deneme

21 Ocak 2020 Salı

DAĞ FARE DOĞURDU – BERLİN KONFERANSI



DAĞ FARE DOĞURDU – BERLİN KONFERANSI

LİBYA ÜZERİNE EMPERYALİSTLER ARASI REKABETTE KARŞILIKLI 

YOKLAMA AŞAMASI

Almanya, Libya’da iç savaşı sonlandırmak için aracı olma rolüne geçen sene soyunmuştu. 11 Eylül 2019’da Trablus’ta Alman elçisinin savaşı sonlandırmak için uluslararası bir konferans düzenleneceğini açıklamasından bu yana bir kaç deneme yapıldı. Ancak Rusya-Türkiye inisiyatifinde Moskova’da 13 Ocakta düzenlenen Libya’da tarafları barıştırma çabasının başarısız kalmasından sonra Almanya’nın yoğun çabası sonucunda 19 Ocakta Berlin’de gerçekleştirilen konferans, sonuç itibariyle “dağ fare doğurdu”ndan öteye geçmeyen bir sonuçla sonlanmıştır.

Katılımcılar sonuçta 55 maddelik bir “barış planı” ortaya çıkardı, ama Hafter, daha önce Moskova’da hazırlanan ateşkes anlaşmasını imzalamadığı gibi bu planı da imzalamadı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,, İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, BM'nin Libya Temsilcisi Ghassan Salame ile Afrika Birliği ve Arap Ligi temsilcileri katıldı bu konferansa. Ayrıca Çin'i Çin Komünist Partisi (ÇKP) Dışişleri Çalışma Komitesi Ofisi Başkanı Yang Cieçı, Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid Al Nahyan temsil ettiler. (Basından)

Ateşkes çabaları ve BM'nin rolü, silah ambargosu, dış müdahalelerin sonlandırılması, siyasi sürece dönüş, ekonomi ve petrol, taraflar arasında temas ana başlıklarında Libya sorunu BM’ye havale edildi. Böylece Libya sorunu başka bir bahara kaldı. Bir ay sonra Cenevre’de bir araya gelinecek. Suriye sorununun BM şemsiyesinde sürdürülen Cenevre toplantılarını göz önünde tutarsak, Libya sorununu Cenevre’de nelerin beklediğini kolayca görürüz.

Berlin Konferansının katılımcılarına bakınca bu kadar birbirine benzemezin bir araya gelmesi, bu işin olmayacağının açık ifadesidir dersek abartmış olmayız. Suriye’de barışı sağlamak için baş birbirine benzemezler şimdi Libya'ya barışı getirmek için kolları sıvamışlar. Bu konferansın sonuç alıcı olamayacağı bilindiği için fazla umutlanan katılımcı olmadı. Açıklamalar bunu gösteriyor.

Libya’ya “barış” getirmek için birbirine benzemezler bir koalisyon oluşturdular, sorunu çözmek için masa başında bir araya geldiler. Bu türden sorun çözme çabaları yeni değildir. Hele bu işin içine BM karıştırılıyorsa bunun anlamı, uzun sürecek bir “itiş-kakış” maratonu başlatılıyor demektir. Bir araya gelen güçlerin kesin saflaşması henüz oluşmamıştır, süreç içinde genel anlamda Afrika ve özel olarak da Libya eksenli Kuzey Afrika sahasında jeopolitik gücü olan emperyalist ülkeler etrafında bir kümelenme olacaktır. Bu kümelenmede Rusya’nın, ABD’nin aynı safta olması mümkün değildir. Bu sahada ABD ve Rusya esas rekabet odaklarıdır. Bu aşamada Çin’in doğrudan, aktif olarak “topa girme” niyetinin olmadığı, aynen Suriye sorununda olduğu gibi izleyeceği anlaşılıyor.

Libya konusunda da çatlak seslerin çıktığı AB’nin iştahlı hareketi sonucu değiştirmeyecektir. Ortadoğu ve Suriye sahasında seyirci kalmanın pek ötesine geçemeyen veya ABD’nin varlığından dolayı orada olan AB’nin Fransa gibi üye ülkeleri şimdi AB’nin Akdeniz politikasından dolayı Libya sorununda iştahı kabarmış bir anlayışla aktif hareket etmeye başladılar. Bu türden ülkelerin başını Almanya çekmektedir. Ancak AB’nin görüş birliği içinde olduğu tek konu, Türkiye’nin hem Libya’dan hem de Doğu Akdeniz’den uzak durmasıdır. Türkiye’nin Serrac yönetimini desteklemesi AB’nin memnun olmadığı diğer bir konudur. Bu durum, ileride Türkiye ve AB’yi aynı safta yer alma durumuna düşürebilir.
Suriye sorununda izleyici olan AB, Libya sorununda aktif izleyici olmanın ötesine pek geçemez.

