğru sayılmaz, birincisi, sosyalizmle iç içe geçtiğinden ötürü; ikincisi de, tek bir ülkede sosyalizmin zaferinin olanaksız olduğu anlamında yanlış yorumlara yol açabileceği ve aynı zamanda da, böyle bir ülkenin öteki ülkelerle ilişkileri açısından da yanlış anlamalara neden olabileceğinden ötürü doğru sayılamaz.

Eşitsiz ekonomik ve siyasal gelişme, kapitalizmin mutlak yasasıdır. Böylece, sosyalizmin zaferi, önce birkaç ya da hatta yalnızca bir tek kapitalist ülkede olanaklıdır”(3).
Lenin, kapitalizmin mutlak yasasından -“Eşitsiz ekonomik ve siyasal gelişme kapitalizmin mutlak yasasıdır”- hareketle tek tek ülkelerde sosyalizmin zaferinin mümkün olacağı sonucuna varıyor. Devrim yapan ülkede proletaryanın görevi devrimi devam ettirmek, sürekli kılmak olduğuna göre yapılması gereken de temel üretim araçlarını özel mülkiyetten toplumsal mülkiyete dönüştürerek sosyalist üretime geçmektir. Lenin bunu 1915'te söylüyor. Lenin'e göre tek ülkede de olsa siyasi iktidarı ele geçiren proletaryanın sosyalist üretimi örgütlemesinin en doğal bir gelişme olduğunu anlatmaya çalışıyor. İktidarı ele geçiren ve sosyalist üretimi örgütleyen proletaryanın ancak böyle yapmakla dünya devrimine, diğer ülkelerde devrime katkısının olabileceğini söylüyor Lenin.

Lenin'in yukarıdaki anlayışından hareketle Stalin 1925'te RKP(B)'nin XIV. Konferansı Çalışmalarının Sonuçları Üzerine” konuşmasının “Sovyetler Birliği'nde Sosyalizmin Geleceği” bölümünde şu sonuca varıyor:

...Etrafı kapitalistlerle çevrili proletarya diktatörlüğü ülkesi, görüldüğü gibi, sadece proletarya ile köylülük arasındaki iç karşıtlıkları kendi gücüne dayanarak ortadan kaldıracak durumda olmakla kalmayıp, bilakis sosyalizmi de kurabilir ve kurmak zorundadır, kendi ülkesinde sosyalist bir ekonomi örgütleyebilir ve örgütlemek zorundadır ve ... silahlı bir güç kurabilir ve kurmak zorundadır” (4).

Stalin tek ülkede sosyalizmin zaferini Leninizmin temel tezi olarak görmektedir (Stalin; agy). Ama bu denli açıklığa rağmen Troçki, Rusya'da Ekim Devrimi öncesinde, onu da bırakalım, 1924'ün sonbaharı öncesinde bu konu üzerine hiç kimsenin tartışmadığını iddia edebilecek kadar ruhsal pejmürdeleşebiliyor. Troçki, gerçekten ruhsal pejmürdeleşebiliyor, çünkü 1915'te aynı konu bağlamında Lenin'e karşı polemik yapan Troçki'den başkası değildi.

Lenin'in tek ülkede sosyalizmin zaferi tezine karşı Troçki şunları yazıyordu:
Birleşik devletler sloganına karşı yegane bir parça somut düşünce İsviçre “Sosyal Demokratında aşağıdaki cümleyle formüle edilmiştir: 'Ekonomik ve siyasi gelişmenin eşitsizliği kapitalizmin mutlak yasasıdır'. Buradan 'Sosyal Demokrat' tek bir ülkede sosyalizmin mümkün olacağı ve bu nedenden dolayı da her bir tekil ülkede proletarya diktatörlüğünü Avrupa Birleşik Devletlerinin kurulmasına bağımlı kılmanın zorunlu olmadığı sonucunu çıkartmaktadır. Çeşitli ülkelerin kapitalist gelişmesinin eşitsiz olduğu tartışma götürmez. Ama bu eşitsizliğin bizzat kendisi oldukça eşitsiz. İngiltere'nin, Avusturya'nın, Almanya'nın veya Fransa'nın kapitalist seviyesi aynı değildir. Ama Afrika ve Asya ile karşılaştırıldığında bu ülkelerin hepsi, kapitalist 'Avrupa'nın sosyal devrim için olgunlaşmış ülkelerini temsil ederler. Bir ülkenin kendi mücadelesi içinde başkalarını 'beklemek' zorunda olmadığı temel bir düşüncedir; bu düşünceyi tekrarlamak, paralel enternasyonal eylem düşüncesi yerine beklemeci uluslararası faaliyetsizlik düşüncesinin geçirilmemesi için yararlı ve zorunludur. İnisiyatifimizin diğer ülkelerdeki mücadeleye itilim vereceği üzerine tam inançla başkalarını beklemeden başlamak ve mücadeleyi ulusal zeminde devam ettirmek, ama bu gerçekleşmezse -ki hem tarihsel tecrübe hem de teorik mülahazalar bunu kanıtlıyorlar- örneğin devrimci Rusya'nın muhafazakar bir Avrupa karşısında dayanabileceği veya sosyalist bir Almanya'nın kapitalist dünyadan tecrit bir biçimde var olabileceği umutsuz inanmak olur (5).
Demek ki, bu teori daha 1915'te tartışılmış. Tartışanlardan birisi Lenin, diğeri de Troçki. Ruhsal yorgunluk içinde olan Troçki, bütün bunları, bu arada kendi yaptığını da unutuyor ve bu teorinin, Lenin'in ölümünden sonra Stalin tarafında uydurularak gündemleştirildiğini savunabiliyordu. Bu konuda şöyle diyordu:

Bireysel köylü işletmeleri konusunda kararsızlık, büyük planlara karşı güvensizlik, asgari seviyede bir büyümenin savunulması, uluslararası sorunların küçümsenmesi, işte bütün bunlar, Stalin tarafından ilk kez 1924 sonbaharında Almanya'da proletaryanın yenilgisinden sonra ileri sürülen “tek ülkede sosyalizm” teorisinin esas özgünü oluşturuyor. Sanayileşmede acele etmemek, mujik'le (köylü- İ. O.) kavgaya girişmemek, dünya devrimine bel bağlamamak ve hepsinin ötesinde parti bürokrasisi iktidarını eleştiriden korumak!” (6).

Sovyet insanının -bu yetmez-, bütün insanlığın gözünün içine baka baka yalan söylemek nasıl olur diyorsanız, bunun “klasiği” Troçki'dir. Sadece yukarıdaki iddiaları onu böyle tanımlamaya yeter de artar bile.

Ayrıca yukarıda Lenin ve Troçki'nin bu teoriye ilişkin görüşleri, her ikisinin de ne denli farklı noktalardan soruna yaklaştıklarını, bir düşünce ortaklığının olmadığını da göstermektedir.

Diğer taraftan Lenin'in, Troçki'nin savlarını çürüten daha birçok açıklaması vardır. Ama bu işi, kendi kendini çürütme işini bizzat Troçki'ye bırakalım. “Lenin Üzerine çalışmasında 1918'de Lenin'in bu konuyla, kurulmakta olan SSCB'nde sosyalizmin inşa sorunlarıyla nedenli yoğun ilgilendiğini bizzat Troçki anlatır:
Lenin'in Ocak 1918 başında yazılan barış üzerine tezlerinde şöyle deniyor: 'Rusya'da sosyalizmin zaferi için en aşağı birkaç aylık bir ara dönem' gereklidir. Şimdi bu sözler oldukça anlaşılmaz görünüyor: Bu bir yazı hatası değil mi? Burada birkaç yıl veya on yıllar kastedilmiyor mu? Ama hayır, bu bir yazı hatası değil. Lenin'in aynı türden başka bir dizi sözünü bulmak mümkündür. İlyiç'in ilk dönemde, Smolni'de Halk Komiserleri Konseyi oturumunda bir sene içinde bizde sosyalizm hakim olacaktır ve biz en güçlü devlet olacağız diye sürekli tekrarladığını çok iyi hatırlıyorum. Sol sosyal devrimciler ve sadece onlar değil, şaşkın şaşkın ve canı sıkkın olarak başlarını kaldırıyorlar, birbirlerine bakıyorlardı, ama susuyorlardı. Bu, ezberletmenin bir sistemiydi. Lenin herkese artık bütün sorunlar sosyalist inşa çerçevesinde 'nihai amaç' perspektifiyle değil, aksine bugünün ve yarının perspektifiyle ele alınmalıdır'ı kavratmak istiyordu. Bu sert yeniden düzenleme için kendine özgü olan yönteme, aşırı vurgulamaya sarıldı: Dün sosyalizmin 'nihai amaç' olduğunu söylüyorduk, ama bugün sosyalist hakimiyetin birkaç aydan daha az bir süre içinde teminat altına alınacağı şeklinde düşünmeliyiz. Yani bu, sadece pedagojik bir yöntem miydi? Hayır, sadece o değil. Pedagojik enerjiye biraz ekleme yapmak gerekir: Lenin'in güçlü idealizmi, iki dönemin sarp dönüm noktasında aşamaları kısaltan ve randevuları birbirine yaklaştıran sıkı irade gücü. Söylediğine inanırdı. Ve sosyalizmin gerçekleşmesi için bu fantastik yarım yıl, Leninist ruhun işlevi olduğu gibi aynı zamanda günümüzün her görevine gerçekçi yaklaşımını da temsil eder. Fedakarlık ve acıda her türlü faturanın ödenebileceği insan gelişmesinin devasa olanaklarına olan derin ve boyun eğmez inanç, Lenin'in zihinsel yapısında sürekli temel sıçrama tahtasını oluşturmuştu (7).
Troçki böyle yazmasaydı Troçki olamazdı. Bizzat kendisi sosyalist inşanın ne zaman ele alındığını yazıyor. Sorun Lenin tarafından Ekim Devriminin hemen sonrasında 1918'in ilkbaharında partinin gündemine getiriliyor.
14 Mayıs 1918'de Lenin, Moskova Sovyeti ve Bütün Rusya Merkez Yürütme Komitesi'nin ortak oturumunda “Dış Politika Üzerine Raporunda diğer şeylerin yanı sıra şunları söyler:
Kendini akıllı sanan ve hatta kendini sosyalist diye tanımlayan kılı kırk yaran insanların olduğunu biliyorum; bunlar, bütün ülkelerde devrim patlak vermediği sürece iktidar ele geçirilmemeliydi iddiasında bulunuyorlar. Böylesi konuşmalarla devrimden koptuklarının ve burjuvazinin tarafına geçtiklerinin farkında değiller. Emekçi kitlelerin devrimi uluslararası ölçekte sonuçlandırmasını beklemek, herkes beklenti içinde donup kalmalıdır anlamına gelir. Bu saçmalıktır (8).

