deneme

8 Ekim 2008 Çarşamba

„OYUN BİTTİ” QUO VADİS SERMAYE?


 

“Sermaye, kar olmadığı zaman ya da az kar edildiği zaman hiç hoşnut olmaz, tıpkı eskiden doğanın boşluktan hoşlanmadığının söylenmesi gibi. Yeterli kar olunca sermayeye bir cesaret gelir. Güvenli bir yüzde 10 kar ile her yerde çalışmaya razıdır; kesin yüzde 20, iştahını kabartır; yüzde 50, küstahlaştırır; yüzde 100, bütün insansal yasaları ayaklar altına aldırır; yüzde 300 kar ile, sahibini astırma olasılığı bile olsa, işlemeyeceği cinayet, atılmayacağı tehlike yoktur. Eğer kargaşalık ile kavga kar getirecek olsa, bunları rahatça dürtükler. Kaçakçılık ile köle ticareti bütün burada söylenenleri doğrular” (T. J. Dunning’den aktaran Marks; Kapital, C. 1, s. 788).

Neoliberal anlayışa göre dünyayı para yönetmektedir. Yani sermaye yönetmektedir. Sadece neoliberal anlayışa göre değil, bazı “sol” anlayışlara göre de dünya mali spekülatörlerin elinde. Politika prangaya vurulmuş. Para yönetiyor. Öyle ya spekülatörler her gün 22 milyar doları dünya piyasalarına sürdüklerine göre! Yıllık olarak bu, 8.200.000.000.000 dolar demektir. Yani bu kadarcık bir sermaye bütün yeryüzünde cirit atıyor. Dile kolay 8,2 trilyon dolar. Bu durumda elbette ki neoliberal kafa parayı fetişleştirmiş, politikayı zincire vurmuş ve insanlığın yönetimini sermayeye devretmiş olur.

Politikanın sermaye hareketinden ne denli koptuğunu göstermek için, yani politikayı insanlar yapsa bu kadar baskıya, yoksulluğa fırsat verilmez anlayışında olanlar dünya çapında maddi değerlerin üretimiyle spekülasyonun dinamiklerini birbirine karşılaştırırlar. Varılan sonuç: Falan tarihten günümüze kadar dünya üretimi ancak şu kadar büyürken, spekülatif sermaye bu kadar büyümüştür. Somutlaştırırsak: Dünya üretimi 1980'de 10 trilyon dolardan 2006'da ancak 48 trilyon dolara çıkarken, dünya çapındaki varlıkların (hisse senetleri, istikrazlar vs.) toplamı aynı dönemde 12 trilyon dolarda 167 trilyon dolara çıkmıştır. 

Bu 167 trilyonun yaklaşık yarısına yakın bir kısmı -74,5 trilyon dolar- kazanıldığı ülkenin dışında, başka bir ülkede bulunmakta. Yani kelimenin gerçek anlamıyla uluslararasılaşmış, en azından yarısı uluslararasılaşmış. Başka ülke kavramını somutlaştırırsak karşımıza ABD-AB, ABD-Japonya; yani ABD-Batı Avrupa-Japonya ekseni çıkmaktadır. Görünüşte uluslararasılaşmış sermaye aslında bölgeselleşmiş. Bu bölgelerin dışında uluslararası sermaye akışının en çok büyüdüğü ülkeler de şunlar: Çin, Rusya, Brezilya, Hindistan, Güney Kore, Türkiye, Güney Afrika, Polonya, Macaristan İsrail.

ABD, hisse senetlerinin, istikrazların, başkaca değerli kâğıtların dünya çapında en çok depolandığı ülke konumundadır. Depolanan miktarın değeri 56,1 trilyon dolar. 37,6 trilyon dolarlık miktarla Avro Alanı ikinci ve 19,5 trilyon dolarlık miktarla da Japonya üçüncü sırada. Bu ülkeler yerküreyi dolaşan sermayenin yüzde 80'ini çekiyor. Bu ülkeleri sermaye çekme bakımında zorlayan tek ülke Çin. Bu ülkede depolanmış miktar ise 8,1 trilyon dolar.

Şimdi en kısa zamanda en çok kar ve kazanç elde etmek isteyen sermayenin; büyük bir kısmı hayali sermayenin aldığı biçimlere ve serüvenine bakalım: 

Küresel Mali Sermayenin Serüveni ve Hayaller
Boston Consulting Group birkaç seneden beri  “Global Wealth” araştırmasında bankaların, fonların, sigortaların ve başkaca mali kurumların yönlendirdiği küresel özel para varlık miktarını araştırıyor. Bu araştırmaya göre bu miktar;
—1999’da 71,5 trilyon dolardan
—2006’da 97,9 trilyon dolara çıkarak 7 senede yüzde 37 oranında artmış. Bu miktarın 2007 yılında 105 trilyon dolara ulaşmış olacağı tahmin edilmektedir. Bu durumda 1999'a göre 2007'de bu miktar yüzde 50'ye yakın bir artış göstermiş oluyor.

MerrillLynch/Cap Gemini “World Wealth” raporunda her yıl dolar milyonerlerinin -en azından bir milyon dolarlık mali varlığı olan insanların- mali varlıklarını araştırıyor.
Bu miktar;
—1997’de 19,1 trilyon dolardan
—2007’de 40,7 trilyon dolara çıkarak yüzde 113 oranında, yani 10 senede iki mislinden fazla artıyor.
Bu hesaplamaya göre sayıları dünya nüfusunun ancak yüzde 1,5'ine tekabül eden 10,1 milyon insan bütün dünyadaki özel para varlığının yüzde 40'ına sahip.

Kurumsal yatırımcıların (Yatırım fonları, sigortalar vs.) yönlendirdikleri -kontrol ettikleri- sermaye miktarı;
—1995’te 21 trilyon dolardan
—2005’te 56 trilyon dolara çıkıyor. Yani 10 sene içinde yüzde 167 oranında artıyor.

Dünya çapında her türlü mali varlıkların miktarı 1980 yılında 12 trilyon dolardan 2006’da167 trilyon dolara çıkıyor.
Sadece türevler pazarında dönen sermaye miktarı ABD'de 2007 yılında 180 trilyon dolara çıkmış.

Dünya çapında hisse senedi toplam değeri 1980`de 2,9 trilyon dolar, 1990'da 8,9; 1992`de 10,1;  1994’te 14,5; 1996`da 19,5; 1997’de 21,7; 1998`de 25,4; 1999’de 35,0; 2000`de 31,0; 2001’de 26,6; 2002`de 22,8; 2003’de 31,3; 2004`de 39,5 ve 2005’de de 44,5 trilyon dolar olarak gerçekleşmiş.

Hisse senedi ticareti de 1980`de 0,3 trilyon dolar, 1990`da 5,7; 1991`de 5,7; 1992`de 5,6; 1993`de 8,1;1994`de 9,5; 1995`de 10,8; 1996`da 14,0; 1997`de 19,6; 1998`de 23,5; 1999`da 33,1; 2000`de 49,8; 2001`de 38,1; 2002`de 33,1; 2003`de 33,3; 2004`de 42,3 ve 2005`de de 51,1 trilyon dolar olarak gerçekleşmiş.