AB’nin Rusya ile ortak hareket etmesi de mevcut dünya konjonktüründe pek mümkün gözükmemektedir. Bu, açıktan açığa Libya eksenli Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz’de Batı dünyasının bölünmesi, AB’nin açıktan ABD politikasına karşı gelmesi ve karşı tarafta, Rusya yanında yer alması anlamına gelir.

Rusya’nın tavrı henüz açık değildir. Her ne kadar Hafter’e askeri destek veriyor olsa da, her iki tarafla ilişkisini sürdürmektedir.

Soruna başından bu yana müdahil olan Amerikan emperyalizmi, Libya’daki gelişmelere uzaktan bakıyor görünümümü veriyor, güya önemsemiyor. Şimdilik işin BM’ye havale edilmesinden memnun gözüküyor,BMGK üzerinden Libya sorununu kontrol edebileceğini düşünüyor.

Aynen Suriye sorununda olduğu gibi Libya sorununda da Doğu Akdeniz’de, Libya eksenli Kuzey Afrika’da rekabet eden küresel iki oyuncu etrafında bir kümelenmenin oluşmasına doğru bir gelişmenin başındayız. Tabii, Suriye’den farklı olarak bu alan oldukça geniş ve enerji kaynağı olma ve dünya jeopolitikasında stratejik öneme sahip olma bakımından çok daha önemlidir ve bu nedenle de bu geniş sahadaki rekabet çetin olacaktır.

Suriye’de olduğu gibi Libya’da da son kertede bir tarafta Rusya diğer tarafta da ABD başat güç olacaktır. Dünya jeopolitikasında söz sahibi olan ve olmak isteyen bu iki emperyalist ülkenin Doğu Akdeniz’de ve Libya’da ortak hareket etmeleri, ancak en fazlasıyla güç dengesinin bir göstergesi olabilir; bu durumda bu denge değişince ortak hareket etmenin de bir anlamı kalmaz. Bu her iki emperyalist ülke için esas olan birbirine karşı rekabettir. Bu nedenle Suriye’de olduğu gibi Libya’da da, Doğu Akdeniz’de de rekabet eden güçler saflaşmasının başını çekeceklerdir.

Libya konferansı Doğu Akdeniz, Libya eksenli Kuzey Afrika ve genel olarak Afrika üzerinde açık rekabetin, açık “yarış”ın startıdır.

Bu konferans bize 19. Yüzyılın son çeyreğinde ve 20. Yüzyıllın başlangıcında “barış”ı sağlamak için diplomasi yoluyla emperyalist çıkarların gerçekleştirilmesini hatırlatmaktadır.

Alman gazetesi “Tagesspiegel”deki bir yorum çok şey söylüyor. Yorumcu Christoph von Marschall şunu diyor:

“Şimdi Angela Merkel’in diplomatik becerisine ihtiyaç var. Almanya dünya politik sahnesine çıkıyor, çünkü ona saygı duyuluyor.

Berlin, Libya için barış konferansının sahnesi oluyor. Neden? Çünkü Almanya'ya saygı duyuluyor. Çünkü o, Fransa, İtalya, Rusya, Türkiye gibi taraf değildir. Ve çünkü Başbakan Merkel belirleyici iletişim iplerini elinde tutuyor: Putin, Erdoğan, Trump, Çin, Mısır, Cezayir ve başka katılımcılarla ilişki içinde. Ayrıca Almanya bu konuda BM’yi de destekliyor...

Libya’daki çatışma tırmanıyor. İkinci bir Suriye, istikrarsız komşu ülkelerin istikrarsızlaştırılmasıyla tehdit ediyor. Ama bu sefer doğrudan AB’nin dış sınırında. Arada Türkiye gibi, Avrupa üzerinde göç baskısını azaltan güçlü bir tampon yok.

Libya’nın stratejik önemi, orada çok sayıda tarafın işe karışmak istemesinin nedenidir... Libya’nın petrolü var. Libya'ya hakim olan, şimdi Avrupa’ya en önemli göç rotasını kontrol eder ve böylece AB’nin vazgeçilemez partneri olur. Suriye örneğinde olduğu gibi milyarlar tutarında para alan ve siyasi olarak göz ardı edilemeyen Türkiye gibi. Türkiye, Ukrayna'daki savaş nedeniyle dışlamacılığını kırmak isteyen Wladimir Putin için çekici bir örmektir.

