deneme

20 Temmuz 2018 Cuma

YENİ BİR FAZLA ÜRETİM KRİZİNE DOĞRU (II)


YENİ BİR FAZLA ÜRETİM KRİZİNE DOĞRU (II)


II-KAPITALIZMDE EKONOMIK KRIZIN OLASILIĞI

Ekonomik krizin olasılığı üzerine Marksist teorinin bazı açılımlarını tezleştirmekle yetiniyoruz.

1-Paranın, meta mübadelesinin zamansal ve mekansal olarak 
   birbirinden kopmasında oynadığı rol, aynı zamanda kriz olasılığı için 
   bir nedendir

1.1-Üretimin amacı
-Doğrudan mübadelede/ticarette amaç, satmak ve satın almak değildir; üretimin önemli bir kısmı üreticinin kendi gereksinimlerini karşılamaya hizmet eder.

-Üretimin, iş bölümünü de içerecek derecede gelişmiş olduğu seviyede de amaç -ürün mübadelesi- satmak ve satın almak değil, doğrudan üreticinin ve onunla birlikte üretenlerin gereksinimlerini karşılamaktır.

-Bu iki durumda veya meta üretimin bu iki sürecinde meta olarak mübadele edilen ürün, fazla üretimin doğrudan bir ifadesidir. Ve bu fazla ürünün pazarda gerçekten mübadele edilmesi veya edilmemesi pek önemli değildir. Çünkü üretimde amaç almak ve satmak değildir.

-Meta üretiminde ise, üreticinin kendi gereksinimleri için üretmesi değil -yukarıdaki iki durum-, ürünün satılması; yani paraya dönüşmesi, olmazsa olmaz koşuldur. Ve ürünün pazarda paraya dönüşmemesi, yani satılmaması durumunda kriz doğar (47).
1.2-Kendi ihtiyacı için üretim, kriz ve kapitalizm
Demek oluyor ki, insanlar sadece kendileri, kendi ihtiyaçları için üretirlerse, krizin oluşma koşulu doğmuyor. Bu durumda üretim, kapitalist bir üretim de olmuyor. Bu nedenden dolayı da kapitalizm öncesi üretim formasyonlarında ekonomik krizler de olmuyordu.
"İnsanların kendileri için ürettikleri durumlarda gerçekten kriz yoktur. Ama kapitalist üretim de yoktur. Ya da eski çağ insanlarının, kölelere yaptırdıkları üretimlerinde, her ne kadar bireysel üreticiler iflas ediyor iyiyseler bile, kriz diye bir şeyi bildiklerini duymuşluğumuz yok“ (48).

1.3-Dolaşım sürecinde alım ve satım
Meta alım ve satımı, dolaşım sürecinin önemli momentlerini oluşturur. Alım ve satımdaki, birbiriyle bağı yokmuş gibi hareket, birinin diğeri karşısındaki görünüşteki bağımsızlığını ve güçlenmesini sağlar. Yani birisi sadece, satmadan satın alır -meta istifçiliği yapar. Diğeri sadece, satın almadan satar, yani para istifçiliği yapar. Ama alım ve satım, dolaşım sürecinde bir bütünü oluşturduklarında; yani meta üreticisi, ürününü satıp, elde ettiği parayla gereksinimini gidermek için başka meta satın aldığında öyle bir an gelir ki, alım ve satımın görünüşteki bağımsız hareketi kesintiye uğrar ve her ikisinin iç birliği dışsal olarak zor yoluyla sağlanır. Yani paranın aracı olduğu bu süreçte; mübadelenin iki kısma ayrıldığı durumda (M-P ve P-M) kriz de embriyon halinde vardır.

Demek ki, krizin oluşması için ürünün alınması ve satılması süreci birbirinden kopmalıdır; ödeme aracı paradaki çelişkiler açığa çıkmalıdır; yani alım ve satım arasındaki çelişki ödeme aracı olarak paradaki çelişki olarak açığa çıkmalıdır (49).

1.4-Meta mübadelesinde kriz olasılığı
Meta mübadelesi veya meta pazarlaması, bir metanın değerinin başka bir metanın değerinde ifade edilmesiyle mümkün olur. Ama pazara sürülen ürün, kendi değerinde olan başka bir ürünle veya para ile değiştirilemeyebilir. Bu, değiştirilememe durumu, ürünün, krizlerin değer biçiminde embriyonunu taşıdığını gösterir.
"Daha bir metanın değerinin, ancak bir başka meta biçiminde belirtilebilmesi ve ancak o meta ile değişimi aracıyla gerçekleşebilmesi gerçeğinde, değişimin hiç olaması ya da en azından tam değeri gerçekleştirmemesi olanağı yatar....
Bundan ötürü ürünlerin değer biçimi,... krizleri, tohum durumunda içerir“ (50).
 
1.5-Metanın parasal varlık biçimi ve kriz olasılığı
Metanın parasal varlık biçimi olarak toplumsal iş/çalışma (emek), gerçek üretime yabancı durumda kalabilir -gerçek üretim dışında kalabilir. Bu durumda para krizleri, fazla üretim krizlerinden bağımsız olarak veya bu krizleri keskinleştiren faktör olarak kaçınılmaz olur.
"Emeğin toplumsal niteliği , metanın para-varlık biçimi ve dolayısıyla da gerçek üretime yabancı bir şey olarak göründüğü sürece para krizleri- gerçek krizlerden bağımsız ya da bunların yoğunlaşmış şekli olarak- kaçınılmazdır“ (51).

2-Kredi üzerinden meta ve para tesliminin ayrışması krizin oluşması 
   için ikinci bir olasılıktır

2.1-Ticari kredi ve kriz olasılığı
Kapitalist üretim, daha doğrusu yeniden üretim kredisiz düşünülemez. Maddi değerlerin üretiminde kapitalistler birbirlerine kredi (ticari) verirler. Bu kredi, kapitalizmde kredi sisteminin temelini oluşturur. Poliçe, borç senedi vb. bu kredinin temsil görüngüleridir. Yeniden üretim sürecinde herkes birbirine kredi verir; aynı süreçte, bir taraftan kredi veren kapitalist diğer taraftan da kredi alır. Bu kredi alış-verişinde bir tıkanma -yeniden üretimde ve pazarlama akışında bir tıkanma- kredi sistemini doğrudan etkiler. Krediler karşılıklı olduğu için -karşılıklı alınıp verildiği, hemen her kapitalist kredi üzerinden birbirine bağımlı olduğu için- birinin ödeme yeteneğinden yoksun olması, diğerinin de ödeme yeteneğinden yoksun kalmasını beraberinde getirir. Böylece ödeyememe, domino etkisi yapar.
2007'nin ortalarından bu yana, ama özellikle 2008'in başından bu yana dünya ekonomisinde yaşanan gelişmeler -kredi darlığı; kredi alamama ve vermeme- tam da bu durumu açıklamaktadır.

