Ön
açıklama
Post-Marksizm
denince aklıma Avrupa'nın 1968 gençlik kuşağı ve 1970-1980
dönemi geliyor. Eylemci, eylem içinde o gününün koşullarında
devrimcileşen ve anladığı kadar devrimciliğin hakkını veren
gençlikten bahsetmiyorum. O gençlik mücadele ederken, kısmen onun
içinde, ama sürekli dışında kalan ve “tartışma
kulüpleri“inde dünyayı ben yarattım tartışmalarını yapan
“entel“ takımından bahsediyorum. Gençlik mücadelesi,
“komünist parti“ örgütlenmeleriyle örgütlenmesinin doruk
noktasına vardı; sonrasında Anadolu coğrafyasının da tanıdığı
görüş ayrılıkları, bölünmeler, parçalanmalar derken geriye,
bugünlere pek fazla bir şey kalmadı. Ama “entel“ takımı
Marksizmi başkalaştırma; Marksizm diyerek Marksizmin içini
boşaltma mücadelesini sürdürdü. Bu süreçte “üstat“lar,
öğrencilerini yetiştirdiler ve yaşama veda ettiler, ama
öğrencileri Marksizmin içini boşaltma davalarını inatla
sürdürdüler. Gündüzleri amfilerde sürdürülen şiddetli
tartışmalar akşamları tartışma kulübüne çevrilen “kırmızı
şaraplı, biralı“ salonlarda, öğrenci yurtlarının
“kafe“lerinde, “komün“lerde (öğrenci evleri) devam
ettirildi. Burjuvazi uyanıktır, bu tartışmaların önderlerinin
önünü açtı. Üniversiteleri, bir biçimde “K“cı olanlardan
(“komünist“ olanlardan) temizledi, ama “Marksizmi
yenileyenler“e; Marksizmi yeni koşullara göre geliştirenlere
dokunmadı. Bu arada dünyanın “hal ve gidişi“ de değişti.
Kapitalist dünyada bu değişimin kaçınılmazlığı 1974/75
ekonomik krizi sürecinde görüldü; Keynescilik artık gereksizdi
ve yerini 1980'li yıllarla birlikte neoliberalizm almaya başladı
(ABD, İngiltere). Sonra '90'lı yılların hemen başında Sovyetler
birliği ve revizyonist blok dağıldı. Emperyalist burjuvazinin
yoğun antikomünist saldırısı, aynı zamanda yönlendirmeyi de
içeriyordu. Teori dünyası altüst oldu; Marksizm-Leninizm her
alanında tarihinde görülmemiş bir bombardımana tutuldu; ortalık
Markizm-Leninizmi değil, ama nedense sadece Marksizmi
geliştirenlerden, ona katkıda bulunanlardan geçilmez oldu. Bu
uğraşının toplamına Post-Marksizm deniyor.