deneme

18 Mart 2019 Pazartesi

Bir Söyleşi; Sovyetler Birliği'nde 'kuyruk'...


Sovyetler Birliği'nde 'kuyruk': 
 
Kolhozda hasta, pazarda hazır!

'Tanzim kuyrukları' tarihsel bir tartışmayı yeniden gündeme getirdi: Kuyruklar sosyalizme mahsus mudur? Konunun hemen "Sovyetler Birliği'ndeki gıda kuyrukları"na ulaşmasında şüphesiz rejimin son döneminde bu ülkeden gelen görüntülerin toplumsal hafızadaki yerini popüler sağ siyasetin sonuna kadar kullanmasının etkisi büyük. Peki gerçekten Sovyetler Birliği'nde insanlar neden kuyruklara girmişti? İbrahim Okçuoğlu'na sorduk...

Kavel Alpaslan kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Sovyetler Birliği’nin son dönemlerinde oluşan ‘kuyruklar’ ve karaborsacılık son dönemde Türkiye’nin gündemi nedeniyle sık sık hatırlatılır oldu. Bu durumu sosyalizmin genel, ‘kaçınılmaz’ bir sıkıntısı olarak görenler hatta ‘fıkralar’ anlatanlar da var.

Sovyetler Birliği’nde ne yaşandığını, ülkedeki ekonominin durumunu ve tarihsel olarak bugünkü anlamını ‘SSCB’de Sosyalizmin Zaferi ve Kapitalizmin Yeniden İnşası Sorunları’ ve ‘Kapitalizmde Eşitsiz Gelişmenin ve Rekabetin Tarihi’ gibi kitapların yazarı, akademisyen İbrahim Okçuoğlu ile konuştuk. Okçuoğlu’yla hem Sovyetler’de uygulanan farklı ekonomik politikaları hem de son dönemde yeniden gündeme gelen ‘gıda kuyrukları’ üzerine konuştuk. Kapitalist ürün paylaşımıyla sosyalist sistemdeki farkı, “Kapitalist toplumda ürünün paylaşımı özel mülkiyete göredir; doğrudan sömürüyü, kârı içerir. Sosyalizmde ürünün paylaşımı toplumsaldır; sömürüyü ve kârı dışlar” ifadeleriyle açıklayan Okçuoğlu, Ekim Devriminden 20. Kongre’ye kadar olan dönemde yoksulluğun da, bolluğun da paylaşıldığını söyledi. Okçuoğlu, bu dönemde ‘erken gelen ya da parası olan alır’ gibi bir anlayış olmadığını belirtirken, Kruşçev’le başlayan dönemdeki daha farklı yaklaşımlara dikkat çekti: ” ’20 sene içinde komünizme geçeceğiz’ diyen Kruşçev ve Sovyet modern revizyonistleri, toplumsal paylaşımın yerine ‘parası olan alır’, ‘erken gelen alır’ ilkesini getirmişler ve bunun ötesinde yeni oluşan sınıf üyeleri için ayrı satış yerleri kurmuşlar veya onların payı önceden ayrılmıştır. Revizyonist SSCB’de karaborsa sistemleştirilmişti.”

Öncelikle Sovyet ekonomisinde yaşanan değişimleri dikkate alacak olursak kabaca bunları nasıl ayırabiliriz?

Sovyet ekonomisinde bir bütünselliğin olmadığı bilinmelidir. Ekim Devrimi’nden sonra başlayan ve 1956’ya, SBKP (B) 20. Parti Kongresi’ne kadar devam eden süreç bu ülkede proletarya diktatörlüğünün ve sosyalizmin inşa edildiği süreçtir. Bu dönemde Bolşevik Parti önderliğinde yeni oluşan Sovyet işçi sınıfı ve emekçi kitleler, dış düşmanlara karşı mücadelenin yanı sıra içte de, özellikle NEP döneminden sonra kapitalist unsurlara karşı mücadele içinde üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini sağlama mücadelesi verdiler. Birinci Beş Yıllık Plan (1929-1932) döneminde sosyalist sanayileşme ve bu bağlamda sanayide temel üretim araçlarının toplumsal mülkiyete geçirilmesi; İkinci Beş Yıllık Plan (1933-1937) döneminde de toprakta kolektifleştirme; bu anlamda tarımda temel üretim araçlarının toplumsal mülkiyete geçirilmesi gerçekleştirilmiştir. 1930’lu yılların ortalarında sanayide ve tarımda toplumsal mülkiyetin oranı yüzde 98’in üzerindeydi. Bu, ne demektir? Bu, SSCB’de sömürücü sınıfların, sömürüye maddi zemin teşkil edecek özel mülkiyetin kalmadığını; sanayide sosyalist mülkiyetin, kırsal alanda da sosyalist mülkiyetin ilk basamağı olan kolhoz (grup) mülkiyetinin belirleyici olduğu anlamına gelir.