Kendini akıllı sananların başında Troçki geliyordu. Lenin'in buradaki eleştirisi doğrudan, SSCB'nde sosyalizm ancak ve ancak dünya devriminden sonra mümkün olabilir diyerek tek ülkede sosyalizmin inşa edilemeyeceğini savunan Troçki'yi hedef almaktadır.
1919'da Lenin, “Proletarya Diktatörlüğü Döneminde Ekonomi ve Politika yazısında da şöyle der:
Bu yüzden, tüm ülkelerin burjuvazisinin yalanlarına ve iftiralarına ve onların açık ve gizli uşaklarına (İkinci Enternasyonal "sosyalistleri") karşın, bir şey tartışma götürmez - proletarya diktatörlüğünün temel ekonomik problemi söz konusu olduğu ölçüde, ülkemizde komünizmin kapitalizme karşı zaferi güvence altına alınmıştır. Dünyanın her yerinde burjuvazi Bolşevizme karşı öfkesinden ateş püskürmekte ve Bolşeviklere karşı askeri seferler, tertipler vb. örgütlemektedir, çünkü toplumsal ekonomiyi yeniden kurmaktaki başarımızın, askeri güçle ezilmememiz kaydıyla, kaçınılmaz olduğunu çok iyi anlamaktadır. Ve bizi bu yoldan ezme girişimleri de başarıya ulaşmamaktadır (9).

Bu makalesindeki anlayışıyla da Lenin, Troçki'nin iddiasını boşa çıkartıyor. Troçki'nin ruhsal yorgunluktan kaynaklı olsa gerek, unutkanlığına karşın her dönem tek ülkede sosyalizmin inşasının mümkün olduğunu savunmuştur. Bu inşasının başarılı olmasında işçi-köylü ittifakının belirleyici önemini sürekli vurgulamıştır.

22-29 Aralık 1920'de gerçekleştirilen “VIII. Bütün Rusya Sovyet Kongresindeki konuşmasında “Önümüzde en azından 10 sene için hesaplanmış bir program duruyor; bu program Rusya’nın gerçekten komünist bir iktisadi altyapıya nasıl erişebileceğini kanıtlıyor der (10).
Açık ki burada Lenin, SSCB'nde sosyalizmin, tek ülkede sosyalizmin inşasını diğer bütün ülkelerde sosyalist devrimin zaferine bağlamıyor, planlanabilen en kısa zamanda bu inşaya girişilmesi gerektiğinden bahsediyor. Yani Lenin, sosyalizmin SSCB'nde inşasını istiyorum'la yetinmiyor, bizzat adım atılmasını talep ediyor, bunun mümkün olduğunu savunuyor.

Aynı konuşmasında devamla şunu söyler:
Komünizm – bu, Sovyet iktidarı, artı bütün ülkenin elektrifikasyonudur. Aksi taktirde ülke, küçük bir köylü ülkesi olarak kalacaktır. Bunu açıkça görmek zorundayız. Kapitalizmden daha güçsüzüz, sadece dünya çapında değil, ülke içinde de. Bunu herkes biliyor. Bunu gördük ve ekonomik temelin küçük köylü işletmesinden büyük sanayi işletmesine kaymasını sağlayacağız. Ancak ülke elektriklendirildiğinde sanayi, tarım ve taşımacılık, teknik olarak modern büyük sanayiye sahip olduğunda – ancak o zaman kesin olarak zafer kazanacağız(11).

Kurulmakta olan SSCB'nde komünizm, Sovyet iktidarı artı bütün ülkenin elektriklendirilmesi şiarı boşuna sosyalizmin inşası için program olmamıştır. 21 Nisan 1921'de Lenin, “Doğal Vergi – Yeni Politikanın ve Koşullarının Anlamı yazısında konuya ilişkin olarak şunları söyler:
Rusya'ya egemen olan bu koşullardan sosyalizme doğrudan geçiş, düşünülebilir mi? Evet, bir dereceye kadar düşünülebilir, ancak, tamamlanmış olan dev bir bilimsel çalışmanın sayesinde niteliğini artık tam olarak bildiğimiz bir koşulla. Bu koşul, elektriklendirmedir. Eğer düzinelerle yerel elektrik enerjisi istasyonu inşa edersek (bunların nerede ve nasıl inşa edileceğini biliyoruz), bu istasyonlardan bütün köylere elektrik enerjisi verebilirsek, yeterli sayıda elektrik motoru ve diğer makineleri sağlayabilirsek, ataerkillikle sosyalizm arasında ara bağlantılara ya da geçiş aşamalarına gereksinmemiz olmayacak ya da çok az olacak. Ama biliyoruz ki, bu "tek" koşulun birinci aşamasını tamamlamak için en azından on yıl gereklidir. Bu sürecin kısalması, İngiltere, Almanya ya da Amerika gibi ülkelerde proletarya devriminin zafere ulaşması halinde ancak düşünülebilir (12).

Burada da Lenin, diğer ülkelerde devrimler gerçekleşmese de SSCB'nde sosyalizme geçişin mümkün olduğunu; diğer ülkelerde gelişmiş ülkelerde- devrimlerin geri ülkelerde, örneğin SSCB'nde sosyalizmin inşa sürecini kısaltacağını vurgulamaktadır.

Ekim Devrimi öncesinde Lenin, proletarya diktatörlüğünün görevlerinden bahsederken, ya yıkılıp gideriz ya da ilerlemiş ülkelere yetişir ve onları iktisadi olarak geçeriz. Ya batıp gitmek ya da tam gaz ilerlemek! Tarih sorunu böyle koyuyor diyordu.
Sorun, var olmak, yok olmak sorunuydu. Ya kurulmakta olan SSCB geri bir ülke olmaktan çıkartılarak gelişmiş, sosyalist bir ülke olurdu ya da batardı.
Yok olmak, ileri ülkelere yetişmek ve onları geçmek sosyalizmin inşası sürecinde Sovyet basınında sürekli dillendirilmiştir.

Troçki, Lenin'in Ekim Devrimi öncesi söylediklerini yıllar sonra 1931'de “SSCB'nin Gelişmesinin Sorunları yazısında eleştirmeye kalkışır.
Söz konusu yazısında Troçki, “Devrimci mücadelede dünya burjuvazisinin devrilmesi dünya ekonomisine yetişmekten ve onu geçmekten daha çok gerçekçi ve dolaysız bir görevdir diyordu (13).
Sol gevezelik nasıl olur diyorsanız bunun en tipik örneğini Troçki'nin yukarıdaki sözleri oluşturur. Troçki, bir vuruşla zalim iktidarları devirmekle aynı anlama gelen lafla, “devrimci mücadeleyle dünya burjuvazisini deviriyor. Hani şu ülkede veya bu ülkede devrimin koşulları olgunlaşmıştır, oralarda burjuva hakimiyeti “devrimci mücadeleyle yıkmanın zamanı gelmiştir dese, doğru söylüyor diyeceğim. Ama tek tek ülkelerde “devrimci mücadeleyle burjuvazinin yıkılması Troçki'yi “kesmiyor: O ya hiç ya toptan anlayışına göre hareket ediyor.

Troçki, soyuttu ve hep soyut kalmıştır. Buna karşın Lenin somut konuşuyor, yapılabileceği görev olarak görüyor. Tam da bundan dolayı kapitalist ülkelere iktisadi olarak yetişmeyi ve onları geçmeyi SSCB'nin yok olmaktan kurtuluşunun koşulu olarak görüyor. Ve böylece dünya burjuvazisinin devrilmesi için dolaysız mücadele edilmiş olacaktır diyor.

