deneme

20 Eylül 2012 Perşembe

SOSYALİZMDE META ÜRETİMİ VE DEĞER YASASI (I)

-->

SOSYALİZMDE META ÜRETİMİ VE DEĞER YASASI (I)

Yöntem Üzerine:

Söz konusu konular oldukça kapsamlı. Mümkün olduğunca kısa tutmaya çalıştım. Çoğu yerleri özetledim. Ne derece anlaşılır bilmiyorum.
Emeğe göre ilkesi, ücret makası sorunu/yasası+değer yasası+fonların kullanımı, meta üretimi, sosyalist ülkede kapitalist mülkiyetin düzeyi, oranı, sınırları vb. konular, tarihsel gelişmeleri içinde ele alınması gereken konulardır. Bu nedenle, kapitalizmde ve sosyalizmde bu konuların nasıl ele alındığının açıklanması gerekir. Aksi taktirde revizyonist sistemde durumun ne olduğu açıklanamaz.

Bu konuların hiçbirisi tek başına ele alınacak konu değil. “Emeğe göre ilkesi+ücret makası sorunu+değer yasası+fonların kullanımı+meta üretimi” vb. birtakım tanımlamalarla açıklanamaz. Örneğin tek başına ücret sorunu/sosyalizmde ücret politikası, sosyalizmin inşa sürecinin ele alınmasını kaçınılmaz kılar. Bunun ötesinde kimin ne dediği ele alınmaksızın ücret politikasının gelişme seyri açıklanamaz.

Bu konularda belli bir sonuca varabilmek için veya bu konulara belli bir açıklık getirebilmek için a)Sosyalizmin inşa sürecindeki görüşler ve uygulama ve b)Revizyonist dönemdeki görüşler ve uygulama anlatılmak zorundadır.

Burada yayınlanan ve yayınlanacak olan Sosyalizmde Meta Üretimi ve Değer Yasası ve Sosyalizmde Ücret Politikası 1990'lı yıllardan kalmadır.
Bu konuların da ele alındığı bütün yönleriyle Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin inşası ve geriye dönüş için bkz.: İbrahim Okçuoğlu; SSCB'de Sosyalizmin Zaferi ve Kapitalizmin Yeniden İnşası Sorunları, Akademi Yayın, Temmuz 2011.

I-SOSYALİZMDE META ÜRETİMİ, DEĞER YASASI VE SOVYET PRTİĞİ


Meta üretimi, farklı üretim biçimlerinde veya toplum formasyonlarında görülür. (Köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist üretim biçimleri). Meta üretiminin farklı üretim biçimlerinde var olması, onun belli bir üretim biçimine bağlı olmadığını, bu her bir üretim biçiminde var oluş ve etkide bulunma koşullarının olduğunu gösterir. Söz konusu bu her bir üretim biçiminde meta üretiminin anlamı/önemi, onun, kendi kendine yeterli bir olgu olarak, başka ekonomik ilişkilerden tecrit edilerek, tek başına alınarak açılanamayacağını gösterir. Bu nedenle;
  • Meta üretiminin söz konusu bu her bir toplum formasyonunda (üretim biçiminde) oynadığı rol, ancak, bütün diğer ekonomik ilişkilerle ve ilişkileriyle bağlam içinde ele alındığında açıklanmış olur.
Kapitalizm öncesi üretim biçimlerinde meta üretiminin etki alanı sınırlıydı(1). Meta üretimi tam gelişme olanağını ancak kapitalizmde bulur. Çünkü ancak kapitalist üretim biçiminde işgücü meta olur, kapitalist özel mülkiyet hakimiyet kurar ve böylece meta üretimi ve dolaşımı da azami gelişme ve genişleme olanağına sahip olur. Bu nedenle kapitalizm, meta üretiminin en yüksek biçimidir. Bu üretim biçiminde her şey meta biçimini alır; her tarafta satmak ve satın almak ilkesi hakimdir.

Demek oluyor ki meta üretimi, kapitalizmin iktisadi temelini oluşturur ve en gelişmiş seviyesine kapitalist üretim biçiminde ulaşır. Yani kapitalizm, meta üretiminin en yüksek biçimidir. Bu anlamda emperyalizm de, en gelişmiş meta üretimidir. Çünkü yasaları aynıdır, ama kapitalist üretim, meta üretimiyle karıştırılmamalıdır, aynılaştırılmamalıdır.
Marks’ın dediği gibi, “meta üretimi, üretim araçlarının özel mülkiyette olması, iş gücünün pazarda kapitalist tarafından satın alınması ve üretim sürecinde sömürülmesi ve bunun sonucunda ücretli işçilerin kapitalistler tarafından sömürüldüğü sistemin var olması koşullarında ancak kapitalizme neden olur” (2).

Bir şeyin/nesnenin neden meta olduğunu Marks, “genel kural olarak kullanım nesneleri, sadece, işlerini birbirlerinden bağımsız olarak yürüten özel işlerin ürünleri oldukları için meta olurlar” diye açıklar (3).

Bu durumda, üreticilerin, birbirlerinden bağımsız olarak ürettikleri kullanım nesneleri meta oluyorlar.

Peki bu nesnelerin değeri nasıl belirleniyor?
Herhangi bir metanın değerinin büyüklüğünü, toplumsal olarak gerekli iş miktarı, ya da onun elde edilmesi için toplumsal bakımdan gerekli olan çalışma zamanı belirler... Bir metanın değeri ile başka bir metanın değeri arasındaki ilişki, birincinin üretimi için gerekli iş zamanı ile ikincisinin üretimi için gerekli iş zamanı arasındaki ilişki gibidir. Değer olarak bütün metalar, sadece, donmuş belli ölçüde çalışma zamanıdır” (4).

Bu durumda iki veya çok sayıda nesnenin/ürünün meta olabilmesi için iki elzem koşul söz konusudur:
Bu nesnelerin/ürünlerin sahiplerinin, birbirlerinden bağımsız çalışan özel mülk sahipleri olmaları ve bu ürünlerin/nesnelerin üretimi için aynı miktarda toplumsal çalışma zamanı harcanması gerekir. Böylece bu ürünler, aynı büyüklükte bir değere sahip olurlar.

Bu durumda değer yasası nasıl tanımlanır?
Özel mülkiyete dayanan meta ekonomisinde egemen olan üretim anarşisi koşullarında, üretimin elementar düzenleyicisi olarak, pazar rekabeti yardımıyla kendini kabul ettiren değer yasası ortaya çıkar.
Değer yasası, meta üretiminin ekonomik yasasıdır; bu yasa uyarınca metalar üretimleri için harcanan toplumsal olarak gerekli iş miktarına uygun olarak birbirleriyle değiştirilirler” (5).
  • Meta ve değer; değer yasası, kapitalizmin “olmazsa olmazı”dır.
Kapitalist meta üretiminin gelişmesi, üretimin toplumsal karakteriyle ona el koyuşun özel kapitalist biçimi arasındaki çelişkinin giderek derinleşmesi anlamına gelir. Bu çelişkinin had safhaya kadar gelişmesi sosyalist devrime neden olur.

Sosyalist devrim, her koşul altında ve her ülkede üretim araçlarının hemen toplumsallaştırılması anlamına gelmez. Sosyalist devrim, sanayide üretim araçlarını doğrudan toplumsallaştırır. Ama kırsal alanda durum, her bir ülkede kapitalizmin gelişme derecesine göre farklı boyutlarda da olsa, değişiktir. Kırsal alanda büyük kapitalist üretimin/mülkiyetin yanı sıra küçük ve orta köylü üreticiler yaygın olarak vardır. Küçük ve orta üreticilerden oluşan bu özel mülkiyet yığını, hemen, doğrudan toplumsal mülkiyete ve üretime geçmeye hazır değildir; tarım kesiminde büyük kapitalist üretim dışında kalan bu üretim ve üreticiler, dağınıktır ve üretim araçlarının doğrudan toplumsallaştırılmasına hazır değildir.
Bu nedenle, sadece ve sadece bu nedenle, sosyalist devrimin zaferi, meta üretimi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Ama sosyalist devrimin nihai zaferi, komünizme geçiş, ancak ve ancak, meta üretiminin yok edilmesiyle mümkün olur.

1-Sosyalizmde Meta Üretimi

Sosyalist toplumda meta üretimi ve değer yasası sorunu, sosyalist politik ekonominin en önemli sorunlarından birisidir. Bunun ne denli önemli teorik bir sorun olduğunu bizzat bu tartışma da göstermektedir. Bu sorunun ne denli teorik-pratik bir anlam taşımış olduğunu da sosyalizmin inşa tecrübeleri göstermektedir.
Bu alanda yegane teorik çalışma Stalin tarafından kaleme alınan “SSCB’nde Sosyalizmin Ekonomik Sorunları” yapıtıdır. Stalin, bu eserinde Marks, Engels ve Lenin’in teorik öngörülerini Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşa pratiğiyle birleştirerek sonuçlar çıkartmıştır.

Marks ve Engels’in çalışmalarında, bütün üretim araçlarının değil de onların bir kısmının toplumsallaştırıldığı koşullarda, yani kapitalizmden sosyalizme geçiş koşullarında veya sosyalizmin inşa koşullarında; yani üretim araçlarının halk mülkiyetinde olmasının yanı sıra kolektif mülkiyetin de; grup mülkiyetinin de var olduğu koşullarda meta üretiminin geleceği konusunda doğrudan bir cevap yoktur.
Soruna Sovyet deneyimi bazında bakarsak:

İlk aşama:
Kapitalizmin gelişmişlik, evet olgunluk derecesi sosyalizmin inşasında önemli bir rol oynar. Geri Rusya’da kapitalizmin gelişmişlik derecesi bazılarını bu ülkede sosyalizmin inşa edilebilirliği konusunda şüpheye düşürmüştü. Sadece Bolşevikler, böyle bir şüphe içinde değillerdi. Amaç, sadece eski düzeni yıkmak değil, yenisini kurmak için mücadeleydi. Bu, üstesinden gelinmesi gereken devasa bir görevdi.
Ne yapılması gerektiğini, sosyalizmin nasıl kurulabileceğini Marks, Engels, Lenin ve Stalin genel hatlarıyla belirlemişlerdi. Onların belirlemeleri, aslında bir krokiden öte bir anlam da taşımıyordu:
  • Proletarya diktatörlüğünün kurulması.
  • Mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi.
  • Üretim araçlarının toplumsal mülkiyete geçirilmesi. Pratikte bu, önemli sanayi dallarının; ekonomi sektörlerinin ulusallaştırılması ve dolayısıyla toplumsallaştırılması üzerinden gerçekleştirilir.
  • Üretimin bütün toplumu kapsayan bir plana göre örgütlenmesi(Merkez planlama).
  • Meta üretiminin etki alanının daraltılmasından başlayarak meta üretimi ve dolayısıyla paranın belli bir gelişme aşamasından sonra kaldırılması ve böylece değer yasasının etki alanının yok edilmesi.
  • Şehir ve kır arasındaki, zihni iş ile fiziki iş arasındaki farkın yok edilmesi.
  • Nihayetinde devletin ölmeye başlaması.
Bu süreç Ekim Devrimiyle başlamıştı. II. Bütün Rusya Sovyet Kongresi (7-8 Kasım 1917), ilk Sovyet yasalarını kabul eder:
  • Barış ve toprak üzerine kararname çıkartılır.
  • 11 Kasım 1917: 8 saatlik çalışma ve kast sisteminin kaldırılması üzerine kararname kabul edilir.
  • 14 Kasım 1917: İşçi kontrolü üzerine düzenleme yapılır. Bu, büyük sanayin ulusallaştırılması için önemli bir adımdı ve Lenin’e göre bu kontrolün gerçekleştirilmesi, üretim ve dağıtım üzerine kontrolün sağlanması anlamına geliyordu.
  • 2 Aralık 1917: Yüksek Ekonomi Konseyi kurulur. Bu konsey, ekonomik inşayı yönetme organı göreviyle donatılmıştı.
  • 7Aralık 1917: Karşı devrim ve sabotajlara karşı mücadele için Çeka’nın kurulur.
  • 27 Aralık 1917: Bankaların ulusallaştırılır (Para ve kredi sisteminin kontrol altına alınması ve çarlık istikrazlarının geçersiz ilan edilmesi).
  • Devlet borçları geçersiz ilan edilir.
  • 12 Ocak 1918: Altın ticareti üzerine devlet tekeli konur.
  • 22 Nisan 1918: Bütün dış ticaretin ulusallaştırılması üzerine kararname çıkartılır.
  • 6 Mayıs 1918: Ural’da ve Kusnez havzasında yeni bir sanayi merkezinin inşası üzerine direktif verilir.
  • 11 Haziran 1918: Kır yoksulları komitesinin kurulması üzerine kararname çıkartılır.
  • 28 Haziran 1918: Bütün sanayin ve demir yolunun ulusallaştırılması üzerine kararname çıkartılır.
Bunlar Sovyet iktidarının ilk yasaları ve sosyalizmi inşa etmek için attığı ilk adımlardı. Bu yasalarla başlanarak zemin sosyalizmin inşası için hazırlanmıştı.
Ulusallaştırma aralıksız sürdürülür.

1 Ekim 1924 itibariyle SSCB’nin sektörlere göre ulusal toplam varlığı, tabloda görüldüğü kapsamdaydı:



Devlet
Kooperatif
Özel
Toplam (milyon Ruble)
Tarım:
23,6
-
6576,1
6599,7
-İş hayvanı:
16,4
-
2486,4
2502,8
-Diğer hayvanlar
7,2
-
2431,3
2438,5
-Envanter
-
-
1634,8
1634,8
Sanayi
5438,2
169,4
566,1
6173,7
Yapılar
6171,7
-
14433,2
20604,9
Nakliyat
6050,3
-
-
6050,3
-Demiryolu
5330,3
-
-
5330,3
Toprak
59630,3


59630,3

Bu veriler, özel mülkiyette olan varlıkların sadece tarım ve konutta önemli boyutlarda olduğunu gösteriyorlar.
Bu koşullarda sosyalizmin inşasına başlanmıştı. Sosyalist inşanın ilk aşamasının koşulları genel hatlarıyla böyleydi.

Sosyalist devrim gerçekleşiyor. Üretim araçlarının bir kısmı halkın mülkiyetine geçiyor. Ama bir kısmının halkın mülkiyetine geçmesinin maddi koşulları yok ve tam da burada meta üretimi söz konusu oluyor.
Soru şu: İnşa edilen sosyalizmde meta üretiminin anlamı ne? Meta üretiminin varlığı, sosyalist inşa ile çelişmiyor mu?
İkinci aşama ve ekonomik yasaların önemi:
İnşa edilen sosyalizme; Sovyet sosyalist sistemine içten saldırılar yoğunlaşmıştı:
  • Tartışmalarda meta üretimi, değer yasası ve para derhal tasfiye edilmelidir ve ürün mübadelesine geçilmelidir görüşünü savunanlar vardı (6).
  • Meta üretimi sosyalizmle bağdaşmaz tespiti yapanlar vardı. Bu tespit, tek bir ülkede sosyalizm inşa edilir mi, edilmez mi teorisinin yeni bir versiyonuydu. Bu tespitin arkasından gelen öneri oldukça ilginçtir: kapitalizme özgü ekonomik kategoriler yeniden geçerli kılınmalıdır; meta olarak iş gücü, artı değer, sermaye, kar, ortalama kar vs.
  • Artı değer yasası ekonomide düzenleyici olmalıdır tespitini yapanlar vardı. Burada devlet planlamasına saldırı söz konusuydu. Yani düzenleyici rolünü oynayan merkezi planlama kaldırılmalıdır deniyordu.
  • Tarımsal alandaki teknoloji; makineler vs. (üretim araçları) kolhozlara satılmalıdır tespitini yapanlar vardı. Bu da kırsal alanda toplumsal mülkiyete yönelik bir saldırıydı.
30’lu yılların ortalarında proletarya diktatörlüğü, Sovyet ekonomisinin hareket yasası olarak görülüyordu. Bu anlayışa 1952’de yayımlanan „Politik Ekonomi-Ders Kitabı“nda da yer verilir.
Sosyalist inşanın tecrübelerinin, 1941’de hazırlanması planlanan „sosyalizmin politik ekonomisi“ kitabında teorileştirilmesi düşünülüyordu. Ama savaş bunu engelledi ve söz konusu kitap ancak 1952’de tamamlandı (7).
Bu kitabın hazırlanmasında Stalin’in katkısı büyüktür. Ve O’nun „SSCB’nde Sosyalizmin Ekonomik Sorunları“ yapıtı bu kitabı tamamlayan bir eserdir.

