deneme

3 Mart 2012 Cumartesi

YUNANİSTAN - BUZDAĞININ GÖRÜNEN KISMI


 
Yunanistan, Avrupa'da, özel olarak da AB'de birçok devletin borçlanma açısından görünen yüzüdür. Yunanistan perdesini kaldırdığınız zaman sahnede daha birçok devletin olduğunu görürsünüz. İtalya, Portekiz, İspanya, Fransa, Belçika bunlardan sadece birkaçıdır. Yunanistan bu ve benzer durumda olan daha nice ülkeyi korkutuyor. Yunanistan'da uygulanan kapitalist vahşeti şimdilik seyreden borç batağındaki ülkeler aynı durumla karşı karşıya kalacaklarından korkuyorlar. Sorun sadece ekonomik değil; bu ülkeleri korkutan aynı zamanda sınıf mücadelesinin Yunanistan'daki gibi gelişme olasılığıdır.

13 Şubat 2012 Pazartesi

ÇİN DEVRİMİNİN VE TOPLUMUNUN SINIFSAL KARAKTERİ (I)


 
Bir ülke üzerine değerlendirme yapabilmek için kullanılan yöntem belirleyici öneme sahiptir.
Çin Halk Cumhuriyeti nasıl bir ülkedir, Çin deneyleri sosyalizm açısından nedir ne değildir sorusuna cevap verebilmek ve bu ülke üzerine materyalist bir değerlendirme yapabilmek için belli kıstaslardan hareket etmek gerekir. Bu yazıda a) bu ülkede devrimin karakteri; b) mülkiyetin karakteri; c) sınıflar; d) siyasi-ekonomik yapı ve e) iktidarın biçimi kıstas olarak alındı.
2005'te hazırlanan bu yazıda, şimdilerde Amerikan emperyalizmine karşı dünya hakimiyeti için rekabet eden, bazılarına göre hala “sosyalist” olan sosyal emperyalist Çin'in son dönem tarihi ele alınıyor.

I-PARTİNİN KARAKTERİ ÜZERİNE (1919-1949)

Çin Komünist Partisi (ÇKP), Marksist-Leninist tipte bir parti olarak kurulmuştu. 1920’de Pekin’de Şanghay’da, Hunan’da, Guançou’da, Hubay’da, Santung’da ve başka yerlerde oluşan ilk komünist gruplar, Temmuz 1921’de Şanghay’da toplanarak ÇKP’yi kurmuşlardı. ÇKP’nin kurulmasında Lenin önderliğinde Bolşevik Partinin ve Komintern’nin önemli katkıları olmuştur. I. Kongresinde 13 delege 53 üyeyi temsil ediyordu. Kabul edilen parti programı, burjuvazinin devrilmesini, sosyalist devrimi, proletarya diktatörlüğünü ön görüyordu.

21 Ocak 2012 Cumartesi

EKONOMİK KRİZİN İDEOLOJİK SİSİNDE YOLUNU ŞAŞIRANLAR (III)


(POSTMODERN “MARKSİST” FELSEFE VE GELECEĞİN TOPLUM BİÇİMİ)

III-POSTMODERN “MARKSİST” FELSEFE VE GELECEĞİN TOPLUM BİÇİMİ

Son olarak, yüksek teknolojiye dayanan neoliberal küreselleşmiş kapitalizmin yeni eleştirmenlerinin veya postmodernizmin ürünü olan ideoloji tasfiyecilerinin konumuza ilişkin toplum dizaynlama anlayışlarını özetlemeye çalışalım.

