deneme

25 Mayıs 2012 Cuma

BİR KÜBA DEĞERLENDİRMESİ


25.05.2012

BİR KÜBA DEĞERLENDİRMESİ

Bir ülke üzerine değerlendirme yapabilmek için kullanılan yöntem belirleyici öneme sahiptir. Küba deneyleri sosyalizm açısından nedir, ne değildir sorusuna cevap verebilmek ve bu ülke üzerine materyalist bir değerlendirme yapabilmek için belli kıstaslardan hareket etmek gerekir. Bu yazıda a) Küba devriminin karakteri; b) mülkiyetin karakteri; c) sınıflar; d) siyasi-ekonomik yapı ve e) iktidarın biçimi kıstas olarak alındı.

KÜBA DEVRİMİNİN VE TOPLUMUNUN SINIFSAL KARAKTERİ


”Sovyetler Birliği’nin yıkılmasında Gorbaçov’un bilinçli bir rol oynamış olduğunu söylemem. Onun amacı, sosyalizmi mükemmelleştirmekti…“ (1).

1-Küba Devriminin Karakteri

1956-1958 arasında sürdürülen gerilla savaşı sonunda Batista rejimi yıkılır. 1 Ocak 1959’da devrime önderlik eden “26 Temmuz Hareketi”, yeni bir hükümet kurar. Manuel Urrutia, yeni cumhuriyetin başkanlığına ve Jose Miro da başbakanlığa getirilir. 16 Şubat 1959’da Miro’nun yerine Fidel Kastro başbakan olur.

3 Nisan 2012 Salı

EV İŞİNİN ÜCRETLENDİRİLMESİ (Sıkça sorulan sorular)



Geçen yüzyılın '60lı ve '70'li yıllarında burjuvazinin geliştirdiği “aile besleyicisi modeli”ne göre kadın, ücretli iş “sektörü”nde en fazlasıyla, aile bütçesine katkıda bulunan birisi olarak kabul görüyordu. Aile içi iş bölümünde eskiye göre değişen fazla bir şey yoktu. Burjuvazi bu modeli, toplumsal sınıf ve tabakalar tarafından benimsenip benimsenmemesinden bağımsız olarak ideolojik bakımdan ideal model olarak genelleştirdi. Bu bağlam içinde, gelişen yeni kadın hareketi, siyasi faaliyetini, diğer şeylerin yanı sıra aileyi zor kullanım, hakimiyet ve sömürü yeri veya odağı olarak gündemleştirdi ve evde kadın tarafından yapılan yeniden üretim işinin (“ev emeği”) ücretsiz olduğunu ve ücretlendirilmesi gerektiğini; bu işin görünür kılınmasını merkezi faaliyetinin bir bileşeni olarak gördü. Bunun ötesinde, ama aslıda bu sorunla doğrudan bağlam içinde feminist kadın hareketi, Marksizmin teori ve pratiğinin kadının çıkarlarını ve tecrübesini, sınıf mücadelesinin ciddiye alınan bir bileşeni olarak görmediğini giderek daha güçlü bir biçimde dillendirmeye başladı. Feminist kadın hareketi ev işinin sistematik bir teorisini oluşturma çabası içinde Marksist-Leninist politik ekonomiyi de eleştirel ele aldı.

3 Mart 2012 Cumartesi

ÇİN DEVRİMİNİN VE TOPLUMUNUN SINIFSAL KARAKTERİ (II)



IV- KÜLTÜR DEVRİMİ VE ÇİN GERÇEĞİ

“İleriye Doğru Büyük Atılım”ın sonuçları yeni Çin için bir felaketti. Ülke kaosa sürüklenmişti. Bu durumu fırsat bilen Liu grubu (Liu-Deng-Peng), önderliği ele geçirmişti. Mao Zedong, parti başkanı olarak kalmasına rağmen iktidardan uzaklaştırılmıştı. Bu gelişmeler üzerine Mao, Şanghay’a gider ve Liu grubuna karşı mücadeleyi oradan yönetmeye başlar.

Mao’nun Liu grubuna karşı mücadelesi tiyatro oyunu “Hay Yui”nin iktidardan azlinin Yao Wen-yüan tarafından eleştirilmesiyle başlar (Kasım 1965). Burada söz konusu olan, memur Hay Yui’nin kral Hia-Hing’i eleştirmesidir. Kraldan kast edilen Mao Zedong’dur. Hay Yui ile de eski savunma bakanı Peng De-huai kastedilmektedir. Bu bakan, Mao’nun “İleriye Doğru Büyük Atılım”ını eleştirdiği için görevden alınmıştı. Hikayeye göre kral, halkı iliklerine kadar sömürdüğü için memuru tarafından eleştirilir. Eleştirisinden dolayı memur, kral tarafından haksız bir şekilde cezalandırılmıştır.