SSCB’de üretim araçlarının toplumsal mülkiyete geçirilmesi, özel mülkiyetin ve özel mülkiyetten kaynaklanan toplumsal sınıfların yok olması bağlamında sosyalizm bu yıllarda kurulmuştur.

Ancak, bugün ders alınması gereken birtakım nedenler (Sosyalist demokrasi pratiğinde gevşeme, 2. Dünya Savaşı’nda yoğun kadro kaybı, sosyalizm düşmanlarının “komünist” kadro olmalarının yolunun açılması, Bolşevik Parti’de yozlaşma eğilimleri vs.(1) 1956’da SSCB’de, SBK(B)’in 20. kongresinde iktidar değişimini beraberinde getirmiştir. O kongrede, Kruşçev önderliğinde örgütlenmiş olan karşı devrim, SSCB’de siyasi iktidarı gasp etmiştir.

Kruşçev’le başlayan ve Gorbaçov’la sonlanan dönemde Sovyetler Birliği’nde ekonomide, politikada, felsefede, kültürde; bir bütün olarak üstyapıda ve alt yapıda sosyalizm yıkılmış, sosyalizmi ifade eden kavramların içi boşaltılmıştır.

Bu dönemde şüphesiz ki, klasik kapitalist ilişkiler açıktan kurulmamıştır. İktidardaki revizyonizm, bürokratik kapitalist bir sistem kurmuştur. Brejnev döneminden itibaren sosyal emperyalistleşen bu rejim, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti adı altında yeni oluşan sınıfa safi gelirden pay vererek varlığını sürdürmüştür.

Demek oluyor ki, Ekim Devrimi’nden 20. Kongre’ye kadar SSCB’de sosyalizm, proletarya diktatörlüğü, üretim araçlarında toplumsal mülkiyet hakim iken, 20. Kongre’den çöküşe kadar olan dönemde sosyalizmin yıkılması, bürokratik kapitalist sistemin kurulması ve nihayetinde çöküşle birlikte klasik kapitalist sisteme geçiş söz konusuydu.

Bu niteliksel değişim göz önünde tutulmaksızın SSCB’nin materyalist bir değerlendirmesi yapılamaz ve sorularınıza da doğru cevaplar verilemez.

Sovyetler’in 1970 sonlarından çöküşe kadar olan dönemdeki ekonomik yapısı ne gibi değişikliklere uğradı? Yaşanan sorunlar ve bunların sebepleri nelerdi?

1970-1990 döneminde bürokratik kapitalizm-Sovyet sosyal emperyalizminin ekonomik ve siyasi çöküş eğilimi gözlenebilir olmuştur. Comecon, SB ve diğer üye ülkeler açısından görece garantili bir iç pazardı. Bu pazara yöneliş ve Comecon ülkelerinde fosilleşmiş ekonomik yapılardan dolayı ‘70’li ve ‘80’li yıllarda SB ve de diğer Comecon üyesi ülkelerin ekonomisi dramatik bir gerileme sürecine girmişti. Revizyonist propagandaya bakarsak “reel sosyalizm” dolu dizgin gelişmekte ve kapitalist dünya da krizden krize sürüklenmekteydi. Kapitalist dünyanın krizden krize sürüklendiği doğruydu, ama “reel sosyalizm”in dolu dizgin gelişmesi anlayışı, kocaman bir yalandı. Revizyonistlere göre dünya, “reel sosyalizmin” lehine değişiyor, kapitalizm karşısında “sosyalizm”in ağırlığı artıyordu.