Bu gelişmeyi Marks'tan daha iyi anlatamam: "Önce, ticari krediyi, yani yeniden-üretim sürecinde iş gören kapitalistlerin birbirlerine verdikleri krediyi tahlil ederek işe başlayalım. Bu, kredi sisteminin temelini teşkil eder. Bu, bir poliçe ile belli bir ödeme vadesi olan bir borç senedi ile, yani ertelemeli bir ödeme belgesi ile temsil edilir. Herkes birbirine kredi verir , birbirinden kredi alır. Şimdilik ... banker kredisini bir yana bırakalım. Bu poliçeler, tüccarların kendi aralarında birbirlerine ciro edilerek -iskonto ettirilmeksizin- ödeme aracı olarak dolaştığı sürece ve ölçüde, sırf bir alacağın A'dan B'ye transferidir ve görünüşü hiç bir biçimde değiştirmez. Yalnızca, bir kimse yerine bir başkası geçer...
Bu tamamen ticari kredi devresinde, iki şeyi dikkate almak gerekir:
Birincisi: Bu karşılıklı alacakların tasfiyesi, sermayenin geriye akışına, yani yalnızca ertelenmiş bulunan M-P hareketine bağlıdır... Ama, krediler karşılıklı olduğu için birinin ödenmesi ötekinin ödenmesine bağlıdır; çünkü, poliçe çekerken taraflardan birisi, ya kendi işindeki sermayenin geriye akışını ya da o arada poliçesinin vadesi gelecek bir üçüncü şahsın kendi işindeki sermayenin geriye dönüşünü hesaba katmıştır...
İkincisi: Bu kredi sistemi, nakit ödemeler zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Her şeyden önce, giderlerin büyük bir kısmının, söz gelimi, ücretlerin, vergilerin vb. daima nakit olarak ödenmesi gerekir. Ayrıca, C'den nakit ödeme yerine poliçe alan kapitalist B, bu poliçenin vadesi gelmeden önce, D'ye vadesi dolmuş bulunan kendi poliçesini ödemek zorunda da olabilir ve bu durumda elinde nakit parası olması gerekir...
Bu ticari kredinin sınırları, kendi başlarına düşünüldüğünde şunlardır: 1) sanayiciler ile tüccarların serveti, yani geriye dönüşlerin gecikmesi halinde, yedek sermaye üzerindeki komuta gücü; 2) bu dönüşlerin kendileri. Bu geriye ödemeler geciktirilebilir ya da metaların fiyatları bu arada düşebilir veya durgun bir piyasa yüzünden metalar geçici olarak satılamaz hale gelebilir. Poliçelerin vadeleri ne denli uzun olursa, yedek sermayenin de o denli büyük olması gerekir ve fiyatlarda bir düşme ya da piyasadaki aşırı yığılma nedeniyle, geriye dönüşlerdeki azalma ya da gecikme olasılığı o denli büyük olur. Ve üstelik, başlangıçta yapılan alış-verişler, meta fiyatlarındaki yükselme ya da düşme üzerine oynanan spekülasyona ne denli fazla dayandırılmış ise dönüşler o denli az güvenli olur. Ama şurası da açıktır ki, emeğin üretkenlik gücünde ve dolayısıyla geniş ölçekli üretimdeki gelişmeyle birlikte: 1) piyasalar genişler ve üretim alanından daha uzak hale gelir; 2) dolayısıyla kredilerin de uzatılması gerekir; 3) spekülatif öge böylece, gitgide daha fazla, ticari işlemlere egemen hale gelir. Geniş ölçekte ve uzak piyasalar için yapılan üretim, toplam ürünü ticaretin ellerine teslim eder; ne var ki, bir ulusun sermayesinin, ticaretin, tüm ulusal ürünü kendi sermayesiyle satın alabilecek ve sonra da satacak biçimde, kendini iki katına çıkartması olanaksızdır. Kredi, bu yüzden burada vazgeçilmez bir şeydir; bu kredinin hacmi, üretimin değerinin hacmindeki büyüme ile büyüdüğü gibi, vadesi de, piyasaların artan uzaklıkları ile birlikte uzar. Burada karşılıklı bir etki söz konusudur. Üretim sürecindeki gelişme krediyi genişletir ve kredi de, sınai ve ticari işlemlerin genişlemesine yol açar“ (52). 
 
2.2-Yeniden üretim sürecinde tıkanma
Yeniden üretimin genişlemesi döneminde veya “normal” yeniden üretim sürecinde ortaya çıkan bir tıkanma, kredi sistemini doğrudan etkiler ve bir kredi darlığı başlar; böylece kredi üzerinden meta alış-verişi zorlaşır, krediye güvensizlik artar ve nakit ödeme, nakit para önemlileşir. Krizin patlak vermesi öncesindeki dönemde -kriz arifesinde- bu gelişme çok belirgin olarak görülür.
Krizin patlak verdiği süreçte ise ödeme yapabilmek için her kapitalistin; her işletmenin, her tekelin, satacak ürünü vardır; ne var ki kolay kolay satamaz ama satmak zorundadır. Piyasa, satacak malı olan, kolay kolay satamayan, ama ödeme yapmak için satmak zorunda olan kapitalistlerle dolup taşar; yani pazar satılmayan ürünlerle dolup taşar. Tam da böyle bir süreçte -şimdi yaşanan süreçte- kredi üzerinden satmak ve satın almak zorluğu yaşandığından; kredi sıkıntısı çekildiğinden yeniden üretim sürecinde faaliyeti engellenen sermaye miktarı doruk noktasına ulaşır (53).
2.3-Yeniden üretim süreci ve gerçek para kredisi
Yeniden üretim sürecinde yukarıda bahsedilen ticari krediye ek olarak gerçek para kredisi de gündeme gelir. Üretim ve ticaret alanında kapitalistlerin; firmaların birbirlerine avans vermeleri birbirine karışır. Bu dönem aynı zamanda poliçe üzerinden veya başka yöntemlerle sahtekarlığın, dolandırıcılığın en çok arttığı, yaygınlaştığı dönem olur. Tam da bu dönemde kapitalistler ve onların çıkarları doğrultusunda hükümetler, her şeyin yolunda gittiğini, herhangi bir sıkıntının olmadığını sürekli açıklarlar. Bu dönem, hükümetlerin bolca yalan söyledikleri, her halükarda gerçek durumu en çok gizlemeye çalıştıkları dönemdir. Bu dönem krizin patlak vermesinin hemen öncesidir. Yani bolca “hamdolsun”, “kriz bizi teğet geçiyor” politikasının yapıldığı dönemdir (54).