Daha sonraki dönemde; revizyonist dönemde:
1931-1933 yıllarında çoğu Sovyet ekonomisti, meta-para-ilişkilerinin NEP döneminden sonra da sosyalist toplumda varlığını sürdüreceği anlayışındaydılar. ‚70’li yıllardaki tartışmalarda çoğunluk, bunun nedenini sosyalist sektörde arıyordu. Meta-para-ilişkileri bağlamı, her şeyden önce toplumsal emeğin (çalışmanın) karakteriyle temellendirilmeye çalışıyorlardı.
'70’li yılların “bilim adamları” “’30’lu yılların iktisat bilimlerindeki sübjektivizmden yakınıyorlardı“.
'70’li yılların ekonomistleri, '30’lu yılların ekonomistlerinin değer yasasını küçümsediklerini açıklıyorlardı.
1973’deki Sovyet ”Politik Ekonominin Tarihi“ kitabında '30’lu yıllardaki iktisat bilimlerindeki sübjektivizmden bahsediliyordu. O zaman plan, ekonomide temel düzenleyici olarak görülüyordu. O zaman Sovyet bilimi teorisi, ulusal ekonomi planlamasıyla eş anlamlı algılanıyordu.
Kuruluş yıllarında ve sonraki dönemde sosyalizmin inşası ve komünist aşamaya geçiş üzerine tartışmalar sürerken, SSCB’nde sosyalizmin inşası ilerlemişti, başarılı sonuçlar elde edilmişti, ama üretim araçlarının bir kısmı halkın mülkiyetindeyken, diğer bir kısmı da hala grup mülkiyetindeydi ve orada hala meta üretimi yapılıyordu.

Sosyalizmin inşa pratiğiyle doğrudan ilişkili olan bu soruna; bu koşularda meta üretimi ne olacak sorusuna Marks ve Engels’in çalışmalarında kesin bir cevap yok. Olamazdı da. Çünkü bu, tecrübe analizini gerekli kılıyor. Ve bu tecrübeyi, Marks, Engels ve de Lenin yaşamamışlardı.

Konuya ilişkin olarak Engels, “Anti-Dühring”de şöyle der:
Üretim araçlarının toplum tarafından ele geçirilmesiyle meta üretimi ve böylece de ürünün üreticiler üzerindeki hakimiyeti yok edilir” (8).

Ve Marks da „Gotha Programı Eleştirisi”nde aynı anlayışı şu sözlerle dile getirir:
Üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerine kurulu ortaklaşa toplum içinde üreticiler, ürünlerini mübadele etmezler. Aynı biçimde, ürünler için kullanılmış iş, burada, bu ürünlerin değeri olarak, onların taşıdığı maddi bir nitelik olarak pek görünmez. Çünkü, şimdi, kapitalist toplumun tersine, bireysel çalışmalar, artık dolaylı bir biçimde değil, toplam çalışmanın bir kısmı olarak doğrudan vardır” (9).

Burada üretim araçlarının hepsinin mi veya bir kısmının mı kastedildiği bilinmiyor. Ama Engels, aynı eserinin başka bir yerinde “üretim araçlarının hepsinin” toplumsallaştırılmasından bahsetmektedir. Bu anlayışına göre Engels, sadece sanayide değil, aynı zamanda tarımda da bütün üretim araçlarının halkın genel mülkiyetine geçmesinden bahsediyor.
Peki Engels, bütün ülkeleri mi kastediyor? Yoksa kapitalizmin tarımda da yeterli derecede gelişmiş olduğu, üretimin yeterli derecede yoğunlaşmış olduğu ülkeleri mi, yani o zaman için gelişmiş kapitalist ülkeleri mi kastediyor? Açık ki bu türden ülkeleri kastediyor. Çünkü ancak bu türden ülkelerde sosyalist devrimle bütün üretim araçlarına el konabilir.

Anlaşılan o ki Marks ve Engels, bütün üretim araçlarının toplumsallaşmasını göz önünde tutuyorlardı (10).Yani kapitalizmin gelişmiş olduğu ülkelerde sosyalizmi göz önünde tutuyorlardı.

Konuyla ilgili başka bir soru da şu: Peki diğer ülkelerde, devrim öncesi Rusya’da ne yapılmalıydı ve bugünkü Türkiye gibi ülkelerde ne olacak?
Ekim Devriminin gerçekleştirildiği dönemde Rusya, kapitalizmin çok gelişmiş olduğu bir ülke değildi. Kırsal alanda devasa bir küçük üreticiler yığını vardı. Bu yığınların derhal mülksüzleştirilmesi söz konusu olamazdı.
Ama karşımıza şu soru çıkmaktadır: şu ya da bu ülkede ve özellikle bizim ülkemizde, koşullar proletaryanın iktidara geçmesine ve kapitalizmin devrilmesine elverişli ise; eğer kapitalizm, sanayide, üretim araçlarını, bunlara el konulmasının ve topluma devredilmesinin mümkün olduğu noktaya kadar yoğunlaştırmışsa, ancak, kapitalizmin hızlı gelişmesine karşın, tarım, hala, tarım üreticilerinin mülkten tecridinin mümkün görünmediği ölçüde küçük ve orta mülk sahibi üreticiler arasında parçalanmış durumdaysa, proletarya ve onun partisi ne yapmalıdır?
Engels'in formülü bu soruya yanıt vermemektedir. Zaten bu soruya yanıt vermesi gerekmezdi de, çünkü bu formül başka bir soruya karşılık olarak ortaya çıkmıştır, bütün üretim araçları toplumsallaştırıldıktan sonra meta üretimi ne olmalıdır sorusunu yanıtlamaktadır. Böyle olunca, proletaryanın iktidarı ele geçirmesi koşulları olgunlaştığı zaman, bütün üretim araçları değil, yalnızca bir kısmı toplumsallaşmışsa — proletaryanın iktidarı eline alması gerekir mi ve iktidarı ele aldıktan hemen sonra meta üretimini yok etmesi gerekir mi?“ (11).

Sosyalizmde meta üretimi ve buna bağlı olarak değer yasası sorusu ve sorunu budur.

II. Enternasyonal oportünistleri, revizyonizmin babası Bernstein ve Kautsky ve bunların yandaşları, kapitalizmin sanayi ve tarımda farklı gelişmesinden kaynaklanan bu sorundan yararlanarak, kapitalizm, tarımda da yeterli derecede gelişene kadar proletaryanın siyasal iktidardan; sosyalist devrimden vazgeçmesini ve böylece devrimi ertelemesini vazettiler.

Bu oportünistlerin ötesinde Troçkistler de küçük ve orta köylülüğün; bir bütün olarak küçük üreticilerin mülksüzleştirilmesini savundular. Böylece Troçkistler, proletaryayı en temel müttefiklerinden yoksun kılmanın teorisini geliştirdiler.

Bolşevik Parti, bu her iki yolu; sosyalist devrimi bilinmeyen bir geleceğe erteleyen yolu ve Troçkistlerin sosyalist devrimi imkansızlaştıran cani yolunu reddetti.

Lenin, “Doğal Vergi” ve “Kooperatif Planı” yazılarında nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine ışık tutuyordu:
Kısaca:
  • Proletarya iktidarı ele geçirmek için uygun koşullardan yararlanmalıdır; iktidarı ele geçirmesine hizmet edecek uygun fırsatları değerlendirmeli; devrimi bilinmeyen bir geleceğe ertelememelidir.
  • İktidarı ele geçiren proletarya, sanayide üretim araçlarını halkın genel mülkiyetine geçirmelidir.
  • Kırsal alanda ise proletarya, küçük ve orta köylü üreticileri mülksüzleştirmemelidir; onları tedrici ilerleyen bir süreçte büyük tarım işletmelerinde; kolhozlarda birleştirmelidir.
  • Sosyalist sanayi, mutlaka ve her alanda kurulmalıdır ve böylece kolhozlar da büyük üretimin modern teknik temeliyle donatılmalıdır.
  • Kolhozlar veya grup mülkiyeti bazında birleşen köylü üreticiler mülksüzleştirilmemelidir. Tersine genel halk mülkiyetine geçecek derecede geliştirilmelidir.
  • Şehir ve kırın; sanayi ve tarımın ekonomik birliği için meta üretimi, köylülerin şehir ile ekonomik bağının yegane kabul edilebilir biçimi olarak kavranmalıdır.
  • Bu ilişki biçimi, belli bir dönem sürdürülmelidir.
  • Sovyet ticareti; devlet ticareti ve kolhoz ticareti (kooperatifsel kolektif iktisadi ticaret), bütün kapitalistler meta dolaşımı sürecinden dışlanarak mutlaka geliştirilmelidir.
  • Bu yol, şu veya bu şekilde geniş küçük ve orta köylülüğü olan bütün kapitalist ülkeler için de geçerlidir; Böylesi ülkelerde sosyalizmin zaferi için yegane mümkün yol, bu yoldur (12).
Lenin’in işaret ettiği gibi, köylülük ve işçiler arasında; yani tarım ve sanayi arasında “mübadele”den, “ticaret”ten başka “ekonomik bir bağ” yoktur, olamaz da. Veya Stalin’in dediği gibi, “Kolhozlar, bugün, kent ile ilişkilerinde, metaların alış verişinden, meta değişiminden başka ekonomik ilişkiler kabul etmemekteler”.

SB’de sosyalizmin inşa tecrübesi, bu inşanın, meta üretimi, meta dolaşımı ve değer yasası hesaba katılmadan gerçekleştirilemeyeceğini göstermiştir. Sosyalist inşanın tecrübeleri, “meta üretimi ve meta dolaşımının bir zorunluluk” olduğunu göstermiştir.
Başka türlü ifade edersek: Proletarya diktatörlüğünün, sosyalizmi inşa etmek için para ve ticaretten sistematik olarak yararlanması bir zorunluluktur.

SB’nde sosyalizmin inşası tecrübesinin de gösterdiği gibi, proletarya diktatörlüğü koşullarında sosyalist üretimin iki temel biçimi söz konusu olabilir:
  • Devlet mülkiyetinde olan, halka ait sosyalist üretim.
  • Kolhozlarda söz konusu olan grup mülkiyeti ve bu temeldeki üretim; meta üretimi.
Devlet işletmelerinde hem üretim araçları, hem de ürünler sosyalist mülkiyettedir, halkın mülkiyetindedir.
Üretim araçları (toprak, makineler) devlete ait olsa da kolhozlarda ürün ve tohum, kolhozların mülkiyetindedir (grup mülkiyetindedir).
Kolhozlar, devletin kendilerine sınırsız kulanım için verdiği toprağı ne satabilirler ne de toprak satın alabilirler ve ne de kiraya verebilirler. Ama ürettikleri ürünler, her bir tekil kolhozun mülkiyetindedir.
Demek oluyor ki, devlet işletmelerinde üretim, devletin tasarrufundayken, kolhozlardaki üretim de kolhozların tasarrufundadır.

Kolhozlar, ürünlerini ancak meta olarak vermek ve karşılığında da gereksinimleri olan metaları elde etmek isterler. Kolhozlar bugün, kent ile ilişkilerinde, metaların alış verişinden, meta değişiminden başka ekonomik ilişkiler kabul etmemekteler” (13).

Bu ilişkiler sosyalizmde meta üretiminin ve dolaşımının zorunluluğunu gösteriyor. Sosyalizmde meta üretimi, satış ve satın alma yoluyla mübadele, kır ile şehir, tarım (kolhoz) ile sanayi (devlet işletmesi) arasındaki ekonomik bağın zorunlu biçimdir.
Şüphesiz ki bu ilişki, sürekli, zorunlu bir ilişki olarak kalmayacaktır. Bu ilişki, sosyalist inşanın derinleşmesi ve kapsamlaşması koşullarında en gelişmiş sosyalist mülkiyet (halk mülkiyeti) lehine değişecektir. Bu değişim de bir zorunluluktur.
SB’nde üretim araçları toplumsal mülkiyeteydi ve iş gücü de meta olmaktan çıkmıştı. Meta üretimi ise kapitalizmden önce de vardı. Peki sosyalizmde meta üretimi nasıl olmalıydı?
  • SB’nde ”özel cinsten meta üretimi“ vardı. Bu, kapitalistlerin olmadığı ortamda bir meta üretimiydi. SB’nde ”birleşik üreticilerin -devletin ve kooperatiflerin- metaları“ vardı.
  • SB’nde meta üretimi kişisel ihtiyaç maddeleriyle –kişisel tüketim maddeleriyle- sınırlıydı.
  • Meta üretimi, ancak, genel halk mülkiyetinin tam hakimiyeti koşullarında; tüketim maddeleri üzerinde merkezi ve kapsamlı tasarrufun sağlandığında metaya ve paraya ihtiyaç kalmayacağı için kaldırılır.
Özel cinsten meta üretimi“, iki koşuldan dolayı özeldi, özgündü:
Birincisi: kapitalistler olmadığı için kapitalist olmayan meta üretimi.
İkincisi: Metalar, birleşik üreticilerin ürünleriydi.

Tabii ki bu anlayış Marks’ın şu anlayışıyla çelişiyordu:
Kullanım değerleri, birbirinden bağımsız olan özel çalışmanın ürünleri oldukları için meta olurlar“ (14).

SB’nde ise özel çalışma ancak kolhoz köylülerinin kendi bahçelerinde söz konusuydu. Ama bu, birleşik üreticilerin çalışmasının yanında „devede kulak“ bile değildi. Yani SB’nde gerçekten de ”özel cinsten bir meta üretimi“ söz konusuydu.
Bu yüzden, sosyalist toplum meta üretimini kaldırmadığı için, bizde, kapitalizme özgü bütün ekonomik kategoriler; meta olarak iş gücü, artı değer, sermaye, sermaye karı, ortalama kar oranı vs. yeniden kurulmalıdır diyen yoldaşlar tamamen haksızdırlar“ (15).

Stalin, bu unsurlara yoldaş diyordu. Çünkü O, yapılanın hata olduğundan, ihanet olmadığından hareket ediyordu:

Bizde meta üretiminin kapitalizmdeki meta üretiminden temelden farklı olduğunu kavramıyorlar“.
Metanın karakteri üzerine açıklama yaparken Stalin, sorunu, üretim araçlarını dışlayarak ele alıyor:
Meta, istenilen her alıcıya satılabilen bir üründür ve bu satışta meta sahibi mülkiyet hakkını yitirir ve alıcı metanın sahibi olur. Metasını başkasına satabilir, evet çürümeye bırakabilir“.
Sosyalizmde üretim araçları,
  • her alıcıya, hatta kolhozlara bile ‚satılmazlar’,
  • onlar yalnızca devlet tarafından işletmeler arasında dağıtılırlar.
  • İkincisi, üretim araçlarının sahibi devlet, onları şu veya bu işletmeye teslim ettiği zaman üretim araçlarının üzerindeki mülkiyet hakkını hiç bir zaman yitirmez…
  • Üçüncüsü, devletten üretim araçları almış olan işletme müdürleri, onların sahibi olmazlar; tersine, onlar bu üretim araçlarının devletin saptadığı planlara uygun biçimde kullanılması için devlet tarafından yetkili kılınmış kişilerdir“.(16).
Buna rağmen hala değerden bahsedilmesinin nedenini de hesaplama ve kontrol sorununda aranır.
Bir daha: Sosyalizmde meta üretimi, özel cinsten bir meta üretimidir ve kapitalist meta üretiminden farklıdır:
Bizim meta üretimimiz gelişi güzel bir meta üretimi değildir. Kapitalist olmayan, esasta (devlet, kolhoz, kooperatifler gibi) ortak sosyalist üreticilerin malı olan metalarla ilgilenen ve etki alanı kişisel tüketim maddeleri ile sınırlı bulunan, kuşkusuz hiçbir şekilde kapitalist bir üretime dönüşmeyecek olan ve kendi ‘para ekonomisi’ ile birlikte sosyalist üretimin gelişmesine ve pekişmesine yardımcı olmak için var olan özel türden bir meta üretimidir” (17).

Üretim araçlarındaki toplumsal mülkiyetin hakimiyeti, sömürünün yok edilmesi, ulusal ekonominin planlı gelişmesi; bütün bunlar, sosyalizmde meta üretimini oldukça sınırlandırmaktadır.
Sosyalizmde meta üretiminin en önemli özelliklerinden birisi, birbirinden ayrı özel/kapitalist üretici ilişkileri yerine, birleşik sosyalist üreticiler ilişkisi üzerinde yükselmesidir; yani devlet, kolhoz ve kooperatifler.

