deneme

5 Kasım 2002 Salı

SAVAŞ ÜZERİNE(IV)

SAVAŞTA MORAL FAKTÖRÜ

Savaşta moral faktörü veya moral güçleri, toplum düzeninin karakterine, geniş emekçi yığınlarının mevcut düzene bakışına, devletin politikasına, hâkim ideolojinin sınıfsal karakterine ve nihayetinde işçi sınıfı ve emekçi yığınların; bir bütün olarak halkın siyasi bilinçlilik derecesine bağlıdır.

Ordunun moral durumu, genelkurmayının ve hâkim sınıfların her zaman göz önünde tutukları bir faktördür. Sürekli etkileyici olan ordunun moral durumu kendini, subayların ve askerlerin bilinç derecesinde, zafere inançlarında, yurtsever duyguların ifade ediliş derecesinde, silahlı güçlere ve ülke yönetimine inançlarında, düşmanı yenme ve zaferi elde etmedeki kararlılıkta açığa vurur. Moral faktörüne önem vermeyen bir ordu ve ülke yönetimi düşünülemez. Tabii her bir hâkim sınıf moral faktörünü kendi çıkarları açısından değerlendirir ve kullanır. Moral faktörü, sınıfsal karakterli faktördür ve her hâkim sınıf ve orduları, bu faktörü savaşta bir birbirlerine karşı kullanırlar.

Moral faktörünün kendine özgüllüğünün, savaşın seyri üzerindeki etkisinin ve kaynaklarının açıklığa kavuşturulması, halk yığınlarının savaştaki rolünün doğru kavranmasıyla ve savaşın sınıfsal karakteriyle sıkı bağ içindedir.

Sömürüye dayanan toplum düzenlerinde hâkim sınıflar, tarihin gelişmesinde halk yığınlarının rolünü sürekli küçük görürler, önemsizleştirirler. Onların bu anlayışı, kaçınılmaz olarak askeri düşünce tarzına da yansır.

Çağımızda savaş tekniğinin devasa gelişmesi, burjuvazinin askeri ideologlarının bir dizi teoriler geliştirmelerine neden olmuştur. Bu teorilerin özü, teknolojinin abartılması ve savaşta insan faktörünün rolünün önemsizleştirilmesidir. Bu teorilere göre savaşta belirleyici olan, tekniktir, insan faktörünün rolü önemli değildir.

II. Dünya Savaşı öncesini düşünelim. Hemen bütün emperyalist ülkelerde askeri teorisyenler ve yazarlar, insan gücüne dayanan ordu anlayışının tarihe karıştığı, bunun yerini modern silah teknolojisiyle donatılmış, az insandan oluşan ordu anlayışının alması gerektiği üzerine bolca görüş açıklamışlardır.

Aynı anlayışı Amerikan askeri teorisyenlerinin atom bombasını savaşın kazanılmasında belirleyici faktör olarak değerlendirmelerinde de görüyoruz. Bugün de aynı veya benzeri teoriler yeniden ısıtılıyor. Burjuvazi, halk yığınlarından korkusundan dolayı savaşını, mümkün olduğunca az asker kullanma yöntemiyle kazanmaya çalışıyor. Burjuvazi, talancı, katliamcı savaş planlarını teknolojiye dayanarak gerçekleştireceğini sanıyor. Şüphesiz ki bir ordu, modern teknolojiyle donatılmamışsa, modern silahları yoksa savaşını kolay kolay kazanamaz. Ama bundan, teknik her şeydir sonucu çıkartılmamalıdır. Teknik, önemli bir faktördür, ama hiçbir zaman belirleyici faktör olamaz. Engels’in dediği gibi, muharebeyi silah değil, insan kazanır.