2.4-Üretimde ve ticarette önemli bir kaldıraç olarak kredi
Yeniden üretim süreci doğası gereği, esnektir; en uç sınırlarına kadar zorlanabilir; bu durumda kredi aşırı üretim ve aşırı spekülasyon için temel bir kaldıraç olur. Yeniden üretim sürecinin uç sınırlarına kadar zorlanmasında, kredinin bunda temel bir rol oynamasında buraya yatırılan toplumsal sermayenin bizzat sahipleri tarafından değil de, bu sermayeyi yönlendirenlerin kontrolünde olması önemli bir nedendir. Çünkü bunların kar hırsı ufku, özel sermaye sahibinin çekingen kar hırsı gibi sınırlı değildir.
Yeniden üretim sürecinin devamı krediye bağlıdır; kredi, üretimde ve ticarette önemli bir kaldıraç rolü oynar; üretime özgü iç sınırlanmanın kaldırılmasında, üretici güçlerin maddi gelişiminde itici güç olur. Ama aynı zamanda yeni üretim biçimlerinin maddi temelini en gelişmiş hale getirirken kapitalist üretim biçimine özgü çelişkilerin patlak vermesi sürecini hızlandırır. Böylece kredi, fazla üretim krizinin patlak vermesinin bir nedeni olur(55).
2.5-Değerin bağımsız bir biçimi olarak para
Değerin bağımsız bir biçimi olarak para, metalara karşıt bir durumda bulunur veya da değişim değeri paradan bağımsız bir biçime bürünür. Bu, kapitalist üretimin temel bir ilkesidir.
Gelişmiş kapitalist ülkelerde paranın yerini kredi-para alır. Kredi darlığı çekildiği dönemlerde para yegane ödeme aracı olarak önemlileşir; bu dönemde herkesin, ödeme yapmak için nakite ihtiyacı vardır. Bunun böyle olduğunu nakit para ihtiyacının dile getirildiği şimdiki kriz sürecinde de görüyoruz (56).

3-Üretim (meta değeri üretimi) ve yeniden üretimin/dolaşımın (üretilen 
  meta değerinin paraya, üretken sermayeye yeniden dönüşmesi) 
  birbirinden kopması, ekonomik krizin oluşması için üçüncü bir 
  nedendir

3.1-Meta dolaşımında gelişen çelişkiler sermayede kendi kendilerini üretirler
Meta ve dolayısıyla para dolaşımında gelişen çelişkiler -bu çelişkilerden kriz olasılığı doğar- sermayede kendi kendilerini üretirler; sermayeye özgü çelişkilerdir. Demek ki, sermayeye dayalı meta ve para dolaşımı söz konusu olduğunda sermayeye özgü çelişkiler doğar. Ama çelişki, yeniden üretim sürecinde -üretimi devam ettirmek için üretilmiş ve satılmış metanın yeniden üretim araçlarına dönüştürülmesi; sermaye hareketinin tamamlanması sürecinde değil-, ancak dolaşım sürecinde (metanın alım ve satım süreci) açığa çıkar.

Gerçek kriz -burada fazla üretim krizi- ancak ve ancak kapitalist üretimin gerçek hareketinde, kredi ve rekabetten kaynaklanır. Krizin karakterini -nasıl bir kriz olduğunu- tespit etmek için sermayeye özgü çelişkilerin incelenmesi gerekir. Bu nedenle her para, spekülasyon, borsa; bir bütün olarak mali kriz, daha baştan fazla üretim krizi olarak tanımlanamaz. “Şeker sütün içindedir” esprisi burada geçerli değildir (57).
3.2-Birinci ve ikinci biçimlerinde krizin nedeni
İlk biçiminde kriz, meta dönüşümünden -alım ve satımın ayrışması- dolayı doğabilir.
İkinci biçiminde kriz, ödeme aracı olarak paranın işlevinden dolayı doğabilir.
Kredi ilişkilerinde ödeme aracı olarak para, zamansal olarak birbirinden ayrılmış iki fonksiyonda görülür:
Birincisi:Kredi ilişkisinin başlangıcında ürün değerinin ölçüsü olarak.
İkincisi: Kredi ilişkisinin sonunda da gerçek ödeme olarak; buna meta değerinin parada gerçekleştirilmesi de denir.

Meta olarak üretim sürecinden ayrılan sermayenin hareketine bakarsak, her bir ürünün veya toplam meta sermayenin M-P-M sürecinden geçtiğini görürüz. Yani, üretilen meta paraya dönüşür ve para da yeniden metaya -üretken sermayeye- dönüşür.
Burada krizin genel olasılığını alım ve satımın ayrışmasında; yani bizzat sermaye hareketinde var olduğunu görüyoruz (58).
3.3-Üretim ve dolaşım sürecinin birbirinden ayrılması sürekli, kriz olasılığı üretir
Doğrudan üretim sürecinin ve dolaşım sürecinin birbirinden ayrışması krizin doğması için olasılığa bir işarettir. Ama bu iki süreç iç içe geçmek yerine birbirinden bağımsızlaşırsa, kriz olasılığı, kriz gerçekliğine dönüşmüş olur.
"Metanın basit başkalaşımında, görünür hale gelen kriz olasılığı, (doğrudan) üretim süreci ile dolaşım sürecinin yollarının ayrılmasıyla bir kez daha varlığını ortaya kor. Bu iki süreç birbiriyle yumuşak biçimde kaynaşmayıp da birbirinden bağımsız duruma gelir gelmez ise kriz işte oradadır“ (59).
Ayrıca:
M-P-M sürecinin kesintiye uğraması; paranın üretken sermayeye (üretim araçlarının satın alınmasına) dönüşümünde ortaya çıkan tıkanma, aynı zamanda yeniden üretime başlamak için satın alınması gereken üretim araçlarının şu veya bu kaleminde, örneğin hammaddelerde fiyat değişimi (artışı) krize neden olabilir. Üretim yavaşlatılarak hammadde fiyatı arttırılabilir, örneğin petrolde.

"Kriz; 1. (paranın) üretken sermayeye yeniden dönüştürülmesi sırasında ortaya çıkabilir; 2. üretken sermaye parçalarının, özellikle hammadde parçasının değerindeki değişmeler yoluyla, örneğin pamuk hasadının miktarında bir azalma olduğunda -böylece değeri artınca- ortaya çıkabilir. Burada henüz fiyatlarla değil, değerlerle ilgileniyoruz“ (60).