YUNANİSTAN - BUZDAĞININ GÖRÜNEN KISMI


 
Yunanistan, Avrupa'da, özel olarak da AB'de birçok devletin borçlanma açısından görünen yüzüdür. Yunanistan perdesini kaldırdığınız zaman sahnede daha birçok devletin olduğunu görürsünüz. İtalya, Portekiz, İspanya, Fransa, Belçika bunlardan sadece birkaçıdır. Yunanistan bu ve benzer durumda olan daha nice ülkeyi korkutuyor. Yunanistan'da uygulanan kapitalist vahşeti şimdilik seyreden borç batağındaki ülkeler aynı durumla karşı karşıya kalacaklarından korkuyorlar. Sorun sadece ekonomik değil; bu ülkeleri korkutan aynı zamanda sınıf mücadelesinin Yunanistan'daki gibi gelişme olasılığıdır.

13 Şubat 2012 Pazartesi

ÇİN DEVRİMİNİN VE TOPLUMUNUN SINIFSAL KARAKTERİ (I)


 
Bir ülke üzerine değerlendirme yapabilmek için kullanılan yöntem belirleyici öneme sahiptir.
Çin Halk Cumhuriyeti nasıl bir ülkedir, Çin deneyleri sosyalizm açısından nedir ne değildir sorusuna cevap verebilmek ve bu ülke üzerine materyalist bir değerlendirme yapabilmek için belli kıstaslardan hareket etmek gerekir. Bu yazıda a) bu ülkede devrimin karakteri; b) mülkiyetin karakteri; c) sınıflar; d) siyasi-ekonomik yapı ve e) iktidarın biçimi kıstas olarak alındı.
2005'te hazırlanan bu yazıda, şimdilerde Amerikan emperyalizmine karşı dünya hakimiyeti için rekabet eden, bazılarına göre hala “sosyalist” olan sosyal emperyalist Çin'in son dönem tarihi ele alınıyor.

I-PARTİNİN KARAKTERİ ÜZERİNE (1919-1949)

Çin Komünist Partisi (ÇKP), Marksist-Leninist tipte bir parti olarak kurulmuştu. 1920’de Pekin’de Şanghay’da, Hunan’da, Guançou’da, Hubay’da, Santung’da ve başka yerlerde oluşan ilk komünist gruplar, Temmuz 1921’de Şanghay’da toplanarak ÇKP’yi kurmuşlardı. ÇKP’nin kurulmasında Lenin önderliğinde Bolşevik Partinin ve Komintern’nin önemli katkıları olmuştur. I. Kongresinde 13 delege 53 üyeyi temsil ediyordu. Kabul edilen parti programı, burjuvazinin devrilmesini, sosyalist devrimi, proletarya diktatörlüğünü ön görüyordu.

21 Ocak 2012 Cumartesi

EKONOMİK KRİZİN İDEOLOJİK SİSİNDE YOLUNU ŞAŞIRANLAR (III)


(POSTMODERN “MARKSİST” FELSEFE VE GELECEĞİN TOPLUM BİÇİMİ)

III-POSTMODERN “MARKSİST” FELSEFE VE GELECEĞİN TOPLUM BİÇİMİ

Son olarak, yüksek teknolojiye dayanan neoliberal küreselleşmiş kapitalizmin yeni eleştirmenlerinin veya postmodernizmin ürünü olan ideoloji tasfiyecilerinin konumuza ilişkin toplum dizaynlama anlayışlarını özetlemeye çalışalım.