Tahvil piyasasında durum: Borsalarda işlem gören tahvillerin yılsonu itibariyle değer miktarı 1990`da 6,6 trilyon dolar; 1991`de 8,8: 1992`de 9,2; 1993`de 10,6; 1994`de 11,4; 1995`de 13,0; 1996`da 14,0; 1997`de 13,0; 1998`de 13,8; 1999`da 15,7; 2000`de 15,7; 2001`de 14,3; 2002`de 15,3; 2003`de 19,6; 2004`de 26,9 ve 2005`de de 25,8 trilyon dolardı.

Bu tahvillerin ticari değeri de 1990`da 3,1; 1991`de 3,3; 1992`de 4,2; 1993`de 6,6; 1994`de 8,5; 1995`de 11,0; 1996`da 13,3; 1997`de 10,6; 1998`de 11,5; 1999`da 6,4; 2000`de 3,9; 2001`de 4,2; 2002`de 4,9; 2003`de 9,4; 2004`de 11,6 ve 2005`de de 13,0 trilyon dolardı.

Döviz ticareti bakımından: Günlük döviz ticareti 1979/1980`de 120 milyar dolardan 1998`de 1.490 milyar dolara,  2004`de 1.880 milyar dolara ve 2007'de de yaklaşık 3.250 milyar dolara çıkmış.

Dünyanın en büyük döviz tüccarları:
Döviz ticareti daha ziyade büyük bankalar tarafından yapılmaktadır. Sadece üç banka -Deutsche Bank, UBS ve City Bank- dünya çapında döviz ticaretinin yüzde 40'ını kontrol ediyor. Yani bu üç banka dünyanın en büyük tefecisidir.
2006 yılında en büyük on yatırım bankası döviz ticaretinde 29 milyar dolar kazanmıştır. Hedge fonlar da bu alanda faaliyet sürdürmekteler. Döviz ticaretinin yüzde 30'unu da bunlar kontrol ediyor.

Dünyanın en büyük döviz tüccarları-Dünya çapında döviz ticaretindeki pay, % olarak, Mayıs 2007
Deutsche Bank
19,3
UBS AG
14,9
Citi
9,0
Royal Bank of Scotland
8,9
Barclays Capital
8,8
Bank of Amerika
5,3
HSBC
4,4
Goldman Sachs
4,1
JP Morgan
 3,3
Morgan Stanley
2,9
Diğerleri
19,1

Banka varlıkları:
Dünya çapında banka sektörü son yıllarda oldukça güçlenmiştir. Bankaların karı/kazancı 2000 yılında 372 milyar dolardan 2006 yılında 788 milyar dolara çıkarak rekor kırmıştır. Bu karla bankalar petrol ve gaz tekellerini geride bırakmışlardır.

En büyük 1000 bankanın varlığı-Trilyon dolar olarak
1998
33,2
1999
35,5
2000
36,7
2001
37,9
2002
39,6
2003
43,9
2004
52,4
2005
60,5
2006
63,8
2007
74,2

Bu en büyük 1000 bankada varlık dağılımı:
En büyük 10 bankanın toplam varlıklardaki payı 1999'da yüzde 14'ten 2007'de yüzde 19'a ve sonra gelen 40 bankanın varlığı da aynı yıllarda yüzde 35'ten yüzde 41'e çıkarken, geriye kalan toplam 950 bankanın varlığı keza aynı yıllarda yüzde 51'den yüzde 39'a düşmüştür.

Yatırım bankaları:
Bankalar açısından sanayi yatırımları için banka kredileri artık tali bir rol oynamaktadır. Neoliberal kapitalizmde büyük bankalar mevduat bankacılığından yatırım bankacılığına dönüşmüşler veya yatırım bölümlerini oldukça güçlendirmişlerdi. Yatırım bankacılığının faaliyeti, müşterilerini varlıklarını yönlendirmede desteklemek, danışmanlık yapmak, hisse senedi çıkartmak, istikraz ve kazançları değerlendirmek. Bu bankalar, kendilerine ve yabancılara ait değerli kâğıt ticareti yaparlar. Bu bankalar, kamu borçlanmasının finansesiyle, özelleştirmelerin gerçekleştirilmesiyle uğraşırlar ve sermaye birleşmeleri ve devralmalarının hazırlanmasında ve gerçekleştirilmesinde belirleyici önemi olan bir rol oynarlar. Küresel Monopoly'nin esas kazananları bu bankalardır.


Dünya çapında sermaye birleşmeleri ve devralmaları-milyar dolar
1998
2.520
1999
3.288
2000
3.448
2001
1.701
2002
1.208
2003
1.289
2004
1.953
2005
2.700
2006
3.610
2007
4.500

2007'de yatırım bankalarının karı rekor seviyedeydi: 84,3 milyar dolar. Bunların karı 2006'ya göre yüzde 21 ve 2003'e göre de iki mislinden fazlaydı.

Rekabet daha az sayıda ama daha güçlü yatırım bankalarını ortaya çıkartıyor; mali potansiyel giderek daha az tekelin elinde yoğunlaşıyor: 2006/2007 döneminde sadece beş banka (Bank of America, Citigroup, HSBC, Credit Agricole ve JP Morgan), en büyük 1000 bankanın bilanço tutarının yaklaşık yüzde 10'unu kontrol ediyordu.

Bankalar tarafından yönlendirilen miktarın (22 trilyon dolar) yaklaşık yarısı, 2005 yılı itibariyle en büyük 180 bankada yoğunlaşmıştı. En üst sırada yoğunlaşma daha güçlü: en büyük üç banka 2006 sonu itibariyle en büyük 180 bankanın yönlendirdiği varlığın yaklaşık yüzde 40'ını kontrol ediyordu.

En büyük bankalar:

2006/2007 döneminde dünyanın en büyük 15 bankası

Ülke
Sermaye, milyar dolar
1-Bank of Amerika Cop
ABD
91,1
2-Citigroup
ABD
90,9
3-HSBC Holding
Büyük Britanya
87,8
4-Credit Agricole & Co
Fransa
84,9
5-JP Morgan Chase & Co
ABD
81,1
6-Mitsubshi UFJ Financial Group
Japonya
68,5
7-ICBC
Çin
59,2
8-Royal Bank of Scotland
Büyük Britanya
59,0
9-Bank of Çin
Çin
52,5
10-Santander
İspanya
46,8
11-BNP Paribas
Fransa
45,3
12-Barclays Bank
Büyük Britanya
45,2
13-HBOS
Büyük Britanya
44,0
14-China Construction Bank Corp.
Çin
42,3
15-Mizuho Financial Group
Japonya
41,9

Bu 15 bankadan 4'ü Büyük Britanya'ya; 3'ü ABD'ye, 3'ü Çin'e; 2'si Japonya'ya; 2'si Fransa'ya ve biri de İspanya'ya ait. Yani dünyanın bu en büyük 15 bankasının ulusal kökeni belli!

Özel ticari işler alanında faal dünyanın en büyük 180 bankası (2006 itibariyle)
Yönlendirilen miktar, milyar dolar
Pay, % olarak
1-UBS
1.608
14,8
2-Citigroup
1.438
13,3
3-Merill Lynch
1.209
11,2
4-Credit Suisse
642
5,9
5-JP Morgan
465
4,3
6-Morgan Stanley
450
4,2
7-HSBC
408
3,8
8-Deutsche Bank
249
2,3
9-Wachovia
206
1,9
10-Pictet
192
1,8
Diğerleri
6.869
63,4
Toplam
10.840
100.00

Kurumsal yatırımcılar:
Kurumsal yatırımcılar kavramı, emeklilik fonlarını, sigorta ve yatırım fonlarını kapsamaktadır. Bunlar tarafından yönlendirilen sermaye miktarı 1980'de 2.900 milyar dolardan 2006'da 61.800 milyar dolara çıkarak 21 misli artmıştır.