Modern revizyonist demagoglar bu yalanla 1990 yılına kadar geldiler ve 1990 yılında, dünya ekonomisinin sorunlarından, Comecon üyesi ülkelerin ekonomik zorluklarından ve sorunlarından bahsetmeye başladılar. Onlar, çöküş tünelinin sonunda ışığı görmüşler ve pozisyon belirlemeye ve saptamaya koyulmuşlardı. 1970-‘90 döneminde revizyonist ülkelerde ekonomi, çöküş sürecine girmişti.

Şüphesiz, büyüme ‘70’li yılların başında da devam etti, ama bu, oranları giderek küçülen bir büyümeydi. Her şeye rağmen emperyalist ülke ekonomilerinin büyüme oranlarından genel olarak yüksekti. 1970’den sonra ise tam ters yönde bir gelişme oldu. Emperyalist ülkelerde ekonomi “ağır aksak” büyürken, revizyonist ülkelerde ekonominin büyüme hızı, bu “ağır aksak” büyümenin de gerisine düştü. Bir örnek verelim:

GSYİH’nın (safi maddi ürün) gelişme seyri (milyon dolar)(2)

1970’den 1989’a büyüme (%)

Dünya 635= 6,3 misli

ABD 509= 5 misli

AET 700= 7 misli

Japonya 1389= 13,9 misli

Comecon (Sosyalist ülkelerin ekonomik birliği) 366= 3,6 misli

SB 333= 3,3 misli

Salt bu veriler, Sovyet revizyonistlerinin düpedüz yalan söylediklerini gösteriyor. Demek ki, Sovyet ekonomisi, 1970-90 döneminde klasik kapitalist ekonomiden daha da kötü durumdaydı.

SB’nin sosyalist olduğu dönemde, sosyalist ekonominin hızlı ve devasa büyümesi sonucunda, II. Dünya Savaşı’na rağmen, emperyalist ülkelerle aradaki fark kapatılmış, sosyalist SB, bütün Avrupa’da birinci, bütün dünyada, ABD’den sonra ikinci büyük ekonomi konumuna gelmişti. Bu dönemde, 1913-1955 arası, ulusal gelir SB’nde 19 misli artarken, ABD’de ancak 3,2 misli artmıştı.

Modern revizyonistlerin siyasi iktidarı gasp etmelerinden ve kapitalist restorasyonunun yolunu açmalarından sonra, ekonomide büyüme oranları giderek küçülmeye başladı. Her ne kadar SB, ‘60’lı yıllarda da ABD’den sonra ikinci güçlü ekonomi olma özelliğini korumuşsa da, ilerleyen yıllarda bu konumunu Almanya, Japonya, AET lehine kaybetti. 1980’e gelindiğinde AET, SB’nin ürettiğinin iki mislinden fazla üretiyordu. 1986’ya kadar AET ve Japonya, ABD ile aralarında farkı önemli boyutlarda kapatabilmişlerdi. Ama SB, AET ve Japonya’nın çok gerilerine düşmüştü.

Şüphesiz, Sovyet ekonomisinin, çok gelişmiş, çok modern sektörleri de vardı. Örneğin uzay tekniği, lazer tekniği, metalürjinin belli dalları ve nükleer araştırma. Ama buna rağmen Sovyet ekonomisinde, fabrika ve makine vb. biçimindeki sabit sermaye fosilleşmişti, oldukça eskiydi. Örneğin, eski fabrika, makine ve teçhizatın payı 1975’te yüzde 55’ti. Bu oran, 1985’te yüzde 71’e çıkmıştı. Yani kapitalist dünyada korkunç boyutlarda sabit sermaye kıyımı yapılırken ve korkunç boyutlarda yatırımlara gidilirken, modern revizyonistler, “reel sosyalizm”in kapitalizme olan üstünlüğünden bahsetmekten öteye bir şey yapmamışlardı. Kapitalist dünyada enformasyon, haberleşme tekniği, makine üretimi, otomasyon ve mikro-elektroniğe dayandırılırken girerken, Sovyet ekonomisi bu alanda oldukça geride kalmıştı. SB, kapitalist dünya ile rekabeti kaybetmişti.

Modern revizyonistler, Sovyet ekonomisinin temel sorunlarını gecikmeli kavramışlardı. Bütün bu sorunlar Gorbaçov’un “Yeni Siyasi Düşünce”si ile, reformla, “maddi teknik alt yapının bilimsel-teknik devrim temelinde radikal yenilenmesi” ile çözülecekti. Ama olmadı. Nesnel gerçekler, Gorbaçov’un reformlarını altüst etti. Önce Gorbi, sonra da sistem gitti (3).