Almanya'nın Otto von Bismarck'ın gerçekçi soğuk kanlı görünüşüne ihtiyacı var.
Ve "dürüst bir simsar” (burada arabulucu, çn.) olarak diplomatik becerisi, örneğin 1878'de Berlin Kongresi'nde olduğu gibi, Balkan karışıklığını, sadece, geçici olsa da düzene soktu. Simsar rolü, sadece fedakar olmak, kendi çıkarlarını dile getirmemek anlamına gelmez. Almanya bu role sahip: Libya’da istikrar, Avrupa’ya kontrolsüz göç baskısını azaltır” (“Jetzt wird Angela Merkels diplomatisches Geschick gebraucht”. 17.01. 2020 tarihli “Tagesspiegel” gazetesinden)
 
Alman emperyalizminin kalemşorları havaya girmişler. Otto von Bismarck döneminde olduğu gibi salyaları akıyor, ellerine fırsat geçtiğini sanıyorlar; geçmişiyle karşılaştırdığımızda bugün dünya politikasında neredeyse hiçleşmişlik durumunu tersine çevireceklerini umuyorlar. Rol çalmaya çalışıyorlar. Ama ne ABD ve ne de Rusya bu rolü ne Almanya’ya ne de AB’ye verir. Her ikisi de “dürüst simsar”ın iş yapamadığını göstermek için ellerinden geleni yapacaktır. Sonunda ABD, AB’yi ve onun motoru olan Almanya’yı bu sahada ezecektir. Belki Rusya, ABD karşısında AB’yi koruyucu rolünü oynar, en azından enerji politikasından ve AB-ABD arasındaki çelişkilerden yararlanmak için. Ama o da bu sahada ne Almanya’ya ne de AB’ye belirleyici aktör rolü verir.

Alman emperyalizmi Afganistan işgali döneminde Almanya’nın çıkarlarını Hindikuş’ta savunmaya kalkışmıştı. Şimdi de AB’nin dış sınırı diye Libya’da savunmaya kalkıyor. Ama görüş birliği yoksa AB’de ya Almanya’nın veya da Fransa’nın sözü geçer. Libya konusunda AB’de görüş birliği yok; Fransa ve Almanya’nın çıkarları bir ve aynı değil.

Libya sorununa müdahil olan ülkelerin her biri kendisi için "dürüst bir simsar”. Her biri kendim için birşey istiyorsam “namerdim” diyor. Hepsi Libya'da ateşkes ve barış istiyor! Ancak gerçek şu: Bu “simsar”ların önde gelenlerinin her biri, birer emperyalist hayduttur. Hepsi “barış” adı altında Libya'nın talan edilmesinde aslan payını kapmak istiyor.

Libya’da güç dengesi, vekiller üzerinden sürdürülen savaşla oluşturulacaktır; bunun sonucunda ülkenin bölünmesi de gündeme gelebilir. Ama ne ABD ne Rusya ve ne de Türkiye Libya’dan vazgeçmeyecektir. Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkeler hariç diğerleri, hangi tarafta yer alırlarsa alsınlar, Suriye sahasındaki rolü üstlenmiş olacaklardır.

Libya’da emperyalistler arasındaki rekabetin şekillenmesi, genel anlamda Kuzey Afrika’da ve Sahra bölgesinden başlayarak bütün Afrika’da emperyalistler arası çelişkileri tetikleyecek, olduğundan daha da keskinleştirecektir. Burada bir taraftan Çin, diğer taraftan ABD, Fransa, kısmen Rusya ve Türkiye karşı karşıya geleceklerdir. Kim kime karşı olurdan ziyade kim kiminle ittifak içinde olur sorusu önemli olacaktır.

Libya’da emperyalistler arasındaki rekabetin şekillenmesi, Doğu Akdeniz’in paylaşımında da doğrudan belirleyici olma özelliği taşımaktadır.

Ne diyordu Lenin “Emperyalizm...” yapıtında? “Kapitalizmde nüfuz bölgelerinin, çıkarların, sömürgelerin paylaşılması konusunda, paylaşıma katılanların gücünden, bunların genel ekonomik, mali, askeri vb. gücünden başka bir temel düşünülemez. Oysa paylaşıma katılanların gücü aynı şekilde değişmemektedir, çünkü kapitalizmde farklı girişimlerin, tröslerin, sanayilerin, ülkelerin, eşit şekilde gelişecekleri düşünülemez. Almanya, yarım yüzyıl kadar önce kapitalist gücü o zamanki İngiltere'nin gücüyle karşılaştırıldığı zaman, zavallı, önemsiz bir ülkeydi; Rusya'yla karşılaştırıldığı zaman Japonya da aynı durumdaydı. On ya da yirmi yıllık bir süre içinde, emperyalist güçlerin nispi kuvvetlerinin değişmeden kalacağını söyleyebilir miyiz? Kesinlikle söyleyemeyiz”.