Kurumsal yatırımcılar tarafından yatırılan varlık miktarı
1998–2006, Trilyon dolar
1998
33,4
1999
40,1
2000
37,7
2001
38,2
2002
36,0
2003
45,1
2004
49,0
2005
53,8
2006
61,8


Dünya çapında yönlendirilen varlıklar, 2006- milyar dolar
Emeklilik fonları
22.600
Özel yönlendirme (Bankalar)
22.200 (2005)
Yatırım fonları
21.800
Sigortalar
21.800
Hedge fonlar
1.750
Private Equilty (“Çekirge” işletmeler)
709

Kurumsal yatırımcılar topladıkları paraları işletmelere ve hükümetlere kredi olarak vermiyorlar. Azami kar getirecek mali alanlara yatırıyorlar. Bu da daha ziyade hisse senetleri satın almak, işletmelere katılımcı olmak biçiminde oluyor.

Dünyanın en büyük fonları, 2007
UBS
Varlık yönlendiricisi
Barclays Global Investors
Varlık yönlendiricisi
Allianz Group
Varlık yönlendiricisi
State Street Global
Varlık yönlendiricisi
Fidelity Investments
Varlık yönlendiricisi
AXA Group
Varlık yönlendiricisi
Capital Group
Varlık yönlendiricisi
United Arab Emirates (ADIA)
Emeklilik fonları
Norway (GPF Global)
Emeklilik fonları
Japan Government Pension
Devlet fonları
Singapore (GIC)
Devlet fonları
Kuwait Investment Authority
Devlet fonları
China (Investment Corp.)
Devlet fonları
ABP
Emeklilik fonları
California Public Employees
Emeklilik fonları
Russia
Devlet fonları

Hedge fonlar ve Private Equilty fonlar:
Topladıkları sermayeyi aldıkları kredi ile birkaç misline çıkartabiliyorlar. Hiçbir kontrole ve düzenlemeye tabi olmayan bu türden fonların sayısı ve kontrol ettikleri sermaye miktarı ancak tahminlere dayanmaktadır.

Hedge fonlar: Sayısı ve yönlendirilen varlık, milyar dolar
Yıllar
Sayısı
Miktarı
1996
3.000
130
1997
3.200
210
1998
3.500
221
1999
4.000
324
2000
4.800
463
2001
5.500
640
2002
5.700
714
2003
7.000
923
2004
8.050
1.196
2005
8.500
1.355
2006
8.900
1.750

Hedge fonlar,  oldukça hızlı ve devasa miktarları harekete geçirebildikleri için uluslararası mali pazarları etkileyebiliyorlar. Bu özelliklerinden dolayı kazancın azami olacağını sandıkları ülkelerin para birimlerine karşı spekülasyon da yapabiliyorlar.
Bu fonların görece az bir miktarla devasa miktarları nasıl harekete geçirdiklerine LTCM (Long Term Capital Management) bir örnektir. LTCM'de  spekülasyon çarkları şöyle dönüyor: LTCM, 2,3 milyar dolarlık öz kaynakla 120 milyar dolarlık banka kredisini harekete geçiriyor ve 120 milyar dolarlık banka kredisi ile de 1.200 milyar dolarlık (1 trilyon 200 milyar dolarlık) türevleri harekete geçiriyor. Böylece, kısa zamanda kontrol ettiği sermaye miktarı öz sermayesinin birinci aşamada (120 milyarlık kredi bazında) 52 misline ve ikinci aşamada da yaklaşık 522 misline çıkıyor.

2006 sonu itibariyle en büyük fonlar
JP Morgan Asset Management
34,0 milyar dolar
Goldman Sachs Asset Management
32,5 milyar dolar
Britgewater Associats
30,2 milyar dolar
D. E. Shaw Group
26,3 milyar dolar
Farallon Capital Management
26,2 milyar dolar
Renaissance Technologies Corp.
24,0 milyar dolar
Och-Ziff Capital Management
21,0 milyar dolar
Cerberus Capital Management
19,2 milyar dolar
Barclays Global Investors
18,9 milyar dolar
Man Investments Limited
18,8 milyar dolar
En büyük çatı fonlar, 2005

UBS Global Asset Management
45,0 milyar dolar
Man Invesmnets
35,6 milyar dolar
Oaktree Capital Management
35,6 milyar dolar
Union Bancaire Privee
20,8 milyar dolar
HSBC Private Bank
20,2 milyar dolar

Hedge fonların spekülasyon amaçlı kullandıkları para bankalardan, kurumsal yatırımcılardan, büyük tekellerden ve büyük parasal varlıklara sahip olan kişilerden gelmektedir. Son yıllarda kurumsal yatırımcıların yoğun bir biçimde Hedge fonların spekülasyon işlerine katılmalarından dolayı bunların Hedge fonların varlıklarındaki payı 1997'de yüzde 25’ten 2006 sonunda yüzde 37'ye çıkmıştır ve süper zenginlerin (kişi) payı da aynı dönemde yüzde 61’den yüzde 40'a düşmüştür.

“Çekirge” Şirketler (Private Equity Şirketleri-Katılımcı şirketler):
Bu şirketler ile Hedge fonlar arasındaki ayrım çizgisi siliktir. Kaba bir ayrım yapacak olursak: Hedge fonlar başka işletmelere sadece kısa vadeli olarak katılıyorlar ve işletme faaliyeti üzerinde doğrudan etkileri yok. Buna karşı “çekirge” işletmeler, devralınan firmaları doğrudan yönlendiriyorlar, azami kar getirecek hale getiriyorlar, devralınan firmalardaki sermayeyi sonuna kadar hortumluyorlar, borçlu duruma getirip birkaç sene sonra (genellikle 2 ila 6 yıl arasında) satıyorlar.
“Çekirge” işletmelerin sloganı “satın almak, talan etmek ve satmak”tır (elden çıkartmak).
Belli bir firmaya katılımı sağlamak veya satın almak için kurulan fon için dünya çapında sermaye toplanıyor. Toplanan bu sermaye ile istenilen firma satın alınıyor. Sonra azami kar getirmesi için parçalanıyor. Kar amacına ulaşılınca firma satılıyor. Alınan kredi borçları da satın alanın sırtına yıkılıyor.

Toplanan sermayeye göre en büyük Private Equity Şirketleri, 2001–2006
Firama adı
İdare merkezi
Milyar dolar
The Carlyle Group
Washington DC
32,5
Kohleberg Kravis Roberts
New York
31,1
Goldman Sachs Princ. Invesmtm. Area
New York
31,0
The Blackstone Group
New York
28,4
TPG
Fort Worth
23,5
Permira
London
21,5
Apax Partners
London
18,9
Bain Capital
Boston
17,3
Providence Euity Partners
Providence
16,4
CVC Capital Partners
London
15,7

Private Equity işletmelerinin kontrol ettiği varlık miktarı 1985'te 8; 1990'da 53; 1995'te 95; 2000de 323; 2005'te 490 ve 2006'da da 709 milyar dolara çıkmıştı.

