deneme

sermaye birikimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sermaye birikimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2022 Perşembe

EKONOMİNİN ORASINDAN BURASINDAN ÇEKİŞTİRMEK!

  

EKONOMİNİN ORASINDAN BURASINDAN ÇEKİŞTİRMEK!

DİKTATÖR SERMAYE BİRİKİMİNİ, YOKSULLUĞU YÖNETİYOR

Ekonominin hali belki yeteri kadar “perişan” olabilir. Ancak ondaki “perişanlık” en çok sosyal demokrat köşeden gelme “üstün”, bir o kadar da “ünlü” ekonomistleri ve genel anlamda “sol” köşeden gelme yazarları “perişan” etmektedir. Bu ekonomiyi sığdırabileceğimiz bir kalıbı bir türlü bulamadık. Battı dedik batmadı. Ha battı ha batacak dedik o da olmadı. Diktatör ve bakan seviyesinden başlayarak bütün elamanları ‘‘ekonomi krizde değil’’ dediler. “Vay nasıl olur” diyerek ekonominin krizde olduğunu kanıtlama derdine düştük. Neyi kanıtladık? Hiçbir şeyi kanıtlamadık. Ne bankalar ne de şirketler iflas etti. Bu işe bir türlü akıl erdiremedik. İflaslar olmasa da, işçiler kapanan işyerlerinden dolayı küme küme sokağa atılmasalar da kriz demekten kendimizi alamadık. Belki de sandık veya sanıyoruz ki, kapitalizmin en doğru, en “iyi” teşhiri krizden bahsetmektir. 

2 Haziran 2021 Çarşamba

ZENGİNLİK VE YOKSULLUĞUN NEDENLERİ



 

EKONOMİK KRİZ VE YOKSULLUK


KRİZ DÖNEMSELDİR, ÇEVRİMSELDİR - 

YOKSULLUK HER ZAMAN VARDIR


Ekonomik Krizin Kendine Özgü Nesnel Yasası Vardır-

Yoksulluğun Da Kendine Özgü Nesnel Yasası Vardır

Kriz ve yoksulluk konusunda “sol”da her türden reformist, revizyonist ve yeni Keynesci burjuva politik ekonomi savunucularının anlayışlarını görebilirsiniz. Orada ücretle kriz arasında, ücretle yoksulluk arasında bağ kurularak en pespaye burjuva anlayışların Marksizm, Marksizm-Leninizm kılıfına büründürülerek savunulduğu görülür. 

14 Temmuz 2020 Salı

“YENİ KAPİTALİZM” - YENİ YÜZYIL


YENİ KAPİTALİZM” - YENİ YÜZYIL

MAHİR SAYIN POLİTİK EKONOMİ BİLİMİNİ ALTÜST EDİYOR

Mahir Sayın “ Feodalizmi top yıktı, kapitalizmi de mürekkep!” yazısında (21 Haziran 2020, Siyasi Haber) üzerinde mutlaka durulması gereken konulara da değinmiş. Değinmiş diyorum, çünkü bir makalede o kadar çok konu ele alınırsa, ancak onlara değinebilirsin. Mahir arkadaş da öyle yapmış.

6 Ocak 2019 Pazar

ROSA LUKSEMBURG NASIL SAHİPLENİLEMEZ!



ROSA LUKSEMBURG NASIL SAHİPLENİLEMEZ!

ROSA LUKSEMBURG’UN SAHTE SAVUNUCULARI; TROÇKİSTLER, REFORMİSTLER, ÇÖKERTMECİLER, FEMİNİSTLER

Rosa Luksemburg’un mirasçıları çoktur; gerçek Marksist-Leninistlerden troçkistlere, feministlerden genel anlamda “sol”a uzanan yelpazede yer alanların hemen hepsi Rosa Luksemburg’u sahiplenirler. Almanya’da bu yelpazeye sosyal demokratları da katmak gerekir. Ama sosyal demokratlar için Rosa Luksemburg, kendi geçmişlerinden kalma bir yüktür, bir kamburdur. Rosa gibi devrimci bir miras ile ilişkilendirilmek istemezler. İşçi sınıfını kapitalist sistemin uysal kölesi yapmak isteyen sosyal demokratlar, 1919 Alma devriminin yenilgiye uğratılması ve Rosa ile K. Liebknecht’in katledilmesiyle kapitalist sisteme karşı mücadeleyi bastırmak için ne denli kararlı olduklarını kanıtladılar.