Sosyalist meta üretiminin diğer önemli özelliği de, yukarıda belirttiğimiz gibi, dar kapsamlı olmasıdır. Sosyalist üretim biçimi, meta dolaşımı alanını daraltır. Daraltmak zorundadır. İş gücü meta değildir. Sanayide üretim araçları ve üretim, meta değildir. Bunların alım ve satımı söz konusu değildir. Bir bütün olarak, toprak dışında ulusallaştırılmış işletmeler tarafından üretilen üretim araçları da meta değildir.

Meta, istenildiği gibi satılan ve satın alınan bir üründür. Metanın satımında meta sahibi, meta üzerindeki mülkiyet hakkını kaybeder. Sosyalist ekonomide, somutta da sosyalist SB’nde üretim araçları satılmıyorlardı. Ancak devlet tarafından işletmelere dağıtılıyorlardı. Ama devlet, dağıtılan üretim araçlarının mülkiyet hakkına sahip olmaya devam ediyordu (18).

Sosyalist toplumda meta üretimi alanı şahsi/kişisel ihtiyaç alanıyla sınırlıdır;
  • Sosyalizm koşullarında meta, ticaret yoluyla toplumsal tüketim alanına giren kolhoz üretimidir. Çünkü burada; bu mübadelede mülk sahibi değişmektedir.
Bunun ötesinde sosyalist (devlet) işletmelerinde üretilen ve devlet ve kooperatif ticareti sistemi yoluyla halka ulaşan kişisel ihtiyaç maddeleri de meta özeliği taşırlar.

Sosyalizmde meta üretimi, kapitalizmde meta üretiminden esas itibariyle farklı olduğu için sosyalizm koşullarında meta, kapitalizm koşullarındaki metaya özgü çelişkilere sahip değildir.
Sosyalizmde meta üretimiyle bağlam içinde bütün ekonomik kategorilerin özü tamamen değişmiştir. “SSCB’nde Sosyalizmin Ekonomik Sorunları” çalışmasında Stalin, bu alanda materyalist diyalektiğin kullanımına parlak bir örnek vererek sosyalizmde ekonomik kategorilerin içerik ve biçimi arasındaki yeni ilişkiyi açıklar(19):

Bunun nedeni şudur ki, bizim sosyalist koşullarımızda, ekonomik gelişme, devrimlerle değil, derece derece değişikliklerle yapılır, o zaman, eski, doğrudan doğruya yok edilmemektedir, yeniye uymak için o, niteliğini değiştirmekte ve yalnızca biçimini sürdürmektedir; yeniye gelince, o, eskiyi, doğrudan doğruya yok etmez, ama onun içine girer, biçimini kırmadan ve ama onu, yeninin gelişmesi için kullanarak, niteliğini, görevlerini değiştirir. Durum yalnızca meta için böyle değildir, ama ekonomik dolaşımımızda para için de aynı durum vardır,… eski görevlerini yitirerek ve yenilerini kazanarak, bankalar da, biçimlerini koruyarak sosyalist toplum düzeni tarafından kullanılırlar” (20).

Soruna şekli açıdan, olguların dış görünümü açısından yaklaşılırsa yanlış sonuçlara varılır: Bu yöntem, sosyalist ekonomide de kapitalist ekonominin kategorileri geçerlidir sonucuna götürür. Çünkü görünüş, biçim, bunun böyle olduğunu göstermektedir. Ama sorun Marksist yöntemle ele alınırsa analizde, faklı sonuçlara varılır: Marksist yöntem, bir ekonomik sürecin içeriği ve biçimi arasındaki farkı görmeyi olanaklı kılar ve böylece yegane doğru sonuca varılır.
Konumuzla ilgili olarak varılacak sonuç şudur:
SB’nde sosyalizmin inşası tecrübesi, sosyalist ekonomide kapitalizmin bazı kategorilerinden geriye sadece biçimin kaldığını göstermektedir. Kategorilerin özü ise, sosyalist ekonominin gelişmesinin gereksinimlerine göre temelden değişmiştir.

XX. Kongreden sonra bunun tam tersinin söz konusu olduğunu göreceğiz. SBKP XX. Kongresinden sonra, başka şeylerin yanı sıra ekonomik kategoriler, yani “sosyalist” ekonomik kategoriler, biçimsel olarak aynı kalmışlar, ama içerikleri, kapitalizmin yeniden inşasının gereksinimlerine göre yeniden değişerek eski özelliklerine dönmüşlerdir.

Ama şimdilik, sosyalizmde meta üretimiyle ilgili olarak tespit edelim:
Lenin’in belirttiği gibi, şu veya bu biçimde çok sayıda küçük ve orta üreticisi olan kapitalist ülkelerde sosyalizmin zaferi için, “işçiler ile köylülük arasında, yani tarım ile sanayi arasında mübadele ve ticaret”in yegane yol olarak gerçekleştirilmesi kaçınılmazdır.
Bu, sosyalizmde genel halk mülkiyetinin, devlet mülkiyetinin (sanayi) yanı sıra kırsal alanda grup mülkiyetinin (kolhoz) varlığını ve bu her iki mülkiyete dayanan ürünlerin ticaret yoluyla mübadelesini kaçınılmaz kılmaktadır.
  • Sosyalizmde meta üretiminin zorunluluğu mülkiyetteki bu farklılığa dayanmaktadır.
Dolayısıyla, bu farklılık ne kadar önemsizleşirse, meta üretimi de o denli önemsizleşmiş olur.

2-Sosyalizmde Değer Yasası

Meta ve meta üretiminin olduğu yerde değer yasası da olmalıdır” (Stalin).
Değer yasası, meta üretiminin var olduğu yerde etkide bulunur. Bu yasa, meta mübadelesinin, metada var olan toplumsal zorunlu emeğe tekabül ederek gerçekleştirilmesi demektir.
Diğer ekonomik yasalar gibi değer yasası da, insanların iradesinden bağımsız olarak var olan ve etkide bulunan nesnel bir ekonomik yasadır (21).
Ekonomik gelişmenin yasaları, ekonomi politik yasaları için —ister kapitalist dönem, ister sosyalist dönem söz konusu olsun— aynı şeyi söylemek gerekir. Burada da, doğa bilimlerinde olduğu gibi, ekonomik gelişmenin yasaları, insan iradesinden bağımsız olarak etkilerini sürdüren ve ekonomik gelişme süreçlerini yansıtan nesnel yasalardır. Bu yasaları keşfetmek, onları bilmek ve onlara dayanarak, onları toplumun yararına kullanmak, bazı yasaların yıkıcı etkilerine başka bir yön vermek, etki alanını sınırlamak, kendilerine yol arayan başka yasalara yol açmak mümkündür, ancak, ne var olan yasalar yok edilebilir, ne de yeni ekonomik yasalar yaratılabilir” (22).

Demek ki, bu nesnel yasaları keşfedebiliriz, tanıyabiliriz, belli yasaların yıkıcı etkilerine farklı, başka bir yön verebiliriz, etki alanını sınırlandırabiliriz ve onları toplumun çıkarı için kullanabiliriz.
Bolşevik Parti, dünyada sosyalizmi ilk kez inşa eden toplumun siyasi önder gücü olarak sosyalizmin ekonomik yasalarını keşfetmiş ve sosyalizmin inşasında onları bilinçli olarak kullanmıştır. Bu anlamda sosyalizmde değer yasası sorunu, Stalin tarafından incelenen devasa teorik ve pratik anlamı olan bir sorundur. Stalin, Marksist-Leninist politik ekonomiyi bu alanda da geliştirmiştir.

Kapitalizm koşullarında; üretim araçlarının özel mülkiyette olduğu, üretimde rekabet ve anarşinin hakim olduğu koşullarda değer yasası, üretimde düzenleyicidir. Değer yasasının etkisinin doğrudan sonucudur ki, rekabet içinde sermayenin ve toplumsal emeğin farklı işletmelere ve sektörlere kendiliğinden (spontane) dağılımı gerçekleşir.
Değer yasası kapitalizmde periyodik fazla üretim krizlerine ve üretici güçlerin kıyımına neden olur.
Belirttiğimiz gibi, sosyalizmde meta üretimi, mülkiyetin karakterine bağlı olarak bir zorunluluk olduğu için onun olduğu yerde var olan değer yasası da bir zorunluluktur. Ama etkisi kapitalizmde olduğu gibi değildir.
Sosyalizmde değer yasası, “olamazsa olmaz” koşul değildir ve olamaz da. Çünkü sosyalizmde değer yasasının etki alanı oldukça sıkı bir şekilde sınırlandırılmıştır:
  • Üretim araçlarının özel mülkiyette olmayışı,
  • Sanayide ve tarımda üretim araçlarının toplumsal mülkiyette olması,
  • Ulusal ekonominin planlı (orantılı) gelişmesi yasasının etkide bulunması,
  • Planlı ekonomi nedeniyle; bir bütün olarak bu saydıklarımızdan dolayı değer yasasının etki alanı sınırlanır.
Bu demek midir ki, değer yasası, bizde, kapitalist düzende olduğu kadar yaygın bir biçimde etkide bulunmaktadır, değer yasası bizde üretimin düzenleyicisi olmaktadır? Kuşkusuz hayır. Gerçekte, bizim ekonomik sistemimizde değer yasası etkisini sıkı bir biçimde sınırlanmış bir çerçeve içersinde gösterir,… bizim düzenimizde meta üretimi, etkisini sınırlı bir çerçeve içersinde gösterir. Değer yasasının etkisi için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Kuşkusuz, üretim araçlarının özel mülkiyetinin olmayışı ve bunların kentte de, kırda da toplumsallaştırılmış bulunmaları, değer yasasının etki alanını ve üretim üzerindeki etki derecesini sınırlamak zorundadır.
Ulusal ekonomimizde, üretimdeki rekabet ve anarşi yasasının yerini almış bulunan uyumlu (orantılı) gelişme yasası, aynı doğrultuda etkide bulunur.
Yıllık ve beş yıllık planlarımız ve genellikle ulusal ekonominin uyumlu gelişmesi yasasının gereklerine dayanan tüm ekonomik politikamız da aynı doğrultuda etkilerini gösterir.
Bütün bu olgular, birlikte ele alınırsa, değer yasasının etki alanının, bizde, sıkı bir biçimde sınırlı bulunduğunu ve düzenimizde değer yasasının, üretimde bir düzenleyici rol oynayamayacağını tanıtlar” (23).

Açık ki sosyalizmde değer yasasının etkisi, sosyalizmin temel ekonomik yasasına ve ulusal ekonominin planlı gelişme yasasına tabidir.
  • Değer yasası, meta üretiminin olduğu yerde etkide bulunduğu ve sosyalizmde de meta üretimi, tüketim maddeleri üretimi ile sınırlı olduğu için değer yasasının etki alanı, tüketim maddelerinin üretim alanıyla sınırlanmış olur.
Diğer bir deyişle:
  • Sosyalizmde meta üretimi alanı ne kadar genişse, değer yasasının etki alanı da o kadar geniştir.
Bizde, değer yasasının etki alanı, önce meta dolaşımını, metaların alım ve satım biçiminde değişimini, özellikle kişisel kullanım metalarının değişimini kapsar. Bu alanda değer yasası, kuşkusuz bazı sınırlar içinde, düzenleyici bir rolü sürdürmektedir” (24).

Fiyat, meta değerinin parasal ifadesi olduğu için sosyalizmde değer yasası, para ve fiyat üzerinden etkide bulunur. Bu yasa şunu ifade eder: Meta fiyatı, söz konusu metanın üretimi için toplumsal zorunlu işe dayanmalıdır.
Sosyalizmde metaların fiyatları, planlı tespit edilir ve devlet bunu yaparken değer yasasını göz önünde tutar. SB’nde sosyalizmin inşası döneminde bu gerçeklikten hareket edilmiştir. Bir örnek: 100 kilo pamuk üretimi için harcanan zaman, 100 kilo tahıl için harcanan zamanın birkaç mislidir. Bu nedenle 100 kilo pamuğun fiyatı, 100 kilo tahılın fiyatından birkaç misli yüksektir. Bu hesaplama, değer yasasının göz önünde tutulduğunu ifade eder.
Değer yasasının etkisinin kavranmaması ekonomide vahim sonuçlara yol açabilir (25).

Değer yasası kişisel tüketim maddelerinin mübadelesini (değişimini) etkiler. Emekçi yığınların parasal gelirlerinin miktarı göz önünde tutulursa, satın alabilecekleri tüketim maddelerinin miktarının bu metaların fiyat seviyesine bağlı olduğu görülür. Ama değer yasasının bu etkisi spontane değildir. Kapitalizm koşullarında olduğu gibi değildir. Sosyalist ekonomide değer yasasının spontane etkide bulunma koşulları yoktur. Çünkü sosyalist ekonomide meta sürümünün kapsam ve yapısı devlet ve kooperatif ticaretinde planlı olarak belirlenir. Daha 1929’da konuyla ilgili olarak Stalin şöyle diyordu:

Kapitalist ülkelerde genellikle olduğu gibi, bizim pazarımızda fiyatlar serbest hareket etmezler. Tahıl fiyatlarını esas olarak biz saptıyoruz. Sanayi ürünlerinin fiyatlarını biz saptıyoruz. Üretimin maliyet fiyatlarını düşürme ve sanayi mallarının fiyatlarını indirme politikasını gerçekleştirme ve tarım ürünlerinin fiyat istikrarını koruma çabasındayız. Kapitalist ülkelerdeki pazarda böylesine özel ve özgül koşulların görülmediği açık değil mi” (26).

Sosyalizmde temel ekonomik yasanın gereksinimlerinden dolayı sosyalist devlet, tüketim maddeleri fiyatlarını belirler ve değer yasasını göz önünde tutar. Bu temel yasa esas itibariyle şunları içerir:
En modern teknoloji temelinde sosyalist üretimin kesintisiz artması ve sürekli mükemmelleştirilmesiyle bütün toplumun sürekli artan maddi ve kültürel gereksinimlerinin azami yerine getirilmesinin teminat altına alınması.

SB’nde sosyalizmin inşa döneminde bu politika kararlı bir şekilde uygulanmıştır.
Kitlesel tüketim maddelerinin devlet tarafından tespit edilen perakende fiyatları sürekli düşmüştür ve böylece halkın tüketim seviyesi yükselmiştir.
Savaş sonrası dönemde fiyatlar beş kere düşürülmüş ve 1953 yılı itibariyle 50 ruble ile satın alınan tüketim maddesi miktarı 1947 yılı sonu itibariyle 100 ruble ile satın alınan miktara eşit olmuştur.

Sosyalist ekonomide değer yasasının düzenleyici bir anlamı yoktur. Ama buna rağmen üretim üzerinde etkide bulunur:

Ancak değer yasasının etkisi, yalnızca metaların dolaşım alanı ile sınırlanmaz. Değer yasası, üretim alanında da etkilidir. Değer yasasının sosyalist üretimimizde düzenleyici bir rol oynamadığı doğrudur. Buna karşın üretimi etkilemektedir ve üretimin yönetiminde onu hesaba katmak gereklidir” (27).

Bunun nedeni açık: Üretim sürecinde işgücü tüketiminin karşılanması için gerekli olan tüketim maddeleri, belirttiğimiz gibi, meta olarak üretilirler ve satılırlar. Yani bu maddelerin üretimi ve satımı, meta üretimi ve dolaşımı anlamına gelir. Tam da burası; bu maddelerin üretimi ve dolaşımı, değer yasasının etkide bulunduğu alanlardır.

Değer yasası, meta dolaşımına etkide bulunduğu gibi, tüketim maddeleri bazında üretime de etkide bulunur.

Gerçek şudur ki, bizde, üretim sürecinde işgücü sarfiyatını karşılamak için gerekli tüketim ürünleri, değer yasasının etkisine bağlı metalar olarak üretilmekte ve gerçekleştirilmektedir. Değer yasası, özellikle o alanda üretimi etkilemektedir. Böyle olunca, malî özerkliğin ve verimliliğin, maliyet fiyatının, fiyatların vb. işletmelerimizde bugün güncel bir önemi bulunmaktadır. Bu yüzdendir ki, işletmelerimiz, değer yasasından vazgeçemezler ve vazgeçmemelidirler“ (28).