Sovyet modern revizyonistleri üretim araçlarının toplumsal karakterini sözde koruyarak, üretimin özel paylaşımını ancak bu kadar yapabilirlerdi. Yani üretim araçlarının toplumsal karakteriyle ürüne el koyuş (paylaşım) arasındaki çelişki nihayetinde patlak vermek zorundaydı. Öyle de oldu.

Ekonomide gıda ürünlerinin kupon ve benzeri kısıtlamalarla tüketiciye sunulması hangi durumların sonucudur? Sovyetler’deki gıda kuyruklarına gelecek olursak bunlarla hangi dönemlerde karşılaşıyoruz? Bu kuyruklar sosyalist ekonominin ‘kaçınılmaz bir sonucu’ mudur, değilse eğer diğer kapitalist ülkelerdeki kuyruklarla farkı nelerdir?

Yukarıda belirttiğim sınıfsal ayrım; SSCB’de iktidar değişimi; sosyalizmin yıkılması ve bürokratik kapitalizmin kurulması ayrımı yapılmaksızın bu soruya doğru cevap verilemez. Burada söz konusu olan, üretilen ürünlerin paylaşımında sınıfsal karakterdir. Kapitalist toplumda ürünün paylaşımı özel mülkiyete göredir; doğrudan sömürüyü, karı içerir. Sosyalizmde ürünün paylaşımı toplumsaldır; sömürüyü ve kârı dışlar.

SSCB’de dönem dönem kuyruklar, gıda yetmezliği söz konusu olmuştur. Örneğin iç savaş, NEP, tarımda kolektifleştirme dönemlerinde ve 2. Dünya Savaşı ve sonrasında gıda yetmezliği sorunları yaşanmıştır. O zaman, SSCB’nin sosyalist olduğu bu dönemde veya Ekim Devrimi’nden 20. Kongre’ye kadar olan dönemde yoksulluk da, bolluk da toplumsal paylaşılmıştır. Bu dönemde erken gelen alır, parası olan alır olmamıştır. Karaborsa sorunu üzerine de acımasızca gidilmiştir. Sosyalist paylaşım ilkesi uygulanmıştır.

Kruşçev’le başlayan dönemden sonraki kuyrukların, gıda yetmezliğinin başka bir anlamı vardır. “20 sene içinde komünizme geçeceğiz” diyen Kruşçev ve Sovyet modern revizyonistleri, toplumsal paylaşımın yerine parası olan alır, erken gelen alır ilkesini getirmişler ve bunun ötesinde yeni oluşan sınıf üyeleri için ayrı satış yerleri kurmuşlar veya onların payı önceden ayrılmıştır. Revizyonist SSCB’de karaborsa sistemleştirilmişti.

Bolşevikler, Çarlık Rusya’sından sosyalist bir ülkenin kurulmasına, dünyanın 2., Avrupa’nın 1. ülkesi olmasına önderlik etmişlerdir. Sovyet modern revizyonistleri ise bu ülkeyi, yaratılan toplumsal zenginliği, proletarya ve emekçi yığınlardan ayrışmış sınıf olarak, kişisel tüketim ayrıcalığıyla çarçur etmişlerdir. Aradaki fark budur.

Kuyruklar, gıda yetmezliği, her ülkede toplumsal değişim dönemlerinde, savaş ve sonrası dönemlerde görülür. Sosyalizm, ancak ve ancak kapitalizmin yıkılmasıyla, özel mülkiyetin ortadan kaldırılması ve yerine toplumsal mülkiyetin getirilmesiyle kurulabilir. Bu süreç, aynı zamanda kapitalistlere, toprak sahiplerine karşı mücadeledir. Karşı devrim de bu mücadelede üretmeme, üretileni yok etme ve böylece açlığın, yoksulluğun önünü açma eylemlerine girişebilir. Nitekim bu durumlar SSCB’de, özellikle ‘20’li yıllarda, ‘30’lu yılların başında yaşanmıştır. Bu sorunların alt edilmesi durumunda sosyalizmde kuyruk ve gıda yetmezliği sorunu ortadan kalkar.