SSCB'nde sosyalizmin inşasında Lenin, işçiler ile köylüler arasındaki çelişkileri de önemli bir sorun, önemli bir zorluk olarak görmektedir. Savaş komünizmi döneminde her iki sınıf arasında çelişkiler söz konusuydu. Ama Lenin, bu zorlukların aşılabileceğinden hareket ediyordu. Öyle de oldu. Her iki sınıf arasındaki ilişkilerin doğru düzenlenmesiyle bu sorun da aşıldı.

Lenin 20 Kasım 1922'de Moskova Sovyeti Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmasında konuya ilişkin olarak şunları söyler:

Şimdi sosyalizm artık uzak bir geleceğin sorunu ya da herhangi bir soyutlama ya da bir aziz tasviri değildir. Aziz tasvirleri hakkındaki eski, çok kötü düşüncemizi koruyoruz. Sosyalizmi günlük yaşamın içine çektik ve burada yolumuzu bulmak zorundayız. Günümüzün görevi budur, çağımızın görevi budur. Bu görev ne kadar zor olursa olsun, önceki görevimize kıyasla ne kadar yeni de olsa ve bize çok zorluk çıkartsa da – hepimizin yarın değil ama birkaç yıl içinde ne pahasına olursa olsun bu görevi yerine getireceğimiz ve böylece NEP Rusya'sının sosyalist Rusya haline geleceği inancını ifade ederek bitirmeme izin verin (14).

Bu konuşmasında da Lenin, SSCB'nde, dolayısıyla tek ülkede sosyalizmin inşasını güncel görev olarak gördüğünü açıklıyor.

16 ve 17 Ocak 1923'te Lenin “Pravdada “Devrimimiz Üzerine başlığını taşıyan iki makale yayımlar. Bu makalelerde de tek ülkede sosyalizmin inşasının mümkün olduğundan ve aynı zamanda, var olmak için zorunlu da olduğundan bahseder:

Onlar; dünya tarihinde tüm gelişimin genel yasalarını izlerken, bu gelişmenin belli aşamalarının biçim ya da sırasının özgüllükler gösterebilmesi olasılığının kesinlikle dışlanmaması gerektiğine, tersine şart olduğu düşüncesine tamamen yabancıdırlar. Örneğin Rusya, uygar ülkelerle ilk kez bu savaşta kesin olarak uygarlık içine sokulmuş ülkeler arasında, bütün Doğu ülkeleri, Avrupa dışındaki ülkeler arasında sınırda durduğu için, elbette evrensel gelişmenin genel hattı üzerinde olan, fakat devrimini, Batı Avrupa ülkelerindeki bütün devrimlerden farklı kılan ve Doğu ülkeleri söz konusu olduğunda ortaya çıkan bazı kısmi yeni özellikleri görüp göstermek zorunluluğu, onların akıllarına bile gelmez.

Onların, Batı Avrupa sosyal demokrasisinin gelişmesi sırasında ezbere öğrendikleri; yani bizim sosyalizm için henüz olgunlaşmamış olduğumuz, bunların arasındaki çeşitli “bilgiç” bayların ifade ettikleri gibi; bizim ülkemizde, sosyalizmin somut ekonomik koşullarının bulunmadığı yolundaki argüman sınırsız ölçüde şabloncudur. Kimsenin aklına şu soruyu sormak gelmez: İyi de, birinci emperyalist savaşın yarattığı gibi devrimci bir durumla karşı karşıya kalan bir halk ne yapsın? Sadece içinde bulunduğu durumun çaresiz olduğu izlenimiyle, ona uygarlık yönünde ilerlemenin pek alışılmış olmayan koşullarını yaratma şansı sunan bir savaşa atılamaz mı?

Rusya'nın üretici güçleri, sosyalizmi mümkün kılacak gelişme seviyesine ulaşmamıştır.” Aralarında şüphesiz ki Suhanov'un da olduğu II. Enternasyonal’in tüm kahramanları bu savı durmadan tekrarlıyorlar. Bu yadsınamayacak savı bin değişik notayla çalıyorlar ve bu savın devrimimizin belirleyici ölçüsü olduğunu söylüyorlar.

Peki ama, eğer durum Rusya’yı, herhangi bir biçimde nüfuz sahibi olan tüm Batı Avrupa ülkelerinin katıldığı bir emperyalist savaşa karıştırmışsa, Rusya’nın gelişmesini, Doğunun başlamakta olan ve kısmen başlamış bulunan devrimlerinin temas çizgisine, Marks gibi bir “Marksist”in 1856’da Prusya ile ilgili olarak olası perspektiflerden biri olarak yazdığı; “köylü savaşı”nın işçi hareketiyle ittifakını hayata geçirebileceğimiz koşullarla karşı karşıya bırakmışsa ne olacak?

Ya da durumun çaresizliği, işçilerin ve köylülerin güçlerini on kat artırıp bize, uygarlığın temel koşullarını, tüm diğer Batı Avrupa devletlerinde yaşananlardan farklı biçimde yaratmaya bir geçiş olanağı vermişse ne olacak? Bu dünya tarihinin genel gelişme çizgisini değiştirdi mi? Bu dünya tarihinin genel seyri içine çekilecek ya da çekilmiş olan her devlet içindeki ana sınıflar arasındaki temel ilişkiler bu yüzden değişti mi?

Eğer sosyalizmi kurmak için belli bir kültür seviyesi gerekiyorsa (gerçi bu belli “kültür seviyesi”nin ne olduğunu kimse açıklayamaz), neden önce bu belli seviye için koşulları devrimci yoldan elde etmekle işe başlayıp ve sonra, işçi-köylü iktidarı ve Sovyet sistemi ile diğer halklara yetişmeye devam etmeyelim? (15).

Lenin'in sorduğu sorulara başka sorular da eklenebilir. Ama biz olduğu kadarıyla yetinelim. Troçki bu sorulardan hiçbir şey anlamadı, belki de anlamak istememiştir.

Bir ülkede devrim gerçekleştirilmişse, ülke sosyalizm için henüz olgunlaşmamış denemez. O zaman devrim yapmayacaksın. Ama Troçki hem Ekim Devrimine katılır, kendine göre de bu devrimin tek önderidir hem de Rusya'nın sosyalizm için henüz olgulaşmadığını savunur.

Troçki Ekim Devrimine “belirleyici önder olarak katılır, ama aynı zamanda Rusya'da “sosyalizmin somut ekonomik koşullarının bulunmadığını savunur.
Böyle düşünebilmek için veya böyle düşünme yeteneğine sahip olabilmek için Troçki olmak gerekir.

Lenin “birinci emperyalist savaşın yarattığı gibi devrimci bir durumla karşı karşıya kalan bir halk ne yapsın? diye sorar ve o halkın devrim yapmak zorunda olduğunu söyler. Ama Troçki, hem o halkın devrimine katılır hem de o devrimi -somutta da Ekim Devrimini- gerçekleştirmemesi gerektiğini tek ülkede sosyalizmin inşası mümkün değildir diyerek savunur.

II. Enternasyonal’in tüm kahramanları gibi Troçki de “Rusya'nın üretici güçleri, sosyalizmi mümkün kılacak gelişme seviyesine ulaşmamıştır savını bir biçimde tekrarlar -bütün yaşamı boyunca tekrarlamıştır- ve Bolşevik Parti, “Rusya'nın üretici güçlerini, sosyalizmi mümkün kılacak gelişme seviyesine ulaştırmak için, yani sosyalizmi kurmak için mücadeleye atıldığında karşısında Rus burjuvazisini ve dünya burjuvazisini değil, Troçki'yi bulur.

Yine 1923'te Lenin “Kooperatifçilik Üzerine yazısında diğer şeylerin yanı sıra aynı konuya değinir:

Gerçekten de bütün büyük üretim araçları devletin mülkiyetinde, devlet iktidarı proletaryanın elinde, bu proletaryanın milyonlarca küçük ve cüce köylüyle ittifakı, bu proletaryanın köylülük karşısında önderlik konumuna getirilmesi vs. - eskiden seyyar satıcılık olarak küçümsediğimiz ve bir bakıma şimdi Yeni Ekonomi Politika altında aynı şekilde davranmaya hakkımız olan kooperatiflerden, sadece kooperatiflerden tam bir sosyalist toplum inşa etmek için gereken her şey bu değil midir? Bu, henüz sosyalist toplumun inşası değildir, fakat bu inşa için gerekli ve yeterli olan her şeydir (16).

Lenin SSCB'nde sosyalizmin inşası için, bu adımı atmak için “gerekli ve yeterli olan her şeyin varlığından bahsediyor; “bütün büyük üretim araçları devletin mülkiyetinde, devlet iktidarı proletaryanın elinde, bu proletaryanın milyonlarca küçük ve cüce köylüyle ittifakı, bu proletaryanın köylülük karşısında önderlik konumuna getirilmesi vs.”. Başlamak için bunlar temel ön koşullar değil mi?

Lenin, tek ülkede sosyalizmin inşasının somut açıklamasını yapıyor, koşullarını tanımlıyor. Troçki ise başlamak için dünya devriminin zaferini bekliyor.