“Çekirge” işletmelerin mülkiyetinde olan firmalarda öz sermaye-borç oranı 30'a 70'dir. Bu oran 1990'da 21'e 79'du, 2005'te ise bu oran 34'e 66 olmuştur. Yani bu firmalarda sermayenin yüzde 34'ü “çekirge” işletmeye aitken geriye kalan yüzde 66'sı borçtur.

Devlet fonları:

En büyük devler fonları (2006)- Yönlendirilen sermaye (Milyar dolar)
BAE
ADIA
625
Norveç
Gov. Pension Fund Global
322
Singapur
GIC
215
Kuveyt
Kuwait Investment Authority
213
Çin
China Investment Corp.
200
Rusya
Stabilization Fund
128
Singapur
Temaek
108
Katar
Qatar Investment Authority
60
ABD
Permanent Reserve Fund
40
Brunay
Brunei Investment Authority
30

Körfez devletlerinin (Bahrain, Kuveyt, Oman, Katar, S. Arabistan, BAE) sahip oldukları döviz miktarı 1,6-2 trilyon dolar. Petrol ihraç eden ülkelerin sahip olduğu döviz miktarı (petro-dolar) 3,4-3,8 trilyon dolar. Asya merkez bankalarındaki döviz miktarı 3,1 trilyon dolar. Sadece Çin Merkez Bankasındaki döviz miktarı 1,1 trilyon dolar.

Aşağıdaki grafikte de görüldüğü gibi dünya çapında her türlü mali varlıkların miktarı 1980 yılında 12; 1990’da 43; 1995’te 66: 2000’de 94; 2001’de 92; 2002’de 96; 2003’te 117; 2004’te 134; 2005’te142 ve 2006’da da167 trilyon dolardı.

Mali varlıkların bileşimi (2006):
—Hisse senetleri: 54 trilyon dolar.
—Özel senetler: 43 trilyon dolar.
—Tahviller: 26 Triyon dolar.
—Mevduatlar: 45 trilyon dolar.

Dünya gayri safi hâsılanın tutarı 1980’de 10; 1990’da 22; 1995’te 29; 2000’de 32; 2001’de 32; 2002’de 33; 2003’de 37; 2004’te 42; 2005’te 45 ve 2006’da da 48 trilyon dolardı.

Dünya çapında her türden mali varlıklar, 1980’den 2006’ya yaklaşık 14 misli, 1990’dan 2006’ya yaklaşık 4 misli, 2000’den 2006’ya da yüzde 177,6 oranında artıyor.  



Grafikte gerçekten var olan değerin ve hayali değerin; kâğıt üzerinde var olan değerin toplamı veriliyor: 2006 yılında dünya GSYİH miktarı 48 trilyon dolar. Bu, şu veya bu biçimde maddi değerlerin parasal ifadesidir. Ama aynı yılda dünya mali varlıklarının toplamı ise akıl almaz bir büyüklükte: 167 trilyon dolar. Yani dünya GSYİH'nın üç mislinden fazla bir miktar. Peki, bu para nereden geliyor, kaynağı nedir?

Üretken sermaye ve faiz taşıyan sermaye (para sermaye), gerçek değerleri ifade eder. Kapitalist ekonominin gelişme seyri içinde özellikle değerli kağıtlar, hisse senetleri biçiminde “fiktif sermaye” önemli olmaya başlamıştır. Kapitalist ekonomide, kendi içinde türevlenmesi bir kenara, son kertede iki türden sermaye ile karşı karşıyayız: a) Gerçek değerleri ifade eden sermaye (üretken sermaye ve faiz taşıyan sermaye (para sermaye) ve b) gerçek değerleri ifade etmeyen, hayali olan, sadece kağıt üzerinde yazılı olan sermaye (fiktif sermaye).

Gerçek sermaye, yatırımlarda bir defa kullanılır; yani makineye, fabrika binasına veya hisse senedine dönüşür. Ama değerli kâğıtların sahiplerinin elde ettikleri kazancın veya beklentilerin gerçek değerle bir ilgisi yoktur, sadece hesaplama değeri vardır ve bu değer de kazanç beklentisine dayanır. Ama Marks'ın dediği gibi, ekonomide; üretimde, ticarette işleri “kolaylaştıran her şey spekülasyonu da kolaylaştırır”. 'Çoğu durumda her ikisi de, birinin nerede bittiğinin, diğerinin nerede başladığının kolay kolay söylenemeyeceği kadar sıkı bir şekilde iç içe geçmiştir'.(Kapital, 3, s. 420).

Hisse senedi sermayesi, klasik hayali sermayenin temel biçimidir. Başlangıçta bir işletmenin gerçek değerini ifade eden hisse senedi, süreç içinde gerçek değerinden kopar; borsalarda söz konusu işletme üzerine beklentilerin seyrine gör bu hisse senetlerinin “değeri” de artar veya düşer. Bu kumar her gün bütün dünyada oynanmaktadır. Kumarın hangi boyutlarda oynandığını yaşanan banka ve kredi krizi, yukarıya aktardığımız hayali değerler göstermektedir.

Azami kar peşinde koşan sermaye, bu karı maddi değerlerin üretiminde bulamadığı için mali alana; spekülasyon alanına akmaya başlamıştır. Öyle ki, sermaye sahibi sermayesini değerlendirme sorunuyla karşı karşıya kalmıştır.

Mali krizler, spekülasyon krizleri kapitalizmin yasallığının bir ifadesi değildir; bunlar kapitalizme özgü krizler değildir. Bu krizlerin patlak vermesi engellenebilir. Kapitalizmde yasallığı olan, fazla üretim krizidir. Fazla üretim krizi olmaksızın kapitalizm düşünülemez. Fazla üretim krizi nesneldir ve hiçbir güç patlak vermesini engelleyemez, en fazlasıyla geciktirebilir veya güçlü mali krizler patlak vermesini hızlandırabilir. Kapitalist ekonominin son 20-30 yıllık tarihinde, diyelim ki geçen yüzyılın son çeyreğinden bu yana, sermaye ve üretimin uluslararasılaşması sürecinde sermayenin yoğun bir biçimde azami kar ve kazanç için mali alana kayması mali krizlerin; spekülasyon ve banka krizlerinin sık sık patlak vermesine neden olmuştur. 
Spekülasyon veya çok kullanılan kavramla ifade edersek bir spekülasyon köpüğü/balonu nasıl oluşur?

Marks Kapital'de 'Yedek sermayesi, hatta öz sermayesi olmadan çalışan ve bundan dolayı da tamamen para kredisine dayanarak faaliyet sürdüren çok sayıda spekülatör’lerden bahseder (Marks; Kapital, C. 3, s. 505).

Marks'ın tanımladığı bu parasız-pulsuz spekülatörlerin yerini bugün sermaye ile çalışan kurumsal yatırımcılar almıştır: Yatırım fonları, sigortalar, emeklilik fonları. Devasa boyutlardaki bu sermaye maddi değerlerin üretiminde değerlendirilme olanağı bulamayan sermayedir. Yani çağımızda spekülasyon oluşumu sermayeli oluyor ve oyun da bu sermayenin yatırımından doğan beklenti, kazanç üzerine oynanıyor. Devasa boyutlardaki hayali sermayenin aşırı birikimi kaçınılmaz olarak köpüklerin, balonların oluşmasına neden oluyor ve bunlar da zamanı gelince patlıyor. Amerikan konut pazarındaki spekülasyon köpüğü bunun en yeni örneğidir. Kapitalist dünya ekonomisi şimdi bu köpüğün patlamasının sonuçlarını yaşıyor.
Dalga dalga yayılan ve mali sektörde “çınarları” devirerek deprem etkisi yapan bu spekülasyon sonrasında banka ve kredi krizine dönüşen mali krizin gelişme seyrini özetleyelim:

Birinci dalga: 2007 yazında Amerikan konut piyasasında spekülasyon köpüğünün patlaması.

