deneme

22 Haziran 2011 Çarşamba

LİBYA VE NATO'NUN AFRİKA STRATEJİSİ


19 Martta Amerikan AFRICOM komutasında başlayan Libya'nın bombalanması NATO önderliğinde „Birleşik Koruyucular“ adı altında devam ediyor. Dünyanın tek askeri ittifakı konumunda olan NATO'nun Libya'ya saldırısı, tarihinin en uzun ikinci saldırısıdır; Afganistan 10 senedir bombalanıyor,Yugoslavya 78 gün boyunca bombalanmıştı. 

NATO'nun bilinen, kuruluş amacının ötesinde, tabii bu amaçtan bağımsız olarak değil, şimdiye kadar iki stratejik konsepti olmuştur. Bunlardan ilki 1999'da Washington zirvesinde kabul edilmişti. NATO'nun ilk saldırı savaşı da bu dönemde gündeme geldi; Yugoslavya'nın bombalanması, bölünmesi ve aynı zamanda yeni üyelerin (Çek Cumhuriyeti, Polonya, Macaristan) kabul edilmesi bu süreçte gerçekleşti. İkinci stratejik konspt de Lizbon zirvesinde kabul edildi (Aralık 2010). Şimdi 28 üyeli bu askeri ittifak, bütün dünyayı sorumluluk alanı olarak gördüğünü pratikte uyguluyor.
Libya'ya karşı saldırı sadece Gaddafi-rejimine karşı bir saldırı değildir. Aslında Gaddafi, NATO'nun Amerikan emperyalizmi eksenli planlarının gerçekleştirilmesi için bir vesiledir. Bu anlamda Libya'ya saldırı Amerikan Afrika Komutanlığı (AFRICOM) için de bir denemedir.
Afrika, aynı zamanda, 25 bin kişilik “NATO Response Force“ (NATO tepki güçleri) için de bir laboratuvardır. Birkaç gün içinde görev yapabilecek ve altı ay görevini sürdürebilecek yetenekte olan bu askeri güç, NATO'nun bütün dünyada her an kullanabileceği tek askeri örgütlenmedir.
2006'da NATO, ada ülkesi Kap Verde'de (Batı Afrika) 2 hafta süren kapsamlı bir askeri tatbikat yapar. Bütün üyelerinin (o zaman için 26) katıldığı bu tatbikatta ittifakın gücü denenir; 8 bine yakın asker, savaş gemileri, saldırı helikopterleri, uçak gemileri, Amerikan özel güçleri bu tatbikatta yer alır. NATO'nun amacı o zamanki Genel Sekreterinin deyimiyle ”21. yüzyılda büyük uzaklıkları kapsayan güvenlik için hazır olmak gerekir“i denemekti. Bu tatbikat, kara, hava ve deniz güçlerinin NATO'nun küresel görev yapabilmesi için ilk denemesi olmuştur. „Washington Times“a göre NATO Brüksel merkezli, statik, Avrupa'ya odaklanmış, savunmacı bir örgüt olmaktan çıkarak küresel bir güvenlik aracı olmalıydı.
2008'den bu yana NATO, Somali kıyılarında, Aden Körfezi'nde sürekli donanma bulundurmaktadır. NATO'nun faaliyetleri, Pentagon'un faaliyetleriyle paralel yürümektedir. Doğu ve Batı Afrika'da görev yapan Afrika Hazır Güçleri, Kuzey, Güney ve Merkezi Afrika için de planlanmaktadır. Bunlar hem AFRICOM hem de NATO tarafından kontrol edilmektedir.
21. yüzyılda dünyanın her tarafında saldırı ve müdahale yeteneğine sahip NATO planında diğer şeylerin yanı sıra şu anlayışlar da yer almaktadır:
NATO sınırları dışındaki krizler ve çatışmalar, İttifak'ın ve halkın güvenliği için dolaysız bir tehlike oluşturabilirler. Bu nedenden dolayı NATO, mümkün ve gerekli olan her yerde krizleri engellemeye, yönetmeye, krizlerden sonraki durumu stabilize etmeye, yeniden inşayı desteklemeye çalışacaktır. Çatışmadan korunmanın başarısız olduğu yerde NATO, söz konusu düşmanlıkları yönetmek için hazırlıklı ve bu işi yapacak durumda olacaktır”.
NATO'nun bir güvenlik ittifakı olması, her tarafta operasyon yapabilecek bir askeri güç oluşturması, herhangi bir yerdeki operasyonu entegre komutanlık yapısıyla kontrol edebilmesi tarihte benzersizdir“.
Bu özelliklerin sonuçlarını insanlık yeteri kadar tanımaktadır; Yugoslavya'ya saldırı (1999), Afganistan'a sadırı (2001), Irak'a saldırı (2003) ve şimdi de yeni konseptiyle Afrika'ya saldırı için Libya'nın bombalanması.
Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da halk ayaklanmaları etkisini Libya'da da gösterdi. Şubat ayından bu yana Gaddafi rejimine karşı sürdürülen mücadele Arap ülkelerinde yaşanmakta olan ayaklanmaların şimdiye kadar en şiddetlisi oldu; bunun ötesinde dış güçler müdahale ederek Libya'nın iç sorununda doğrudan taraf oldu.
NATO önderliğinde emperyalist ülkelerin Tunus ve Mısır değil de Libya'ya doğrudan müdahale etmeleri nedensiz değildir; jeostratejik çıkarlarını (ekonomik ve siyasi çıkarlar) korumak, savunmak için ve aynı zamanda Arap ülkelerindeki halk ayaklanmalarının radikalleşerek emperyalistler açısından „maksadını aşan boyutlara“ varmasından korkarak Libya'ya askeri müdahalede bulundular. Amaçları, Libya'da rejim değişiminin belli bir düzen içinde gerçekleştirilmesini sağlamaktı. Bundan anladıkları da Gaddafi ve en yakın çevresinin Libya'yı terk etmesi ve Bengazi eksenli muhalefetin iktidara gelmesiydi. Gaddafiyi susturmak ve bu değişimi sağlamak için de BM 17 Mart 1973 tarihli bir bildirgesine sığınarak Libya hava sahası üzerinde uçuş yasağı koydular.
Uçuş yasağı kararı ve uygulaması için „sivil halkın korunması“ demagojisi öne sürüldü. Ama bu arada sayısız insan NATO bombalarından dolayı katledildi.
Önce Amerika'nın doğrudan komutanlık ettiği Libya'ya havadan saldırılar sonra NATO'ya devredildi. Açık ki saldırılardan umulan sonuç alınamadı ve şimdilerde karadan müdahale dillendirilmektedir.
Libya ve emperyalistler arası çelişkiler:
Arap ülkelerindeki kalkışmalar, krizler, devrimler, savaşlar, ayaklanmalar çağını güncelleştiriyor. Bloklaşmaları ve ittifakları soru götürür yapıyor. Emperyalist ülkeler arasındaki; ABD-AB-Rusya- Çin ve AB içi emperyalist güçler (Almanya-Fransa) arasındaki çelişkileri açığa çıkartıyor. Libya'ya saldırı kararı ve uygulaması emperyalistler arası çelişkilerin de etkili olduğu bir süreçtir.
Fransa, sömürgeci güç ve bu ülkeler üzerinde „hak sahibi“ olduğu; buraların kendisinden sorulacağı anlayışı içinde hareket ediyor. Ama bu ülkelerin hiç birinde de istediği gibi etkili olamıyor.
Fransız emperyalizmi, AB'de ve Kuzey Afrika'da giderek etkisizleşiyor. Saldırganlığının esas nedeni bu. Bu nedenle Almanya karşısında askeri üstünlüğünü koz olarak kullanmaya çalışıyor ve bölgeyle ilgili AB'nin askeri ve diplomatik ilişkilerinin Fransa üzerinden sürdürülmesini istiyor.
AB'nin doğu genişlemesini kontrolü altında tutan Almanya, Rusya ile ilişkilerini derinleştirme ve kapsamlaştırma çabası içinde. Bu da Fransa'yı oldukça rahatsız ediyor. Önemsizleşen AB, önemsizleşen Fransa'nın Almanya ile çelişkilerinin keskinleşmesi demektir.
ABD'nin de Libya'da önemli sayılacak ekonomik yatırımları yok. Ama Libya Amerikan emperyalizmi için ekonomik açıdan potansiyel önemlidir. Dolayısıyla ABD açısından Libya şimdilik siyasi ve askeri olarak önemlidir.
Kuzey Afrika'da savaşın sadece Libya'ya karşı olmakla sınırlı olmadığı, Afrika kıtası üzerinde Çin ve Batılı emperyalist güçler arasındaki rekabetten de; daha doğrusu Çin'in Afrika'daki yayılmasından da anlaşılmaktadır. Çin Ticaret Bakanlığı verilerine göre NATO'nun Libya'yı bombalamaya başladığında 75 büyük Çin işletmesi Gaddafi rejimiyle toplam 18 milyar dolarlık anlaşma yapmıştı. Savaşın devam etmesi ve Bengazi muhalefetinin hakimiyeti durumunda Çin'in zararı büyük olacaktır.
Bu savaşın en önemli nedeni belki de Çin'dir. Çin, neredeyse Afrika'nın yarısını satın almış durumda;1995'te Çin'in Afrika ülkeleriyle ticaret hacmi ancak 6 milyar dolardı. 2010'da bu miktar 130 milyar doları aştı. Güney Afrika Standard Bank'ın tahminine göre Çin'in Afrika'daki doğrudan yatırımları 2015 yılına kadar 50 milyar doları aşabilir. Çin petrol ihtiyacının yüzde 28'ini Afrika ülkelerinden sağlıyor ve sürekli de yeni petrol yatakları elde etmeye çalışıyor.