3.4-Doğrudan sömürü ve gerçekleştirilme koşulları aynı değildir-pazar sürekli genişlemek zorundadır
Art değersiz doğrudan üretim süreci düşünülemez; artı iş (“emek”) metada cisimleşmekle artı değer üretilmiş olur. Ne var ki, artı değerin üretilmesiyle kapitalist üretim süreci tamamlanmış; bu süreçte kullanılan sermaye hareketi sonlanmış; yani sermaye çıkış noktasına yeniden üretim araçları biçiminde geri dönmüş olmaz. Artı değer üretimi, doğrudan üretim sürecinin ilk aşamasıdır. Yani P-M aşamasıdır. Bu aşamadan sonra sıra ikinci aşamaya gelir: M-P aşaması. Bu demektir ki, üretilen ürün satılmak zorundadır; ürün biçimindeki sermaye+artı değer, paraya dönüşmek zorundadır. Sermaye hareketinin bu sürecinde çok şey olabilir; ürünler satılmayabilir veya maliyet fiyatının altında satılabilir. Bu durumda gerçi işçi/iş gücü sömürülmüştür, ama sömürünün ürünü olan değer (üretilen meta) satılamadığı veya maliyet fiyatının altında satıldığı için kapitalist açısından sömürü realize edilmiş olmaz; gerçekleşmiş olmaz. Bu, kapitalistin zarar etmesi anlamına gelir. Demek ki, doğrudan sömürü ve bu sömürünün gerçekleştirilme koşulları bir ve aynı değildir; yani P-M'nin ve M-P'nin gerçekleşme koşulları farklıdır. Sadece zaman ve mekan bakımında değil, aynı zamanda kavramsal olarak da gerçekleşme koşulları farklıdır. P-M'de toplumun üretici güç durumu belirleyici bir rol oynarken M-P'de toplumun alım gücü belirleyici rol oynar. Burada söz konusu olan mutlak alım gücü değildir; uzlaşmaz çelişkili dağıtım ilişkileri üzerinde yükselen alım gücü; yani toplumun büyük kitlesinin alım gücü. Tam da bu alım gücü sınırlıdır. Bunun sınırlı olmasında sermaye birikimin dürtüsünün; sermayeyi çoğaltma dürtüsünün; genişletilmiş aşamada artı değer üretme dürtüsünün rolü vardır. Burada kapitalist üretimin bir yasası açığa çıkıyor: Ne pahasına olursa olsun;
a) üretim yöntemlerini sürekli yenilemek; modernleştirmek ve b)rekabette üstün gelmek ve üretimi sürekli iyileştirmek için mevcut sermayeyi sürekli genişletmek bu sürecin kaçınılmaz sonucu, pazarın sürekli genişletilmesidir. Pazarın sürekli genişlemesi ise sermaye ve üretimin uluslararasılaşmasından başka bir şey değildir (61). Öyleyse sermaye ve üretimin uluslararasılaşması da yeni değil; en azından kapitalizm kadar eskidir.

Sonuç itibariyle:
"1.Genel kriz olasılığı, sermayenin başkalaşması sürecinde, iki bakımdan veridir; para dolaşım aracı olarak işlev gördükçe (kriz olasılığı, İ. Okçuoğlu) alım ve satımın birbirinden ayrılmasındadır; para ödeme aracı olarak işlev gördükçe birbirinden farklı iki iş görür -değer ölçütü ve değeri gerçekleştirici olarak hareket eder. Bu her iki yön birbirinden ayrılır. Bu ikisi arasındaki aralıkta değer değişirse, eğer metanın satıldığı andaki değeri, paranın değer ölçütü olarak ve dolayısıyla karşılıklı yükümlülüklerin ölçütü olarak hareket ettiği andaki meta değeri kadar değilse, o zaman metanın satışından elde edilen parayla yükümlülük yerine getirilemez ve bu nedenle, geriye doğru yalnızca bu tek işleme bağlı olan tüm işlemler, çözüme bağlanamaz. O zaman meta, yalnız sınırlı bir zaman boyunca satılamazsa, her ne kadar değeri değişmese bile, para ödenme aracı olarak hareket edemez, çünkü o kimliğiyle kabul edilmiş belli bir zaman süresi içinde işlevini yerine getirmiş olması gerekir. Ancak aynı miktarda para, bir dizi karşılıklı işlem ve yükümlülükte art arda işlevsel olduğu için ödeme güçsüzlüğü yalnızca bir noktada değil, birçok noktada olur ve kriz ortaya çıkar...
Ama ikinci durumda kriz, meta satılmadığı için patlak vermez, belirli bir zaman süresi içinde satılmadığı için patlak verir; kriz ortaya çıkar ve karakterini yalnızca metanın satılmamış olmasından değil; ama bu belirli metanın belirli bir zaman süresi içinde satılmasına bağlı olan bir dizi ödemenin yerine getirilememiş olmasından alır. Bu, para krizlerinin karakteristik biçimidir.
Dolayısıyla, alım ve satım birbirinden ayrıldığı için kriz ortaya çıktıysa, para ödeme aracı olarak belirir belirmez, bir para krizi halini alır ve ikinci kriz biçimi, birincisi ortaya çıktığı zaman onu, işin seyri gereği (doğal olarak) izler...

2.Krizler fiyatlardaki değişikliklerden ve fiyatların altüst oluşundan ileri geliyorsa, bunlar metaların değerindeki değişmelerle örtüşmedikçe, doğal olarak, sermayenin genel bir çerçevede incelenişi sırasında ele alınamaz, çünkü bu konumda meta fiyatlarının, meta değerleriyle özdeş olduğu var sayılmaktadır.

3. Krizin genel olasılığı, sermayenin kendisinin biçimsel başkalaşımıdır (Paranın üretim araçlarına dönüşmesi=makinelerin, hammaddelerin vb. satın alınması -üretim araçlarının ürüne dönüşmesi- ürünün paraya dönüşmesi - paranın yeniden üretim araçlarına dönüşmesi=Sermaye hareketi, İ. Okçuoğlu), zaman ve mekanda alımın ve satımın ayrılmasıdır. Ama bu, asla krizin nedeni değildir...Eğer birisi nedeninin ne olduğunu sorarsa, krizin soyut biçiminin olabilirlik biçiminin, olasılıktan fiiliyata neden dönüştüğünü bilmek istiyor demektir.

4. Krizlerin genel koşulları, değerdeki dalgalanmalardan farklı olarak ortaya çıkan fiyat dalgalanmalarından (bu, kredi sistemine bağlı olsun ya da olmasın fark etmez) bağımsız oldukça, kapitalist üretimin genel koşulları yönünden açıklanabilir nitelikte olmalıdır...

5. Yeniden üretimin birinci evresindeki altüst oluşlardan ileri gelen krizler; yani metaların paraya dönüşündeki kesinti ya da satışın kesintiye uğraması. Birinci türden (hammadde fiyatlarındaki artıştan ileri gelen) krizlerde, kriz,üretken sermayedeki etmenlerin geriye akışındaki kesintiden kaynaklanır“ (62).