Anadolu coğrafyasında Marksizme sarılarak Marksizmi reddetmeye çalışanlar, revizyona tabi tutanlar sürekli olmuştur. Bunlar saymakla bitmez. Ama Marksizme Nelte'ci, Kurz'çu (bu her iki vatandaş birer semboldür) tarzda cafcaflı avangardist havalarda saldıran pek çıkmamıştı, en azından ben tanımıyorum. Birincileri klasik dönekler ve revizyonistlerdir; ilkeleri ilkesizliktir, teoride, ideolojide, örgütlenmede tasfiyecilikleri klasiktir. Ataları komünist hareket içinden çıkmıştır; örneğin Bernstein, Kautsky, Troçki gibi. Ama ikincilerinin öyle klasik bir geleneği yok. Onlar moderndir, ataları hiçbir zaman Marksizm-Leninizm yanlısı olmamıştır; Marks'a, Lenin'e hep “eleştirel” bakmışlar, Stalin'i “öcü” olarak görmüşlerdir. Partiyi, sınıfı reddetmişler, devrimi, öznesi sınıftan ve müttefiklerinden oluşmayan kendiliğindenci bir gelişme olarak görmüşlerdir. Bu unsurların Marksizmden bahsederek Marksizmi reddetmeleri bir başkadır. Klasik inkârcılar ve tasfiyeciler, devrimi ve işçi sınıfını hiçbir zaman reddetmemişlerdir, ama ikincileri işçi sınıfının yok olduğunu veya yok olma sürecinde olduğunu savunma derdine düşmüşlerdir. Bunların tarihi yenidir; en fazlasıyla 1970'lerden bu yanadır. Bunlar neoliberalizmin saldırıları karşısında dünyanın değiştiğini sanan, 1990'lı yıllardan sonraki büyük “değişime” ayak uyduran, çözemediği, teslim olduğu sorunları Marksizmin yetmezliği olarak gören, bu nedenle aşılması gerektiğine inanan postmodernistlerdir. Sanılmasın ki, burjuvaziye mal edilen postmodernizmden bahsediyorum. Bu unsurlar devrimci ve komünist hareket içinde de varlar. Bunlar, hangi düşüncelerden ilham aldıklarını söyleme cüretinde olmayacak derecede zavallıdır. Bir Weber ne düşündüğünü açıkça söyledi. Negri ne düşündüğünü açıkça söylüyor, bir Kurz ve Nelte ne düşündüklerini açıkça söylüyorlar. Ama onların düşüncelerinden etkilenerek “yeni” teoriler üretenlerde bu cüret yok. Öyle ki bunlar, kapitalizmi, artı değer üretme kanallarını tıkayarak kendiliğinden çökmeye mahkum ederken; kapitalizm koşullarında “emeği” değersizleştirirken -yani özgürleştirirken- Marksizme de elveda dediklerini açıklayacak cürete sahip değiller. Marksizmi, işçi hareketini, komünist hareketi böyle “tarih” yapıyorlar. Bu unsurlara göre günümüzde “emeğin” değerinden bahsetmek, artı değer üretiminden bahsetmek; yani işçi sınıfından bahsetmek dinozorluktur, tarihin gerisinde kalmaktır. Onlara göre günümüzde kapitalizm, kendi kendine çökecek iç çelişki olgunluğuna ulaşmıştır; artık üretim tarzı kriziyle karşı karşıyayız, artık işçi sınıfının, köylülüğün, gençliğin -ben de ekleyeyim kadınların, çocukların, yaşlıların- var oluş krizi gündemdedir, artık dünya krizi olgunlaşmıştır: “Emek” değersizleşiyor, yani özgürleşiyor, kapitalizm kendi kendine yıkılıyor!

22 Aralık 2011 Perşembe

KORE DEMOKRATİK HALK CUMHURİYETİ “Güneşin Oğlu” Kim İl Sung ve “Sevgili Önder” Kim Jong İl'in Ülkesi!

Kim Jong Il'in ölümünü burjuva basın antikomünist propaganda için bir fırsat olarak kullandı. Hemen bütün dünya basınında benzer haberlere ve yorumlara yer verildi.
Antikomünizm ayrıntılı bir analiz yapmaya da gerek görmüyor; bu onun için zararlıdır. En doğru “değerlendirme“, amaca uygun olan, toptancı değerlendirmedir. Böyle bir değerlendirme için Kuzey Kore (Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti) biçilmiş kaftandır. Kuzey Kore Komünist bir ülkedir, en son stalinist ülkedir, açlıkla, sefaletle boğuşan bir ülkedir, “kötülüğün sembolü olan ülkedir. Antikomünizme göre bunların toplamı da sosyalizmdir.
Peki, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti nasıl bir ülkedir? Tarihi nasıl bir ülke olduğunu gösteriyor.

14 Aralık 2011 Çarşamba

EKONOMİK KRİZİN İDEOLOJİK SİSİNDE YOLUNU ŞAŞIRANLAR (II)


II-EMEĞİN GELECEĞİ VE KAPİTALİZMİN SONU
Emeğin sonu” üzerine tartışmalar kapitalist üretim biçiminin dünya çapında hakim olmasından, işsizlik sorununun gündeme gelmesinden bu yana sürdürülür. Değer yasası, artı değer üretimi, spekülatif sermaye, kapitalizmin kendiliğinden çökeceği vb. üzerine yapılan bütün tartışmalar da son kertede “emeğin geleceği” ile ilgili dolaylı ve dolaysız tartışmalardır...

Kriz dönemlerinde bu türden tartışmalar yoğunlaşır. Bu tartışmalar, sadece dar bir aydın çevresi tarafından yapılmaz. Bu tartışanlara emperyalist burjuvazinin ideologlarından, burjuva ve burjuva liberal aydınlardan kendine Marksist diyenlere ve gerçekten Marksist olanlara kadar uzanan oldukça geniş bir yelpazede yer alanlar katılır. Her bir çevre, her bir akım, çoğu kez birbirinden bağımsız olarak kendi görüş açısından hareketle soruna çözümler getirir...