20 Temmuz 2018 Cuma

YENİ BİR FAZLA ÜRETİM KRİZİNE DOĞRU (II)


YENİ BİR FAZLA ÜRETİM KRİZİNE DOĞRU (II)


II-KAPITALIZMDE EKONOMIK KRIZIN OLASILIĞI

Ekonomik krizin olasılığı üzerine Marksist teorinin bazı açılımlarını tezleştirmekle yetiniyoruz.

1 Mayıs 2007 Salı

TÜRKİYE’DE İŞÇİ SINIFI


TÜRKİYE’DE İŞÇİ SINIFI

Kapitalist birikimin genel yasası ve işçi sınıfının durumu
Marks’ın kapitalist birikimin genel veya da mutlak yasası tanımlamasında kapitalist birikimin antagonist karakteri çok açık bir şekilde görülmektedir (1): Kapitalist birikimin mutlak, genel yasası, bir dizi önemli sosyo-ekonomik bağlamları içerir. Bunlardan birisi(2), sermaye ve ücretli işin birbirini karşılıklı koşullandırmasıdır. Sermeyenin büyümesi (sermaye birikimi), işçi sınıfının büyümesine; sayısal olarak artmasına kaçınılmaz olarak neden olur. Böylece sermaye birikim sürecinde bir taraftan sermaye giderek artarken ve daha az sayıda kapitalistin elinde toplanırken, diğer taraftan da çalışabilir nüfusun giderek artan bir kısmı, yani çoğunluğu işçiye dönüşür. Sermaye birikimi ve çalışabilir nüfusun sınıfsal ayrışımı ve kutuplaşması bir madalyonun iki yüzüdür. Bu iki yüz arasında diyalektik bir bağ vardır.

13 Temmuz 2004 Salı

SERMAYE BİRİKİMİ YOKSULLAŞTIRIYOR VE İŞSİZLEŞTİRİYOR (I)



ÜRETİM VE İŞSİZLİK ARASINDAKİ BAĞ

Türkiye’de ekonominin gelişme seyri, daha doğrusu 2001 ekonomik krizinden bu yana gelişme seyri, bazı ekonomi analistlerini zor durumda bıraktı. Nasıl sorusu saymakla bitmez. Önce işe “ekonomi çöktü” ile başlandı. Sonra çöken ekonominin bir daha belini doğrultamayacağı üzerine ince hesaplı teoriler yapıldı. Olmadı. Ekonomi bir sene sonra krizinden çıktı ve sürekli büyüme trendi içinde. Yine bildik sorular, emperyalizme bağlı, gırtlağına kadar borçlu bir ülke ekonomisi nasıl büyür!

Büyüme reddedilemez olunca bu büyümenin ücretlere ve işsizliğe niçin yansımadığı sorulmaya başlandı. Şablon hep aynı: Kapitalist ekonominin gelişme seyrine uygun düşen reformist teorileri, işçi sınıfına kurtuluşun yolu olarak göstermek. Örneğin, ekonomide büyümenin ücretlere ve işsizliğe yansıması sorunu. Örneğin, kapitalizmde işsizlik sorunu.
Anadolu coğrafyasında “kapitalizm koşullarında işsizliği ortadan kaldıranlar” da vardır. Bir hokuspokusla, bir kata küllü ile reformizmden, Keynesçilikten Marksist teori üretmek, tabii ki yetenek işidir. Nihayetine söz konusu olan, işçi sınıfını mevcut düzen sınırlarına mahkum etmektir. Diline devrimcilik, sınıf, Marksizm kavramlarını dolayanları, işçi sınıfı pratikte görmek ister. Türkiye işçi sınıfı ekonomik büyümenin kendisine niçin yansımadığını bilmek istiyor. Ama cevap alamıyor.