Sosyalizmde ürünlerin üretimi için harcanan iş miktarı, değer ve onun biçimleriyle ölçülür. Bu nedenden dolayı sosyalist işletmeler, değer yasasını dikkate almaksızın çalışamazlar. Değer yasasının dikkate alınması, emek ve tüketimin ölçüsü üzerinde kontrol için devletin elinde bir araçtır; bir kontrol aracıdır.
  • Sosyalist işletmelerde değer yasasının dikkate alınması, hesaplama yapmak için zorunludur. Bu, işletmelerin zarar mı yaptıklarının veya kar mı yaptıklarının tespiti için zorunludur. Bu, maliye organlarının iktisadi planların yerine getirilip getirilmediğini denetlemeleri için zorunludur.
Yani: Sosyalizmde, sosyalizmi inşa dönemindeki SB’nde üretim araçları meta değildiler, ama dış örtü itibariyle metaydılar. Tüketim maddeleri gibi, üretim maddelerinin de üretim masrafları değer-parasal biçimde hesaplanmak zorundaydı ve zorundadır.

Sosyalizmde devlet, değer yasasını tasarrufçuluk, verimlilik ve sosyalist birikimi büyütmek için sürdürülen mücadelede de kullanır:
Tasarruf etmek ve bununla bağlam içinde üretim masraflarının düşürülmesi, sosyalist ekonominin canlı gelişmesi için en önemli kaldıraçlardan birisidir. Maliyetin düşürülmesi, verimliliğin arttırılması ve amaçlara hizmet eden muhasebenin her araç kullanılarak pekiştirilmesi, her bir işletme faaliyeti için her zaman güncel bir anlam taşır.
Sosyalist devlet, olanaklarının tamamını sosyalizmin inşasında en rasyonel bir şekilde kullanmak için, üretken olmayan bütün harcamaları yok etmek için mücadeleyi her alanda sürdürmek göreviyle karşı karşıyadır. Değer yasasının üretimdeki etkisi bu anlamda da kavranmalıdır(29).

Yukarıda da belirttiğimiz gibi,
  • sosyalizmde değer yasasının, meta üretimi ve dolaşımı üzerinde etkide bulunsa da sosyalist yeniden üretim sürecinde düzenleyici bir rolü yoktur.
Her bir toplum formasyonunda üretim araçları ve işgücünün çeşitli sektörlere dağılımı, yeniden üretim sürecinin önemli bir sorunudur. Her bir toplum formasyonunda (üretim biçiminde) üretimin bu temel faktörlerinin çeşitli sektörlere dağılımı, çeşitli ekonomik yasalar tarafından düzenlenir. Ama nihai olarak düzenleyici yasa, söz konusu toplum formasyonunun temel ekonomik yasasıdır.
Örnek:
  • Basit meta ekonomisi koşullarında değer yasası, üretimin düzenleyicisi rolündedir; Üretim araçlarının ve işgücünün çeşitli sektörlere oransal dağılımını belirler/düzenler.
  • Kapitalizmde de değer yasası –üretim fiyatları yasası olarak- düzenleyici rolündedir ve kapitalizmin temel ekonomik yasasına –azami karı teminat altına alma yasası- tabidir.
  • Sosyalizmde ise –kapitalizme özgü birçok ekonomik yasa gibi- ortalama kar oranı yasası ve dolayısıyla üretim fiyatları yasası etkisini kaybetmiştir ve üretim araçlarının toplumsal mülkiyette olmasından ve ekonominin planlı (orantılı) gelişme yasasından dolayı değer yasasının etki alanı sınırlıdır.
Kapitalist üretim biçiminde olduğunun aksine sosyalist üretim biçiminde üretim araçları ve işgücü, meta olmadıkları için sosyalizmde değer yasası, üretim araçlarının ve işgücünün çeşitli sektörlere dağılımında düzenleyici olamaz. Ancak sosyalist devlet, üretim araçları ve işgücünü, sosyalizmin temel ekonomik yasasının ve ekonominin oranlı, planlı gelişme yasasının gereksinimlerine göre çeşitli sektörler arasında dağıtır. Tam da bu nedenden dolayı sosyalizmde değer yasası, işgücünün ve üretim araçlarının çeşitli sektörlere dağıtımında “oranların düzenleyicisi” olmadığı için, sosyalizmi inşa sürecindeki SB’nde hafif sanayi en verimli sanayi olarak geliştirilmedi. Aksine, çoğu kez verimsiz olan, bazen tamamen verimsiz olan ağır sanayin geliştirilmesine öncelik verildi (30). (Tam tersi bir anlayışı ve pratiği Mao Zedong döneminin Çin’inde görmekteyiz).
Değer yasasının, işgücünün ve üretim araçlarının çeşitli sektörlere dağıtımında “oransal düzenleyici” olmaması, yalpalamalara meydan vermeksizin üretim araçları üretiminin, tüketim araçları üretiminden önce gelmesi gerçekliğini ve böylece ulusal ekonominin kesintisiz sürekli büyümesini olanaklı kıldı.

Değer yasası sosyalizmde üretimin düzenleyicisi olmadığından dolayı SB, tarihsel olarak nispeten kısa bir zaman dilimi içinde güçlü bir ağır sanayi inşa edebildi ve önde gelen bir sanayi gücü olabildi.

Sosyalist toplumda kar elde etme ve işletmelerin verimlilik sorunu kapitalizmde olduğu gibi değildir. Ulusal ekonominin planlı gelişmesi yasasının etkisi ve ekonominin planlanması, verimlilik ilkesini ortadan kaldırmaz (31).

Sonuç itibariyle tespit edelim:
  • Sosyalizmde meta üretimi, sosyalist topluma belli bir dönem hizmet eder. Meta üretimi, sosyalist üretimde tali/yardımcı bir rol oynar; sosyalist inşanın sadece bir yardımcısıdır. Sosyalizmde meta üretiminin etki alanı, sosyalizmin ekonomik koşulları, öncelikle de üretim araçlarının toplumsallaşması tarafından sınırlanır. Yani sosyalist inşanın derinleşmesi, meta üretiminin etki alanının giderek daralması anlamına gelir. Ama meta üretimi ve değer yasasının etki alanının sınırlı olması, bunların, sosyalist gelişmenin verili aşamasında zorunlu olmadığı anlamına gelmez.
  • Mülkiyetin sosyalist kolhoz biçimi (grup mülkiyeti biçimi), küçük köylü özel mülkiyetinden genel halk mülkiyetine (sosyalist devlet mülkiyetine) geçişin tarihsel zorunlu bir biçimidir. Sosyalist inşa sürecinin devam etmesi, derinleşmesi, bu mülkiyet biçiminin ömrünü henüz doldurmadığını gösterir. Bu mülkiyet biçiminin ömrü, sosyalist inşanın derinleşmesine, komünist topluma doğru yaklaşmaya paralel olarak dolar. Bu ömrün dolması, toplumun komünist aşamaya geçmesi anlamına gelir.
Kolhoz mülkiyetinin ve bu mülkiyetten dolayı söz konusu olan meta üretiminin komünist aşamaya geçişle; üretimin ihtiyaçlara göre paylaşılması ilkesiyle bağdaşmayacağı unutulmamalıdır: SB’nde üretim araçları ülke çerçevesinde (dış ticaret hariç) meta değildi; devlet bunları işletmelere dağıtıyordu. Komünizmde ise bütün ürünler, dolaylı ve dolaysız dağıtıma girerler, yani toplum tarafından tüketilen bütün ürünler, meta olmaktan çıkarlar.
SB’nde bazı ekonomistler, değer yasasının bütün ekonomik formasyonlar; bütün üretim biçimleri için, dolayısıyla komünizm için de mutlaka geçerli olduğu anlayışını savunmuşlardır. Onlara göre değer yasası, düzenleyici gücünü kaybetse de, çeşitli sektörler arasındaki ilişkilerde ve işgücünün dağılımında düzenleyici olarak komünizmde de geçerli olacaktır.
Deniliyor ki, değer yasası, tarihsel gelişmenin bütün dönemleri için zorunlu, değişmez bir yasadır ve değer yasası komünist toplumun ikinci aşamasında değişim ilişkilerinin düzenleyicisi olarak gücünü yitirirse de, bu gelişme aşamasında da üretimin değişik dalları arasında düzenleyici olarak, üretim dalları arasında emeğin dağılımının düzenleyicisi olarak gücünü sürdürecektir.
Bunlar tamamen yanlıştır. Değer ve değer yasası, meta üretiminin varlığına bağlı bulunan tarihsel bir kategoridir. Meta üretiminin yok olması ile değer ve değer yasası da bütün biçimleriyle yok olacaklardır (32).

Sosyalizmden komünizme geçiş; ürünlerin gereksinimlere göre paylaşımı; bu komünist ilke, her türlü meta mübadelesini, dolayısıyla ürünlerin metalara ve değere dönüşümünü dışlar.

“…Kolhozcu grup mülkiyeti, meta dolaşımı vb. gibi ekonomik olguların varlığının sürüp gitmesine olanak vermekle, ne toplumun bütün gereksinmelerinin karşılanmasını sağlayabilecek bir ürün bolluğu sağlanabilir ne de "herkese gereksinmesine göre" formülüne geçilebilir” (33).
Sosyalizmi inşa etme sürecindeki SB’nde yolunu şaşırmış ”yoldaşlar“, kavramamakta direnen ”yoldaşlar“ çoktu. Bunlardan birisi de Notkin idi.
Notkin, değer yasasının tarımsal hammaddeler üzerinde düzenleyici etkide bulunduğunu savunuyordu. Stalin buna, fiyatlar için serbest hareket alanı yok, rekabet yok, fiyatlar, ”sabit, planlanmış fiyatlardır“, „üretimin kapsamı planla belirleniyor“, üretim araçları devlete ait, bu koşullarda değer yasası nasıl düzenleyici olabilir, „bizzat değer yasasının kendisi, sosyalist üretime özgü faktörler tarafından düzenlenmektedir“ diye cevap veriyordu.
Daha tehlikeli tezler de vardı. Bu tezleri savunanların başında Sanina ve Wenşer geliyordu: Bunlar, tarımsal makinelerin kolhozlara satılmasını öneriyorlardı. Kolhozların zengin oldukları ve devletin bu parayı başka alanlarda kullanabileceği neden olarak öne sürülüyordu.
Stalin, kolhozların modern tekniği finanse edecek durumda olmadıklarını, bu makinelerin ancak yıllar sonra amortize olabileceklerini belirtiyor ve ”Sanina ve Wenşer yoldaşlar geriliğe doğru adım atıyorlar ve tarihin tekerleğini geri çevirmeye çalışıyorlar“ diyordu. Çünkü „böyle olursa; birincisi, kolhozlar temel üretim araçlarının sahibi olurlar, yani ülkemizde hiçbir işletmenin sahip olmadığı özel bir konuma gelirler“.
Sanina ve Wenşer’e cevabında Stalin devamla şöyle der:
Bu, kolektif işletmelere büyük zarar vermek ve onları yıkmak, tarımın makineleşmesini tehlikeye sokmak ve kolektif ekonomi üretiminin hızını düşürmek anlamına gelir“.

Gerçekten de Makine-Traktör-İstasyonlarının kolhozlara satılmasından kısa bir zaman sonra, üç sene içinde Stalin’in bu öngörüsü, teorisi, Sovyet tarımının sefil haliyle tamamen doğrulanmıştı.
Sosyalist üretim biçiminde de üretici güçler ve üretim ilişkileri arasında çelişkiler vardır ve var olacaktır. Bunun nedeni, üretim ilişkilerinin gelişmesinin üretici güçlerin gelişmesinin gerisinde kalmasında aranmalıdır. Sosyalizmde de üretim ilişkilerinin gelişmesi, üretici güçlerin gelişmesinin arkasında kalır ve kalacaktır. Bunun nedeni, her şeyden önce kolhoz grup mülkiyeti ve meta dolaşımı gibi ekonomik gerçekliklerde aranmalıdır.

Bu olguların, ulusal ekonominin ve özellikle tarımın tam olarak planlamasına engel olmaya başladıklarını, daha bugünden üretici güçlerimizin güçlü gelişmesini engellemeye başladıklarını görmemek, bağışlanmaz bir gaflet olur. Kuşkusuz, ne kadar zaman geçerse, bu olgular, ülkemizin üretici güçlerini o kadar çok engelleyeceklerdir” (34).

Sosyalist toplumda yönetici organların doğru politikasıyla üretici güçler ve üretim ilişkileri arasındaki çelişkiler zıtlığa, antagonistleşmeye dönüşmezler ve böylece üretici güçler ile üretim ilişkileri arasında çatışma söz konusu olmaz. Sosyalist toplumda yöneten organlar, oluşan ve gelişen çelişkileri zamanında görmek ve tedbirler almak zorundadırlar. Böylece çelişkiler çözülür; sorunlar aşılır ve üretim ilişkilerinin üretici güçlerin gelişmesine uyması sağlanır.

İnşası ilerlemiş sosyalizmde tarihsel olarak ölen sınıfların, kapitalizme yeniden dönüş için direniş örgütleme olanakları zayıftır. Bu nedenle, sosyalizmden komünizme geçiş döneminde yöneten organların en önemli görevlerinden birisi, kolhoz ve meta dolaşımıyla bağlam içinde olan çelişkileri tasfiye etmektir.
Bu durum; yöneten organların doğru veya yanlış politikalarıyla söz konusu bu çelişkilere yaklaşımı, sosyalizmin geleceğini belirler. Ve SB’nde Stalin’in ölümünden sonra yöneten organların politikası, yeni bir sınıfın politikası olarak, söz konusu çelişkileri çözme yerine derinleştirmiş, sosyalist inşanın tasfiyesine ve kapitalizmin yeniden inşasına götürmüştür.

Burada belirtmekle yetiniyoruz:
Meta üretimi ve dolaşımı, değer yasası ve “para ekonomisi” nasıl yok edilecek?
Bir daha: Toplumsal üretimin iki biçiminden dolayı sosyalist toplumda meta üretimi ve değer yasası vardır ve etkide bulunurlar: Devlet mülkiyeti ve kolhoz (grup) mülkiyeti. İki temel üretim sektörünün/mülkiyetin yerini, ülkenin bütün tüketim maddelerinin üzerinde tasarruf hakkıyla bütün üretimi kapsayan sektör gerçeklik olduğunda meta üretimi ve onunla birlikte değer yasası da yok olacaktır.
“… Kademeli aşamalarla, kolhozlara kar sağlayarak ve sonuçta bütün topluma da kar sağlayarak, kolhoz mülkiyetini ulusal mülkiyetin düzeyine çıkarmak ve gene kademeli aşamalarla, meta dolaşımının yerine bir ürün değişimi sistemini getirmek gerekir ki, merkezi iktidar, ya da başka herhangi merkezi toplumsal ekonomik örgüt, toplumsal üretimin bütün ürünlerini toplumun yararına kullanabilsin” (35).

Proletarya diktatörlüğünün görevi, devlet ve kolhozlar arasındaki ürün mübadelesi sisteminde kolhoz mülkiyetini genel halk mülkiyeti seviyesine çıkaracak ve mülkiyet farklılığını ortadan kaldıracak belirleyici araçlar keşfetmek ve uygulamaktır.
Kolhozlar, işledikleri toprağın ve temel üretim araçlarının sahibi olmamalarına rağmen, ürünlerin sahibi oldukları için, bunlar üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunabilirler.
Kolhoz üretiminin önemli bir kısmı pazara sürülüyor ve böylece meta dolaşımı sistemine dahil oluyor.

İşte bugün kolhoz mülkiyetinin ulusal mülkiyet düzeyine yükseltilmesine engel olan bu durumdur. Demek ki, kolhoz mülkiyetini ulusal mülkiyet düzeyine yükseltmek için çalışmayı bu yönde geliştirmeliyiz.
Kolhoz mülkiyetini ulusal mülkiyet düzeyine yükseltmek için, kolhoz üretim fazlasının meta dolaşımından tasfiye edilmesi ve devlet sanayi ile kolhozlar arasında ürün değişimi sistemine tümlenmesi gerekir. Esas olan budur” (36).

Stalin’in Marksist-Leninist politik ekonomiye en önemli katkılarından birisi de budur. O’nun ölümünden, özellikle de XX. Parti Kongresinden sonra bu anlayış tam tersine dönüştürülmüştür. Aşağıda Kruşçev modern revizyonistlerinin kolhoz mülkiyetini genel halk mülkiyeti seviyesine çekmek yerine, her iki mülkiyet biçimi arasındaki farkı derinleştirme politikası güttüklerini göreceğiz.

Ürün mübadelesi, devlet ve kolhoz sektörleri arasında doğrudan tüketim maddeleri mübadelesidir. Böyle bir sistemde kolhozlar, ürün fazlalıklarını, yani kolhoz ve kolhoz köylülerinin doğrudan ihtiyaçlarına hizmet etmeyen ürün fazlalığını devlete verirler ve bunun karşılığında devlet sanayi işletmelerinden ihtiyaç duydukları ürünleri alırlar.