İkinci dalga: Devralmaları, birleşmeleri finanse etmek için iştirakçi şirketlere verilen kapsamlı kredilerde geriye dönüşün olmaması, yani bankaların, yatırım bankalarının zarar yapmaya başlamaları.

Üçüncü dalga: Mali sistemin çökeceği korkusundan dolayı iflasla karşı karşıya kalan Amerikan dev yatırım bankası Bear Stearns’in devletleştirilmesi. Amerikan devleti, neoliberalizmin ekonomiye müdahale etmeme temel ilkesini ayaklar altına alarak ve “bir güzel çiğneyerek” müdahale etti ve ölümcül yara alan bu yatırım çınarı JP Morgan'a peşkeş çekilerek durum atlatıldı. 

Dördüncü dalga: Krizin derinleşmesi ve kapsamlaşması; derinleşmede ve kapsamlaşmada nicel gelişme.

Beşinci dala: Bu dalga iflas etmeleri durumunda Amerikan gayrimenkul pazarının çökmesine neden olabileceklerinden dolayı iki dev ipotek bankası; „Fannie“ ve „Freddie“ devletleştirilmesiyle başlamış ve 700 milyar dolarlık “kurtarma” paketinin kabul edildiği 4 Ekime kadar sürmüştür.
Beşinci dalga döneminde gelişmeler,  gerçekleşen iflaslar ve devletleştirmeler:

1–14 Eylül: Lehman iflas etti, Merrill Lynch Bank of America'ya satıldı.
2–16 Eylül: ABD Merkez Bankası 85 milyar dolar vererek sigorta devi AIG'i kurtardı.
3–8 Eylül: İngiliz Bankası Lloyd TSB en büyük rakibi HBOS'u 12 milyar paunda satın aldı.
4–20 Eylül: Bush yönetimi 700 milyar dolarlık yardım paketini Kongre'ye götürdü. Aynı gün Barclay's Lehman'ın ABD operasyonlarını satın aldı.
5–21 Eylül: Goldman Sachs ve Morgan Stanley mevduat bankacılığı statüsüne geçirildi. Bu karar yatırım bankacılığının fiilen iflası anlamına gelmektedir.
6–22 Eylül: Japon Nomura, Lehman'ın Asya'daki varlıklarını satın aldı. Daha sonra da Avrupa'daki operasyonlarını aldığını duyurdu.
7–24 Eylül: Warren Buffet'ın sahip olduğu Berkshire Hathaway Goldman Sachs'tan 5 milyar dolarlık hisse aldı.
8–26 Eylül: ABD'nin en büyük bankası Washington Mutual'a hükümet el koydu, arkasından bankanın varlıkları 1,9 milyar dolara JP Morgan'a satıldı.
9–28 Eylül: Avrupa bankacılık sektöründe hareketli bir gün yaşandı. Fortis'in yüzde 49'u kamuya geçti, İngiliz hükümeti Bradford&Bingley'e el koydu.
10–29 Eylül: Citigroup Wachovia'yı satın aldı.
11–29 Eylül: Temsilciler Meclisi 700 milyar dolarlık yardım paketini reddetti ve borsalar tarihi bir çöküş yaşadı.
12–3 Ekim: Temsilciler Meclisi 700 milyar dolarlık yardım paketini kabul etti.  
13-4 Ekim: Fortis Hollanda’da tamamen devletin oldu.(Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’un hafta başında 11,2 milyar Avro sermaye aktararak iflastan kurtardığı Fortis’in ABN Amro dâhil Hollanda faaliyetlerinin, Hollanda hükümetine 16,8 milyar Avro'ya satılacağı açıklandı).

Yaşanan kriz yeni bir dalga oluşturmaz. Ya bu paket sonuç verir, Amerikan mali sistemi ve buna bağlı olarak da dünya mali sistemi kurtarılmış olur ya da neoliberalizmin çöküşü açıklanır ve bu arada kriz de reel sektörü vurur; yani yeni bir fazla üretim krizi patlak verir. Ama bu paketin de çare olmayacağı açık. Belki belli bir süre yeni iflaslar olmayabilir, ama artık sorun yeni iflasların olup olmayacağında değil. Örneğin Amerika'da iflas ettiği zaman ekonomiyi doğrudan etkileyecek, bizim burjuva basının sürekli kullandığı kavramla ifade edersek “şok” etkisi yapacak bir mali kurum da kalmadı. Amerikan emperyalizminin beş mali “çınarı”; beş yatırım bankasının beşi de iflas etti.

Bu 700 milyar dolarla; Amerikan işçi sınıfı ve emekçi yığınlarından vergi adı altında toplanan parayla ABD-Hükümeti, bankaların batık kredilerini satın alarak onları kurtaracak.

Amerikan Maliye Bakanı Henry Paulson, bu miktarın muhtemelen yetmeyeceğini de söylüyor.  Şimdiye kadar, sadece 2008 yılı içinde krizin üstesinden gelmek için ABD 900 milyar dolar harcadı (Harcama listesi için bkz.:  Berner Zeitung, 19 Eylül 2008).
H. Paulson doğru söylüyor. Bu miktar yetmez. Bu nedenle de korkudan titremeye devam ediyorlar: Sadece konut sahiplerinin batık kredi borcu 3-4 trilyon dolar arasında bir miktar. Hedge fonların ve “çekirge” işletmelerin batıklarını da hesaba katarsak bu miktar 6 ila 7 trilyona ulaşıyor. Buna iç pazardaki daralmayı; iflasları da eklersek 10 trilyon dolara varılıyor.

Ama sorun bununla da bitmiyor: Bankalar, kredilerin geri ödenmemesi riskine karşı kendilerini başka bankalarda ve sigortalarda güvence altına aldılar (sigortaladılar). Bu miktar 57,9 trilyon dolar tutuyor.

Amerikan emperyalizminin kurtarma eylemi 60 trilyon dolarlık bir risktir. Bazı hesaplara göre de Amerikan devleti 50 trilyon dolar derinliğinde bir çukura düşmüştür.

Bunun ötesinde Amerika'nın borcu 9 trilyon dolar tutuyor (devlet borcu). Bu miktara ABD'yi oluşturan devletlerin ve belediyelerin borçlarını da eklersek 20 trilyon dolarlık bir miktar ortaya çıkıyor.

Banka ve kredi krizi şimdi bütün şiddetiyle AB'yi de sardı. Kurtuluş yok.
Kriz paketi hazırlamak sadece ABD ile sınırlı kalmamıştır. AB ülkelerinden Japonya'ya kadar bir dizi ülke aynı amaçlı paketler hazırlamışlardır. Öyle ki sermaye hareketini belli kurallara bağlamakla “övünen” AB, Amerikan kriz paketi gerçekliğinden dolayı ikiye bölünmüş durumdadır: Bu türden pakete “evet” diyenler ve “hayır” diyenler.

