deneme

22 Eylül 2017 Cuma

SURİYE-IRAK (ORTADOĞU) “JEOPOLİTİK OYUN”UNDA YENİ BİR AŞAMA


SURİYE-IRAK (ORTADOĞU) “JEOPOLİTİK OYUN”UNDA YENİ BİR AŞAMA

1-Amerikan emperyalizmi Ortadoğu'yu kendi çıkarlarına göre dizayn etme politikasının Suriye ayağında önce Türkiye'yi sahaya sürdü. Suriye devletinin yıkılması gerekiyordu. Bir an önce Emevi Caminde cuma namazı kılmak isteyen hükümet, Suriye'nin devlet olarak ortadan kaldırılması için en önde en aktif rolü üstlendi.

2-BOP eşbaşkanlığı, Amerikan dostluğu-işbirliği, Ortadoğu üzerinde emperyalist tahakküm hayalleri AKP hükümetini adeta sarhoş etmişti.

3- Ama işler ne ABD'nin ne Batılı emperyalistlerin (AB) ve ne de Türkiye'nin istediği yönde gelişti; Suriye devleti yıkılmadı, ordusu dağılmadı, Rojava devrimi gerçekleşti. Amerikan emperyalizminin yetiştirmesi IŞİD Suriye ve Irak topraklarında geriletildi.

4-Bu arada Türk burjuvazisi, gelişmelerin seyrine bakacak olursak, Suriye, ABD önderliğindeki koalisyon pratiğinde çok şey öğrendi; en azından öğrenmişe benziyor.

5-Sonunda kendisinin de hedef alınacağını gören Türk burjuvazisi, buna karşı en önemli adım olarak yeni ulusal güvenlik konseptini geliştirdi ve uyguluyor.

6-Batılı müttefiklerinden umduğu desteği göremeyen Türkiye, tam bir U dönüşü yaparak Rusya ile ilişkilerini geliştirdi ve her iki ülke arasındaki ilişkiler, Putin'in deyişine göre “uçak düşürme” krizinden önceki seviyenin çok üstüne çıkartıldı.

7- Suriye'deki gelişmelere belli bir dönem dışarıdan bakmak zorunda olan Türkiye, Rusya ile (aynı zamanda İran ile de) yakınlaşmasının sonucunda yeniden aktif oldu; Cerablus'tan El Bab'a ancak bu ilişki sonucunda gidebildi.

8-Türkiye'nin U dönüşü Batıya tamamen sırt çevirme mi olur veya bu sırt çevirme süreci ne kadar devam eder, burası şimdilik pek bilinmez ve bu yaklaşımın taktiksel olduğu genel kanıdır kamuoyunda. 1952'den bu yana NATO ülkesi, en azından II. Dünya Savaşından bu yana Batıya siyasi ve ekonomik olarak entegre olmuş Türkiye'nin bu dönüşü nasıl gerçekleştireceği veya gerçekleştirmeyecekse bunu nasıl izah edeceği bir sorudur.

9- Ama 15 Temmuz (2016) askeri darbe girişimi ve bunun ABD tarafından örgütlendiği, AB tarafında desteklendiği gerçeği, Türk burjuvazisine çok şey öğretmişe benziyor. Şimdi S-400'lerin alımı bu işin artık pek de taktiksel görülemeyeceğini göstermektedir.

10- Açık ki, diktatör Erdoğan önderliğinde faşist diktatörlükle ABD ve AB (özellikle de Almanya) arasındaki ilişkiler birçok konuda çelişkiye dönüşmüştür. Bu emperyalist güçler 2002'de AKP'nin iktidara gelmesini desteklediler, şimdi ise iktidardan gitmesini destekliyorlar; en azından Erdoğan'sız bir AKP'den yanalar.

11-Astana süreci, aslında ABD önderliğinde Batı'nın Ortadoğu'daki böl ve yönet politikasına verilen en önemli cevaptır. Astana sürecini yöneten ülkelerin de Batılı emperyalist ülkelerin Ortadoğu'daki çıkarlarından pek farklı çıkarları yok. Onlarınki de böl ve yönet politikasıdır.

12-Suriye sahasında bir taraftan Rusya (Suriye devleti, Türkiye ve İran), diğer taraftan da Amerikan emperyalizmi nüfuz alanı için kapışmış durumdalar. Son Astana toplantısında İdlib konusunda varılan anlaşmaya göre bu bölge Rusya, Türkiye ve İran tarafından kontrol alanlarına bölündü; bölgenin bu güçler tarafından işgali an meselesidir.

13-Astana toplantılarıyla Rusya, Türkiye ve İran, Suriye'deki gelişmelerde belirleyici güç haline geldiler. Batılı emperyalist güçler ise açık ki denklem dışı kaldılar ve bu anlamda da güç merkezi Cenevre'den Astana'ya kaymıştır.