25 Kasım 2011 Cuma

EKONOMİK KRİZİN İDEOLOJİK SİSİNDE YOLUNU ŞAŞIRANLAR (I) (EKONOMİK KRİZ, DEĞİŞEN GÜÇ DENGESİ VE KENDİLİĞİNDEN ÇÖKÜŞ)



Hangi açıdan bakılırsa bakılsın kendiliğinden çöküş teorisi bir cümlede şöyle ifade edilebilir: Modern meta üretimi sistemsel bir kriz sürecine girmiştir ve bu kriz, ancak ve ancak meta üretimin -kapitalizmin- çöküşüyle sonuçlanabilir.
Bu krizin kanıtı nedir diye soracak olursanız, ancak birtakım imalarla karşılaşırsınız. Somut durumun somut analizi yok; kapitalist üretimin, sermaye hareketinin tarihsel eğilimini gösteren ampirik veriler yok. Kapitalizmin sonuna geldiğini gösteren maddi olgular ve bu olgulara dayanan bir trend yok. Ama kapitalizm çöküyor!
Kapitalizmin çöküşü a priori olgu olarak kabul ediliyor. Bunun ötesinde kapitalizmin kendiliğinden çökeceği anlayışını savunanlara kadercilik yön veriyor. Kapitalizmin geleceği iç çelişkilerinden dolayı daha baştan belirlenmiştir, bu gelecek, bu son değiştirilemez anlayışı hakim.

5 Kasım 2011 Cumartesi

G-20 TOPLANTISI VE EMPERYALİST ÜLKELER ARASI ÇELİŞKİLER

 
G-20, G-8 ülkelerinden (ABD, Kanada, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Rusya), Arjantin, Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Meksika, S. Arabistan, Güney Kore, Avustralya, Güney Afrika ve Türkiye gibi “gelişen” ülkelerden ve AB'den oluşmaktadır. Dünya Bankası ve IMF de grup toplantılarına katılmaktadır. Bu grup, dünya nüfusunun üçte ikisini, dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 90'ını ve dünya ticaretinin de yüzde 80'ini temsil etmektedir.

G-20, 1999'da uluslararası mali sistemin sorunlarını tartışmak, iyileştirme adımları atmak için maliye bakanları ve merkez bankaları şeflerinin bir forumu olarak kurulmuştu. Ama süreç içinde devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı toplantılara dönüştürüldü.

19 Ekim 2011 Çarşamba

12 EYLÜL DARBESİNİN POLİTİK EKONOMİSİ VE EMPERYALİSTLEŞEN TÜRKİYE (II)

-->
G-7 ve E-7 ülkeleri karşılaştırması ve değişen güç dengeleri:
Sanayide üretilen artı değerin GSYİH'daki payına göre yapısal değişim

G-7 ülkelerinde sanayide üretilen artı değerin GSYİH'daki payı:
Verili dönem içinde söz konusu bu ülkelerde GSYİH'da sanayide üretilen artı değerin payı küçümsenemeyecek oranlarda gerilemiştir. GSYİH'da sanayide üretilen artı değerin payı en çok İngiltere'de gerilemiştir. Bu ülkeyi diğer ülkeler takip etmiştir. Böylece sanayide artı değerin GSYİH'daki payı İngiltere'de yüzde 42,1'den yüzde 22,56'ya (19,54 puanlık bir gerileme); ABD'de yüzde 35,24'ten yüzde 21,29'a (13,95 puanlık bir gerileme); Japonya'da yüzde 45,31'den yüzde 27,97'ye (17,34 puanlık bir gerileme); Almanya'da yüzde 48,09'dan yüzde 29,64'e (18,45 puanlık bir gerileme); Fransa'da yüzde 34,94'ten yüzde 20,28'e (14,66 puanlık bir gerileme); İtalya'da yüzde 39,29'dan yüzde 26,93'e (12,36 puanlık bir gerileme); Kanada'da 1970-2006 arasında yüzde 38,05'ten yüzde 31,82'ye (6,23 puanlık bir gerileme) ve dünya ortalaması olarak da yüzde 38,17'den yüzde 26,96'ya (1,21 puanlık bir gerileme) düşmüştür. Bazı ülkelerde bu pay 1970'de neredeyse yüzde 50'den üçte bire; bazılarında üçte birden beşte bire düşmüştür. Dünya ortalamasındaki gerileme oranının nispeten az olması, başka ülkelerde sanayi üretiminin arttığının bir göstergesidir. Bu ülkelerde GSYİH'da sanayide elde edilen artı değerin payı verili dönem içinde genellikle yüzde 50 bandından yüzde 30 ila yüzde 20 bandına kadar gerilemiştir.