4-Üretimin, sermayenin mevcut kendini değerlendirme sınırını aşan 
  derecede genişletilme dürtüsü ekonomik krizin oluşması için  
  dördüncü bir nedendir

4.1-Pazarda rekabet, üretimin genişletilmesi ve kriz
Tekil olarak her bir kapitalist veya tekel, üretiminin kapsamını, kullanabildiği sermaye miktarına göre ölçebilir. Onun için önemli olan, pazar pastasında mümkün olan en büyük payı kapmaktır. Fazla üretirse bunun suçlusu olarak rakibi görür.
Kapitalist pazar payını iki yoldan genişletebilir:
Birincisi: Mevcut pazardaki payını arttırmak -rakibinin payından almak (rakibini devralmak veya payından kaparak köşeye sıkıştırmak).
İkincisi: Pazarı genişletmek (63).

4.2-Rekabet, modern teknoloji, üretimin genişlemesi ve kriz
Modern teknoloji, tek tek sermayeleri; kapitalistleri, işletmeleri sürekli teknoloji yenilemesine zorlar. Rekabet bunu gerekli kılar. Üretim genişler, pazar da genişler. Ama bu, ahenkli, orantılı bir genişleme ve gelişme değildir. Kapitalizmde bu imkansızdır.
Makineli üretim aşamasında kapitalizm devasa bir genişleme gücüne sahip olur; rekabet, modern teknoloji bu genişlemeyi sağlamanın araçlarıdır. Devasa genişleyen sanayi, pazarın ve dolayısıyla üretimin de devasa genişlemesi, artması demektir. Ama sanayinin genişleme gücü karşısında pazarın genişleme gücü ancak çok sınırlı karşı etkide bulunur; yani sanayi ürünlerinin hepsini emen; genişleme yeteneği sanayinin genişleme yeteneğine eş olan bir pazar genişlemesi olamaz. Dolayısıyla, üretimin genişlemesine ayak uyduramayan pazar genişlemesi belli bir noktaya gelindiğinde -sanki hepsi satılıyormuş gibi üretim devam ederken, pazarın satılmayan ürünlerle dolup taşmaya başlaması- üretimin genişlemesiyle çatışmaya girer. Kapitalizmde bu çatışma kaçınılmazdır. Bu çatışmanın diğer adı da ekonomik krizdir-fazla üretim krizi. Bu çatışmadan bir çözüm çıkmaz, daha doğrusu nihai bir çözüm çıkmaz. Belli aralıklarla bu kriz, çatışma yaşanır. Bundan kurtulmanın -çatışmayı yok etmenin- yegane yolu, kapitalist sistemi yok etmektir (64).

4.3-Kapitalizmin makineli üretim aşaması ve kriz
Makineli üretimin; fabrika üretiminin hakim olduğu kapitalist üretimde genişlemenin ve gelişmenin önünde pazar sorunu ve hammadde yetmezliği engel olabilir.
"Fabrika, varlığının belli bir genişliğine ve belli bir olgunluk derecesine sahip olduğunda...bu işletme biçimi esneklik, sadece hammadde ve sürümde sınırlarını bulan ani sıçramalı genişleme yeteneği kazanır“ (65). 
 
4.4-Kapitalist üretimde anarşi yasası geçerlidir
Kapitalist üretimin esas amacı mümkün olduğunca artı değer elde etmek, mümkün olan bütün yöntemleri kullanarak iş gücü sömürüsünü arttırmak; üretimi arttıran teknoloji ve yöntemler kullanmak ve pazarın alım gücünü göz önünde tutmaksızın seri üretim yapmaktır. 
 
Kapitalizmde üretimde anarşi yasası geçerlidir.
"Üretim sürecini gözden geçirirken gördük ki, kapitalist üretimin bütün hedefi olabilen en büyük artı değeri ele geçirmektir; başka deyişle, belli bir sermayeyi kullanarak, ister iş gücünün uzatılması yoluyla olsun, ister işbirliği, iş bölümü, makine vb. aracılığıyla emeğin üretkenlik gücünü arttırarak olsun, kısaca geniş ölçekli üretim, yani kitlesel üretim yoluyla, olabilen en büyük miktarda doğrudan emeği fiiliyata geçirmektir. Demek ki, pazarın sınırlarını dikkate almaksızın üretmek, kapitalist üretimin doğasında vardır“ (66).

4.5-Toplumun üretici gücünün gelişmesi ve kriz
Nüfusa oranla devasa gelişen üretici güç, etkide bulunduğu ve giderek daralan tabanla çelişir; bunun sonucu da krizdir.
"Kapitalist üretim altında, nüfusa oranla gelişen muazzam üretkenlik ve sermaye değerlerin...aynı oranda olmasa bile, nüfustaki artıştan çok daha büyük bir hızla büyümesi, genişleyen servete oranla sürekli daralan ve bütün bu muazzam üretkenliğin kendisi için çalıştığı temelle çelişir. Bunlar, aynı zamanda, bu büyüyen sermayenin kendi değerini artırdığı koşullar ile de çelişirler. Ve bunun sonucu krizler“ (67).

4.6-Sermaye birikimi, işsizlik ve kriz
Toplumsal toplam ürünün sermaye olarak iş gören kısmının artması hem çalışan nüfusun artmasına ve hem de işsizliğe neden olur. Sermayenin organik bileşiminin yükselmesi, sonuçta bir taraftan kar oranının düşmesine ve aynı zamanda da değişken sermayenin (işçi sayısının) değişmeyen sermayeye oranla görece düşmesine neden olur. Bu gelişme de sonuçta krize götürür (68).

4.7-Sermaye hareketi - aşırı üretim ve aşırı birikim
Sermayenin gelişmiş -ilerlemiş- hareketi sürecinde bu hareketin aşırı üretim ve aşırı birikime doğru ilerlemesini engelleyen momentler vardır. Bunlar, krizden farklı olan momentlerdir; mevcut sermayenin bir kısmının değersizleşmesi; bir kısım sermayenin doğrudan üretime hizmet etmeyen sabit sermayeye dönüştürülmesi; bir kısım sermayenin üretken olmayan “yatırım”la israf edilmesi -örneğin silahlanma harcamaları- vs.
Ama sermayenin gelişmiş hareketinde, bu hareketin sermayenin aşırı üretimine ve birikimine (neden olmasını) engelleyen momentler vardır; bunlar krizlerden farklıdır; örneğin mevcut sermayenin bir kısmının sürekli değersizleşmesi; sermayenin büyük bir kısmının, doğrudan üretime hizmet etmeyen sabit sermayeye dönüşmesi; büyük miktarda bir sermayenin üretken olmayan israfı vs.” (69). 
 
4.8-Dünya pazarı, para ilişkisi ve kriz
Para ilişkilerinin gelişmesiyle dünya pazarı da bağımsızlaşır; kendi başına hareket ediyormuş gibi bir sürece girer. Veya bunun tersi de söz konusu olabilir; para ilişkilerinde bir daralma dünya pazarını da daraltabilir, aynen bugünlerde krizden dolayı yaşandığı gibi. Üretimde ve tüketimde her yönlü bağımlılık, aynı zamanda üreticilerin ve tüketicilerin bağımsızlığı ve birbirlerine karşı umursamaz tavırları; bütün bu ilişkiler toplamı bir krize neden olan bir çelişki bütününü ifade eder (70).