Her iki anlayış arasında nitel bir fark yok mu? Var olduğunu düşünüyorum. Bu fark Lenin ile Troçki arasındaki farktır.
Sonuç itibariyle söylenmesi gereken şudur: Tek ülkede sosyalizmin inşası teorisini doğru veya yanlış bulabilirsiniz. Burada öneli olan bu değil. Bu teoriyle bağlam içinde Troçki doğru söylemiyor. Troçki, ruhsal yorgunluktan olsa gerek bu teoriyi bizzat Lenin'in temellendirdiğini ve savunduğunu unutuyor. Öyle ki, bu konuda Lenin'e karşı mücadele edenin de başta kendisi olduğunu hatırlamıyor.

Lenin'in formüle ettiği tek ülkede sosyalizmin inşası teorisi Marks'ın devrim anlayışından kaynaklanmadır: Başka ülkelerde devrimin koşulları henüz olgunlaşmamışsa devrim ulusal çerçevede gerçekleştirilir. Bu bağlamda Marks ve Lenin'in tek ülkede devrim, proletarya diktatörlüğü teorisi kapitalist sınıf hakimiyetinin yıkılmasını, temel üretim araçlarının toplumsal mülkiyete geçirilmesini, dolayısıyla yeni sistemin -sosyalizmin- kurulmasını içerir.
Bu bakımdan Troçki'nin devrim anlayışının Marks ve Lenin'in devrim anlayışıyla uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Bu nedenden dolayı Troçki'nin devrim anlayışını Lenin'e dayandırması demagojiden ibarettir. Hele hele Troçki'nin, Lenin tek ülkede sosyalizmin inşası teorisini savunmamıştır, bu teori Stalin tarafından uydurulmuş bir “kuyruklu yalandır türünden açıklamaları en fazlasıyla Troçki'nin çaresizliğini gösterir.
Troçki SBKP(B)'den kopuşunun esas nedeninin bu teori olduğunu unutuyor.
Troçki ve tek ülkede sosyalizmin inşasının “24 ayar” imkansızlığı:

Troçki, tek ülkede sosyalizmin inşasının mümkün olmayacağı teorisini 1905'ten bu yana savunur. Bu teorisi onun sürekli devrim anlayışının doğrudan bir sonucudur. Burada Troçki'nin bu teorisini neye dayanarak geliştirdiğini biraz ayrıntılı olarak ele almak istiyoruz ve bunu da Troçki'nin konuya ilişkin görüşlerini buraya aktararak yapacağız. Yani burada Troçki'ye görüşünü temellendirme ve savunma fırsatını vermiş olacağız.

1905 Devriminden hemen sonra yayımlanan “Devrimimiz kitapçığında Troçki tek ülkede sosyalizmin imkansızlığı teorisini şu ifadelerle temellendirir:

Avrupa proletaryasının doğrudan devletsel desteği olmaksızın Rusya işçi sınıfı iktidarda kalamayacaktır ve bir süreliğine hakimiyetini süreklilik arz eden sosyalist diktatörlüğe dönüştüremeyecektir. Bundan bir an bile şüphe edilmemelidir.
Troçki bu anlayışını konuya ilişkin bütün yazılarında tavizsiz savunmuştur. Troçki, adeta, Rusya'da devrim için değil de, başarısız olacağından dolayı devrim yapılmasın diye mücadele etmiştir dersek pek abartmış olmayız. Bahsetmiştik; Troçki, sürekli devrim anlayışından dolayı Rusya'da işçi sınıfının köylülüğün katkısıyla siyasi iktidarı ele geçirdikten sonra aynı geniş köylü kitleleriyle düşmancıl çatışma içinde olacağını savunuyordu. Ona göre işçiler ile köylüler arasındaki karşıtlık kaçınılmaz bir olguydu. Bu anlayışından dolayı da “1905 kitabının önsözünde şu sonuca varıyordu:

Geri bir ülkede, bir işçi hükümeti ile köylülüğün ezici çoğunluğu arasındaki çelişkiler yalnızca uluslararası bir ölçekte, bir dünya proleter devrimi arenasında çözülebilirler(17).

Troçki, tek ülkede sosyalizmin zaferi konusunda Rusya'yı göz önünde tutarak ülkenin geri oluşundan dolayı sosyalizmin inşasının imkansız olacağını savunmaktadır. Bu durumda Rusya gibi bir ülkede de devrim gerçekleştirilmiş olsa dahi sosyalizm ancak ve ancak dünya devriminin zaferinden sonra inşa edilebilir diyor Troçki. Bu teorisinin kaçınılmaz sonucunu “Barış Programı broşüründe anlatır; diğer ülkelerde devrimler gerçekleşmezse Rusya'nın muhafazakar Avrupa karşısında tutunamayacağını, zaferin gerçek bir zafer olmayacağını, boşuna zaman kaybedilmiş olacağını yazar. Daha o zaman Troçki, muzaffer Ekim Devrimine, sosyalizmin inşasına inananları -bunlardan birisi de Lenin'dir- “sosyal yurtseverlikle, “ulusal dargörüşlüolmakla suçluyordu. Bu anlamda Troçki önce Lenin'i, sonra da Stalin'i suçlamıştır...
Troçki, tek ülkede sosyalizmin mümkün olmayacağı teorisini, bunun mümkün olduğunu ifade eden teorinin Marksist olamadığını ifade edecek derecede derinleştirmiştir. Yani bu durumda Lenin tarafından temellendirilen ve savunulan, sonrasında Stalin önderliğinde SBKP(B) tarafından savunulan ve SSCB'nde sosyalizmin inşasının yolunu açan tek ülkede sosyalizmin zaferinin mümkün olduğunu ifade eden teori, Troçki'ye göre Marksist olmayan bir teoridir.

Troçki'ye göre SSCB'nde, başka ülkelerde proletaryanın mücadelesiyle doğrudan bağlam içinde olmaksızın sosyalizm için sürdürülen mücadele, Marks'ın temel düşüncesine aykırıdır. Bunu temellendirmede Troçki'nin ana savını, dünya ekonomisinin bir bütünü oluşturduğu ve SSCB'nin de kapitalist ülkelere bağımlı kalacağı anlayışı oluşturmaktadır. Troçki'ye göre SSCB bu bağımlılıktan dolayı sürekli zorluklarla karşı karşıya getirilir. Bu nedenle bütün araçlar, olanaklar, bütün güçler, boşa gideceği için tek ülkede sosyalizmin inşasına değil, dünya devrimine, diğer bütün ülkelerde devrimin gerçekleşmesine seferber edilmelidir. Ancak, böyle hareket edildiğinde bütün ülkelerde ve bu arada SSCB'nde de sosyalizmin başarılı inşası için koşular oluşturulmuş olur.

Troçki'ye göre tek ülkede, somutta da SSCB'nde sosyalizmi inşa etmeye yeltenmek ulusal sosyalizme, sosyal yurtseverliğe götürür; proletarya diktatörlüğünün yozlaşmasına neden olur, bu da karşı devrimin zaferini hazırlar.

Troçki, “Barış Programı yazısında “Sosyal devrimin perspektifini ulusal çerçevede görmek, sosyal yurtseverliğin içeriğini oluşturan aynı ulusal dargörüşlülüğün kurbanı olmak anlamına gelir diye yazar (18).

Troçki, “Barış Programı çalışması için 1922'de yazdığı Sonsöz'de görüşünü savunmaya devam eder. Orada şunları söyler:

Barış Programında birçok kez tekrarlanan proleter devrim ulusal çerçevede muzaffer olarak tamamlanamaz iddiası bazı okurlarımıza Sovyet Cumhuriyetimizin beş yıllık tecrübesinden dolayı belki çürütülmüş gözükebilir. Ama böyle bir sonuç çıkartmanın nedeni yoktur. İşçi devletinin tek bir ülkede ve ötesinde geri bir ülkede bütün dünyaya karşı varlığını sürdürmüş olması proletaryanın devasa gücü için tanıklık etmektedir; bu başka ülkelerde, ileri, medeni ülkelerde gerçek mucizeler yaratacak bir güçtür. Ama biz devlet olarak siyasi ve askeri anlamda kendimizi savunduk, ama sosyalist topluma ulaşamadık, ona yaklaşamadık dahi. Devrimci/devletsel kendini savunma mücadelesi bu zaman diliminde üretici güçlerin aşırı bir gerilemesine neden oldu; ama sosyalizm sadece, üretici güçlerin büyümesi, açılıp serpilmesi temelinde tasavvur edilebilir. Burjuva devletler ile ticari müzakereler, imtiyazlar, Cenevre Konferansı vs. ulusal devletsel çerçevede tecrit edilmiş sosyalist inşanın imkansızlığını sadece oldukça esnek göstermektedir. Başka Avrupa ülkelerinde burjuvazi iktidarda olduğu müddetçe iktisadi tecride karşı mücadelede kapitalist dünya ile sözleşmeler yapmak zorundayız; aynı zamanda kesinlikle açıklanmalıdır ki, bu sözleşmeler en iyi durumda bize şu veya bu iktisadi yarayı iyi etmeye, ileriye doğru şu veya bu adımı atmaya yardım edeceklerdir. Ama Rusya'da sosyalist ekonominin gerçek yükselişi ancak, Avrupa'nın en önemli ülkelerinde proletaryanın zaferinden sonra mümkün olacaktır (19).
Bu anlayışa göre:
1922'de Troçki Avrupa'nın önemli ülkelerinde proletaryanın zaferi gerçekleşmeksizin SSCB'nde “sosyalist iktisadın gerçek yükselişinin mümkün olacağını kesin reddediyor.