1950’li yılların başında SB’nde şehir ile köy; sanayi ile tarım, devlet mülkiyeti ile kolhoz mülkiyeti arasında daha ziyade tarımsal teknik kültürlerden (pancar, pamuk vs.) oluşan bir “meta” temini mübadelesi vardı.

Bizde hala gelişmiş bir ürün değişimi sistemi bulunmamaktadır, ancak bu değişimin bir filizi olan tarımsal ürünler için "meta” olarak ödeme şekli vardır. Bilindiği gibi, pamuk, keten, pancar, vb. üreten kolhozların üretimi çoktan beri "meta” olarak ödenmektedir; bunun kısmi olarak yapıldığı, tümü ile yapılmadığı doğrudur, ancak gene de yapılmaktadır. Geçerken şunu da not edelim ki, "meta” olarak ödeme deyimi hatalıdır, onun yerme "ürün değişimi" denmelidir. Görev, tarımın bütün dallarında bu ürün değişimlerinin filizlerini örgütlemek ve onları geliştirip geniş bir değişim sistemi haline sokmaktır, öyle ki, kolhozcular üretimleri için yalnızca para değil, daha fazla gereksinmeleri olan çeşitleri alsınlar” (37).

Bu mübadeleyi gerçekleştirmek, sosyalist toplumun komünizme doğru gelişmesinin en önemli göstergelerinden birisidir. Bu, iki mülkiyetten tek mülkiyete ve mülksüzlüğe, yani komünizme doğru ilerleme demektir.

Böyle bir sistem, kentin kıra teslim ettiği üretimin büyük çapta artmasını gerektirecektir. Bu yüzden, bu sistemi, acele etmeden kentin ürettiği çeşitlerin birikimi ölçüsünde geliştirmek gerekir. Ancak, bu, kesinlikle, duraksama göstermeden, meta dolaşımı alanını adım adım kısarak ve ürün değişimi etki alanını genişleterek başarılmalıdır” (38).

Meta dolaşımının etki alanını daraltan ürün mübadelesi, sosyalizmden komünizme geçiş sürecinde devasa önemi olan bir adımdır. Bu sürecin sonlanması, toplumsal üretimin iki biçiminin (devlet ve kolhoz) ortadan kalkması anlamına gelir; Kolhoz mülkiyetinin genel halk mülkiyeti seviyesine çekilmesi ve böylece meta dolaşımının yerini, adım adım ürün mübadelesinin alması, sosyalizmden komünizme geçişte belirleyici önemi olan bir adımıdır.

Kruşçev modern revizyonistleri bu gelişmeyi engelleyen ve geriye dönüşün yolunu açan veya bu süreci tersine çeviren adımlar attılar. Yani, meta dolaşım alanını, değer yasasının etki alanını daraltma yerine genişleten, bütün ekonomiye yayan adımlar attılar.
Tespit ediyoruz:
  • Sosyalist toplumda toplumsal üretimin iki temel biçimi; devlet mülkiyeti ve kolhoz (grup) mülkiyeti var olduğu için meta üretimi ve değer yasası da vardır ve etkide bulunurlar. Önemli olan, toplumsal üretimde kolhoz mülkiyetini genel halk mülkiyetine çekebilmektir.
3- Kruşçev ve Sonrası: Yeni Rota

8 Ağustos 1953’te Başbakan sıfatıyla Malenkov, ekonomide „yeni rotayı“ ilan eder: En önemli tarım ürünleri için devletin satın alma fiyatı yükseltilir. Özel bahçelerden ayni ürünler için zorunlu satış normları indirilir. Özel işletmecilikten (bahçelerden) kaynaklanan eski borçların hepsi silinir. Malenkov, „kolhoz köylülerinin ve sovhozcuların özel işletmeciliği karşısında alınan saçma ve zararlı tavrın düzeltilmesi gerektiğini“ açıklar. Devamla Malenkov, hafif sanayiye öncelik verileceğin ilan eder. Bu, kısa bir zaman önce kararlaştırılan yeni Beş Yıllık Plana tamamen ters düşen bir anlayıştı.
1957’de Kruşçev, merkezi ekonomi yönetimini bölgesel ekonomi konseyleri lehine dağıtmayı önerir.
31 Mart 1958’de, hükümeti devralmasından birkaç gün sonra Kruşçev, Makine-Traktör-İstasyonlarının dağıtılacağını açıklar.
1958’den itibaren tarım makineleri kolhozlara satılmaya başlanır. Bu, Sanina ve Wensher’in önerisiydi ve Stalin bu öneriyi 1952’de reddetmişti.
1950’de devlet mülkiyetinde olan 200 bin fabrika, 5 bin sovhoz ve 9 bin Makine-Traktör-İstasyonları vardı. Yani üretim araçlarının yüzde 99,4’ü toplumsal mülkiyetteydi. Bu yüzde 99,4’ün de yüzde 91’i devlet mülkiyetindeydi. Geriye kalan da kolhoz mülkiyetindeydi. Tarım makinelerinin kolhozlara satılması, kolhoz mülkiyetinin genel halk mülkiyeti aleyhine güçlenmesi anlamına geliyordu.

Kruşçev, bu tedbiri kolhoz mülkiyetinin (grup mülkiyetinin) genel halk mülkiyeti seviyesine çıkartılmasında bir kaldıraç olarak görecek derecede sosyalizm düşmanlığı yapmaktan çekinmiyordu. XXI. Parti Kongresinde şöyle diyordu:

Mülkiyetin biçimleri keyfi değişmezler. Aksine ekonominin yasaları temelinde değişirler, üretici güçlerin karakterine ve gelişme seviyesine bağlıdırlar. Kolhoz düzeni, köydeki modern üretici güçlerin gelişmesinin gereksinimlerine ve durumuna tamamen tekabül etmektedir… Bugün, üretken ve modern teknik, kolhozların elinde olduğu için, kolhozun toplumsal üretiminin artışı daha hızlıdır“.
Bu alanda Sovyet tecrübesinin tam tersini savunan Kruşçev’in bu anlayışı tamamen bir demagojidir.
Sovyet tecrübesi, meta üretiminin komünizmle bağdaşmayacağını ve meta dolaşımı alanının genişletilmesinin kesinlikle kapitalizmin yeniden inşası olacağını kanıtlamıştı. SB’nde inşa edilen sosyalizm tecrübesi, bunun sosyalizmin inşasında sapma ve dolayısıyla da kapitalizmin yeniden inşası olacağını gösteriyordu. Elde edilen tecrübelerden hareketle teorik olarak da temellendirilen bu anlayışın tam tersi, Kruşçev ile birlikte uygulamaya kondu: Kolhozlar, artık, tarımsal tekniğin; üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmuşlardı. Daha önce bunlar devletin mülkiyetindeydi. Sorunun püf noktası: Halk mülkiyeti genel mülkiyettir, işçi sınıfının mülkü değildir. Sadece, devlet, işçi sınıfının diktatörlüğü olduğu için onun (işçi sınıfının) çıkarlarını temsil eder. Kruşçev ise proletarya diktatörlüğünü „bütün halkın devleti“ne dönüştürdü. „Halk devleti“nin veya „özgür halk devleti“nin ne anlama geldiğini Marks, “Gotha Programı Eleştirisi”nde açıklıyordu (39).

Her ne kadar Marks, “halk sözcüğü devlet sözcüğüyle bin bir biçimde bileştirilerek bu sorun bir arpa boyu ilerletilmiş olmaz” diyorsa da, bunun, komünist aşamaya geçmekte pek acele eden Kruşçev ve hempası için hiçbir anlamı yoktu.

SB’nde halkın bir bölümü olarak işçi sınıfının sahip olduğu özel/özgün bir mülkiyet yoktu. Sosyalizmin amacı da bu değildir. Ama Kruşçev’in bu anlayışı köylüleri daha avantajlı duruma getiriyordu:
Hiç de uzun olmayan bir zaman öncesinde tarımda…geri kalmışlık tespiti yapıyorduk. Kolektif biçimin üretici güçlerin gelişmesini engellediği için değil, bilakis kolhoz düzeninin sunduğu olanakların ve avantajların kötü kullanılmasından dolayı…Üretici güçlerin devam eden gelişmesiyle toplumsallaşmanın derecesi de… daha yüksek olacak. Kolektif mülkiyetin genel halk mülkiyetine doğru yakınlaşması söz konusudur. Onların arasındaki sınır tedricen yok olmaktadır“.
Kruşçev hızını alamamıştı. Partinin Şubat 1957 Plenumu, ulusal ekonomi yönetimini yeniden yapılandırmayı ele aldı. „Bu, sanayi yönetiminde sektör ilkesinden topraksal (bölgesellik, çn.) ilkesine geçişti…Görevlilerde ve yöneticilerde bütün devlet çıkarları aleyhine yerel çıkarlara sıkı bağlı bir düşünce doğmaya başladı“ (Geschichte der KPdSU“).
XX. Parti Kongresinden sonra Sovyet ekonomistlerinin belli bir şaşkınlık içinde oldukları görülüyordu. Ne de olsa yeni rotayı belirleyen SBKP’idi. Şaşkındılar, çünkü daha düne kadar inandıkları Stalin öğretisi; SB’nde sosyalist inşanın tecrübeleri ve bu tecrübelere dayanan teorik tespitler sulandırılmaya başlanmış ve reddi için de ortam hazırlanıyordu.
Yönetenlerin çoğunluğuna önce hem evet, hem de hayır denmesi öğretildi. Sonra geçmişe evet diyenlerin sayısı azalmaya ve yeni rotaya evet diyenlerin sayısı çoğalmaya başladı. Şimdi sıra “eski”yi reddetmeye ve yeni rotayı teorileştirmeye gelmişti.
Kruşçev’in açtığı yoldan yeni dönemin, “yeni rota”nın teorisyenleri yürümeye başladılar.

Önceleri işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda düşünmek esastı. Şimdi ise işçi sınıfının çıkarları yerine, yani sosyalizmin inşası yerine, tüketime yönelik olarak bireylerin çıkarları esas alınıyordu.

XX. Parti Kongresi atmosferinde teorisyenler azarlandı. Kruşçev modern revizyonizmi, iktisat biliminin, özellikle değer yasasının etkisinin ve kullanımının araştırılmasında geri kalındığı tespiti yapıyordu. Yani, „aklınızı başınıza alın ve yeni rota için teoriler üretin“ deniyordu. Bu çağrı yankısız kalmadı. 20-23 Ocak 1958’de kamuya açık „Değer Yasası ve Sosyalizmde Rolü“ üzerine tartışmalarıyla SB’nde komünizme geçiş adı altında geriye dönüşün, kapitalizmin yeniden inşasının teorisi yapılmaya başlandı (40).

Nedense, artık, sosyalizm dendiğinde, kapitalizm anlaşılıyordu. Veya sosyalizmin inşasını derinleştirmekten kapitalizmi yeniden inşa etmek anlaşılıyordu. Öyle ki, kapitalizmin nesnel ekonomik yasalarını savunarak komünizme geçmeyi hedefleyenlerin sayısı XX. Parti Kongresinden sonra çoğalmıştı ve bunlar artık sesli düşünmeye başlamışlardı. Bir örnek:

Mayıs 1957’de A. I. Paşkov “sosyalizmde meta üretimi” konusunda Marksist teoriye şöyle rest çekiyordu:

Kruşçev’in bu yazmanı, önde gelen revizyonist Sovyet ekonomisti A. I. Paşkov, ‘SSCB Bilimleri Ekonomi Akademisi’nde düzenlenen tartışmaya sunduğu (Mayıs 1957) “Sosyalizmde Meta Üretimi. Sorunlar ve Fiyat Oluşumu” makalesinde meta üretiminin sosyalizmde bir zorunluluk olduğunun Lenin tarafından kanıtlandığını, ‘30’lu yılların başında bunun gerekli olduğunun bir daha kanıtlandığını kanıtlamaya çalışır ve devamla şöyle der:

Sonraki pratikte (‘30’lu yılların başından itibaren sonraki pratik kastediliyor, çn.) göstermiştir ki, sosyalizmde de ticaret, pazar, sadece kolhoz ekonomisi için değil, bilakis işçi sınıfı için de ekonomik ilişkilerin zorunlu bir biçimidir. Ve parti, komünist toplumun ilk aşamasında emekçilere, binlerce yıl boyunca insanlığın tecrübeleriyle sınanmış… bir ilişki biçiminin yerini alacak daha iyi bir ilişki biçimi sunamaz.
Sosyalizmin politik ekonomisi bu gerçekten hareket etmelidir ve hem sosyalizmde meta üretiminin özelliklerini, hem de özel mülkiyet koşullarındaki meta üretimiyle ortak özelliklerini ortaya çıkartmalıdır. 1941 yılına kadar biz Sovyet ekonomistleri, bilindiği gibi, bu gerçeği görmedik ve inatla metamızın meta olmadığını, paramızın para olmadığını ve değer yasasının sosyalizmde hiç etkide bulunmadığını iddia ettik. Ekonominin ve ekonomi teorisinin bu önemli sorunlarında düzeltildik. Çoğu sorun üzerine hala kafamız açık değil ve yüzümüzü doğrudan ekonomiye, canlı gerçeğe dönme yerine sıkça, katışıksız kıyaslama çemberinde dönüp durmaya devam ediyoruz…
Bazı ekonomistler, bizde meta üretiminin zorunluluğunu sosyalist mülkiyetten hareketle açıklamaya çalışıyorlar…
Sosyalizmde meta üretiminin, sosyalist mülkiyetin iki biçiminin varlığıyla bağlam içinde olduğu iddia edilebilir mi? Şayet gerçeklerin zemininde kalınırsa, bu, iddia edilemez. Pratik, meta biçimi ilişkilerinin, pazar ilişkilerinin devlet ekonomisi için de zorunlu olduğunu gösteriyor… Meta üretimi, sosyalist ekonomi biçimine, sosyalist mülkiyete çözülmez (koparılamaz, çn.) şekilde bağlı olduğu için var olmaya devam edecektir.
(Bu nedenle) meta üretiminin zorunluluğu doğrudan, sosyalist mülkiyetin iki biçiminden hareketle açıklanamaz” (41).

Paşkov’un bu anlayışları, sosyalizmin nasıl inşa edileceğiyle, nasıl inşa edilemeyeceğini ve sosyalizmi inşa adı altında kapitalizmin nasıl inşa edileceğini göstermektedir.
Paşkov neye karşı çıkıyor? Sosyalist inşanın derinleştirilmesiyle; kolhoz mülkiyetinin genel halk mülkiyeti seviyesine çıkartılarak meta üretimi koşullarının sosyalizmin nesnel ekonomik yasalarının etkisiyle ortadan kaldırılmasına karşı çıkıyor.
Paşkov “Kolhozlar bugün, kent ile ilişkilerinde, metaların alış verişinden, meta değişiminden başka ekonomik ilişkiler kabul etmemekteler” gerçekliğini, ‘işçiler bugün kır ile ilişkilerinde, metaların alış verişinden, meta değişiminden başka ekonomik ilişkiler kabul etmemekteler”e dönüştürmek istiyor. Böylece sosyalist mülkiyet tasfiye edilmiş olacak; meta üretimi bütün ulusal ekonomide genel geçerli olacak.
Paşkov’un, meta üretimi ilişkileri esas alınarak sosyalizmin kurulamayacağını kavrayamadığını düşünemeyiz. Ama o, sosyalizmin kurulması ve komünizme doğru yol alınması için meta üretiminin zorunlu olduğunu savunmakta ve bunu yaparken de üretimle mülkiyetin karakteri arasındaki diyalektik bağı koparmaktadır. Bu ekonomiste göre, mülkiyetin sınıfsal karakteri üretimin karakterini belirlemez. Bu nedenden dolayı da, “sosyalizmde meta üretiminin zorunluluğu sosyalist mülkiyetten hareketle” açıklanamaz.
Pratik, meta biçimi ilişkilerinin, pazar ilişkilerinin devlet ekonomisi için de zorunlu olduğunu gösteriyor”, diyerek “meta üretiminin, sosyalist ekonomi biçimine, sosyalist mülkiyete çözülmez (koparılamaz, çn.) şekilde bağlı olduğu için var olmaya devam edecektir” savını temellendirmeye çalışıyor.