Sonuç:
Krizin olası olabilmesi için meta üretiminin; meta ekonomisinin belli derecede gelişmiş olması; para ekonomisi seviyesinde gelişmiş olması gerekir. Ancak metanın dönüşümüyle; metanın paraya dönüşüm zorunluluğuyla, yani alım ve satımın birbirinden ayrılmasıyla kriz doğabilir. Çünkü ancak meta mübadelesi, birbirinden bağımsızlaşan M-P ve P-M bölümlerine ayrıldığında mübadele olayı kesintiye uğramış olur. Ancak bu durumda satın alma, yani paranın metaya yeniden dönüşümünün ertelenmesi olası olur ve bu da krize neden olabilir.
Krizin var olması için bu koşular ne denli kaçınılmaz olurlarsa olsunlar, krizin zorunluluğunu açıklamaya yetmezler.

III. Makalede “Ekonomik Krizlerin Zorunluluğu/Kaçınılmazlığı” ele alınıyor.

*

Kaynaklar:
47) "Doğrudan mübadelede ticaretinde üretimin esaslı bölümü, üreticinin kendi gereksinimlerini karşılama niyetiyle gerçekleştirilmiştir ya da işbölümünün daha gelişmiş olduğu durumlarda üretici dostlarının kendisince bilinen gereksinimlerini karşılama niyetiyle gerçekleştirilmiştir. Meta olarak değişilen şey, aslında ürün fazlalığıdır ve bu fazlalığın değişilip değişilmediği önemli değildir. Meta üretiminde ise metanın paraya dönüştürülmesi, satış olmazsa olmaz koşuldur. Kişisel gereksinimler için doğrudan üretim olmaz. Burada (metanın) satılmaması, krizin doğması demektir“ (K. Marx, Artı Değer Üzerine Teoriler, II, METE 26.2, s. 509).

48)K. Marks, Artı Değer Üzerine Teoriler, II, METE 26.2, s. 503

49)“Alım ve satım birbirinden ayrılmadığı ve birbiriyle çatışmaya düşmediği ya da ödeme aracı olarak paranın yapısında yer alan çelişkiler fiilen işlevsel hale gelmediği sürece kriz de olmaz; demek ki kriz, kendisini kendi basit biçimi içinde yani alımla satımın çelişkisi ve ödeme aracı olarak paranın taşıdığı çelişki biçiminde ifade etmedikçe söz konusu olamaz“ (K. Marks,, Artı Değer Üzerine Teoriler, II, METE 26.2, s. 512/513.

50)F. Engels, Anti-Dühring, METE, 20, s. 289.

51)K. Marks, Kapital III. MEW 25, s. 533.

52)K. Marks, Kapital III. METE; 25, s. 496-498.

53)”Dolayısıyla, yeniden üretim sürecindeki bu genişlemede ya da hatta normal akışta bir bozukluk olunca kredi de kıtlaşıyor; kredi ile meta elde etmek güçleşiyor. Bununla birlikte, nakit ödeme talebi ile, kredili satışlara karşı gösterilen titizlik, bir çöküşü izleyen sanayi çevrimi evresinin özellikleridir. Bizzat kriz sırasında, herkesin elinde ürün bulunduğu, bunları satamadığı, ama ödemeleri karşılayabilmek için satmak zorunda olduğundan, kredi kıtlığının en üst düzeye ulaştığı ... sırada, en büyük miktarlarda bulunan, atıl ya da yatırım arayan sermaye kitleleri değil, daha çok, kendi yeniden üretim sürecinde engellenmiş bulunan sermaye kitlesidir. O sırada yatırılmış bulunan sermaye, yeniden üretim süreci tıkandığı için, büyük kitleler halinde gerçekten atıl durumdadır. Fabrikalar kapanır, hammaddeler yığılır, son şeklini almış ürünler, metalar olarak piyasayı kaplar. İşte bu nedenle, bu gibi durumlarda, suçu, üretken sermaye kıtlığına yüklemek son derece yanlıştır. Kısmen, normal ama geçici olarak küçülmüş ölçekte yeniden üretim sürecine, ve kısmen de, felce uğramış tüketime oranla, üretken sermayedeki aşırı bolluk, asıl bu gibi zamanlarda söz konusudur”.(K. Marx, Kapital III. MEW 25, 500).

54)"Ne var ki bu ticari krediye ek olarak önümüzde bir de gerçek para kredi bulunmakta. Sanayiciler ile tüccarların aralarında alıp verdikleri avanslar, bunlara bankerler ve borç para verenlerin yaptıkları para avanslarla birbirine karışmış durumdadır... Öte yandan, kısmen poliçe dalavereleri, kısmen de sırf poliçe icadetmek için yapılan meta alışverişi ile bütün süreç öylesine karmaşık hale gelir ki, geriye ödemelerin gerçekte uzun zaman sonra ve ancak, kısmen dolandırılan para ikrazcılarının ve kısmen de dolandırılan üreticilerin sırtında yapıldığı hallerde bile, geriye ödemelerin düzenli olduğu çok kârlı bir iş görüntüsü uzun süre devam eder. Böylece işler daima, çöküşün tam arifesinde, neredeyse fazlasıyla sağlıklı bir görünüştedir“ (K. Marks, Kapital III. METE, 25, s. 501).

55)”Kredi sisteminin, aşırı üretimin ve ticarette aşırı spekülasyonun ana manivelaları gibi görünmesinin biricik nedeni, doğası gereği esnek olan yeniden üretim sürecinin burada son sınırlarına kadar zorlanmasıdır; ve bu zorlanmaya da, toplumsal sermayenin büyük bir kısmının, bunun sahibi olmayan ve dolayısıyla işleri, bizzat kendi işini yürüttüğü zaman kendi malı olan sermayesinin sınırlarını dikkatle ölçüp biçtiği halde şimdi bambaşka bir biçimde ele alan kimseler tarafından kullanılması yol açar. Bu yalnızca şu olguyu gözler önüne serer ki, kapitalist üretimin çelişkili niteliğine dayanan sermayenin kendi kendisini genişletmesi, ancak belli bir noktaya kadar gerçek serbest bir gelişmeye izin verir ve böylece, aslında, sürekli olarak kredi sistemi ile yıkılması ve kopartılması gereken kaçınılmaz engeller ve bağlar yaratır. Dolayısıyla, kredi sistemi, üretken güçlerin maddi gelişmelerini ve bir dünya piyasası kurulmasını hızlandırmaktadır. Yeni bir üretim tarzının bu maddi temellerini böyle bir yetkinlik derecesine yükseltmek, kapitalist üretim sisteminin tarihsel görevidir. Aynı zamanda, kredi, bu çelişkinin şiddetli patlamalarını -krizleri- hızlandırır ve böylece eski üretim biçimini çözüp dağıtacak ögeleri oluşturur”(K. Marks, Kapital III. METE, 25, s. 457).