Türkiye ekonomisi şu veya bu nedenle büyüyor anlayışı, işçi sınıfını kendinden şüphelenmeye götürür. Kapitalist bir ekonomi, şu veya bu nedenden dolayı büyümez ve küçülmez. Belli nedenlerden dolayı büyür ve küçülür. Reformizm bu belli nedenleri tanımlamaz. Onun teori kitabında bu açıklık yoktur. Kapitalist bir ekonominin belli nedenlerden dolayı büyüdüğünü veya küçüldüğünü söylersen, bu sefer de büyümenin bütün nimetlerine el koymanın kapitalistlerin bilerek uyguladığı politikaların kaçınılmaz bir sonucudur diyemezsin. Bu el koyma işi, yani sömürü, artı değer, sermayenin nesnel bir yasasıdır. Sermaye, işgücünü sömürürse ancak sermaye olur. Reformizm, sömürü ve artı değeri kapitalist ekonominin olmazsa olmazından çıkartıyor ve kapitalistin niyetine bırakıyor. Yani kapitalist “el koyma” politikası uygulamazsa, büyümenin nimetlerini adil paylaşma ortamı oluşur! Hele bir de sendikalar patronla uzlaşmazsa, yani biraz daha fazla ücret için mücadele ederse, kapitalizm cennete dönüşür! O zaman sosyalizme gerek kalmaz. Fransa Attac’ın önde gelenlerinden I. Ramonet efendi, zenginliklerimizden “dünyanın lanetine” bir parça versek, devrim sorunu, ayaklanma sorunu ortadan kalkar anlayışındadır. Devrim ve sosyalizm düşüncesini ortadan kaldırmak için Ramonet efendi ile coğrafyamızdaki reformistler aynı düşüncedeler.

Gerçekten de ekonomi şu veya bu biçimde büyür veya küçülür diyerek işçiyi kendinden, tarihi misyonundan şüphelenir hale getirirsen ve büyümenin bütün nimetlerine el koymayı kapitalistlerin politik tercihine indirgersen, Ramonet efendinin taktirini almış olursun. Tabii sorun, bölüşümden pay almak değil, ama üretimdeki sömürünün sınırlanmasıdır -ve elbette ortadan kaldırma mücadelesi olmadan sınırlama mümkün değildir- dersen, bunu ne Keynes ve ne de Ramonet efendi anlar. Çünkü “sosyal devlet” anlayışının bu önde gelenleri, bölüşümün daha “adaletli” olmasını ve sömürünün de daha “usturuplu” olmasını talep ediyorlar. Bu da yerli reformistlerin fikir babalarını nasıl kavradıklarını gösterir.

Herhangi bir kapitalist ekonominin büyümesine şaşılmıyor, ama sıra Türk ekonomisinin büyümesine gelince şaşılıyor. Nasıl olur da büyür! (Veya herhangi bir ülkede enflasyonun düşmesine şaşılmıyor, ama Türkiye’de enflasyon düşünce, nasıl olur deniyor. Sanki enflasyon, kapitalist ekonominin yasal bir görünümü!). Son dönemlerde, daha doğrusu son krizden bu yana ekonominin ve dolayısıyla sanayin sürekli ve hızlı büyümesi, ekonomik büyüme ve ekonominin krizde olmayışı ile işsizlik arasında ilişkiyi gündeme getirmiştir. Soru şu: ekonomi büyüyor, ama bu büyüme işsizliğe olumlu yansımıyor. Veya “Türkiye büyüyor da biz neden küçülüyoruz!” Neden?

Önceleri işsizlik sorunu ekonomik kriz dönemlerinde daha ziyade tartışılan bir konuydu. Özellikle geçen yüzyılın ‘70’li yıllarından bu yana bu konu gündemden hiç düşmemiştir. Ekonomi krizde olsa da, olmasa da sürekli tartışılan bir konu olmuştur. Burjuvazinin işsizlik sorununa çözüm diye ortaya attığı öneriler boş çıkmış ve bazı uygulamalar da gerçek durumu gizlemeye hizmet etmekten öte bir anlam taşımamıştır.

1970’lerden buyana kapitalist sistemde iki farklı yönelişin birbirleriyle mücadelesine şahit oluyoruz. Bir taraftan “sosyal devlet” anlayışının savunucuları, yani Keynesçiler diğer taraftan da neoliberalizmin savunucuları. Keynesçiler, sermayenin kendilerine; sosyal-politik anlayışlarına artık ihtiyacının kalmadığın görüyorlar. Ama buna rağmen, güya savaşarak, dövüşerek geri çekilmeye karar vermiş olmaları gerekir ki, dünya işçi sınıfını ve emekçi yığınları “başka bir dünya olasıdır”, “mümkündür”, “muhtemeldir” anlayışı etrafında örgütleyerek “sosyal devlet”e geri dönülebileceği anlayışını savunuyorlar ve bu doğrultuda “meydan muharebelerini” sürdürüyorlar. Bugün neoliberal politikalarla art arda yok edilen sosyal hakların yeniden elde edilebileceğine ve Keynesçi “tam istihdam” anlayışına göre işsizliğin toplumsal sorun olmaktan çıkartılabileceğine inanıyorlar. Buna karşın tekelci sermayenin; uluslararası tekellerin çıkarlarının sosyal-politik ifadesi olan neoliberalizm, sermaye hareketinin önündeki bütün engelleri yıkıyor.