Paşkov’a göre mülkiyetin karakteri pek önemli değil. Peki ekonominin nesnel yasaları, mülkiyetin karakterine göre şekillenmiyorlar mı? Mülkiyetin karakteri, hangi sınıfın hakim sınıf olduğunu göstermiyor mu? Bu ekonomistin görüşlerinin doğru olduğunu kabul edersek, işçi sınıfının iktidarda olduğunu nasıl anlayacağız? Proletarya diktatörlüğü kurulmuş olacak ve bu diktatörlük, sosyalizmi inşa etme adı altında meta üretiminin bütün ekonomide geçerli olması için mücadele edecek! Paşkov bunu talep ediyor ve meta üretimini ortadan kaldıracak “bir ürün değişimi sistemi”ne geçilmemesi gerektiğini, aksine meta üretiminin gelişmesi önündeki bütün engellerin kaldırılması gerektiğini savunuyor.
Sovyet revizyonistleri, ülkeleri dağılana kadar kararlı bir şekilde Paşkov’un bu anlayışı doğrultusunda hareket etmişlerdir. Paşkov, Sovyet bürokrat sınıfının hakimiyetinin devamını meta üretiminin bütün ulusal ekonomide geçerli kılınmasında görmüştü.
Paşkov, Stalin dönemi SB’nin sosyalizmi inşa tecrübelerini çürütmek için Lenin’e sarılıyor.

Mayıs 1921’de Lenin şöyle diyordu:
Meta mübadelesi (buna üretim mübadelesi de dahildir. Çünkü kırsal gıda maddelerine –ürünlerine- karşı mübadele edilen devlet ürünü, sosyalist fabrika ürünü, politik ekonomi bakımından meta değildir; her halükarda sadece meta değildir, artık meta değildir; meta olmaktan çıkıyor) sorusu üzerine, …şimdi, bütün ekonomi konseylerinin, iktisadi inşanın bütün organlarının ana dikkati bu sorun üzerine yönelmelidir” (42).

Demek ki Lenin, meta üretiminin sosyalizmde bir zorunluluk olduğunu değil, tam tersini kanıtlıyor.

Lenin, daha 1921’de, Ekim Devriminden 3-4 sene sonra, devlet üretiminin, genel halk mülkiyetinde; sosyalist mülkiyette olan fabrika üretiminin meta olmadığını söylüyor, Paşkov ise 1957’de, devrimden 40 yıl sonra “… pratik göstermiştir ki, sosyalizmde de ticaret, pazar, sadece kolhoz ekonomisi için değil, bilakis işçi sınıfı için de ekonomik ilişkilerin zorunlu bir biçimidir…
Sosyalizmin politik ekonomisi … hem sosyalizmde meta üretiminin özelliklerini, hem de özel mülkiyet koşullarındaki meta üretimiyle ortak özelliklerini ortaya çıkartmalıdır…
Bazı ekonomistler, bizde meta üretiminin zorunluluğunu sosyalist mülkiyetten hareketle açıklamaya çalışıyorlar…
Sosyalizmde meta üretiminin, sosyalist mülkiyetin iki biçiminin varlığıyla bağlam içinde olduğu … iddia edilemez. Pratik, meta biçimi ilişkilerinin, pazar ilişkilerinin devlet ekonomisi için de zorunlu olduğunu gösteriyor… Meta üretimi, sosyalist ekonomi biçimine, sosyalist mülkiyete çözülmez (koparılamaz, çn.) şekilde bağlı olduğu için var olmaya devam edecektir.
(Bu nedenle) meta üretiminin zorunluluğu doğrudan, sosyalist mülkiyetin iki biçiminden hareketle açıklanamaz” anlayışlarını savunabiliyor.
Lenin’in ve O’nun yolunda giden Stalin’in anlayışıyla; sosyalizmi inşa eden SB’nin tecrübesiyle Paşkov’un; bir bütün olarak Sovyet revizyonistlerinin anlayışı arasında iki dünya farkı var. Bu fark, sosyalizmle kapitalizm arasındaki farktır.

Meta üretimi ve 1958 tartışması:
Değer yasası üzerine tartışma parti içinde gerçekleştirilmedi. Akademisyenler çevresinde; iktisat teorisyenleri ve uygulayıcıları arasında gerçekleştirildi. Marksist olanların savunmada olduğu bir ortamda (bu onların hatasıdır) revizyonistler ve revizyonist eğilimliler arasında sürdürülen bir tartışma. Bilim adına „gerçeği“ bulmak için tartışıldı. Ama bilimin taraflı olduğu olgusu, şu veya bu sınıfın bilimi olacağı unutuldu ve sonunda „gerçeği“, tartışanlar değil, SBKP tespit etti.

1953’ten bu yana her alanda, her tarafta hatalar ve eksiklikler tespit edilmeye başlandı. Halkın nezdinde her şey soru götürür hale getirilmek isteniyordu. Sovyet ekonomisinin büyük başarılar elde etmesi, bunun genel çizginin doğruluğundan kaynaklandığı sorgulanmaya başlanmıştı. Tartışmalarda ve açıklamalarda ağırlık, hataları tartışmaya ve hataları açıklamaya verilmişti. Kapitalist dünyanın bile gıpta ettiği sosyalist planlı ekonomi, sıradan bir olgu olarak ele alınmaya başlandı. Sosyalist inşa tecrübelerine dayanarak elde edilen teorik tespitler soru götürür konuma getirildi.

Sadece, hataların düzeltilmesi istenmiyordu. Revizyonist önderlik, yeni rotanın uygulanmasını istiyordu. Ortam bunun için hazırlanıyordu. İktisat bilimi yeni rota için gerekli teorik temeli oluşturmalıydı.
Lenin ve Stalin döneminde politik ekonominin temel sorunları akademik çevrelerde tartışılarak halledilmiyordu. Şimdi öyle olmaya başladı.
Fiyatları ele alabilmek için değer yasasının etki alanının tespit edilmesi gerekiyordu. Değer yasası, meta üretiminin bir yasası olduğu için işe sosyalizmde meta üretimiyle başlanıyordu. Modern revizyonistlerin iş zordu. Ne de olsa ayda yaşamıyorlardı. Bizzat pratiğin içindeydiler. Onlara verilen görev, doğruyu bile bile reddetmeyi ve yanlışı da bile bile savunmayı teorileştirmekti. Kolay iş değildi. Her şey; Stalin’in bu konudaki anlayışı, oluşumunda katkıları olan bu alandaki teori, henüz çok canlıydı. Bu önemli engelin aşılması için teorisyenlerin kendilerini reddetmeleri gerekiyordu. Öyle de oldu. Dün beyaz diyip bugün siyah diyenlerin arasında, dün, “ne olur ne olmaz” diye susmayı ve yanlış bulduğu halde doğruyu “savunmayı” tercih edenlerin yanı sıra, kişiliksizleşmek nasıl olur sorusuna pratiğiyle parlak örnek olanlar da vardı.
XX. Parti Kongresinden sonraki SB’nde, işte bu kişiliksizleşenlerin “sosyalizmi”, “reel sosyalizm” denen o “sosyalizm”, 1991’de dağılana kadar uygulandı.

1958 tartışmadan bazı seçmeler:
Prof. N. A. Zagolov: ”Ama SBKP-MK’nin 1953 Eylül Plenumundan önce değer yasasının gereksinimleriyle çelişki içinde olan ulusal ekonominin tekil kısımlarındaki fiyat oluşumu da değer yasasının kullanımı alanında teorik çalışmayı engelliyordu“ diyerek kendini ve arkadaşlarını savunmaya başladı.
1956’da başlayan sosyalizmde değer yasası ve meta üretimi üzerine tartışma daha da canlı olmaya başladı. Ekonomi teorisyenlerinin ve pratikçilerinin giderek genişleyen bir çevresini kendi etki alanına çekmeye başladı. Bu, akademik…yaşamdan kopuk bir sorun değil…değer yasası her şeyden önce fiyatların bir yasasıdır“ (43).

Anlaşıldı. Kruşçev revizyonistlerinin başlattığı tartışma, öncelikle, sosyalizmde fiyat politikasının temellerini yıkmalıydı. Demek oluyor ki, kapitalizmi yeniden inşa etmek için ilk elden yapılması gereken, sosyalist ekonomide fiyat sistemini kaldırmaktır.
Tartışmaya katılanlar, sosyalist inşanın derinleştirilmesinin önemli sorunlarının fiyat politikası ile bağını çok iyi biliyorlardı:
  • Sosyalist toplumda sınıflar (işçi-köylü) arasında temel ekonomik karşılıklı ilişkilerin biçimlenmesi.
  • Sosyalist toplumda kır ile şehir arasında temel ekonomik karşılıklı ilişkilerin biçimlenmesi.
  • Birikim ile tüketim arasındaki ilişki.
Ulusal gelirin dağılımı bazında;
  • İşgücü ve maddi araçların sektörler ve merkezler arasındaki dağıtımı.
  • İktisadi muhasebe.
  • Maddi ilgiden yararlanma.
Önemli tespitler yapılmaya başlandı:
Son yıllarda parti, eski dönemde geçerli olan fiyat sisteminde büyük eksiklikleri cüretle ve kararlılıkla bulup çıkarmaya başladı ve bu alanda bir dizi önemli ve kapsamlı tedbirler aldı” (44).
Anlaşılan o ki, söz konusu olan, tekil „hatalar“ değildi, bütün fiyat sisteminin değiştirilmesi gerekiyordu.

Prof. Dr. F.P. Koşelyov:
Para biçiminde ücret, meta üretiminin en belirgin göstergesidir ve tabii ki devlet sektöründe meta-para-ilişkileri vardır” (45)
Bu profesörün meta üretimini nasıl temellendirdiği sonraları eğitim konusu yapılmıştır (46):
  • İki mülkiyet biçim,
  • Üretici güçlerin gelişme seviyesi,
  • İşbölümü ve
  • İşletme üreticilerinin ayrılığı.
İlk iki noktaya diyecek bir şey yok. Üçüncü nokta tam bir felaket. Çünkü işbölümü komünizmde de olacak. Komünizm sadece, insanı bağlayan, toplumsal gelişmeye ayak bağı olan eski işbölümünü yok eder. Dördüncü noktada ise gerçek niyetin ne olduğu açıklanıyor: Sosyalizmde üreticilerin ayrılık/tecritlik durumu düşünülemez. Devlet sektörü bir bütünselliğin ifadesidir. Devlet, yönetir, planlar ve sınırsız mülk sahibidir. Devlet, proletaryanın, yani üreticilerin diktatörlüğüdür. Peki bu ayrılık nereden geliyor? Tabii ki yeni ekonomi politikasından, yeni rotadan? İşletmelerin bağımsızlığı anlayışından.
Hoca demagojiye devam ediyor:
Gelecekteki komünist işbölümü, …işbölümünün bu çağda var olan olumsuz yanlarından arınmış olacak….Şehir ile kır, zihni iş ile fiziki iş arasında hala önemli farklar var. Bütün bunlar meta üretimini ve değer yasasının etkisini gerekli kılmaktadır“ (47).
Yani meta üretimi ve değer yasası sosyalizmde var olmaya devam edecek!
Dr. M. W. Kolganov: ”Yoldaş Kosodoyev formülasyonunda bütün meseleyi eski, J.W. Stalin ve ondan önce çoğu ekonomistler tarafından oluşturulan teze -meta ilişkilerinin varlığının nedeni iki mülkiyet biçimidir- indirgemekte“(48).

Demek ki Stalin’den önce çoğu ekonomistler bu düşüncedeymiş. Şimdi, 1958’de ise yine „çoğu ekonomist“ düşüncelerini değiştirmiş!
O “eski… çoğu ekonomistler” içinde yeni çoğu ekonomistler yok muydu?!
Dr. M. W. Kolganov devam ediyor:
En gelişmiş ve en tutarlı biçiminde de olsa üretimin ve ürünlerin dağıtımının sosyalist örgütlenmesi, meta ilişkileri olmaksızın yürümez“(49).
Dr. M. W. Kolganov, meta üretiminin zorunluluğunun nedenini sosyalist dağıtım ilkesinde görüyor.
N. W. Hessin: ”Sosyalizmde meta üretiminin zorunluluğundan değil, aksine meta-para biçiminin kullanılmasının zorunluluğundan bahsedilmelidir …Önceleri çok sayıda ekonomist bizde meta-para ilişkilerinin tüketim araçlarının üretimi ve mübadelesi alanıyla sınırlı olduğu düşüncesindeydi. Bugün ise çoğu ekonomist, doğru olarak, sosyalizmde meta-para ilişkilerinin sadece üretim alanlarının biriyle sınırlı olmadığı, aksine ülkenin bütün ulusal ekonomisini kapsadığı anlayışındadır”(50).

N. W. Hessin, meta-para biçimlerinin aktif kullanılmasını, bu biçimlerden yararlanılmasını nesnel zorunluluk olarak görmekteydi ve bugün çoğu ekonomistin bu biçimlerin toplam ulusal ekonomiye yayılmış olduğu düşüncesinde olduğu tespitini yapıyordu.
Bütün tartışma dış benzerlikler üzerine yoğunlaşıyordu: sosyalizmde meta üretimi, genel olarak meta üretimi, değer yasası, fiyatlar vs.

Ama belirleyici özellik, mülk sahibi değişimiydi: Mülk sahibi değişimi olmaksızın meta da olmaz. Önemli olan, bu sorunun bir şekilde aşılmasıydı.
Devlet fabrikalarının ürünlerinin meta olmadığını söylerken Lenin tam da böyle düşünüyordu. Meta, emekçiler ve sosyalist ekonomi arasında ekonomik bağın bir biçimi değildir. Çünkü işçiler, bir şey satmaksızın satın alıyorlar; Sosyalizmde işgücü meta değildir ve ücret, işçilerin toplumsal üründeki paylarının ifadesidir.

A. J. Koşelyev:
Sosyalizm koşullarında meta, özel meta üreticilerinin değil, aksine birleşik sosyalist üreticilerin (işletmeler, kolhozlar…) ürünüdür“(51).
Burada, bu tartışmada ilk defa birleşik üreticiler arasında işletmelerden bahsedilmektedir. Sosyalimin inşa döneminde devletten bahsedilirdi; devlet sektörü bütün toplumu kapsayan üreticiydi. Devlet, sınırsız bir şekilde işletmelerin, işletmelerdeki üretim araçlarının, işletmelerin ürünlerinin mülkiyetine sahipti. İşletmelerin devletsel yönetimi, işletmenin, işletme kolektifinin adına değil, devletin adına hareket ediyordu. Çünkü devlet, proletarya diktatörlüğü devletiydi ve böyle bir devlet olarak da hakim sınıfı oluşturan üreticilerin çıkarına göre hareket ediyordu.
Prof. A. I. Paşkov (Kruşçev’in yazmanı):
Meta olmayan, ama değeri olan ürünler“ anlayışı geride kaldı görüşündeydi.
Meta doğasının inkarı geride kaldı“, „sosyalizmde meta üretimi ve değer yasası üzerine savlarımızın eksiklikleri ve hataları var. Kosodoyev’in savundukları, kısa bir zaman öncesine kadar doğruydu“(52).
N. S. Spiridonova: ”Sosyalist devlet işletmelerinin (üretim araçları ve tüketim araçları) ürünleri, metanın temel özeliğini -mübadele sürecinde mülk sahibi değişimini- kaybettiler. Üretim araçlarının değerinin inkarı, onların (üretim araçlarının, çn.) yardımıyla üretilen tüketim araçlarının değerini inkara götürür“ (53).

Burada karakteristik bir savla karşı karşıyayız: Değerin inkarı. Ama bu zamana kadar SSCB’nde değer inkar edilmemişti. Burada, inkar edilmeyene karşı acımasız bir mücadele söz konusu!

Üretim araçları meta değillerse ve değerleri yoksa, metaların değer oluşumu süreci imkansız olur“ (54).

A.W. Baçurin baklayı ağzından çıkartıyor:
Ama fiyat oluşumu pratiğinde temel eksiklik, asla, fiyat düzenleyen organların, bunların arasında Devlet Planlama Komisyonunun da akademi üyesi Strumilin’in Malişev veya başka ekonomist yoldaşların tavsiyelerini körü körüne takip etmelerinden ve fiyatları değere uygun olarak tespit etmelerinden ve böylece ekonomik temel yasanın ve ekonominin planlı gelişmesi yasasının gereksinimlerini dikkate almamalarından ibaret değildir. Tam tersine, fiyat oluşumu alanındaki temel eksiklik, değer yasasının çoğu durumlarda göz ardı edilmesinden veya yeteri kadar dikkate alınmamasından ibarettir“ (55).