SSCB'nde sosyalist inşanın doludizgin gerçekleştirime döneminde Troçki, “Enternasyonal Devrim ve Komünist Enternasyonal kitabında Komünist Enternasyonal'in VI. Kongresinde kabul edilen “Komünist Enternasyonal'in Programıını ele alır. Bu çalışmasında eski teorisini yineler ve “tek ülkede sosyalizm programını gerici ve ütopik program olarak tanımlar. Troçki bu kitabında şunları savunur:

Kapitalizmin eşit olmayan, sıçramalı gelişmesi, aynı zamanda, her tarafta farklı zamanlarda patlak veren sosyalist devrimin eşit olmayan, sıçramalı karakterine yol açar. Farklı ülkelerin en yüksek seviyeye çıkan karşılıklı bağımlılıkları sosyalizmin bir ülkede inşa edilmesini imkansız kılar...

Marks'tan bu yana kapitalizmin bizzat kendisi tarafından geliştirilen tekniğin yeni ruhunu dizginlemek yeteneğinden mahrum olduğunu sürekli tekrarladık. Bu, sadece, burjuva mülkiyetin safi hukuk sınırlarını değil, bilakis, 1914 savaşının bize gösterdiği gibi, burjuva devletin ulusal sınırlarını da tahrip ediyor. Sosyalizm, sadece, kapitalizm tarafından geliştirilmiş üretici güçleri devralmamalıdır, bunları derhal, kapitalist gelişmenin ötesine, çok çok ilerisine götürmelidir de. Ama şimdi sosyalizm, zaten kapitalizm koşullarında çoktan havaya uçurulmuş üretici güçlerini yeniden ulusal devletin çerçevesine girmeye nasıl itecektir? Yoksa tek ülkenin; ulusal devlet çerçevesinin oldukça dar geldiği, yani sosyalizmin teorisi çerçevesinin de (oldukça dar geldiği) dizginsiz üretici güçlerden vazgeçmemiz ve kendimizi sadece, gemlenmiş, tabir caiz ise ev üretici güçleriyle, yani iktisadi tekniğin geriliği ile sınırlandırmamız mı gerekir? Bu durumda ileriye doğru değil, geriye doğru gitmek zorundayız. Öyle ki, burjuva Rusya'yı dünya ekonomisine bağlayan ve onun emperyalist savaşa katılmasına neden olan şu andaki sefil teknik seviyemizin de gerisine gitmek zorundayız (20).
Troçki'nin bu öngörüsü de SSCB'deki gelişmeyle çürütülmüştür. SSCB'nde sosyalizmi inşa çabası teknolojik gelişmenin Çarlık Rusya'sındaki seviyesinin de gerisine düşmesine neden olmamıştır. Tam tersi olmuştur. Bu, kanıtlanması gereksiz olan bir gelişmedir.

Aynı yazısında Troçki, üretici güçlerin sosyalizmdeki ve kapitalizmdeki işlevlerini birbirine karıştırıyor... sosyalist sistemin giderek dünya çapında hakim olmaya başlamasının nesnel yasalarını birbirine karıştıran Troçki, sorunu anlamadığını gösteriyor. Buna rağmen atışlarına devam eder.

Okuyalım:
Sosyalizmin zaferinden sadece, proletarya diktatörlüğünün başka bir ifadesi anlaşılıyorsa, bu durumda bu, daha az belirsiz dile getirilmesi gereken tartışmasız doğru bir tespittir. Ama yazarlar farklı düşünüyorlar. Sosyalizmin zaferinden anladıkları iktidarın ele geçirilmesi ve üretim araçlarının devletleştirilmesi değildir, aksine tek ülkede sosyalist toplumun inşasıdır. Bu yorum kabul edilecek olursa uluslararası işbölümü ilkesine dayanan sosyalist bir ekonomiye değil, anarşizm anlamında bağımsız sosyalist belediyelerin federalizmine sahip olacağız; sadece, burada belediyeler mevcut ulusal devlet büyüklüğüne çekilmiş olacaktır...

Program taslağının her tarafına kök salmış Stalin ve Buharin'in yeni teorisine göre şu fotograf elde edilir: Proletaryanın uluslararası tam zaferinden önce bir dizi ülkede sosyalist inşa artık tamamen uygulanmaktadır. Ve ancak sonrasında, çocukların hazır inşat malzemeleri parçalarından evler yaptıkları gibi... bu sosyalist ülkelerden sosyalist dünya ekonomisi inşa edilecek.

Gerçekte ise sosyalist dünya ekonomisi asla ulusal sosyalist dünya sistemlerinin bir toplamından oluşmayacaktır. O, sadece, temel özellikleri itibariyle, … kapitalist gelişme tarafından oluşturulmuş olan uluslararası işbölümü ilkesi üzerinde yükselebilir. Sosyalist dünya ekonomisinin temel özellikleri, bir dizi tekil ülkelerde 'sosyalizmin tam inşası'ndan sonra değil, proleter devrimin fırtınasında... inşa edilecek ve oluşturulacaktır. Proletarya diktatörlüğünün ilk ülkelerinin iktisadi başarıları, bu ülkelerin 'bağımsız tam sosyalizm'e yakınlaşma derecesiyle değil, aksine bizzat diktatörlüğün siyasi sağlamlığı ve gelecekteki sosyalist dünya ekonomisinin başarılı hazırlığı derecesine göre ölçülecektir...

Tek ülkede sosyalizm teorisini kabul etme çabası içinde taslak iki, üç ve dört kat hata yapıyor. Taslak, SSCB'nin üretici güçlerinin seviyesini abartıyor. Çeşitli sanayi dallarının eşitsiz gelişme yasasına gözlerini kapatıyor. Uluslararası işbölümünü görmezlikten geliyor. Ve nihayetinde emperyalist çağda üretici güçler ile devlet sınırları arasındaki çelişkiyi yadsıyor (21).

Anlayışa bakınız. Troçki, “Sosyalist dünya ekonomisi... temel özellikleri itibariyle, … kapitalist gelişme tarafından oluşturulmuş olan uluslararası işbölümü ilkesi üzerinde yükselebilir” ama “Taslak... uluslararası işbölümünü görmezlikten geliyor” diyor. Bu durumda Troçki, sosyalist ekonominin veya sosyalist dünya ekonomisinin kapitalizm tarafından oluşturulmuş uluslararası işbölümü ilkeleri üzerinde yükseleceğini savunuyor. Kapitalist gelişme tarafından oluşturulan uluslararası işbölümü, emperyalist ülkelerin, tekelci sermayenin çıkarlarını ifade eden bir işbölümü değil mi? Geri, emperyalizme bağımlı ülkeleri talan etmenin işbölümü değil mi? Peki sosyalist bir dünya ekonomisi böyle bir işbölümü üzerinde nasıl yükselebilir? Sömürüyü dışlayan bir dünya ekonomisi sömürü ilişkileri üzerinde yükselen bir işbölümüyle nasıl kurulabilir?

Troçki'nin bu konuda kafası oldukça karışık. Yukarıdaki anlayışında aynı zamanda başka bir görüşü de savunuyor; iki anlayışı birden savunuyor:

1-“Sosyalist dünya ekonomisi... kapitalist gelişme tarafından oluşturulmuş olan uluslararası işbölümü ilkesi üzerinde yükselebilir”.

2-”Sosyalist dünya ekonomisinin temel özellikleri...proleter devrimin fırtınasında... inşa edilecek ve oluşturulacaktır”.

Hangisi doğru? Veya SSCB ne yapmalıydı? Troçki'nin “Sosyalist dünya ekonomisi... kapitalist gelişme tarafından oluşturulmuş olan uluslararası işbölümü ilkesi üzerinde yükselebilir” anlayışına göre hareket edip yeniden kapitalist dünya ekonomisiyle bütünleşmeliydi mi?
SSCB açık ki bu anlamda “Uluslararası işbölümünü görmezlikten geliyor”du.

Yoksa Troçki'nin ”Sosyalist dünya ekonomisinin temel özellikleri...proleter devrimin fırtınasında... inşa edilecek ve oluşturulacaktır” anlayışına göre hareket edip, dünya devrimini bekleme moduna mı geçmeliydi veya yok olma sürecine mi girmeliydi?
...
Troçki tek ülkede devrimin ve sosyalizmin inşasının mümkün olamayacağı konusunda ikna edici olamadığı için çözümü yasaklamakta buluyor veya “işi yokuşa sürüyor”; sosyalist devrimin zaferi için proletarya, öncelikle kendi burjuvazisine karşı değil, dünya devrimi çerçevesinde dünya burjuvazisine karşı mücadele etmelidir diyor.

Marks ve Engels de Komünist Manifesto'da “Her bir ülkede proletarya tabii ki önce kendi burjuvazisini alt etmelidir diyorlar.
Peki, kendi burjuvazisini alt etmek ne anlama gelir? Bu durumda söz konusu ülkede burjuva sistem; burjuva sınıf hakimiyeti ve dolayısıyla kapitalist ekonomi yıkılır, onun yerine sosyalist sistem ve sosyalist ekonomi kurulur. Herhalde böyle olması lazım! Yani proletarya kapitalizmi yıkınca yerine bir şey koyması gerekir. Herhalde daha “iyi, “mükemmel bir kapitalizm için kapitalizmi yıkmış olmayacaktır!