56) “Paranın, değerin bağımsız bir biçimi olarak, metalara karşıt bir durumda bulunması ya da değişim değerinin parada bağımsız bir biçime bürünmek zorunda olması, kapitalist üretimin temel bir ilkesidir; ve bu da ancak, belli bir metanın, değeri diğer bütün metaların ölçüsü haline gelen bir madde halini alarak, genel bir meta -diğer bütün metalardan farklı- par excellence bir meta şeklini almasıyla mümkündür. Bunun, kendisini, özellikle, paranın yerine, bir yandan kredi işlemlerini, öte yandan kredi-parasını geniş ölçüde koyan, gelişmiş kapitalist uluslar arasında iki bakımdan ortaya koyması zorunlu olur. Kredilerin kısıldığı ya da büsbütün kesildiği darlık zamanlarında, para birdenbire, biricik ödeme aracı ve diğer bütün metalarla mutlak bir karşıtlık içerisinde, değerin gerçek bir varlık biçimi olarak ortaya çıkar. Metaların evrensel değer kaybı, bunların paraya, yani tamamıyla kendi hayali biçimlerine dönüştürülmesindeki güçlük ya da hatta olanaksızlık işte buradan gelir. İkinci olarak, kredi-parasının kendisi de, ancak, nominal değeri tutarındaki gerçek paranın mutlak olarak yerini aldığı ölçüde paradır... Kredi-parasındaki bir değer kaybı (para olarak taşıdığı tamamen hayali niteliğini kaybetmesinin burada sözünü bile etmiyoruz) bütün mevcut ilişkileri altüst eder.” (K. Marks, Kapital III. METE, 25, s. 532).

57) “Metaların dolaşımında, devamla para dolaşımında gelişmiş olan çelişkiler, böylece krizin olasılıklarını da (geliştiren çelişkiler), sermayede kendilerini otomatik olarak yeniden üretirler; çünkü gelişkin meta ve para dolaşımı sadece sermaye temelinde ortaya çıkar.
Ancak potansiyel krizin gelişme adımları -gerçek kriz, ancak kapitalist üretimin gerçek hareketinden, rekabet ve krediden çıkarılabilir- krizler sermayenin, sermayeye özgü özel yönlerinden çıktığı ölçüde o yönlere geri giderek izlemelidir, sadece meta ve para olarak varlığında değil.
Sermayenin yalnızca (doğrudan) üretim sürecinin kendisi, bu çerçeveye yeni bir şey katamaz... Sorun ancak, kendisi bir yeniden üretim süreci olan dolaşım sürecinde (satıl almak ve satmak) ortaya çıkar”. (K. Marks, Artı Değer Üzerine Teoriler, II, METE 26.2, s. 513).

58) “Şu söylenebilir: Krizin ilk biçimi, metanın başkalaşımının kendisidir, alım ve satımın birbirinden ayrı düşmesidir.
İkinci biçimiyle kriz, paranın ödeme aracı olarak işlevidir; ödeme aracı olarak paranın iki farklı işlevi vardır ve zaman içinde birbirinden ayrılmış iki evrede kendini gösterir. Gerçi ikinci, birinciden daha somuttur ama bu iki kriz biçimi de henüz oldukça soyuttur.
Önce, sermayenin (dolaşımıyla aynı zamana denk gelen) yeniden üretim sürecini incelerken her şeyden önce, yukarıdaki biçimlerin kendilerini o süreç içinde yinelediklerini ya da kendilerini ifade edebilecekleri bir içerik, bir temel kazandıklarını kanıtlamak gerekir.
Sermayenin, bir meta olarak yeniden üretim sürecini terk ettiği andan itibaren hareketine... bir göz atalım...toplam meta sermaye ve her bir tekil meta, M-P-M sürecinden, metanın başkalaşımı sürecinden ... geçmek zorundadır. Bu başkalaşım biçimi içinde yer alan genel kriz olasılığı -alım ve satımın birbirinden ayrı düşmesi- demek ki, sermayenin de meta olması ve metadan başka bir şey olmaması koşuluyla sermaye içinde mevcuttur” (K. Marks, Artı Değer Üzerine Teoriler, II, METE 26.2, s.511).

59)K. Marks, Artı Değer Üzerine Teoriler, II, METE 26.2, s. 508.

60)K. Marks,Artı Değer Üzerine Teoriler, II, METE 26.2, s. 516.

61)”Artı değerin elde edilmesi, doğrudan üretim sürecini oluşturur... Elden geldiğince çok artı emek sızdırılıp metalarda maddeleşir maddeleşmez, artı değer üretilmiş olur. Ne var ki, bu artı değer üretimi, kapitalist üretim sürecinin ancak birinci perdesini --doğrudan üretim sürecini- tamamlar... (Sonra) sürecin ikinci perdesi gelir. Tam metalar kitlesi, yani değişmeyen ve değişen sermayeyi yerine koyan kısmı ile artı değeri temsil eden parçayı da içeren toplam ürünün satılması gerekir. Eğer bu yapılmaz ise, ya da kısmen veya üretim fiyatlarının altında kalan fiyatlarla yapılırsa, işçi aslında sömürülmüştür, ama bu sömürü, kapitalist için sömürü olarak gerçekleşmemiştir ve bu durum, işçiden sızdırılan artı değerin, hiç gerçekleştirilmemesi ya da kısmen gerçekleştirilmesi, ve hatta, sermayenin kısmen ya da bütünüyle kaybedilmesi ile sonuçlanabilir. Doğrudan doğruya sömürü koşulları ile, bu sömürünün gerçekleştirilmesi koşulları özdeş değildir. Bunlar yalnız yer ve zaman olarak değil, mantıken de birbirinden farklıdır. Birincisi yalnız, toplumun üretici gücü ile, ikincisi ise, çeşitli üretim kollarının aralarındaki orantılı bağıntı ve toplumun tüketim gücü ile sınırlıdır. Ama bu son sözü edilen güç, ne mutlak üretim gücü ile ve ne de mutlak tüketim gücü ile belirlenmeyip, toplumun büyük bir kesiminin tüketimini, az çok dar sınırlar içerisinde değişen bir asgariye indirgeyen uzlaşmaz karşıtlık halindeki bölüşüm koşulları temeline dayanan tüketim gücü ile belirlenir. Bu, bir de, birikim eğilimi ile; sermayeyi genişletme ye genişlemiş ölçekte artı değer üretme dürtüsü ile sınırlandırılmıştır. Bu, üretim yöntemlerindeki devamlı devrimlerin, buna bağlı olarak mevcut sermayenin uğradığı sürekli değer kaybının, genel rekabet savaşımının ve yok olup gitme tehdidi altında sırf kendi nefsini koruma aracı olarak, üretimi iyileştirme ve ölçeğini genişletme gereksinmesinin zorunlu kıldığı kapitalist üretim yasasıdır. Piyasanın bu nedenle sürekli genişlemesi ve böylece piyasa ilişkilerinin ve bunları düzenleyen koşulların, gitgide üreticiden bağımsız bir doğa yasası biçimine girmesi ve her geçen gün daha denetlenemez hale gelmesi zorunludur. Bu iç çelişki, kendisini, üretimin dışa dönük alanlara doğru yayılması ile çözümlemeye çalışır. Ne var ki, üretkenlik geliştikçe, kendisini, tüketim koşullarının dayandığı dar temeller ile o denli çatışır bulur. Büyüyen bir artı nüfus ile birlikte ve aynı zamanda bir sermaye fazlası bulunması, bu kendinden çelişkili temel üzerinde hiç de çelişki sayılmaz. Çünkü, bu ikisinin bir araya gelmesi, gerçekte, üretilen artı değer kitlesini artırırken, aynı zamanda da, bu artı değerin üretildiği koşullar ile gerçekleştirildiği koşullar arasındaki çelişkiyi yeğinleştirir” (K. Marks, Kapital III. METE, 25, s. 254/255).