AB, durumu görüşmek ve Amerikan paketine benzer bir paketin hazırlanması için 4 Ekimde Paris'te en üst düzeyde dörtlü mini-zirve düzenledi. Almanya pakete karşı çıkıyor Fransa destekliyor, İngiltere KOBİ'ler için paket talep ederken, İtalya sessiz kaldı. Söz konusu zirveden, sıkıntıda olan finans kuruluşlarının desteklenmesi kararı alındı, ama ABD'de olduğu gibi somut bir plan/paket çıkmadı. Katılımcılar, ilerisi için uluslararası finans sisteminin işleyişinin disiplin altına alınması yönünde çalışma yapma konusunda görüş birliğine vardılar. Ama bir-iki gün sonra durum tamamen değişti, en azından Almanya açısından değişti.

Almanya'da konut kredisi devi HRE'nin (Hypo Real Estate) iflastan kurtarılması kaçınılmaz olunca Almanya Paris’teki “müdahale etmeyelim” tavrından çark etti ve 50 milyar Avro ile bu bankayı şimdilik iflastan kurtardı. Bunun ötesinde, panik olur ve tasarrufçular bankalardaki mevduatlarını çekerler korkusundan dolayı Alman hükümeti “mevduatlar Federal Hükümetin garantisi altındadır” açıklamasını yapmak zorunda kaldı.  Zaten daha Paris’teki toplantı yapılırken bazı AB üyesi ülkeler bankalardaki mevduatların devlet garantisi altında olduğunu açıklamışlardı. Mevduatları devlet güvencesi altına almak Avrupa ülkeleri arasında hızla yayılıyor: İrlanda, Almanya, Yunanistan, Danimarka, Avusturya, İsveç, İngiltere,   Fransa, Bulgaristan, İtalya, Norveç, Portekiz, Slovenya mevduatları devlet güvencesi altına aldılar. 

AB, mevcut mali krize her ülke kendi olanaklarıyla müdahale etmeli anlayışındadır. Yani AB, Avrupa'yı da tam anlamıyla kasıp kavurmaya başlayan bu krize karşı ortak bir tavır geliştirecek durumda dahi değildir. 

Tartışması başka bir yazının konusu diyerek bu paket meselesinin eski bir teoriyi; “krizsiz kapitalizm” teorisini de yeniden gündeme getirdiğini belirtelim.

21. Yüzyılın en büyük/kapsamlı sermaye kıyımı-“Gazino” kapandı
21. yüzyılın en büyük sermaye kıyımını biraz somutlaştıralım (Yok edilen sermaye miktarı konusunda çok değişik veriler sunuluyor. Burada en güncel olanı veriyoruz):

Bankaların bir senelik fiyasko bilançosu: 1,27 trilyon Avro.
Dünya çapında buharlaşan borsa değeri: 2,3 trilyon dolar.

15 Eylül 2008 itibariyle dünya çapında buharlaşan borsa değeri
Dünya çapında borsa zararları (bankaların zarar miktarı, milyar dolar)
ABD
Citigroup
55,1
ABD
Merill Lynch
52,2
İsviçre
UBS
44,2
Büyük Britanya
HSBC
27,4
ABD
Wachovia
22,7
ABD
Bank of Amerika
21,2
ABD
Washington Mutual
14,8
Almanya
IKB Detsche Industriebank
14,5
ABD
Morgan Stanley
14,4
ABD
JP Morgan Chase
14,3
ABD
Lehman Brothers
13,8
Büyük Britanya
Royal Bank of Scotland
13,8
Almanya
Deutsche Bank
10,2
İsviçre
Credit Suisse
10,1
ABD
Wells Fargo
10,0
Fransa
Credit Agricole
8,6

Bir sene içinde mutlak zarar gören bankalar:(52 hafta, milyon Avro)
Mutlak zarar edenler:
Değer değişimi
Ind&Comm BK of China
-77.854,82
Wachovia Corp
-53.999,13
Bank of America Corp
-51.908,64
Royal Bank of Scotland Group
-47.915,24
HBOS PLC
-41.535,72
Fortis
-30.942,41
Sberbank-CLS
-30.542,22
Unicredit SPA
-30.038,99
China Construction Bank-H
-29.018,17
Societe Generale
-27.717,87
Barclays PLC
-27.061,35
Credit Agrcole SA
-26.732,32
China Merchants Bank
-26.058,41
Industrial Bank Co Ltd
-20.806,42
Natixis
-18.953,84
Intesa Sanpaolo
-18.929,45
Deutsche Bank AG
-18.796,59
Banco Bilbao Vizcaya Argenta
-17.952,61
Lloyds TSB Group PLC
-17.868,08
National Australia Bank Ltd
-15.593,92
Kaynak: Bloomberg Banks Index. Hesaplamayı yapan: WirtschaftsBlatt

Bir sene içinde görece zarar gören bankalar:(52 hafta, % olarak)
Görece zarar edenle:
Değer değişimi
Bradford%Bingley PLC
-89,16
National City Group
-81,28
HBOS PLC
-72,79
Bank of Ningbo Co Ltd
-71,41
Industrial Bank Co Ltd
-71,00
Natizis
-70,67
Alliance& Leicester PLC
-67,35
Standard Chartered Bank PK
-66,95
Anglo Irısh Bank Corp PLC
-65,84
JSCB Ukrsotsbank
-64,09
Colonial Bancgroup Inc
-63,90
Banco BPI SA.-Reg SHS
-63,16
Banco da Amazonia SA
-62,42
Regions Financial Corp
61,99
Huaxia Bank Co Ltd-Aval Bank-A
-61,36
Fortis
-61,28
Bank of Ireland
-61,08
First Horizon National Corp
-59,61
Shanghai Pudong De
-59,32
Kaynak: Bloomberg Banks Index. Hesaplamayı yapan: WirtschaftsBlatt

Dünya çapında etkili olan bu banka ve kredi krizinin daha hangi ülkeleri vurabileceği de artık pek önemli değil. Krizin önümüzdeki yakın zaman dilimi içinde Çin'de, Hindistan'da, Rusya'da, Brezilya'da patlak vermesi bu krizin gelişme seyri bakımından belki önemli olabilir.

Şimdi ders çıkartmanın, bazı gelişmeleri analiz etmenin zamanıdır. Önce Marks'ın bir göndermesini hatırlatalım: Kapital yapıtında Marks, 'borsa krizinin pratik şokunu politik ekonominin teorik şoku takip eder' der. Her kriz döneminde olduğu gibi şimdi de öyle oluyor. Hele bir de ekonomik kriz; fazla üretim krizi patlak verse teori dünyasında son 10-15 yıl içinde kurulmuş olan şatolar; “kartondan şato”lar arka arkaya yıkılacak. Nasıl ki mali kriz “desteksiz atmaya” artık zemin bırakmadıysa fazla üretim krizi de politik ekonomide desteksiz atmanın zemininin olmadığını bir kez daha gösterecektir. Ekonomide yasaların nesnel karakterli olduğunun unutulduğu ve o anda hâkim görüngülere bakarak ve ekonomik yasaların artık geçerli olmadığından hareketler yapılan değerlendirmelerin beş paralık değerinin olmadığını, güneş altında kalmış kar gibi eridiğini gösterecektir. Ama önce krizin şimdiye kadarki gelişmesinden bazı sonuçları ele alalım.