Peki, tekil ülkelerde proletarya kendi burjuvazisini alt ettiğinde başka ne olur? Bu durumda Komünist Manifesto'ya göre “Ulus içinde sınıfların birbiriyle zıtlığı ortadan kalkar ve böylece her bir sosyalist ülkenin veya -Troçkistler kızacaklar, ama olsun!- ulusal sosyalist devletlerin bir dünya sosyalist birliğinin önü açılmış olur ve böylece sosyalizmin de kapitalizm üzerine nihai zaferi gerçekleşmiş olur. Böyle olur diye düşünüyorum. II. Dünya Savaşından XX. Parti Kongresine (1956) kadarki gelişme; SSCB ile birlikte dünya sosyalist sistemini oluşturmak için atılan adımlar bu yönde değil miydi?

Haksızlık etmeyelim, Troçki de sosyalist ekonomi sisteminin kapitalist ekonomi sisteminden üstün olduğunu ve sosyalist sistemin başka ülkelerde devrimci mücadeleyi teşvik edeceğini kabul eder. “Sovyetler Birliği'nin devasa önemi, sosyalizmi inşa edip etmemesinden tamamen bağımsız olarak dünya devriminin üssünü oluşturmasıdır der.

Aynı kitabından okuyalım:
Lakin, yeni teorinin siyasi tehlikesi, uluslararası sosyalizmin her iki kaldıracının yanlış karşılaştırılan değerlendirmesinden oluşmaktadır: İktisadi kazanımlarımızın kaldıracı ve uluslararası proleter devrimin kaldıracı. Başarılı bir uluslararası proleter devrim olmaksızın sosyalizmi asla inşa edemeyeceğiz. Bunu bütün dünyanın... işçileri açıkça kavramalılar. Tabii ki, iktisadi inşa kaldıracı devasa öneme sahiptir. Ama bu kaldıracın yanlış bir yönetimi proletarya diktatörlüğünü zayıflatacaktır. Diktatörlüğün düşmesi ise, uluslararası devrim için uzun yıllar kendine gelemeyeceği bir darbe anlamına gelir. Tek başına, kapitalist ve sosyalist dünya arasındaki ilkesel tarihi tartışma ikinci kaldıraca, yani uluslararası proleter devrime bağlıdır. Sovyetler Birliği'nin devasa önemi, sosyalizmi inşa edip etmemesinden tamamen bağımsız olarak dünya devriminin üssünü oluşturmasıdır(22).

Troçki, Troçki olmasaydı böyle yazamazdı. Ruhsal yorgunluk içinde olduğunu bu ifadelerinden de anlıyoruz. Diyor ki, SSCB sosyalizmi inşa etse de, inşa etmese de -demek ki hiç önemli değil!- her halükarda dünya devriminin üssü olacaktır. Sosyalizmi inşa etmesi durumunda SSCB'nin dünya devriminin üssü olmasını anladım. Ama sosyalizmi inşa etmemesi durumunda neden dünya devriminin üssü oluyor? İşte bunu anlayamadım.

Tamam, SSCB, sosyalizmi inşa ederek dünya devriminin üssü oluyor. Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı -Troçkistler kabul etmeyecekler ama olsun!- şudur: SSCB, dünya işçi sınıfına sosyalist sistemin kapitalist sistemden her bakımdan karşılaştırılamayacak derecede üstün olduğunu göstermek, onları ikna etmek göreviyle karşı karşıyadır. Dünya devrimci hareketine gücü oranında her bakımdan katkı sunacaktır.

Eğer Troçki'ye kalsaydı -yani “kankası Lenin'in yerine geçmiş olsaydı- yapmak istediği şu olacaktı: İstemedim, yanlış buldum ama Ekim Devrimi bana rağmen gerçekleşti. İstemedim, yanlış buldum ama SSCB bana rağmen kuruldu. Ama sosyalizmi inşa etmek için diğer ülkelerde devrimleri beklemek zorundayız! Troçki bu düşüncesi doğrultusunda hareket edecek ve SSCB'de ekonomi ve toplumu diğer ülkelerde devrimler gerçekleşene kadar donduracaktı. Veya yukarıda belirttiğimiz “Sosyalist dünya ekonomisi... kapitalist gelişme tarafından oluşturulmuş olan uluslararası işbölümü ilkesi üzerinde yükselebilir” diyerek SSCB'nin kapitalist dünya ekonomisine, kapitalist uluslararası işbölümüne entegrasyonunu sağlamak için adımlar atacaktı.

Şimdi bir de ikinci kaldıraca bakalım: İkinci kaldıraç uluslararası proleter devrimdir. Ama bu devrimin gerçekleşmesi için, ikinci kaldıracın işlevsel olması için birinci kaldıracın, yani SSCB'de sosyalizmin inşa edilmesi, dünya işçi sınıfı için ikna edici, göz kamaştırıcı işlemesi lazım. Düşünen her dünyalı bu sonuca varır. Ama Troçki hayır diyor, olmaz diyor, buna karşıyım diyor! Troçki, birinci kaldıracın, yani sosyalizmin SSCB'de inşasının -Troçkistler kızacak ama olsun, bunun adı sosyalizmin ulusal sınırlar çerçevesinde inşasıdır- ikinci kaldıracı, yani uluslararası devrimi harekete geçireceğine, en azından harekete geçmesine katkıda bulunacağına zinhar inanmıyor.

Eğer Troçki'ye kalsaydı -yani “kankası Lenin'in yerine geçmiş olsaydı- “ikinci kaldıraç, yani uluslararası proleter devrim” bağlamında ”Sosyalist dünya ekonomisinin temel özellikleri...proleter devrimin fırtınasında... inşa edilecek ve oluşturulacaktır” diye bekleme modunda SSCB'ni çürütecekti, çürüterek kapitalist sisteme entegre edecekti.

Aynı kitabından okumaya devam edelim:
Devrimden sonra 11. yılda etrafında yoksulluktan, işsizlikten, uzun ekmek kuyruğundan, okuma-yazma bilmezlikten, bakımsız çocuklardan, sarhoşluktan ve bedenini satan kadınlardan başka hiçbir şey görmeyen işçi, kır işçisi veya yoksul köylü boynunu bükmemesi için pırpırlı yalana değil, çıplak gerçeğe ihtiyaç vardır. Daha şimdiden sosyalizmin onda dokuzunu gerçekleştirdik diye işçiye yalan söyleme yerine ona, şimdiki durumda iktisadi seviyemize, varoluş ve kültür koşullarımıza göre sosyalist bir toplumdan ziyade kapitalist bir topluma -hem de geri ve medeniyetten uzak (kapitalist- İ.O.)- daha yakın olduğumuz söylenmelidir. Onlara, ilerlemiş ülkelerde proletarya iktidarı ele geçirirse ve biz tembellik etmeden, duraksamaksızın çalışırsak, ancak gerçek sosyalist inşanın yoluna girmiş olacağımız söylenmelidir. Ve bunu yapmak için iki kaldıraçla çalışmak zorundayız: Hem iç iktisadi çabalarımızın kısa kaldıracıyla hem de proletaryanın uluslararası mücadelesinin uzun kaldıracıyla çalışmalıyız (23).
1928 yılında Troçki neden bahsediyor? Yoksulluktan, açlıktan, işsizlikten, kimsesiz çocuklardan, ekmek kuyruklarından, cahillikten (okuma yazma bilmeme) bahsediyor. Bütün bunları tek ülkede sosyalizmin inşa edilememezliğinin kıstasları olarak görüyor. Bütün bunları, SSCB'nde sosyalizm ancak ileri ülkelerde sosyalist devrimin zaferinden sonra inşa edilebilir anlayışını kanıtlamak için kullanıyor. Troçki, sosyalizmi bir bakım ekonomisi olarak görüyor. Buna rağmen onun argümanlarıyla devam edecek olursak: Birkaç yıl sonra bu sorunlar ortadan kalkmıştır. 1929-32 dünya krizinde, başta Troçki'nin o ileri ülkeleri olmak üzere kapitalist dünya ekonomik krizin altında ezilirken, on milyonarca işçi sokağa atılırken, açlıktan ölmemek için yardım almak, dilenmek, sefalet içinde yaşamak zorunda kalırken, 1931'de SSCB'nde tek işsiz insan kalmamış ve diğer sorunlar da çözülmüştü. O dönemde SSCB'nin gücü neden kaynaklanıyordu? Bunu Troçkistlere sormak gerekir?

SSCB'nin Gelişmesinin Sorunları broşüründe Troçki, sosyalizmi inşa etmek için coşkuyla mücadele eden Bolşevikleri -ulusal sosyalizm inşa ediyor olmalarından dolayı olsa gerek- ulusal sosyalistler olarak tanımlar. Bu yazısında “Geçiş Döneminin Çelişkileri üzerine şunları yazar. Okuyalım:

Geriliğine rağmen kapitalist Rusya daha şimdiden dünya ekonomisinin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Parçanın bütüne bu bağımlılığını Sovyet Cumhuriyeti, ülkenin ekonomik demografik ve coğrafi yapısıyla birlikte geçmişten miras almıştır. 1924-1927 yıllarında oluşan kendine yeterli ulusal sosyalizm, savaştan sonra, dünya gereksinimi uyanmaya henüz zaman bulamayan ekonominin yeniden canlanmasının ilk, geri aşamasını yansıtıyordu. Sovyet ihracının kapsamlaştırılması için şimdiki gergin mücadele ulusal sosyalizmin hayallerinin gözle görülür bir çürütülmesini temsil ediyor. Dış ticaret rakamları, sosyalist inşanın planları ve temposu bakımından giderek daha çok komuta rakamları olmaktadır. Oysa, dış ticaret sorunu veya başka türlü söylenirse, dünya pazarı ve geçiş dönemi Sovyet ekonomisi arasındaki karşılıklı ilişkiler sorunu ancak şimdi belirleyici anlamını açıkça göstermeye başlıyor.