Sosyalizm, süreklilik arz eden teknolojik yenilenmedir, üretimin artırılmasıdır, toplumsal ihtiyaçların, bireysel tüketimin sağlanmasıdır. Bu, üretimin toplumsal paylaşımının gerçekleştiriliyor olduğunu gösteren en önemli göstergedir. Sosyalizmin inşa edildiği 1917-1956 dönemi SSCB’de bu alandaki gelişmeler inkar edilemez. Aynı zamanda 1956-1991 döneminde bu alandaki çöküntü, sınıfsal farklılaşma da inkar edilemez.

Sovyetler Birliği’nin yurttaşlarına günlük alışveriş alanında sağladığı kolaylıklardan bahsedebilir miyiz? Öyleyse eğer bu kolaylıkların da dönemin diğer kapitalist devletleriyle bir farkı var mıdır?

Bu soru da kaçınılmaz olarak, ürünün nasıl paylaşıldığına işaret ediyor. Sosyalizmi inşa döneminde Sovyet devleti, toplumsal ürünün paylaşımında sovhoz, kolhoz, kooperatifler ve başkaca ürün temin etme ağları kurmuştur. Ortaklaştırılmış yemekhane, çamaşırhane vb. adımları atılmıştır. Unutmamak gerekir ki, sosyalizm bugünden yarına kurulacak olan bir sistem değildir; dünya çapındaki gelişmeye de bağlı olarak sosyalizmin inşası nesillerce sürebilir. SSCB’de bir başlangıç yapıldı ve Sovyet insanına ürün temininde kolaylık sağlayan ağlar kuruldu.

Revizyonist dönemde ise devlet, kapitalist sistemdeki alışverişe özendi ve burjuva tüketim anlayışını körükledi. Sonuçta Sovyet insanlarının alışveriş anlayışında sınıfsal farklılık hakim oldu; varlıklı olanların alışveriş yaptığı yerler -hemen her şeyin bulunduğu yerler ve halkın alışveriş yaptığı yerler- her şeyin bulunmadığı yerler. Bu, dışarıdan birisinin çıplak gözle izleyebileceği bir durumdu.

Sovyetlerin çöküşe gitmesinde ülkenin üretimde kapitalizmi geçme inancının payı var mıdır? Ekonomik planlamada yapılan yanlışların ve dış saldırı tehdidinin çöküşle bağlantısı nedir?

SSCB’de sosyalizmin inşa sürecinde; yani Stalin önderliğindeki dönemde kapitalizm yıkılmakla kalmamış, her türden canlanmasına, kıpırdamasına karşı da acımasız mücadele edilmiştir. Bu nedenle SSCB’de geriye dönüşü altyapıda, ekonomide aramak büyük bir hata olur. Sorun üstyapıdaki sınıfsal değişimdi. Bu güçler, modern revizyonistler, sosyalist kavramlarla kapitalizmi yeniden inşaya kalkıştılar ve bu çaba ancak 1990’a kadar sürdü. SSCB’de çöküş, bürokratik kapitalizm, sosyalist kavramlar cenderesine sıkıştırılmış kapitalizmin, kapitalist ilişkilerin dizginsiz gelişmesinin yolunu açtı; bu anlamda sistem özüne döndü.

Şüphesiz, tarımda ve sanayide “kaçak” üretimin yapıldığı bilinmiyor değildi. Örneğin Sovyet köylüsü, kolhozlarda itinasız çalışmayı, kendi toprak parçasında ise özverili çalışmayı meslek edinmişti. Kolhozda çalışma söz konusu olunca “hasta” olacak kadar, ama kendi ürününü pazarlama söz konusu olduğunda dinamik olacak kadar yozlaşmıştı.

Birçok sanayi işletmesi, özel çıkarlar için üretebiliyor, binaların altına “kaçak” fabrikalar kurulabiliyordu. Bunlar, doğrudan kapitalizme geçmenin tekil örnekleri değildir; sistemin kendisi kapitalizme doğrudan geçmenin yol ve yöntemlerini bulamadan çökmüştür. Bugün bu geçişi, SSCB örneğinden ders alan Çin, en iyi bir biçimde yapmaktadır.