Kruşçev revizyonistlerinin iktidarı gasp etmelerinden sonra düzenlenen ‘bilimsel’ konferanslarda bir kısım ‘uzman’ların çark ettiklerini ve birkaç yıl önce savunduklarının tam tersini savunmaya başladıklarını görüyoruz.
  • Görüşmenin olumlu sonuçlarından birisi, meta üretimi ve değer yasasının rolünü yapay olarak sınırlayan düşüncelerin eleştirisinde görülmektedir. Her şeyden önce ikna edici eleştiri, çok yaygın olan şu düşünceye yöneltilmişti; sosyalizmde üretim araçları meta değillermiş ve meta üretimi ve meta dolaşımı sadece tüketim malları alanıyla sınırlıymış” (56).
İşte iki teori, işte fark:

Marksist teoriye göre:
    • Değer yasasının bizde etki alanı, her şeyden önce meta dolaşımını, satma ve satın alma vasıtasıyla meta mübadelesini, esas itibariyle şahsi ihtiyaç metalarının mübadelesini kapsamına alıyor…
    • Sosyalist düzenimizde üretim araçları meta olarak görülebilirler mi? Düşünceme göre asla…”
    • Ülke içinde iktisadi devinim alanında ürünler, meta özelliklerini kaybederler, meta olmaktan çıkarlar ve değer yasasının etki alanından çıkarlar ve sadece metanın dış örtüsünü (hesaplama vs.) korurlar”.
Revizyonist teoriye göre:
  • Sosyalist üretim, zorunlu olarak meta üretimidir”.
Böylece SB’nde sosyalizmin pratiği bir çırpıda çarpıtılıyor, kazanılmış tecrübeler, öğreti yok sayılıyor ve revizyonist (kapitalist) sistemin uygulanmasının önü açılıyor. Gerçekten de “sosyalist üretim, zorunlu olarak meta üretimidir” tespitinin yapıldığı yerde başka bir gelişme beklenemezdi (57).

1975”te yayımlanan temel bir kitapta şu tespitler yapılıyordu:
XXIV. Parti Kongresine sunduğu siyasi raporda (1971) Brejnev, işin (emeğin, çalışmanın) nasıl metalaştırıldığını öyle açıklıyordu:
İşin ve tüketimin tam ölçülmesinin zorunluluğu… para-meta-ilişkilerinin mükemmelleştirilmesini gerekli kılmaktadır”.

Brejnev’in bu anlayışı, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde bir grup yazarın hazırladığı “Gelişmiş Sosyalist Toplumda Ekonomik Yasalar” temel kitabında şöyle yorumlanıyor:
İktisadi muhasebenin mükemmelleştirilmesi ve (bunun) plana sıkı bir şekilde bağlanması, ilerlemiş sosyalist inşayla ve sosyalizme geçişle sosyalist meta-para-ilişkilerinin gelişmesi ve kullanılması zorunluluğunu azaltmaz. Burada söz konusu olan, meta-para-ilişkilerini ve yasalarını, etkileri içinde, sınırlandırmak anlamına asla gelmeyeceğidir…
Meta-para-ilişkileri, önemli derecede sosyalist planlama sistemine entegre ediliyorlar…
Meta-para-ilişkilerinde söz konusu olan, sosyalizmde nesnel zorunlu ekonomik ilişkilerdir; Bu ilişkiler, istenildiği gibi sınırlandırılamazlar veya genişletilemezler” (58).

Brejnew, bir kapitalist, bir tekel şefi gibi düşünüyor. Ve XX. Parti Kongresinden sonra SB’nde işin verimliliği kapitalist tarzda ölçülmeye ve tüketim alanında da pazar mekanizması düzenleyici olmaya başlandığı için o, “para-meta-ilişkilerinin mükemmelleştirilmesini gerekli” görmektedir, kaçınılmaz olarak gerekli görmektedir.
Sosyalizm, “para-meta-ilişkilerini”, en fazlasıyla ortadan kaldırmak için “mükemmelleştirir”; yani meta üretimi ve dolaşımını, dolayısıyla da para ilişkilerinin maddi koşullarını ortadan kaldırmayı amaçlar. Bu nedenle de, bu ilişkilere kaynaklık eden kolhoz mülkiyetini genel halk mülkiyeti seviyesine çekerek, “ürün mübadelesi sistemini” kurmaya çalışır.

Alman revizyonistleri de kapitalizmin mata-meta gibi kategorilerini sosyalizme entegre etmeye çalışıyorlar. Bu ilişkileri, sosyalist ekonominin bir yasallığı gibi göstermeye çalışıyorlar.
Meta-para-ilişkilerinde söz konusu olan, sosyalizmde nesnel zorunlu ekonomik ilişkilerdir; Bu ilişkiler, istenildiği gibi sınırlandırılamazlar veya genişletilemezler” diyerek, Lenin ve Stalin dönemi SB’nde sosyalizmin inşa tecrübesini yanlış bulduklarını açıklıyorlar. Bu revizyonist baylar, özellikle Stalin döneminde meta üretimi ve dolaşımı alanı kolhoz üretimiyle sınırlandırılmalıdır/sınırlıdır, bu üretimin dayandığı grup mülkiyeti; kolhoz mülkiyeti, genel halk mülkiyeti seviyesine çekilmelidir doğru tespitine karşı olduklarını açıklıyorlar.

SB’nin, dağılmasından 3 sene önce, 1988’de, SBKP’nin “ekonomi stratejisi” açıklanırken diğer şeylerin yanı sıra şu tespit yapılıyordu:
Meta-para-ilişkilerinin sürekli artan sınırlandırılması ve dışlanmasıyla ölüp gideceği düşüncelerinden kurtulmanın…zamanıdır…
Tarihi perspektif,… meta-para-ilişkilerinin mekanik “yok edilmesi” değil, aksine onların yeni içerikle daha güçlü donatılmaları, sosyalist üretim ilişkilerinin bütünlüklü sistemi çerçevesinde dolaysız-toplumsal bağlamlarla onların entegrasyonunu güçlü kılma sürecidir” (59).
Bu anlayış Gorbaçov’un tarihi misyonunu dile getiren bir anlayıştır. Meta-para-ilişkilerinin “sosyalist” üretime ve doğrudan topluma entegresi, tarihi perspektif olarak görülüyor. Yani ekonominin klasik kapitalist ilişkiler temelinde ve toplumun da bu ilişkiler temelinde yükselen burjuva bir toplum olarak şekillenmesini tarihi perspektif olarak görüyor.
Bu “tarihi perspektif” üç sene sonra gerçekliğe dönüştü.

Ingeborg Dummer, “Meta Üretimi Olarak Sosyalizm” makalesinde “sosyalist bir ekonomi de değer ilişkilerini ve değer yasasını hesaba katmadan üretemez ve mübadele edemez” anlayışını savunmaktadır (60). Bunca tecrübeden sonra 2003 yılında.

Meta üretiminin, değer yasasının, yani kapitalizmin bu olmazsa olmazlarının sosyalizme de özgü olduklarını bu kaynaklardan (ve daha yüzlercesinden) öğreniyoruz. Sosyalist meta, sosyalist değer yasası! Bu tespitler ihanetin üçüncü adımını oluşturuyordu.

İlk adım: “Bütün halkın devleti” adı altında sınıf mücadelesinden vazgeçmek ve proletarya diktatörlüğünü yıkmak.

İkinci adım: “Barış içinde bir arada yaşamak” adı altında emperyalist burjuvaziyle uzlaşmak, işbirliğine gitmek.

Üçüncü adım: Kapitalist üretim biçiminin inşası, kar ilkesinin önünün açılması için Marksist-leninist meta ve değer yasası anlayışının çarpıtılması ve bu kategorilerin sosyalizmde de geçerli olduğunun açıklanması.

XX. Parti Kongresinden itibaren Sovyet revizyonistleri, meta üretiminin ve değer yasasının bütün üretim için geçerli olduğunu açıkladılar. Yani her alanda üretim, bütün üretim, meta üretimi olarak açıklanmış ve her alanda da değer yasasının geçerli olduğu kabul edilmişti. Böylece Sovyet revizyonistleri, 20 senede komünist aşamaya geçme adı altında meta üretimini ve değer yasasının etkisini ebedi kılmaya çalıştılar. Bu çaba, kapitalizmin yeniden inşasından başka bir anlam taşımamaktaydı. Çabaları boşa gitmedi ve çürümüş sistem 1991’de çöktü.
Sosyalist inşa, geriye dönüşün olmayacağı, kapitalizmin yeniden inşasının tamamen ortadan kaldırıldığı anlamına gelmez. Özellikle meta üretiminin sınırlı da olsa var olduğu, değer yasasının sınırlı da olsa geçerli olduğu koşullarda kapitalizmi yeniden inşa etmenin maddi koşulları var demektir (61).

Bu gelişmenin panzehiri proletarya diktatörlüğüdür, gelişen, derinleşerek inşa edilen sosyalizmde meta üretiminin sınırlarının sürekli daraltılması ve bu üretimin yok edilmesi ve böylece de değer yasasının etki alanının ortadan kaldırılmasıdır. SB’nde sosyalizmin inşa süreci, proletarya diktatörlüğü var olduğu ve meta üretiminin dar sınırları içinde yapıldığı müddetçe kapitalizmi yeniden inşa tehlikesinin gerçekliğe dönüşemeyeceğini göstermiştir. Ama XX. Parti Kongresinden sonra durumun tamamen değiştiğini, belirttiğimiz gibi, proletarya diktatörlüğünün, sosyalist devletin “bütün halkın devleti”ne dönüştürüldüğünü, bütün üretimin meta üretimi olarak kabul edildiğini ve dolayısıyla değer yasasının bütün ekonomide geçerli olduğunun kabul edildiğini görmekteyiz.

Şüphesiz ki revizyonistler, ihanetlerini gizleme çabası da göstermişlerdir ve revizyonizmin kapitalizm olmadığını gizlemek için demagojilere başvurmuşlardır. Bir örnek olsun diye veriyoruz. Sovyet revizyonist ekonomisti Lev Leontyev şöyle der:

... Sosyalizmin ekonomik yasaları, her iki formasyonun -kapitalizmin ve komünizmin- bir karışımını ifade ederler...
Üretim biçiminin ekonomik yasalarının varlığı, ... ne yapay olarak sınırlandırılabilir, ne de genişletilebilir....
Bilindiği gibi bir zamanlar, meta-para ilişkilerinin sosyalist ekonomide kapitalizmin bir tür kalıntısı,... eski üretim biçiminin ‘bakiyesi’ olduğu anlayışı yaygındı. Sosyalist gerçekliğin bilimsel analizi vasıtasıyla çoğu sosyalist ülkelerin komünist ve işçi partileri çoktandır bu türden görüşleri reddetmişlerdir” (62).

Demek ki “üretim biçiminin ekonomik yasalarının varlığı yapay olarak daraltılamaz”mış ve genişletilemezmiş! Yani sosyalizmin inşa döneminde meta üretimi ve değer yasasının etki alanı, kapitalist üretim biçiminin bu iki olmazsa olmazı sınırlandırılmış ve bu baylar, bu sınırlandırmayı kaldırmışlar. Bu kaldırmanın sonuçları ortada değil mi?!

Modern revizyonistler, kavramların içerik ve anlamlarını da değiştirmeye başladılar. Bu kaçınılmazdı. Sosyalist üretim, zorunlu olarak meta üretimi yapıldıktan ve değer yasasının bütün ekonomide etkide bulunması için koşulların hazırlanmasından sonra, bazı kavramların da içeriğinin değiştirilmesi kaçınılmaz olmuştu. Bu kavramlardan birisi muhasebedir.
Yukarıda söz konusu edilen makalesinde Lev Leontyev, muhasebeyi (hesaplama işi), bir hesaplama aracı olmaktan çıkartarak, ona ekonomik içerik vermektedir. Bu revizyonist ekonomist şöyle diyor:

İktisadi muhasebe, bütün ekonomik sistemin işlevselliği için belirleyici faktör olmaktan çıkartılarak, sadece planlama tekniği ve hesap tutma açısından önemli olan şekli bir olguya dönüştürülmüştür. İktisadi muhasebenin kategorileri, bu durumda, sadece, hesaplama aracı olarak görülmekte ve iktisadi içeriğinden yoksun kılınmaktadır” (63).
Leontyev’in böyle düşünmesi doğaldır. Çünkü neden böyle düşündüğünü, yukarıdaki sözünden 3 paragraf önce şöyle açıklıyor:
İnsanlığın şimdiye kadarki bütün iktisadi tarihi, sadece bir meta üretimi tipi tanıyor, o da üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan meta üretimi, çağımızda tamamen yeni bir meta üretimi tipi vardır ve başarılı olarak gelişmektedir, bu da sosyalist meta üretimidir, onun temeli de üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinin hakimiyetidir” (aç, Leontyev)(64).
Sosyalizmde işletmelerin hesap işlerini düzenlemeye yarayan şekli olmaktan öte bir anlam taşımayan muhasebe, revizyonizmde “ekonomik içerik” kazanıyor, aynen klasik kapitalizmde olduğu gibi. Böylece, sosyalizmde işletmelerin şekli bağımsızlığı; şeklen bağımsız işletme olmaları, gerçek bağımsızlığa dönüşüyor. Böylece sosyalizmde üretim araçlarının işletmelere dağıtımında vb. “hesaplama aracı” olan muhasebe, revizyonizmde gerçek meta mübadelesinin ekonomik içeriğini ifade ediyor. Muhasebenin, ekonomik içerik kazanması, üretim araçlarının meta olduğunun kabulüdür. Bu, kapitalizmdir. Bu, bu alanda da değer yasasının geçerliliğinin kabulüdür.
Revizyonizmde klasik kapitalist arayanlar biraz düşünmeliler.

Muhasebeye ekonomik içerik vermek, sosyalist mülkiyete saldırıdır. Bu, her bir işletmeye gerçek bağımsızlık vermektir. Ve gerçekten bağımsızlaşan işletmelerin birbirleriyle rekabeti kaçınılmazdır. İşletme müdürlerinin kendi çıkarları için üretimi yönlendirmeleri kaçınılmazdır.

Revizyonist anlayış:
  • Görüşmenin olumlu sonuçlarından birisi, meta üretimi ve değer yasasının rolünü yapay olarak sınırlayan düşüncelerin eleştirisinde görülmektedir. Her şeyden önce ikna edici eleştiri, çok yaygın olan şu düşünceye yöneltilmişti; sosyalizmde üretim araçları meta değillermiş ve meta üretimi ve meta dolaşımı sadece tüketim malları alanıyla sınırlıymış” (“Woprossy Ekonomiki”, 1957, Nr. 2.)
  • İnsanlığın şimdiye kadarki bütün iktisadi tarihi, sadece bir meta üretimi tipi tanıyor, o da üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan meta üretimi, çağımızda tamamen yeni bir meta üretimi tipi vardır ve başarılı olarak gelişmektedir, bu da sosyalist meta üretimidir, onun temeli de üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinin hakimiyetidir” (L. Leontyev)
  • Önemli bir toplumsal ilişki olarak değerin nicel ve nitel belirlenmesi, sosyalist üretim biçiminin temel bir yasasıdır. Nicel ve nitel tarafların birliğinde değer yasası var olmaktadır. Değer yasası mübadele yeteneğini belirler; yani planlı üreten sosyalist meta üreticilerinin toplumsal ilişkileri olarak metaların niceliğini belirler…İşin ürünlerinin meta karakteri taşıdığı bütün üretim biçimlerinde değer yasası etkide bulunur” (65).
Alman revizyonistleri de Sovyet revizyonistleri kadar becerikliler! Bir çırpıda sosyalizmde işgücünü meta yapıyorlar ve dolayısıyla bu toplum formasyonunda meta üretimini ve değer yasasını geçerli kabul ediyorlar.