Tabii ki akademik olarak SSCB sınırları içinde kapalı ve içsel bakımdan dengeli sosyalist bir ekonomi kurulabilir, ama bu “ulusal amaç için uzun tarihsel yol devasa ekonomik kaymalara, sosyal sarsıntılara ve krizlere yol açacaktır. Sadece bugünkü hasat miktarı, yani Avrupa'nınkine yakınlaşması Sovyet ekonomisini sayısız on milyonlarca tonluk tarımsal fazlalığın pazarlanmasının devasa göreviyle karşı karşıya bırakacaktır. Bu ve bundan daha az had safhada olmayan kırda artan nüfus sorununun üstesinden ancak devasa insan kitlelerinin farklı ekonomi dallarına radikal yeniden dağıtımıyla ve şehir ve kır arasındaki çelişkinin tam tasfiyesiyle gelinebilir. Ama bu görev -sosyalizmin temel görevlerinden birisi- dünya pazarının şimdiye kadar tahmin edilemeyen ölçüde bir kullanımını gerekli kılar” (24).

Yukarıda belirtmiştik; Troçki 1928'de açlıktan, sefaletten, uzun ekmek kuyruklarından (yani tarımsal ürün yetmezliğinden) bahsediyor ve bunu tek ülkede sosyalizmin inşa edilemeyeceğinin, ama ileri ülkelerde sosyalist devrimler gerçekleşirse SSCB'de de sosyalizmin inşa edilebileceğinin kıstası olarak sunuyordu, yani teorisini kanıtlarla güçlendiriyordu. Ama her nedense üç sene sonra, 1931'de aynı Troçki bu sefer de SSCB'nin elde edilen tarımsal ürün fazlalığını satamayacağından kaygı duymaya başlıyor.
Yani önce olmaz, olamaz diyor ve sonra da olsa da olmaz, olamaz diyor. Önce üretemezsin, açsın vb. diyor, sonra da ürettin ama satamazsın diyor. Troçki'ye göre SBKP(B) ve SSCB ne yaparsa yapsın, yanlış yapmış oluyor!

Aynı yazıdan okuyalım:
Böylece SSCB'nin gelişmesinin bütün çelişkileri, sonuç itibariyle, tecrit edilmiş işçi devleti ve onun kapitalist çevresi arasındaki çelişkiye götürür. Tek ülkede kendine yeterli sosyalist ekonominin inşasının imkansızlığı, sosyalist inşanın temel çelişkilerini her yeni aşamada sürekli daha büyük ölçüde ve sürekli daha önemli derinlikte üretir. Bu anlamda, şayet bütün dünyada kapitalist rejim daha uzun tarihsel bir çağ boyunca varlığını sürdürürse, SSCB'nde proletarya diktatörlüğünün kaçınılmaz olarak çökmesi gerekir. Ama kaçınılmazlık veya da sadece olasılık için böyle bir perspektife sahip olanlar, sadece kapitalizmin sarsılmazlığına veya uzun ömürlülüğüne inananlardır. Sol muhalefetin böyle bir kapitalist iyimserlikle ortak bir yanı yoktur. Ama aynı derecede, kapitalist iyimserlik önünde teslimiyetin ifadesi olan ulusal sosyalizm teorisiyle de uzlaşmaz (25).
Troçki kehanette bulunuyor, daha önce de sık sık gerçekleşmeyen kahince öngörüler ortaya atmıştı. Bu sefer de, şimdiye kadar öne sürdüğü kahince öngörülerinin en önemlisini tersten formüle ediyor: SSCB'nde proletarya diktatörlüğünün kaçınılmaz olarak yıkılmaması için kapitalist dünyanın biran önce yıkılması gerektiğini veya uzun dönem varlığını sürdürmemesi gerektiğini yazıyor. Anladık, “Tek ülkede kendine yeterli sosyalist ekonomi -SSCB- kendi iç çelişkilerinden dolayı yıkılmadan önce kapitalist sistemin yıkılması gerekiyor. Peki, nasıl yıkılması gerekir? Troçki'nin bu düşüncelerini yazdığı dönemde kapitalist dünyayı yıkabilecek bir güç yoktu. Ancak varlığı ve gelişmesiyle SSCB, kapitalist dünyanın yıkılmasına itilim verebilirdi. Öyle de olmuştur. Ama bu düşünce Troçki'yi kahretmeye yetiyor. Hatta artıyor bile!

Ekim Devrimi kitabına yaptığı bir ekte Troçki, tek ülkede sosyalizmin sorunlarını bir daha ele alır. Bu sefer de bu kitaptan okuyalım:

Ulusal sosyalist bir toplumun oluşturulması -şayet böyle bir amaç gerçekleştirilebilir olsa- insanların ekonomik gücünün oldukça geriletilmesi demektir. Ve tam da bundan dolayı o, gerçekleştirilemez... Gerçekte, şimdiki Sovyet ekonomisinin büyümesi antagonist bir süreçtir. İşçi devletini sağlamlaştırırken ekonomik başarılar hiçbir şekilde otomatik olarak uyumlu bir toplumun oluşmasına neden olmamaktadır. Tam tersine, daha yüksek bir temelde (bu ekonomik başarılar), tecrit edilmiş sosyalist inşanın çelişkilerinin keskinleşmesini hazırlar. Rus köyünün hala Avrupa şehri ile bir iktisadi genel plana ihtiyacı var. Uluslararası işbölümü tek ülkede proletarya diktatörlüğü üzerinde duruyor ve amirane bir şekilde yolu gösteriyor...Ekonominin şimdiki durumu kaygı duymaksızın şunu söylemeye izin veriyor: Kapitalizm, Sovyetler Birliği'nin sosyalizme yakınlaşmasından daha çok proleter devrime yakınlaşmıştır...(26).
Söylenecek söz kalmıyor. SBKP(B), SSCB ne yaparsa yapsın, ne kadar başarılı olursa olsun, bunların hiçbirisi Troçki'nin yukarıdaki gibi değerlendirmesini ve yazmasını engelleyememektedir. İnşa edilen sosyalizme düşmanlık ancak bu kadar olabilir.

Troçki, “Sovyet Ekonomisi Tehlikede broşüründe de SSCB'de sosyalist inşanın ekonomik başarılarını tartışma konusu yapmaya, reddetmeye devam eder.

Bu broşürden okuyalım:
İlk beş yıllık planla amaçlanan genel iktisadi seviye dört yıl içinde değil de altı veya yedi yılda ulaşılmış olsaydı; plan sadece yüzde 50 oranında dahi gerçekleştirilmiş olsaydı, bu aslında tedirgin olmak için bir neden teşkil etmezdi. Tehlike, büyümenin yavaşlamasında değil, ekonominin çeşitli alanlarındaki artan oransızlıktadır. Planın bütün bileşenleri önsel olarak tam uyumluluk içinde olsalardı bile ortalama artışı ifade eden katsayısının yüzde 50 geriye çekilmesi büyük zorluklara neden olur: İki milyon çift ayakkabı yerine sadece bir milyon üretmek başkadır, bir ayakkabı fabrikasının yarısını inşa etmek başka bir şeydir. Ama gerçeklik, kabul ettiğimiz örnekten oldukça daha karmaşık ve çelişki doludur. Oransızlıklar hala geçmişten kaynaklanmaktadır. Planın programları kaçınılmaz eksiklikleri ve hesap hatalarını içermektedir. Planın yerine getirilmemesi, her bir tekil durumda söz konusu olan özel nedenlerin etkisi altında eşit olarak gerçekleşmemektedir. Ekonominin ortalama olarak yüzde 50 oranında artışı, A bölgesinde planın yüzde 90 yerine getirildiği, ama B bölgesinde ise sadece yüzde 10 yerine getirildiği anlamına gelir; A, B'ye bağımlıysa takip eden üretim döngüsünde A bölgesi yüzde 10'un altına düşebilir. Dolayısıyla şanssızlık maceralı temponun gerçekleştirilemez olmasında değildir. Şanssızlık, sanayileşmenin rekor yarışının planın farklı unsurlarını tehlikeli çelişkiler içinde bir araya getirmiş olmasındadır: Şanssızlık, planın verimliliğinin belirlenmesi için sosyal ve politik araçların paramparça edilmiş veya sakat bırakılmış olmasındadır. Şanssızlık, kontrole tabi olmayan bürokrasinin itibarını daha başka hataların birikmesine bağlamış olmasıdır. Şanssızlık, zorunlu olarak işletmelerin kapatılması ve işsizlik gibi bir dizi sonuçları ile bir krizin hazırlanmasıdır...