14- Türk ordusunun İdlib'e yerleşmesi, Afrin'in çembere alınması, hatta işgal edilmesi anlamına gelir. Rusya-İran-Suriye ve Türkiye arasında bu konuda artık görüş ayrılığı pek kalmadı. Aksi taktirde İdlib sorunu sürüncemede kalmaya devam ederdi.

15-Deyrizor'un kurtarılması ve işgali için rekabet sürüyor. Karmaşık bir süreç; SGD kurtarıcı güç, ama ABD işgalci güç. Diğer taraftan Suriye ordusu kurtarıcı güç, ama Rusya işgalci güç!

16-Son gelişmeler Türkiye'yi Suriye politikasında güçlendirmiştir. Ve Türkiye bu gücüne dayanarak Rojava devrimini boğmak için boş durmayacaktır.

17-Irak'ta en azından Güney Kürdistan'da kartlar yeniden karılıyor. Güney Kürtlerinin bağımsızlık talebi ve bunun için referanduma gitmeleri onların en meşru haklarıdır ve bu hakkın gerçekleştirilmesi için, yönetimin sınıfsal karakteri ne olursa olsun, onların yanında olmalıyız. Ama bu bağımsızlık için referandum, bağımsızlık için referandum olmanın ötesine taşınmıştır; Türkiye, Irak merkezi hükümeti ve İran buna izin vermeyeceklerini ifade ediyorlar. Bu referandum vesilesiyle Güney Kürdistan'ın işgal edilme olasılığı yüksektir; her üç devlet ve bu arada ABD ve Rusya burada sadece ekonomik çıkarlar peşinde koşmayacaklar.

18- Ortadoğu'da IŞD'in yenilgisi yakındır; hem Suriye'de ve hem de Irak'ta bu Amerikan canavarının sonu geldi. Ama yine Amerikan emperyalizmi onu başka yerlerde kullanmak için tamamen yok edilmesinden yana değildir.

19-Özellikle Suriye'de savaş ve genel olarak Ortadoğu'da yeni jeopolitik güçler yeni nüfuz alanlarının haritasını belirlemeye çalışıyorlar. 100 sene önce, 1916'da Sykes-Picot-Anlaşmasıyla Ortadoğu'yu kendi çıkar alanlarına bölen Fransa ve İngiltere'nin yerini bugün ABD ve Rusya almıştır. Bu iki jeopolitik güç içinde konumu zayıf olan Amerikan emperyalizmidir; şimdi Suriye'de söz sahibi olmaya çalışırken, Irak'ta da sağlam değildir; Irak merkezi hükümetinin İran ve onun üzerinden Rusya'nın çizgisinden çıkması biraz zor.

Ortadoğu'daki, daha doğrusu Suriye'deki gelişmeler şunu göstermektedir: I. Dünya Savaşı ve Sykes-Picot-Anlaşmasıdan bu yana Suriye merkezli olarak Ortadoğu'da sınırları kendi çıkarlarına göre yeniden belirlemek isteyen emperyalist güçler, kullandıkları silah gücüne bakıldığında Suriye gibi dar bir alanda karşı karşıya gelmişlerdir. IŞİD'in gerilemesinden bu yana farklı güçlerin çok cephede savaş durumu sona ermiştir. Şimdi Suriye bir taraftan “çatışmasızlık bölgeleri”nin kurulması adı altında nüfuz sahasına ayrılırken, diğer taraftan IŞİD'e karşı mücadele Rakka ve Deyrizor'da devam etmektedir. Orada da Rusya (Suriye) ve SGD/ABD arasından bir nüfuz alanı rekabeti söz konusudur. Şüphesiz ki, SGD'nin nihai amacıyla Amerikan emperyalizminin amacı birbirine tamamen terstir. Ama görünüm böyle.

Benzer bir gelişmenin Güney Kürdistan'da da olabileceği ihtimal dışı değildir. Irak merkezi hükümeti ABD'den çok İran'ı dinliyor ve dolayısıyla Rusya'yı da dinlemek zorunda kalıyor. Referandum vesilesiyle Türkiye, İran ve Irak merkezi hükümeti, referandumu engelleyemezlerse Güney Kürdistan'ın işgale girişmekten çekinmeyeceklerini; sonuç alınamazsa işgal noktasına gelineceğini ima ediyorlar. Kürtlerin bağımsızlığına karşı ortak hareket edebileceklerini gösteriyorlar. Referandum sürecinde ABD ve Rusya'nın Türkiye, İran, Irak merkezi hükümeti ve Kürdistan Otonom Bölgesi yönetiminin konumundan farklı yerlerde durmayacakları açık; Türkiye, İran ve Irak merkezi hükümetinin yanı sıra ABD ve Rusya da burada sadece ekonomik çıkarlar peşinde koşmayacaklardır. Suriye'deki saflaşmaya benzer bir saflaşmanın Güney Kürdistan'da da maddi zemini vardır.