62)K. Marks, Artı Değer Üzerine Teoriler, II, METE 26.2, s. 516-518.

63) “Ama bireysel kapitalist açısından, o, üretiminin hacmini, onu hâlâ kendisi denetleyebildiği ölçüde mevcut sermayesinin hacmi ile ölçer. Onun amacı, piyasanın mümkün olduğu kadar büyük bir bölümünü ele geçirmektir. Eğer herhangi bir fazla üretim olursa, suçu kendi üzerine almayacak, rakiplerinin üzerine atacaktır. Bireysel kapitalist, mevcut piyasanın daha büyük bir oranını kendine ayırarak ya da bizzat piyasayı genişleterek üretimini genişletebilir” (K. Marks, Kapital III. METE, 25, s. 685).

64) “Modern makineli üretimin en ileri dereceye götürülmüş yetkinleşme anıklığının, toplumdaki üretim anarşisi etkisiyle, tek başına alınmış sanayici kapitalist için, onun makineli üretimini durmadan iyileştirmeye, üretim gücünü durmadan artırmaya zorlayarak, nasıl buyurucu, bir yasa durumuna dönüştüğünü gördük. Üretim alanını büyütme yalın edimsel olanağı da, onun için bir o denli buyurucu bir başka yasa durumuna dönüşür. Gazların genişleme gücünün, yanında gerçek bir çocuk oyunu kaldığı büyük sanayinin aşırı genişleme gücü, şimdi kendini bize, tüm karşı basınca boş veren nitel ve nicel bir genişleme gereksinmesi olarak gösterir. Karşı basınç tüketim, çıkak, büyük sanayi ürünleri için pazarlar tarafından oluşturulur. Ama pazarların gerek genişliğine, gerek derinliğine yayılma olanağı, ilkin etkisi çok daha az etkili olan bambaşka yasalar tarafından yönetilir. Pazarların genişlemesi, üretimin genişlemesi ile birlikte gidemez. Çarpışma kaçınılmaz olur ve bu çarpışma, kapitalist üretim biçiminin kendini parçalamadığı sürece bir çözüm yaratamayacağı için, devirli duruma gelir. Kapitalist üretim yeni bir "kısır döngü" doğurur” (F. Engels, Anti-Dühring, METE, 20, s. 256/257.

65)K. Marks, Kapital I, METE, 23, s. 474.

66)K. Marks, Artı Değer Üzerine Teoriler, METE, 26.2, s. 522.
Kaynaklar:
67)K. Marks, Kapital III. METE, 25, s. 277.

68) “Toplam toplumsal ürünün sermaye olarak iş gören kısmındaki artıştan kaynaklanan çalışan nüfustaki fiili bir artışın itkileri yanı sıra, yalnızca nispi bir aşırı nüfus yaratan ögeler de vardır.
Kâr oranındaki düşmenin yanı sıra, sermayelerin kitlesi büyür ve mevcut sermayede, bu düşüşü durduran ve sermaye-değerlerin birikimini hızlandıran bir değer kaybı da yan yana gider. Üretkenlikteki gelişmenin yanı sıra, sermayenin bileşimi daha yüksek bir düzeye çıkar, yani değişen sermayenin değişmeyen sermayeye olan oranında nispi bir artış olur.
Bu farklı etkiler, egemen bir biçimde, bir seferinde yer olarak yan yana işlerler ve bir başka seferde zaman olarak birbirlerini izlerler. Zaman zaman bu zıt etmenlerin çatışması, krizlerde açığa çıkar. Krizler, daima, mevcut çelişkilerin ancak geçici ve zora dayanan çözümleridir. Bunlar, bir süre için bozulmuş dengeyi tekrar kuran şiddetli patlamalardır”. (K. Marks, Kapital III. METE, 25, s. 259/260).

69)K. Marks, Grundrisse, s. 636.

70) “Dünya pazarının bağımsızlaşması,... para ilişkilerinin (değişim değerinin) gelişmesi ile,...büyüdüğü için, üretim ve tüketimdeki genel bağlantı ve çok yanlı bağımlılık da, tüketiciler ve üreticiler arasındaki serbestlikle ve birbirine karşı ilgisizlik ile büyür; bu çelişki krizlere yol açtığı vb. İçin, bu yabancılaşmanın gelişmesi ölçüsünde onun bulunduğu taban üzerinde onu ortadan kaldırma girişiminde bulunur;günlük fiyat listeleri, para kurları, ticaret yapanlar arasındaki mektup, telgraf vb. (doğal olarak iletişim araçları da aynı zamanda çoğalır) bağlantıları sayesinde her birey bütün ötekilerin etkinliği üzerinde bilgi sağlar ve kendi etkinliğini buna göre dengelemeye çalışır. (Bu demektir ki, herkesin arzının ve talebinin bütün ötekilerden bağımsız oluşmasına karşın, herkes kendine genel arz ve talep durumu konusunda bilgi sağlamaya çalışır ve bu bilgi de yeniden, uygulamada onlar üzerinde ayrı bir etki yapar. Bütün bunlar, herhangi bir noktada yabancılaşmayı ortadan kaldırmamakla birlikte, daha önceki bir noktanın ortadan kaldırılması olanağını içeren koşullara ve bağlantılara götürür)” K. Marks,Grundrisse, 94).