...Bizde kriz sadece mümkün değildir, aksine kaçınılmazdır. Önümüzdeki krizi bürokrasi zaten hazırladı(27).
Troçki'nin “kehaneti bu sefer de gerçekleşmedi: SSCB'nde haberini verdiği kriz patlak vermedi, işletmeler kapanmadı, işsizlik olmadı. Tam tersi oldu: SSCB, tüm kapitalist dünyaya krizleri tanımayan bir ekonomi kurduğunu, sosyalist ekonomi kurduğunu gösterdi. Troçki'nin bu “kehanetini açıkladığı dönemde (1932) kapitalist dünya ekonomik krizle boğuşuyordu; on binlerce işletme kapanmış, on milyonlarca işçi sokağa atılmış, Troçki'nin dünya devrimi için umut bağladığı ileri ülkelerde üretim yüzde 50 civarında mutlak gerilemişti. Kapitalist dünya yoksulluk ve sefalet içinde yüzerken SSCB'de refah seviyesi yükseliyordu...

Troçki'nin 29 Ağustos 1937'de yayımlanan “Bolşevizm mi, Stalinizm mi?” broşüründen okuyalım:

Sovyet rejimi tek başına kalırsa, ya yıkılacak ya da yozlaşacaktır. Daha doğrusu, önce yozlaşacak sonra da yıkılacaktır.

Rus Devrim Tarihi adlı kitabımda Bolşevik yöneticilerin 1917'den 1923'e değin bu konuda söyledikleri derlenmiştir. Bunların hepsi şu biçimde özetlenebilir: Eğer batıda devrim olmazsa, Bolşevizm ya ülke içinde karşı devrimle, ya dış müdahaleyle ya da ikisinin bileşimiyle tasfiye edilecektir” (28).

Sovyet rejimi” yıllarca, en azından II. Dünya Savaşı sonuna kadar tek başına kaldı, ama ne yozlaştı ne de yıkıldı veya 'önce yozlaşıp sonra da yıkılmadı'.

SSCB, tek ülke olmaktan çıktıktan sonra, yerkürenin yüzde 17'si üzerinde hakimiyeti olan ve dünya ekonomisinin de yüzde 26'sını oluşturacak derecede güçlüyken 1956'da, SBKP(B)'nin XX. Kongresi'nde revizyonist darbe ile yıkıldı; proletarya diktatörlüğü yıkıldı, ülke revizyonist-kapitalist bir ülkeye dönüşme sürecine girdi.

Batıda” devrim olmadı. Ülke içinde karşı devrim de olmadı. Karşı devrimi bizzat örgütlemeye çalışanların başında Troçki gelmekteydi. Ama başarısız kaldı. Kurulmakta olan SSCB'ne dış müdahale oldu, ama ülke yıkılmadı. 1930'lı yılların ikinci yarısında, II. Dünya Savaşı öncesinde içte karşı devrimle dış müdahaleyi birleştirerek “Bolşevizmi” yıkmaya çalışanların başında Troçki gelmekteydi. Başarısız kaldı; “Bolşevizm” veya SSCB tasfiye edilemedi.

Troçki ise -ruhsal yorgunluğu var diyorum, ama Troçkistler bana inanmıyor- hala sosyalizmin inşasının mümkün olamayacağından bahsediyor. Sadece bahsetmekle kalmıyor, saldırılarını şiddetlendiriyor. Öyle ki, sosyalizmin inşasının kaçınılmaz olarak yozlaşmaya neden olacağını, proletarya diktatörlüğünün çökeceğini ve karşı devrimin zaferini olanaklı kılacağını düşünebiliyor ve yazabiliyor.

Ve Troçki, saldırılarında varabileceği son durağa varıyor: Karşı devrimin zafer kazanmasını engellemenin tek yolunun Stalin'i devirmek olduğunu ve bunun için de SBKP(B)'yi devirecek bir darbenin gerçekleştirilmesini açıklıyor. Bu konuyu da ayrıca ele alacağız.

*

Kaynaklar:
1) Leo Trotzki; Verratene Revolution” - Anhang 1: “Sozialismus in einem Lande”. Türkçesi; s. 400, www.marxists.org/deutsch/archiv/trotzki/1940/kriegman/index.htm.

2) L. Trotzki; “Manifest der IV. Internationale zum imperialistischen Krieg und zur proletarischen Weltrevolution”, “Die Verteidigung der UdSSR” bölümünden – www.marxists.org/deutsch/archiv/trotzki/1940/kriegman/index.htm.

3) Lenin; C. 21, s. 345.
4) Stalin; C. 7, Türkçesi; s. 100.
5)Aktaran: Stalin; C. 6. Türkçesi; s. 335/336, “Ekim Devrimi ve Rus Komünistlerinin Taktiği”.

6) L. Trotzki; “Verratene Revolution”, İkinci bölümde, “Scharfe Wendung “Fünfjahresplan in Vier Jahren” ve “vollständige Kollektivierung” ara başlığı altında. Türkçesi; s. 39.

7) L. Trotsky; “Lenin”, “Forming the Government” bölümünden, www.marxists.org/archive/trotsky/1925/lenin/06.htm.

8) Lenin; C. 27, s. 365-366.
9) Lenin; C. 30, s. 94-95.
10) Lenin; C. 31, s. 512.
11) Lenin; C. 31, s. 513.
12) Lenin; C. 32, s. 363-364.

13) L. Trotzki; “Probleme der Entwicklung der UdSR", “Programm und Platform der Linken Opposition im Kampf gegen Stalinfraktion içinde, s. 227. Intarlit, Dortmund, 1977.

14) Lenin; C. 33, s. 429.
15) Lenin; C. 33, s. 463-465.
16) Lenin; C. 33, s. 454.

17)Leon Trotsky; “1905”, “Preface to the First Edition”, http://www.marxists.org/archive/trotsky/1907/1905/pre.htm#fst.

18)Leo Trotzki; “Das Friedensprogramm, (1915-16/1917), “IV. Die Vereinigten Staaten von Europa” bölümünde, www.marxists.org/deutsch/archiv/trotzki/1915/xx/frieden.htm.

19) Leo Trotzki; “Das Friedensprogramm, (1915-16/1917), 1922'de hazırlanan Sonsöz'de, www.marxists.org/deutsch/archiv/trotzki/1915/xx/frieden.htm.

20) L. Trotzki; “Die internationale Revolution und die Kommunistische Internationale”, Verlag Die Vierte Internationale 1929, 1970, s. 54, 55, 56.

21) L. Trotzki; “Die internationale Revolution und die Kommunistische Internationale”, Verlag Die Vierte Internationale 1929, 1970, s. 56-61.

22) L. Trotzki; “Die internationale Revolution und die Kommunistische Internationale”, Verlag Die Vierte Internationale 1929, 1970, s. 64-65.

23) L. Trotzki; “Die internationale Revolution und die Kommunistische Internationale”, Verlag Die Vierte Internationale 1929, 1970, s. 67.

24) L. Trotzki; “Probleme der Entwicklung der UdSSR”, “Programm und Platform der Linken Opposition im Kampf gegen Stalinfraktion içinde, s. 200-201, Intarlit, Dortmund, 1977.

25) L. Trotzki; “Probleme der Entwicklung der UdSSR”, “Programm und Platform der Linken Opposition im Kampf gegen Stalinfraktion içinde, s. 201-202, Intarlit, Dortmund, 1977.
26) L. Trotzki; ”Oktoberrevolution” - “Ekim Devrimi”, 1932, s. 676-678, 706.

27) L. Trotsky; “The Soviet Economy in Danger”, “The Crisis of the Soviet Economy” ara başlığı altında, www.marxists.org/archive/trotsky/1932/10/sovecon.htm.
28) L. Troçki; “Bolşevizm mi, Stalinizm mi?”, s. 8, İnternet.

*

DÜŞTÜYSEK KALKARIZ, DAHA ÖLMEDİK YA!”

TROÇKİ

24 AYAR” ANTİ-KOMÜNİSTİN HİKAYESİ



7. Makale

NE YAPILMALIYDI?
GERİYE DÖNÜŞ MÜ – SOSYALİZMİN İNŞASI MI?

STALİN’E KARŞI TROÇKİ

“24 ayar” Stalin düşmanı Troçki!
SSCB'inde sosyalist inşa ve sosyalizmin nihai zaferi perspektifine göre sorunlar ve Troçki
“24 ayar” sosyalizm düşmanı Troçki!
SSCB'nde sosyalizmin inşası ve zaferi için ön koşulları


8. Makale

TARİHİ KARARLAR – TEORİDEN PRATİĞE SOSYALİZMİN İNŞA SORUNLARI

TROÇKİ’NİN MARKSİZM-LENİNİZME KARŞI MÜCADELESİ

9. Makale

İŞÇİ SINIFI VE KÖYLÜLÜK ARASINDAKİ ÇELİŞKİLERİN ÇÖZÜM SÜRECİ

ELDE EDİLEN SONUÇLAR VE TROÇKİ

10. Makale

SOSYALİZMİN İNŞASINDA BAŞARILAR VE TROÇKİ

11. Makale
SOVYET TOPLUMUNUN KARAKTERİ - SOSYALİST DEMOKRASİ VE TROÇKİ

SOVYET ANAYASASI-SOVYET DEMOKRASİSİ
PROLETER DEMOKRASİ - PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