Tarih, savaşın, halk yığınlarına sadece yoksulluk, korku ve zulüm vermediğini, aynı zamanda onlarda siyasi bilinci uyandırdığını, saldırganlara, talancılara karşı mücadele isteğini geliştirdiğini de göstermiştir. Bunun böyle olduğunu I. ve II. Dünya Savaşlarında, Ekim Devriminde, bütün ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerinde görmekteyiz. Burjuvazi, savaşın bu yönünü de görüyor ve ordu ve savaş doktrinini geliştirirken bunu hesaba katıyor. Ama her seferinde de yanılıyor. Yanılıyor çünkü en modern teknik dahi, moral açıdan bitmiş insanlar, yani burjuva ordu kurmayları tarafından yönlendirilen savaşta hiçbir işe yaramıyor. Kahraman Vietnam halkının, modern Amerikan ordusu karşısında kazandığı zafer, bunun böyle olduğunu yeteri kadar açıklıyor.

Tarih, savaşta insanın öneminin, orduda moral öneminin azalmadığını, teknolojinin belirleyici yegâne faktör olmadığını göstermektedir.

Moral üstünlüğünün ve moral yoksunluğunun kaynağı sınıfsal karakterlidir, savaşın haklı, yoksa haksız savaş mı olduğuna bağlıdır. Niçin savaşıldığı, moral üstünlüğünün ve moral yoksunluğunun esas kaynağıdır.

Emperyalist burjuvazinin askeri uzmanları, yüksek moral özelliği olmayan orduların savaşta başarılı olamayacaklarını sık sık işlerler. Onların unuttukları temel nokta şu: Burjuvazinin ordusu, mevcut düzeni korumakla görevlidir. Emperyalist ordular, başka ülkeleri talan etmek, fethetmek için, ulusal ve sosyal kurtuluşu için mücadele edenlerin bu mücadelesini ezmek için, dünyanın emperyalist ülkeler tarafından yeniden paylaşımını gerçekleştirmek için kurulmuşlardır. Böylesi orduların morali olamaz. Bundan dolayıdır ki burjuvazinin ideologları, her araç ve yöntemi kullanarak askerlerini aldatmaya, ölüm makinesi olarak kullanmaya özel önem gösterirler. Burjuvazi, etiği, demokrasiyi, özgürlüğü, insan haklarını teorileştirerek, yücelterek askerlerini atlatmaya, ölüm makinesi yapmaya çalışır. Bugün Afganistan’da gördüğümüz ve Irak’a saldırı hazırlıklarının da gösterdiği gibi, emperyalist ordular, dolayısıyla askerler, insanları ”kötü”nün pençesinden kurtarmak için savaşıyorlar!

Burjuvazi bu demagojisinde de hiçbir zaman başarılı olamadı, olamaz da. Bu nedenle başka “moral” özellikler ön plana çıkartılıyor. Tarihi deneyler, haksız savaşlarda askerler arasında hırsın, açgözlülüğün, çapulculuğun, hayvani duyguların bilinçli bir biçimde “moral” olarak yaygınlaştırıldığını ve askerlerin beynine işlendiğini göstermektedir. Emperyalist saldırganlar, böylesi “moral” özelliklerle ordularını savaşa sürüyorlar.

İşgal edilen ülkelerde çapulculuk, talan, zora başvurma, tecavüz, katliam, burjuva emperyalist orduların geleneğinde vardır. F. Engels, Britanya ordusunu karakterize ederken, bu ordunun “dünyadaki en canavarca ordu olduğunu”, bu ordunun “talan, zora başvurma, katliam” anlamına geldiğini ve bütün bunların bu ordu açısından “çoktandır doğal bir imtiyaz, yasal bir hak anlamına geldiğini” tespit eder (New York Daily Tribune, 25.5.1858).

Diğer burjuva, emperyalist ülke ordularının da Britanya ordusundan aşağı kalır yanı yoktur. Emperyalist çıkarlarını savunmak, başka ülkeleri fethetmek ve katliamlar gerçekleştirmek için emperyalist propagandacılar, akla, bilince hitap etmekten kaçınırlar, bunun yerine askerlerde hayvani içgüdüleri geliştirmeyi esas alırlar.