Sermaye birikimi; yoğunlaşması ve merkezileşmesi devasa boyutlara varmasına rağmen, işsizlerin sayısı azalacağına artıyor. Ekonomi krizde olmasa da işsizlerin sayısı artıyor. Bunun böyle olmasının nedeni tabii ki neoliberal politikalarda aranamaz. İşçileri sokağa atan, politikanın kendisi değildir. İşçileri sokağa atan, sermayenin organik bileşimindeki gelişmedir, teknolojinin üretimde yoğun kullanımıdır.

1 Temmuz 2000 Cumartesi

SERMAYE BİRİKİMİ VE SERMAYE BİRLEŞMELERİ


SERMAYE BİRİKİMİ VE SERMAYE BİRLEŞMELERİ

Özellikle son on yıl içinde kapitalist dünya ekonomisinde yeni yönlerin olduğuna dair, artık kapitalizmin klasik kapitalizm olmaksızın çıkıyor olduğuna dair burjuvazinin kalemşorları yazıp çiziyorlar. Sermaye hareketinin ulusal ve uluslararası nicel gelişmesinin sınırlarını farklı göstermek için adeta her "açıklama” yoluna başvuruluyor. Bütün bu açıklamalarında "küreselleşme ve sermaye birleşmesi” belirleyici çıkış noktasını oluşturmaktadır. Daha önceki yazılarımızda "küreselleşme”; sermayenin uluslararasılaşması üzerinde durduğumuz için bu yazımızda sermaye hareketini birleşme açısından; temerküz ve merkezileştirilme açısından ele alarak kapitalizmin kapitalizm olma özelliğinden hiçbir şey kaybetmediğini göstermeye çalışacağız.

1 Ocak 1997 Çarşamba

ROSA LUXEMBURG’UN ANISINA


ROSA LUXEMBURG’UN ANISINA

BÖLÜM I

Rosa Luksemburg’un Siyasi Yaşama Atılışı

Rosa Luksemburg (bundan sonra Rosa), bir Yahudi tüccar ailesinin kızı olarak Polonya’nın o dönem Rusya’ya dahil olan Lublin ilinde 5 Mart 1871’de doğmuştu. Çarlığın milliyetler ve azınlıkların dinleri üzerindeki baskısı, işçi ve köylülerin korkunç yoksulluğu Rosa’yı çocuk yaşta siyasi faaliyete çekti. O, daha 16 yaşındayken Polonya’da illegal devrimci mücadelede yer alıyordu. Ne var ki, O’nun Polonya’daki -Varşova- illegal mücadelesi fazla sürmedi. Tutuklanma tehlikesi olduğundan dolayı bağlı olduğu “II. Proletarya” örgütü tarafından 1889’da yurt dışına kaçırıldı. İsviçre’nin Zürih şehrine gitti. Zürih o zaman Rus ve Polonya’lı mültecilerin merkezi durumundaydı. 1893’de O, “Polonya Krallığı Sosyal Demokrasisi”nin kurucularından birisiydi. Yine 1893’de Rosa “İşçi Davası” -Polonya Krallık Sosyal Demokrasisi”nin organı redaksiyonu üzerinden, ilk defa “Enternasyonal Sosyalist İşçi Kongresi”ne katıldı. Rosa, Plechanov, Axelrod, Vera Sassulitsch gibi devrimci sosyalistleri Zürih’te tanımıştı. Leo Jogisches’i de (eşi) 1890’da yine Zürih’te tanımıştı. Bir Alman sosyalisti ile kısa bir göstermelik evlilik yaparak Alman vatandaşı olan Rosa, 1896’da Almanya’ya geçer. Bebel ve Liebknecht’in devrimci sosyal demokrasisine katılır.