Anadolu coğrafyasında Marksizme sarılarak Marksizmi reddetmeye çalışanlar, revizyona tabi tutanlar sürekli olmuştur. Bunlar saymakla bitmez. Ama Marksizme Nelte'ci, Kurz'çu (bu her iki vatandaş birer semboldür) tarzda cafcaflı avangardist havalarda saldıran pek çıkmamıştı, en azından ben tanımıyorum. Birincileri klasik dönekler ve revizyonistlerdir; ilkeleri ilkesizliktir, teoride, ideolojide, örgütlenmede tasfiyecilikleri klasiktir. Ataları komünist hareket içinden çıkmıştır; örneğin Bernstein, Kautsky, Troçki gibi. Ama ikincilerinin öyle klasik bir geleneği yok. Onlar moderndir, ataları hiçbir zaman Marksizm-Leninizm yanlısı olmamıştır; Marks'a, Lenin'e hep “eleştirel” bakmışlar, Stalin'i “öcü” olarak görmüşlerdir. Partiyi, sınıfı reddetmişler, devrimi, öznesi sınıftan ve müttefiklerinden oluşmayan kendiliğindenci bir gelişme olarak görmüşlerdir. Bu unsurların Marksizmden bahsederek Marksizmi reddetmeleri bir başkadır. Klasik inkârcılar ve tasfiyeciler, devrimi ve işçi sınıfını hiçbir zaman reddetmemişlerdir, ama ikincileri işçi sınıfının yok olduğunu veya yok olma sürecinde olduğunu savunma derdine düşmüşlerdir. Bunların tarihi yenidir; en fazlasıyla 1970'lerden bu yanadır. Bunlar neoliberalizmin saldırıları karşısında dünyanın değiştiğini sanan, 1990'lı yıllardan sonraki büyük “değişime” ayak uyduran, çözemediği, teslim olduğu sorunları Marksizmin yetmezliği olarak gören, bu nedenle aşılması gerektiğine inanan postmodernistlerdir. Sanılmasın ki, burjuvaziye mal edilen postmodernizmden bahsediyorum. Bu unsurlar devrimci ve komünist hareket içinde de varlar. Bunlar, hangi düşüncelerden ilham aldıklarını söyleme cüretinde olmayacak derecede zavallıdır. Bir Weber ne düşündüğünü açıkça söyledi. Negri ne düşündüğünü açıkça söylüyor, bir Kurz ve Nelte ne düşündüklerini açıkça söylüyorlar. Ama onların düşüncelerinden etkilenerek “yeni” teoriler üretenlerde bu cüret yok. Öyle ki bunlar, kapitalizmi, artı değer üretme kanallarını tıkayarak kendiliğinden çökmeye mahkum ederken; kapitalizm koşullarında “emeği” değersizleştirirken -yani özgürleştirirken- Marksizme de elveda dediklerini açıklayacak cürete sahip değiller. Marksizmi, işçi hareketini, komünist hareketi böyle “tarih” yapıyorlar. Bu unsurlara göre günümüzde “emeğin” değerinden bahsetmek, artı değer üretiminden bahsetmek; yani işçi sınıfından bahsetmek dinozorluktur, tarihin gerisinde kalmaktır. Onlara göre günümüzde kapitalizm, kendi kendine çökecek iç çelişki olgunluğuna ulaşmıştır; artık üretim tarzı kriziyle karşı karşıyayız, artık işçi sınıfının, köylülüğün, gençliğin -ben de ekleyeyim kadınların, çocukların, yaşlıların- var oluş krizi gündemdedir, artık dünya krizi olgunlaşmıştır: “Emek” değersizleşiyor, yani özgürleşiyor, kapitalizm kendi kendine yıkılıyor!

22 Aralık 2011 Perşembe

KORE DEMOKRATİK HALK CUMHURİYETİ “Güneşin Oğlu” Kim İl Sung ve “Sevgili Önder” Kim Jong İl'in Ülkesi!

Kim Jong Il'in ölümünü burjuva basın antikomünist propaganda için bir fırsat olarak kullandı. Hemen bütün dünya basınında benzer haberlere ve yorumlara yer verildi.
Antikomünizm ayrıntılı bir analiz yapmaya da gerek görmüyor; bu onun için zararlıdır. En doğru “değerlendirme“, amaca uygun olan, toptancı değerlendirmedir. Böyle bir değerlendirme için Kuzey Kore (Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti) biçilmiş kaftandır. Kuzey Kore Komünist bir ülkedir, en son stalinist ülkedir, açlıkla, sefaletle boğuşan bir ülkedir, “kötülüğün sembolü” olan ülkedir. Antikomünizme göre bunların toplamı da sosyalizmdir.
Peki, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti nasıl bir ülkedir? Tarihi nasıl bir ülke olduğunu gösteriyor.

14 Aralık 2011 Çarşamba

EKONOMİK KRİZİN İDEOLOJİK SİSİNDE YOLUNU ŞAŞIRANLAR (II)


II-EMEĞİN GELECEĞİ VE KAPİTALİZMİN SONU
“Emeğin sonu” üzerine tartışmalar kapitalist üretim biçiminin dünya çapında hakim olmasından, işsizlik sorununun gündeme gelmesinden bu yana sürdürülür. Değer yasası, artı değer üretimi, spekülatif sermaye, kapitalizmin kendiliğinden çökeceği vb. üzerine yapılan bütün tartışmalar da son kertede “emeğin geleceği” ile ilgili dolaylı ve dolaysız tartışmalardır...

Kriz dönemlerinde bu türden tartışmalar yoğunlaşır. Bu tartışmalar, sadece dar bir aydın çevresi tarafından yapılmaz. Bu tartışanlara emperyalist burjuvazinin ideologlarından, burjuva ve burjuva liberal aydınlardan kendine Marksist diyenlere ve gerçekten Marksist olanlara kadar uzanan oldukça geniş bir yelpazede yer alanlar katılır. Her bir çevre, her bir akım, çoğu kez birbirinden bağımsız olarak kendi görüş açısından hareketle soruna çözümler getirir...