1- “Kriz” paketi ve devletleştirmeler:
Hani kurtarmayın, batan basın vaazında bulunuyordunuz?
Neoliberalizmin temel ilkelerinden birisi de sermayenin özgür hareketi önündeki engellerin kaldırılması, devletin ekonomik alandan çekilmesidir. Yani sermaye hareketiyle bağlam içinde her türden düzenleme kaldırılmalı ve piyasaların kendi serbest işleyişiyle kendi sorunlarını aşacağına inanılmalı. Anlayış böyle olduğu için emperyalist burjuvazi, örneğin Türkiye gibi ülkelere -2001 krizinde de yaşadığımız gibi- batanı kurtarmayın, karışmayın vaazında bulunuyordu. Ama şimdi tam tersini yapıyor ve bizzat piyasalara müdahale ediyor, bizzat devletleştiriyor. Bu anlamda neoliberalizm bu temel ilkesi bazında iflas etmiştir.

Devletleştirme sadece ABD ve İngiltere ile de sınırlı değil. Krizin baş gösterdiği başka ülkelerde de devletleştirme yapılmaktadır.
Yardım paketi de olarak tanımlanan ABD'nin mali sektörü kurtarma paketi, kabul edilmiş haliyle 700 değil 850 milyar dolarlık bir pakettir. Bu miktarla ABD, dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi konumuna gelmiş oluyor. Amerikan işçi sınıfı ve emekçi yığınlardan vergi adı altında toplanan paralar ve dünyanın talanından elde edilen miktarlar, iflas eden dev tekelleri ayakta tutmak için harcanacak. Bu paket aslında doğrudan bir devletleştirmedir.
Neoliberalizmin bayraktarlığını yapan Amerikan emperyalizmi, Wall Srteet'i neredeyse tamamen kamulaştırdı; devletleştirdi. Bu nedenden olsa gerek ülkenin adı “Amerika Sosyalist Birleşik Devletleri” olarak değiştirildi!

Neoliberalizmin savunucusu Amerikan emperyalizmi, “neoliberal düzenlemeden”; yani kuralsızlaştırmadan kurallaştırmaya geçiyor. Kriz,  monetarizmin pabucunu dama attı.

Kriz paketi hazırlamak sadece ABD ile sınırlı kalmamıştır. AB ülkelerinden Japonya'ya kadar bir dizi ülke aynı amaçlı paketler hazırlamışlardır. 

Bu kriz nedeniyle mali pazarların yeniden düzenlenmesi anlayışı çok farklı çevreler tarafından ısıtılarak ortaya atılmakta. Bu baylar ikiyüzlülükte sınır tanımıyorlar: Mali sektörde talan şimdiye kadar mali pazarların düzensizleştirilmesiyle; neoliberal kuralların geçerli kılınmasıyla gerçekleştirildi. Kriz patlak verdikten ve sistemi tehdit eden boyutlara vardıktan sonra korkuya kapılan emperyalist burjuvazi, ABD'de olduğu gibi bu sefer de mali pazarların devlet tarafından düzenlenmesini talep etmeye başladı ve gerçekleştiriyor da. Amerikan emperyalizminin söz konusu paketi, mali pazarların veya kapitalizmin devletçi düzenlenmesinden başka ne anlam taşır? Bu durumda mali sermaye şimdi de devletçi düzenleme zemininde talanını sürdürecektir. Emperyalizmin tarihi, burjuvazinin zorunlu kaldığı dönemlerde o döneme uygun düşen belli ekonomi politikaları uyguladığını göstermiştir.  Her seferinde tekelci sermayenin çıkarları esas alınmıştır. Şimdi de öyle.

Karlar özel kalıyor, ama zararlar sosyalleştiriliyor; devletleştiriliyor: Bu zararların faturası bütün dünyaya çıkartılıyor.

2- Mali kriz sermaye birleşme sürecini hızlandırdı:
Mevcut kriz banka sektöründe sermaye yoğunlaşması sürecinin hızlandırılması için de kullanılmaktadır. Amerika'da bazı bankaların, yatırımcı kurumların başka bankalara peşkeş çekilmesi bu sürecin ifadesidir. Bear Stearns'in iflasla karşı karşıya kalmasından sonra Amerikan Merkez Bankası aracılığıyla JP Morgan'a peşkeş çekilmesi; İngiliz Bankası Lloyd TSB en büyük rakibi HBOS'u 12 milyar paunda satın alması; Japon Nomura'nın, Lehman'ın Asya'daki varlıklarını satın alması; Citigroup'un Wachovia'yı satın alması ve son olarak da Bank of America'nın,  50 milyar dolara Merrill Lynch’i satın alması banka sektöründeki sermaye birleşmesine; yoğunlaşmasına birer örnektir. Kapitalizmin “normal” koşullarında birbiriyle ölesiye rekabet eden bu tekeller, kriz döneminde birbirlerini yutuyorlar.

3-Mali sermayenin temsilcisi yatırım bankacılığı çöktü:
Spekülatif sermaye hareketinin motoru konumunda olan yatırım bankacılığının, neoliberalizmin bu temel teorisinin bir konjonktür dönemi kadar dahi ömrü olmadı. Amerika'da önde gelen yatırım bankalarının arka arkaya iflası, ticari bankaya (Mevduat bankacılığına) dönüştürülmesi veya başka bankalar tarafından devralınmaları bunu göstermektedir: Eylül ayında Goldman Sachs ve Morgan Stanley Amerikan Merkez Bankası tarafından mevduat bankasına dönüştürülmüşlerdir. Keza Eylül ayında Merrill Lynch, Bank of America tarafından devralınırken, Lehman Brothers iflastan sonra Britanya Bankası Barcklays ve Mart ayında da Bear Sterns, JP Morgan Chase tarafından devralınmıştır. Böylece Amerika'da yatırım bankacılığı ölmüştür.   

4-Sermayenin ulusal kökeni sorunu:
Uluslararası sermayenin ulusal kökeni, sığınacağı bir “ulusal” limanın olmadığı söylendi. Sermaye, yurt içinde azami kar elde edemediği için yurt dışına çıktı diye “ulusal” kökeninden kopartıldı. Bu sermayeyi uluslararası çapta ve böylece dünya ekonomisini mali sermaye çatısı altında birleştirmek isteyen teori ve anlayışlar iflas etti. Kriz, en uluslararasılaşmış sermayenin dahi ulusal kökeninin olduğunu, sığınacak bir “ulusal” limanının olduğunu gösterdi. Her bir devletin kendi sermayesini kurtarmak için hareket etmesi başka nasıl yorumlanabilir?

5-Ulus-devlet olgusu ve neoliberalizm:
Emperyalist küreselleşmeye eşlik eden en önemli konulardan birisi de ulus-devletin önemsizleşmeye ve onun görevlerini uluslararası kurumların almaya başladığıydı. Öyle ki bu anlayış, ulus-devleti tamamen yok etmeye ve BM, IMF, DB gibi uluslararası kurumlar önderliğinde bir “dünya cumhuriyeti” kurmaya kadar götürüldü. Tabi bu süreç içinde İmparatorluk kuranlar da oldu (Negri). Öyle ki, dünyayı mali pazarların yönettiği ileri sürüldü. Ama mali kriz, bu türden teorilerin beş para değerinin olmadığını gözler önüne serdi. Bu “zor” durumundan kurtulmak için uluslararasılaşmış sermaye devletine ve hükümetine sığındı.