“Ekonomik planlamada yapılan yanlışların ve dış saldırı tehdidinin çöküşle bağlantısı nedir?” sorusuna gelince: Sosyalizmin inşa döneminde böyle bir sorun olmamıştır. Planlama, üç-beş sorumlunun tartıştığı ve karar verdiği bir sorun olmanın çok ötesindeydi; planlamaya her bir sektör, her bir işletme kendi açısından katılabiliyor, öneriler sunuyor ve bütün bunlar dikkate alınarak bir karara varılıyordu. Sosyalist demokrasi uygulanıyordu. Bu dönemde Almanya, Hitler faşizmi SSCB’ye saldırmıştır ve yenilgisi ağır olmuştur.

Revizyonist dönemde ise planlamada sınıfsal çıkar göz önünde tutulmuştur. ‘60’lı yıllardaki o reform talepleri, işletmelere tanınan özgürlükler, Yugoslav sistemine özenti Kruşçev’i iktidardan etmiş ve sistemin çökmesini hızlandırmıştır aynı zamanda.

Revizyonist SSCB’de planlama anlayışı, sosyalizmin reddedildiğinin en açık görüldüğü merkezi alanlardan birisiydi.

Doğrudur “dış saldırı tehdidinin çöküşle bağlantısı” vardır. Amerikan emperyalizmiyle girdiği silahlanma yarışında Sovyet sosyal emperyalizminin maddi nefesi kesilmiş, yarışa devam edecek hali kalmamış ve bu da çöküş sürecini hızlandıran bir faktör olmuştur.

Her ne kadar ülke ve bölge üzerinden değerlendirmek gerekse de geleceğin olası bir planlı sosyalist ekonomisinin yaşayacağı benzer sorunların kaçınılmaz olduğu söylenebilir mi?

Tek tek ülkelerde sosyalizmi inşa etme durumuyla karşı karşıya kalındığı müddetçe bu ve benzeri sorunlar kaçınılamaz olacaktır. Unutmamak gerekir ki, kapitalizmde eşit olmayan gelişme yasası kapitalist sisteme özgüdür; bu yasanın etkili olmadığı bir kapitalizm düşünülemez. Bu nedenle devrim ve sosyalizme geçiş koşulları bütün ülkelerde aynı anda, süreçte olgunlaşmaz. Bazılarında daha erken, bazılarında daha geç oluşur. Devrim ve sosyalizmi inşa koşullarının erken oluştuğu ülkeler, kapitalizm denizinin ortasında birer ada gibidir; kapitalizm bu ülkeleri boğmak için elinden geleni yapar.

Ama “madem öyle dünya sosyalist devrimini bekleyelim” derseniz bu, böyle düşünenlerin bir sorunudur. Troçkistler böyle bir devrimin hayali ile yaşıyorlar. Ama diyorsanız ki, biz bulunduğumuz ülkede kapitalist sistemi yıkmak için işçi sınıfını ve emekçi yığınları örgütlüyoruz, o zaman bu anlayışınız doğrultusunda mücadele edersiniz ve bu mücadele sizi, tek ülkede devrim yapmak ve sosyalizmi inşa etmek sorunuyla karşı karşıya bırakabilir, aynen Rusya’da olduğu gibi. O zaman önünüzde iki yol var: Ya devrimi devam ettirir, bütün sorunları göğüsleyerek sosyalizmi kurma yolunda ilerlersiniz veya “bu iş zor, iyisi mi dünya devrimini bekleyelim” dersiniz. Yapılacak tercih, Marksizm-Leninizmle Troçkizm arasındaki tercih olacaktır.

Kaynaklar:

1) Bu konularda ayrıntı için bkz.: İ. Okçuoğlu; SSCB’de Sosyalizmin Zaferi ve Kapitalizmin Yeniden İnşası Sorunları, Akademi Yayın, Temmuz 2011).

2)Bkz.: “National Accounts Statistics: Analysis of main Aggregates”(UN, 1988-1989), Syf., 5-8. Aktaran; İ. Okçuoğlu; Kapitalizmde Eşitsiz Gelişmenin ve Rekabetin Tarihi, 5. kitap, s. 94-95 Ceylan Yayınları, Ocak 2006.

3) XXVII. Parteitag der KPdSU, s. 13, 224. 1986. Aktaran; İ. Okçuoğlu; agk., s. 96.


Gazete Duvar, 17 Mart 2019