Burjuvazi, haksiz savaşlara, talan ve fetih savaşlarına katılmaları için geniş yığınları yönlendirmeye çalışır. Son savaş karşıtı hareketin de gösterdiği gibi, burjuvazi bu çabasında da başarılı olamaz. Şüphesiz ki emperyalist burjuvazi, emekçi yığınların bir kısmını demagojiyle kendisi için kazanabilir. Ama bu durum geçicidir. Demagojiyle kazanılan “moral”in de ömrü uzun olmaz. Çünkü emperyalist burjuvazi, savaşının gerçek nedenini eylemiyle açıklamak zorunda kalır.
Emperyalist ülke orduları, talan ordularıdır, işgal ordularıdır, sömürgeci ordulardır. Bu ordularda davaya inanç yoktur, olamaz da. Bu nedenle de güçlüklerin üstesinden gelme yetenekleri yoktur.

Savaşta moral güçlerinin üstünlüğü, ancak ve ancak haklı amaçlar için savaşan ordularda; güçlerde vardır. Haklı savaş, baskıya, sömürüye, işgale karşı mücadeleye milyonlarca insanın katılmasını sağlar, onlarda dayanışma ve coşkuyu, siyasi bilinçlenmeyi geliştirir. Örneğin ulusal kurutuluş savaşı, sosyal kurutuluş savaşı, işçi sınıfı ve geniş emekçi yığınların; bir bütün olarak ülkenin bütün rezervlerinin harekete geçirilmesini ve bunların devasa maddi güce dönüşmesini ve zaferin elde edilmesini sağlayan moral faktörlerin bütününü kapsar. Tarih, haklı savaşın, haklı davanın yüce amaçlarıyla coşan orduların kendilerinden teknik olarak üstün olan orduları yendiğini göstermiştir. Çin halkının, Vietnam halkının Amerikan emperyalizmine karşı mücadelesi buna bir örnektir. Yıllarca savaştırılan, yorgun düşen, savaştan kaçan Anadolu insanının işgale karşı direnişi ve aynı zamanda Kürt halkının sömürgeciliği karşı direnişi de birer örnektir. Kahramanlıklar yaratan Kızıl Ordu’nun moral üstünlüğü, haklı davasında aranmalıdır.

Amerikan ve İngiliz orduları, Afganistan’ı bombaladılar. Muhtemelen Irak’ı da yeniden bombalayacaklar ve işgal edecekler. Ama bu geçici bir durumun ifadesi olacaktır. Geniş yığınlar, er veya geç, işgale karşı örgütlü direneceklerdir, bütün moral rezervlerini seferber edeceklerdir. Kahramanlıklar yaratan Filistin halkının direnişinde, davasında haklı olmasına inancının, moral gücünün etkisi inkâr edilebilir mi? İşgalcilere ve sömürgecilere, işgal edilen ülkelerin mezar edilmesinde, halkın bütün rezervlerinin harekete geçirilmesi anlamına gelen moral gücün etkisi göz ardı edilebilir mi? Silahlı Vietnam halkının modern silahlarla donatılmış Amerikan işgalcilerini kovalamasında, işgalcilerin son uçağa binmek için birbirlerini çiğnemesinde moral gücün etkisi göz ardı edilebilir mi?

Moral gücün kaynağı davada haklılıktır. Davada haklılık, sömürüye, baskıya, işgale, sömürgeciliğe karşı mücadeledir. Bu nedenle halk yığınlarının savaşa karşı alacağı tavır, savaşın seyrine etkide bulunan moral de dâhil bütün faktörler için belirleyici önemi haizdir.

Burjuva ideologlar, bütün olanaklarını kullanarak burjuva ordunun tarafsız olduğunu, sınıflar üstü olduğunu, sadece ulusal çıkarları koruduğunu anlatmaya çalışırlar. Tabii bunun gerçekle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Bugün dünyanın hemen her tarafında savaşan Amerikan ordularının ve başka burjuva orduların, devrimci gelişmeleri boğmak, emperyalizme direnenleri susturmak; ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerini bastırmak, tekelci sermayenin çıkarlarını korumak için birer araç oldukları artık gizlenmiyor bile. Sadece demagojinin adı değişti: emperyalist burjuvazi, ordularını artık “uluslararası terörizme karşı savaş”a sürüyor. Bu vesileyle ülkeler işgal ediyor, yeni silahlar deniyor, katliamlar gerçekleştiriyor.