Bear Stearns, Fannie Mae ve Freddie Mac ve AIG’i; bu asırlık Amerikan mali tekellerini ne Alman, ne Fransız ve ne de Japon devleti kurtardı. Amerikan devleti kurtardı. Amerikan emperyalizminin beş mali “çınarı”nın kurtarılması için örneğin Almanya kılını kıpırdatmadı, İngiltere can simidi olmadı, Amerikan devleti can simidi oldu. Alman sermayesini tehlikeye karşı ne Amerikan, ne Rus devleti koruyor. “Her koyun kendi bacağından asılır” deyimi geçerli oluyor.

6-Sermaye ve üretimin uluslararasılaşma derecesi düştü:
Kriz, sermaye ve üretimin, ama şimdilik sermayenin uluslararasılaşma derecesini geriletmiştir. Böylece mali ve ekonomik krizler ile sermaye ve üretimin uluslararasılaşması arasındaki diyalektik bağ, bu bağı görmek istemeyenler için de açığa çıkmıştır: Mali ve ekonomik kriz, sermaye ve üretimin uluslararasılaşmasını etkileyen; gerileten nesnel bir faktördür. Artık sermaye yerküreyi “kısa günde kırk kere dolaşmak” için yola çıkmıyor. Korkuyor, risk almıyor ve olduğu yerde, o “ulusal” limanında kalıyor. Mali kurumların dünyaya açılmışlık durumundan geriye çekilmeleri devasa boyutlara varmıştır. Yani bu kriz küresel yatırım akışlarını geriletmiştir.

Unctad raporuna göre 2008'in ilk yarısında uluslararası birleşmeler ve devralmalar geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 30 oranında gerilemiştir. 

Unctad'ın uluslararası tekeller arasında yaptığı bir ankete göre 2007 yılında yurt dışı yatırımlarını genişletmek isteyen işletme sayısında yüzde 30 oranında bir artış vardı. Şimdi durum tersine dönmüş ve bu türden firmaların sayısındaki artış yüzde 20'de kalmıştır.

7-Kriz ve Kautsky'nin “Ultra-emperyalizm”inde bütünleşen dünya ekonomisi ve emperyalistler arası çelişkiler:
Kautsky'nin “Ultra-emperyalizm” anlayışının ve bu anlayışta ifadesini bulan bütünleşmiş dünya ekonomisinin nasıl bir hayal olduğunu mali krizin şimdiye kadarki gelişmesi dahi göstermektedir. Hayal olan, emperyalist ülkeler ve tekeller arasındaki çelişkilerin yumuşaması ve bir bütünde; tekilde birleşmeye doğru ilerlenmesidir. Bu bütün, bütünleşmiş dünya ekonomisidir. Ama gerçeklik, her gün yaşanan kapitalist dünya ekonomisi gerçekliği; her bir emperyalist ülkenin kendi çıkarı, kendi sermayesinin çıkarları doğrultusunda kararlar alması ve uygulaması, Kautsky'nin teorisini paramparça etmekte ve dünya ekonomisinin de halkaları tek tek ülke ekonomilerinden oluşan bir zincirden başka bir şey olmadığını göstermektedir. Emperyalistler arası çelişkilerin seyri ve dünya ekonomisinin ne denli bütünlüksüz; tek tek halkalardan oluşan bir zincir olduğunu,  mali krize karşı ortak hareket etmenin koşullarını tartışmak için 4 Ekimde Paris'te toplanan Almanya, Fransa, Büyük Britanya ve İtalya'nın ancak, Sarkozy'nin ifadesiyle  “her ülke kendi olanaklarıyla hareket edecek” anlayışında karar kılmış olmaları göstermektedir.
Kautsky'nin teorisinin beş paralık değerinin olmadığını; “Ultra-emperyalizm”de bütünleştirdiği dünya ekonomisi anlayışının en fazlasıyla bir hayal olabileceğini kapitalizm gerçekliği bizzat göstermiyor mu?

8-”Sosyal harcamalar” ve gerçekler:
”Sosyal harcamalar için para yok” dendi. Ama zarar eden ve iflasla karşı karşıya kalan tekelleri, milyonerleri ve milyarderleri kurtarmak için para bulundu; Yok denilen para “birden bire” var oldu.

9-Kapitalist sistemde mali sermayenin merkez olma kavgası:
ABD'nin dünya mali sisteminin merkezi olma konumu tehlikeye düşmüştür. Amerikan emperyalizmi güç kaybetmiştir, kaybetmektedir. Bu kriz, Amerikan emperyalizminin dünya çapında mali hegemonyasına ölümcül bir darbe vurmuştur. Amerikan emperyalizminin yeniden eski konumuna gelmesi zayıf bir olasılıktır. Ama bundan da süper güç ABD'nin hemen çökeceği sonucunu çıkartmamak gerekir. ABD, Büyük Britanya'nın yaşadığı yükseliş sürecini yaşamış ve şimdi sıra onun çöküş sürecini yaşamaya gelmiştir. (Başlı başına bir konu olduğu için bu olguyu belirtmekle yetiniyorum).

10-Kriz emperyalistler arası çelişkileri keskinleştiriyor:
Dünya çapında etkili olan banka ve kredi krizi, yukarıda da belirttiğimiz gibi sermayenin kapsamlı yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Bu yoğunlaşma sürecinde zor duruma düşen bankalar, diğerleri tarafından yutulmaktalar. Bu durum kaçınılmaz olarak uluslararası tekeller ve emperyalist ülkeler arasındaki güç dengesini değiştirmektedir. Bu rekabette konumunu kaybetmek istemeyen güçler ile arkadan gelen ve pay talep eden güçler arasındaki hegemonya mücadelesi şiddetlenecektir. Bu anlamda bu krizden dolayı yara almış olan Amerikan emperyalizmi, mevcut askeri üstünlüğünü kullanarak mali ve ekonomik alanda kaybettiği üstün konumu yeniden kazanmaya çalışacaktır. Bu nedenle yeni savaşları da göze alabilir. Örneğin Kafkasya sorunlarını kaşıyabilir. Açık k kriz, savaş tehlikesini güçlendiren bir faktör olmaktadır.

Mali kriz sürecinin şimdiye kadarki aşamasında çıkartılması gereken dersler bunlar. Kısaca belirttiğimiz bu konuları ve krizle ilgili başka konuları da yeri geldikçe açacağız, analiz etmeye çalışacağız.

Sonuç:
Mali krizle, somutta da dünya çapında yaşanan banka ve kredi kriziyle fazla üretim krizi arasında bir bağ olmamasına; mali kriz = fazla üretim krizi olmamasına rağmen, bu krizlerin maddi değerlerin üretimini etkilediği açıktır. Bu anlamda mevcut kriz yeni bir fazla üretim krizinin habercisidir. Birçok emperyalist ülkenin fazla üretim krizinde olması, ABD ekonomisinin fazla üretim krizinin eşiğinde olması, geriye kalan emperyalist ülkelerde sanayi üretiminin durgunluk içinde olması veya ekonomisi büyüyen ülkelerde büyüme oranlarının küçülmesi, dünya ekonomisinin yeni bir fazla üretim kriziyle karşı karşıya olduğunun açık işaretleridir.
Böyle bir krizin patlak vermesi durumunda dünya ekonomisi nispeten uzun süren bir durgunluk sürecine girebilir. Dünya ekonomisinin durumu, çelişkilerinin gelişme seyri böyle bir sürecin yaşanma koşullarını oluşturmaktadır.

Evet, Marks'ın dediği gibi 'borsa krizinin pratik şokunu politik ekonominin teorik şoku takip eder'.
Şimdi sıra “sağlı sollu” bu teorik şoka geldi.