Çin, sadece ekonomik faaliyetiyle değil, siyasi faaliyetiyle de Afrika ülkelerinde etkili oluyor; yeni okul ve yol yapıyor; düşük faizli kredi veriyor. Bundan dolayı örneğin Angola, Çad, Nijerya, Sudan, Uganda, Etiyopya IMF kredilerinden vazgeçerek Çin'den kredi aldılar.

Çin'in bu yayılmasından en çok rahatsız olan Amerikan emperyalizmidir; ne pahasına olursa olsun Çin'i Afrika'da durdurmaya, bir „Çin Afrikası'nın oluşmasını engellemeye çalışıyor. 

NATO çerçevesinde emperyalist güçler, başta da Amerikan emperyalizmi, Libya saldırısıyla yeni bölgesel bire savaş alanı oluşturdular. Ortadoğu (Filistin ve Irak) ve Orta Asya (Afganistan) ile birlikte jeostratejik olarak birbiriyle sıkı bağ içinde olan üç bölgede dört savaş alanı açıldı. Buna Suriye de dahil olabilir. Bu bölgesel savaş alanları, Amerikan emperyalizminin dünya hakimiyeti jeopolitikasının ve NATO'nun yeni genel konseptinin-askeri planının bir parçasıdır.
Libya'ya saldırı aynı zamanda petrol için bir savaştır. Libya dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olan ülkelerinden birisidir. Bu saldırı sonucunda Gaddafi rejiminin devrilmesi ve Bengazi muhalefetinin iktidar olmasıyla Libya petrol ve doğal gazının enerji tekellerinin eline geçmesi ulaşılmak istenen hedeflerden birisidir.

"Oil and Gas Journal" dergisine göre Libya 46,5 milyar varil kanıtlanmış petrol rezervine sahiptir. Libya, Afrika'nın en büyük petrol çıkartan ülkesidir.

Belirtilen nedenlerden dolayı Libya'ya saldıran emperyalist ülkelerin amaçlarından kolay kolay vazgeçmeyecekleri açıktır; kaybedecekleri çok şeyin olduğunu biliyorlar. Kaybedilenin sadece Libya ile sınırlı kalmayacağını; Kuzey Afrika ve genel olarak Afrika planlarının boşa çıkacağını, güçlenen halk hareketleri tarafından geri püskürtüleceklerini çok iyi biliyorlar.

Libya'ya karşı sürdürülen NATO saldırısı adeta kanıksandı; Tunus ve Mısır'daki gelişmelerin ele alındığı kadar ele alınmıyor. Oysa bu savaştan da çıkartılması gereken dersler vardır. Tunus ve Mısır önemlidir, ama belirttiğimiz nedenlerden dolayı Libya da oldukça önemlidir. Bu ülkede sürdürülen saldırının sonucu; hem Gaddafi güçlerinin kazanması hem de kaybetmesi bakımından bölgenin siyasi şekillenmesini doğrudan ilgilendirmektedir.
Muhalefetin kazanması, bölgeye NATO şemsiyesi altında emperyalist güçlerin, başta da ABD'nin yerleşmesi demektir. Bu, bölgede emperyalist tahakkümü ve yerli gerici rejimleri güçlendirecektir. Gaddafi güçlerinin kazanması durumunda sözde antiemperyalist Gaddafi, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı mücadele adı altında yeni bir gericilik rüzgarı estirecektir.

Şu andaki yenişememe durumu uzun sürmez; buna saldırgan NATO güçlerinin tahammülü yoktur. Her geçen günün aleyhlerine olduğunu biliyorlar.