Lenin’in bu analizinin ne anlama geldiğini Suriye sahasında anlamamak için direndik. Şimdi de Libya sahasında anlamamak için direnmenin adımlarını atıyoruz.

Libya sahasında Türkiye ve Rusya her ne kadar farklı cephelerde duruyor durumunda olsalar da, Astana süreci türünden bir süreci oluşturmak için çaba harcadıkları açıktır. Bunun ilk görüşmesi 8 Ocakta “Türk Akımı”nın açılması vesilesiyle bir araya gelen Erdoğan ve Putin tarafından gerçekleştirildi. 13 Ocakta Moskova’da Rusya-Türkiye inisiyatifinde başarısız kalan Libya’da ateşkes görüşmesi yapıldı. 19 Ocaktaki Berlin konferansının gerçekleşmesinde Moskova görüşmesi önemli olmuştur.

Güncel olarak Libya’da konumunu güçlendiren ülkelerden biri Rusya, diğeri de Türkiye’dir. Diktatör Erdoğan önderliğinde Türk burjuvazisi ulusal güvenlik konseptini Libya sahasına kadar uzattı. Bununla Akdeniz’de MEB sahasını Libya üzerinden savunma anlayışını vurguluyor.

Gelişmeler neyi göstereceğini şimdiden kestirmek güç olsa da, Libya sahasında Türkiye-Rusya arasında ittifak, ABD’ye karşı bir ittifak olacaktır. Aynen Suriye sahasında olduğu gibi, Libya sahasında da “Astana süreci” türünden bir sürecin başlatılma olasılığı vardır, yüksektir. Suriye sahasındaki “üçlü kutsal ittifak” nasıl şekilleri önümüzdeki dönemde göreceğiz. Denklem çok basit: Rus emperyalizmi, Ortadoğu’da onun bir parçası olarak Suriye’de, uzantısı olarak da Doğu Akdeniz ve Libya’da Amerikan emperyalizmine karşı olmazsa olmaz müttefik olarak Türkiye’yi görüyor. Bu anlayış devam ettiği müddetçe diktatör Erdoğan da bu sahada at koşturmaya devam eder.

Sınıf düşmanını soyutlaştırmakta pek mahiriz. Bu soyutlaştırmayı Suriye sahasında yaptık; yapamaz, edemez, ABD ve Rusya izin vermez, bataklığa gömülecek, yalnız kaldı demenin ötesinde bir sınıf düşmanı analizimiz olmadı. Bunun sınıf mücadelesine katkısının ne olduğunu hala anlamış değilim. Şimdi de Libya ve Doğu Akdeniz sahasında sınıf düşmanını soyutlaştırmakta ne kadar mahir olduğumuzu göstermeye başladık. Aynı soyutlaştırma bir biçimde devam ediyor.

Somut olarak durum şudur: Karşımızdaki sınıf düşmanı kendi gücüyle Doğu Akdeniz’in paylaşılmışlığını soru götürür hale getiren, kendi gücüyle Libya sorununa müdahil olan ve askeri anlaşma yapan, silah, “asker” gönderen, yalnız kalmak bir yana onsuz toplantının yapılmadığı bir güçtür. Bunu bilelim ve ona göre hareket edelim, hitap ettiğimiz kitleyi yaşanan gerçeklere göre bilinçlendirelim. 
 
Doğrusu da bu değil mi?

*
Ayrıca bkz.:

1)MAĞRİP'TE AYAKLANMA ZAMANI...
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com/2011/02/magripte-ayaklanma-zamani.html

2)DANIŞIKLI DARBE!
MAĞRİP VE MAŞRIK'TA AYAKLANMALAR- ESAS NEDENİ VE KARAKTERİ

3)ARAP ÜLKELERİNDE HALK AYAKLANMALARI - “BÜYÜK ORTADOĞU”NUN EMPERYALİST JEOPOLİTİKADAKİ YERİ VE EMPERYALİST ÜLKELER ARASI ÇELİŞKİLER
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com/2011/03/arap-ulkelerinde-halk-ayaklanmalari.html

4)LİBYA VE NATO'NUN AFRİKA STRATEJİSİ

5)LİBYA VE SINIFTA KALANLAR

6)SURİYE VE İRAN SORUNU (ORTADOĞU VE ORTA ASYA'DA BÜYÜK OYUN VE OYUNCULARI)
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com/2012/10/suriye-ve-iran-sorunu-ortadogu-ve-orta.html