Doğru anlayış:
  • Sosyalist toplumda üretim araçlarının meta olup olmadıkları konusunda kafaları açık olmayan çok sayıda bilim adamı, yönetici iktisat görevlileri ve çok sayıda insan, hem teorik alanda, hem de ekonomide yönetici faaliyetlerinde sağ ve sol hatalar işliyorlar. Bazıları, revizyonist bir teoriye dayanarak meta üretiminin ve değer yasasının anlamını abartıyorlar ve iktisadi yürütmeyi kapitalist (tarzda) geliştirme niyetinden (dolayı) sağ sapmaya düşüyorlar. Başkaları ise, toplumumuzun geçiş karakterini görmüyorlar, meta üretimi ve değer yasasının rolünü tanımıyorlar ve böylece ... sol radikal hataya düşüyorlar...
  • Devlet işletmeleri arasında sirküle olan makine teçhizatları, materyaller ve hammaddeler meta olarak tanımlanamazlar…
  • Devlet işletmeleri arasında mübadele edilen üretim araçları meta değildirler” (66).
Kim İl Sung da bazen doğru söylüyordu!
1955’de yayımlanan Politik Ekonomi-Ders Kitabı’nda sorun şöyle açıklanıyordu:

Sosyalizmde meta üretiminin zorunluluğu, sosyalist üretimin her iki temel biçiminin varlığından kaynaklanmaktadır: Devlet biçimi ve kolektif iktisadi biçim. Devlet işletmelerinde üretim araçları ve ürünler, halk mülkiyetindedir. Kolhozlarda üretim araçları (çekim ve iş hayvanı, tarımsal envanter, işletme binaları vs.) ve kolhozların ürettikleri ürünler, grup mülkiyetindedir, kolektif iktisadi-kooperatif mülkiyettir. Temel ve tayin edici tarımsal üretim araçları (toprak ve MTİ’ları makineleri), devlet mülkiyetindedir. Devlet işletmelerinin ürünleri devlete ve kolektif iktisadi ürünler kolhozlara ait olduğundan, alım satım yoluyla değişim sanayiyle tarım arasındaki iktisadi bağların vazgeçilmez biçimidir. Burada, her alım satımda olduğu gibi, meta sahibi meta üzerindeki mülkiyet hakkını yitirir ve alıcı bu metanın sahibi olur“.
Kısaca: Üretim araçları meta değildir, alınıp satılmazlar, devlet işletmelerine dağıtılırlar. Devlet sektöründe mülk sahibi değişimi yoktur.
1989’da yayımlanan Politik Ekonomi-Ders Kitabı’nda ise sorun „Meta Üretiminin Zorunluluğu ve Nedenleri“ başlığı altında şöyle açıklanıyordu:

Meta üretimi için genel bir koşul, meta-para ilişkilerinin varlığı, toplumsal işbölümüdür…Toplumsal işbölümü, zorunlu olmasına rağmen yeterli bir koşul değildir… Özgün nedenler üretim ilişkilerinde, her şeyden önce mülkiyet ilişkilerinde aranmalıdır…Hem her biri kendisi için, hem de ikisi birden kendi bağlamları içinde, ürünlerin meta olarak üretilmelerini ve satılmalarını gerekli kılıyorlar, somut iktisat yaşamında meta üretimi, fiyatlar, masraflar, kar, para vs. kategoriler kullanılmaktadır“.
Sosyalist işletmelerde “üretim araçları, bütün toplum ve aynı zamanda, görece bağımsız üretim birliklerinin zorunlu varlığı çapında halk mülkiyetiyle karakterize edilirler“.
İşbölümü ve uzmanlaşmayla karakterize olan toplumsallaşmış üretimde işletmelerin ekonomik olarak görece bağımsızlığı, üretici güçlerin somut gelişme seviyesinde ve buna uygun üretim ilişkilerinde aranmalıdır. Toplumsal mülkiyet çerçevesinde üretimin ekonomik bağımsızlaşması, işletmenin kendi hareket biçimini muhafaza etmesi anlamına gelir; bu biçim her ne kadar esasen toplumsal mülkiyet tarafından belirlense de, bundan bağımsız olarak belli bir bağımsızlık ve kendi yeniden üretimine sahiptir“.
İktisadi birliklerin görece ekonomik bağımsızlığının sağlanması için kombinalar ve işletmeler, ürünlerini meta olarak üretmek ve satmak zorundadırlar, onlar arasındaki ilişkiler meta-para ilişkileri üzerinden sağlanmak zorundadır“.
Yani, kapitalizm, rekabet, bundan daha da açık savunulamazdı: Görece de olsa işletmelerin bağımsızlığı için meta üretimi zorunludur. Söylenen bu.
Meta üretiminin sonuçlarını Kronrod şöyle formüle der:
Üretilen ürün, işletmenin tasarrufundadır. Bu ürün, harcamaların temini fonu ve artı ürün fonu için kaynağı oluşturur. Yani, sosyalist mülkiyetin unsuru olarak her bir işletmenin üretim araçları, tam da bu işletmenin sistematik olarak ekonomik sirkülasyonu (sürecinde) ve onun olanaklarıyla yeniden üretilir“.
Kronrod: “her şeye rağmen meta, değer yasası ve para, sosyalist ekonomiye özgündür. Bunların nesnel zorunluluğu, sosyalist üretimin temellerine bağlıdır. Sosyalist ekonomi, para-meta-ilişkilerinden yararlanmakta veya yararlanmamak serbest değildir. O, kendine özgü iç sosyo-ekonomik ilişkilerinden dolayı bunu yapmak zorundadır”.

Bunu duyan Polonyalı ekonomist Albinowski, lafın üstüne atlamakta ve Kronrod’a göre “meta ekonomisi, insan varlığının devamı için zorunluluk” oluyor açıklamasını yapmakta gecikmez.

Yeni rotada yeni olan tam da budur:
  • Ürün üzerine tasarruf hakkı işletmededir.
Ama sosyalizmde ürün üzerine tasarruf hakkı devlettedir.

Aralık 1956 tartışmalarının ana konuşmacısı Kronrod, sosyalizmde meta üretiminin varlığını veya zorunluluğunu farklı mülkiyet biçimlerinin varlığında aramaz. Kronrod, „işin sosyal eşit olmayışı nihayetinde ürünlerinin eşit mübadelesini de zorunlu kılar“ anlayışındadır. Demek oluyor ki, sosyalizmde meta üretimi, işin/çalışmanın kalifiye-düz iş, kolay iş-zor iş vb. faklı olmasından dolayı zorunludur. Bu işte/çalışmada bu türden farklılıklar şu veya bu şekilde komünizmde de olacağına göre, meta üretimi komünizmde de var olacaktır; zorunlu olacaktır.
  • Yeni rotada yeni olan bir temel anlayış da budur.
Kızıl bayraklar sallayarak, komünizme geçiyoruz diyerek kapitalizmin yeniden inşası herhalde bundan daha da açık söylenemezdi: İşletmelerin bağımsızlaşmaları için meta üretimi zorunludur. Tabii ki görece olarak!

Kruşçev döneminde Lenin ve Stalin dönemi SB, „eski sistem“ olmuştu. O „eski sistem“de meta üretimi ve değer yasası sosyalist ekonominin gelişmesi için kullanılıyordu. O „eski sistem“de meta üretimi ve değer yasası kapitalizmin inşasına yol açamıyordu.
Stalin döneminde, o „eski sistem“de Marks, Engels ve Lenin’e sıkı sıkıya bağlı kalınıyordu, onların yolu takip ediliyordu:
  • Birleşik üreticiler.
  • Merkezi planlama.
  • Devlet mülkiyeti ve devlet tarafından yönetilmesi.
  • İktisat görevlilerinin, işletme müdürlerinin sosyalist devletin yetkilisi olarak ele alınmaları.
  • Proletarya diktatörlüğü vs. vs.
O „eski sistem“de, doğru da olsa, kendiliğinden bir gelişme olamazdı.

Kruşçev dönemini şöyle de özetleyebiliriz:

1953’te Kruşçev:
Ekonomik uyandırmanın küçümsenmesi üretimin ve rezervlerinin reel büyüme olanaklarının kötü kullanılmasına neden oldu ve yığınların yaratıcı inisiyatifi için yer (olanak, çn.) kalmadı. Çoğu yerel sorunlarda karar (yetkisi) hala merkezdedir“.
1959’da, olağanüstü kongrede Yedi Yıllık Plan kabul edilir. Bu kongrede Kruşçev şu ”tarihi“ sonucu çıkartır:
SSCB’nde sosyalizm, tam ve nihai zaferi kazanmıştır“.
Yani, komünist toplumu inşa aşamasına geçilebilir.
Marksizm’in revizyonu:
  • Sosyalist ekonominin gelişmesi, ustaların önceden göremedikleri bir durum yarattı. Üretimin sosyalist toplumsallaşması gerçekleşmiş olmasına ve çalışma doğrudan toplumsal olmasına rağmen, meta üretimi ve meta mübadelesi varlıklarını sürdürdüler“ (Kronrod).
Demek ki, ”SSCB’nde sosyalizm, tam ve nihai zaferi”ni, “meta üretimi ve meta mübadelesi varlıklarını sürdür”ürken “ kazanmış!

Meta üretiminin zorunluluğunun sonuçları:

Revizyonist teori; Kapitalizmin yeniden inşası:
  • Üreticiler arasındaki… ilişkilerde genel halk mülkiyeti, bütün toplumun hesabına (çalışan) işletmelerde toplumun mülkiyeti olarak …cisimleşiyor, ama özel bir ekonomik biçimde. Üretilen ürün işletmenin tasarrufundadır“.
Buna karşın sosyalizmde:
  • Devletin elinde toplanmış olan meta kütlesi“ veya sosyalizmde ürünler, devletin tasarrufundadır.
Sosyalist işletme adına kapitalist işletme:
  • Üreticiler arasındaki…ilişkilerde sosyalist genel halk mülkiyeti ortaya çıkıyorsa bu, mutlaka, toplum ve tekil emekçiler arasındaki eşdeğer ilişkilere bağlıdır; bu ilişkilerde her bir çalışanın dolaysız çalışma sürecine dahil edilmesi gerçekleşir ve bu süreç toplumun hesabına ve topluma ait üretim araçları temelinde işler. Ama bu dahil etmenin özel bir ekonomik biçimi vardır: Söz konusu işletmede harcanan iş, tam da bu işletme tarafından yeniden üretilen araçlarla ödenir“.
Yani, “görece” de olsa işletmeler bağımsızdır veya bağımsız olmalılar!

Sosyalist işletme adına kapitalist işletme:
  • Genel sosyalist halk mülkiyetinin bu iki özelliği, sosyalist işletmelere içkin ekonomik biçimi; özel biçimi, onların ekonomik bağımsızlığı sonucunu verir“.
İşletmelerin bağımsızlığı anlayışı, revizyonist sistem çökene kadar savunulmuş ve uygulanmıştır. Gorbaçov ise bu bağımsızlığın yeterli olmadığını, daha ileri gidilmesi gerektiğini savunmuştur.

Kruşçev dönemini değerlendiren Kronrod teorisinin doğrulandığı tespitini yapar:

Emeğin toplumsallaşmasının başarıları,…bütün bunlar, meta ilişkilerinin ortadan kaldırılmasına değil, aksine gelişmesine neden olmuştur. Son yıllarda parti ve hükümet tarafından alınan tedbirler bunun için bir kanıttır“.
Ulusal ekonomi konseylerinin uygulanmaya konması ve sosyalist işletmelerin haklarının genişletilmesi, sosyalist işbölümü sisteminin uzuvları arasındaki dolaysız meta ilişkilerinin gelişmesinde önemli bir ilerleme anlamına gelir“.

Revizyonistler, işletmelerin bağımsızlığını Lenin’in bir anlayışına dayandırmayı da ihmal etmediler. Revizyonistlere, örneğin Kronrod’a göre Lenin, işletmelerin bağımsızlığının tutarlı bir savunucusu olmasına rağmen, ekonomik durumun zorluğundan, savaşın beraberinde getirdiği yıkımdan dolayı Sovyet devleti, merkezileştirilmiş komando ekonomisini uygulamaya zorlanmış. Stalin’in yanlış teorileri, örneğin sosyalizmde üretim araçlarının meta olmaması, komando ekonomisine neden olmuş. Oysa Lenin, tamamen başka anlayıştaymış.

Lenin’in söz konusu anlayışı şöyle:
Yoldaş Sokolnikow için, birer kopyası da yoldaş Zjurupa ve yoldaş Krshishanowski için.
Bana, önümüzdeki dönemde bazı tröstlerimizin muhtemelen parasız kalacaklarını ve bunların ulusallaştırılmalarını bizden kesin olarak rica edeceğinizi söylemiştiniz. Tröstler ve işletmeler, kendileri sorumluluk taşısınlar ve işletmelerinin zararsız çalışması için tam sorumlu olsunlar diye iktisadi muhasebeye göre yapılandırılmışlardır düşüncesindeyim. Bunu yapamadıkları açığa çıkarsa, görüşüme göre mahkemede hesap vermeliler ve yönetimlerinin bütün üyeleri uzun hapis cezasına, bütün mülklerine el koyma cezasına vs. çarptırılmalılar.
Tröst ve işletmeleri iktisadi muhasebe temelinde yapılandırdıktan sonra, çıkarlarımızı ticari yöntemlerle savunamazsak, hepimiz tam bir enayiyiz.
Burada dikkat etmesi gereken Yüksek Ekonomi Konseyidir, ama daha ziyade Maliye Halk Komiserliğidir. O, bunu devlet bankası ve özel müfettişler vasıtasıyla yapmalıdır. Çünkü tam da dolaysız ilgili olmayan Maliye Halk Komiserliği, etkili reel kontrol ve denetleme için kurumlaşma göreviyle karşı karşıyadır” (67).

Burada zarar etmeden çalışma talep ediliyor. Ve tek kelimeyle ekonomik sorumluluktan bahsedilmiyor. Önemli olan, işletmelerin yeniden çalışabilir hale getirilmesidir. Burada sorumluluk, devletin atadığı sorumlulardan hesap sorulmasıdır. Lenin, cezalandırılmalılar; hapse atılmalılar, mallarına el konulmalı diyor.
Stalin dönemin de aynı anlayış doğrultusunda hareket edilmiştir.
Ekim 1961’de XXII. Parti Kongresinde komünizmin inşası programı onanır. İlk on senede ABD, kişi başına üretim bakımından geçilecek ve onu takip eden on sene içinde de herkese ihtiyaçlarına göre dağıtımına geçilecekti. Bu zaman zarfında konut sorunu çözülmüş olacak, kiralar kalkmış olacak, gaz, ısınma, ulaşım araçları ve başkaca hizmetler parasız kullanıma sunulacaktı. Yani 1980’de komünizme ulaşılmış olacaktı.
Neye ulaşıldığını açıklamaya gerek var mı?

II-SOSZALİZMDE VE REVİZYONİZMDE FİYAT SORUNU

Yukarıda şöyle demiştik: “Kruşçev revizyonistlerinin başlattığı tartışma, öncelikle, sosyalizmde fiyat politikasının temellerini yıkmalıydı. Demek oluyor ki, kapitalizmi yeniden inşa etmek için ilk elden yapılması gereken, sosyalist ekonomide fiyat sistemini kaldırmaktır”.
Revizyonistlerin bu alanda ne ürettiklerine bakmadan önce sosyalizmde fiyat olgusunu tanımlayalım:

Sanayi ürünlerinin fiyatı: Maliyet masrafları, işletmenin salt geliri (safi gelir, çn.) ve sözde iş1em vergisi (işlem vergisi diye tanımlanan vergi, çn.) biçimindeki devletin merkezileştirilmiş salt gelirinin bir bölümü, sanayi ürünlerinin fiyatının bileşenleridir.

SSCB devlet sanayinde iki ana fiyat türü bulunmaktadır: Fabrika fiyatı (ya da sözde işletme fiyatı (işlem fiyatı diye bilinen fiyat, çn.) ve sanayinin teslim fiyatı. Sanayi ürünleri için, fabrika ya da işletme fiyatı, planda saptanmış üretim maliyet masrafları ile işletmenin salt gelirinin toplamın eşittir. Bu, işletmeye planlı giderlerinin karşılanmasını ve bir salt gelir elide etmesini sağlamaktadır.

Sanayinin.teslim fiyatı, fabrika ya da işletme fiyatıyla merkezileştirilmiş salt devlet gelirinin "işlem vergisi" biçiminde ortaya çıkan kesimini içermektedir.

Toplumun salt geliri, bütün üretim dallarında yaratılmaktadır. Ancak devlet, işlem vergisini fiyat mekanizması üzerinden, esas olarak, tüketim malları üreten iktisat dallarından almaktadır. Üretim araçları üreten dalların ürünlerinin fiyatları, kural olarak işlem vergisi içermezler. Ağır sanayide yaratılan salt gelirin bir bölümü, hafif sanayide ve tüketim malları üretiminin diğer dallarında realize edilmektedir. Bu işlem, hem sanayide ve hem de tarımda kullanılan üretim araçlarının nispeten düşük ücret düzeyini güvence altına alır, üretimin mekanize edilmesini hızlandırır ve son tahlilde üretimin artmasına ve tüketim mallarının maliyet masraflarının düşmesine yol açar.

Sosyalist devlet, tutarlı bir şekilde sanayi ürünlerinin sistemli maliyet masrafının düşürülmesi politikası ve bu temelde sanayi metalarının fiyatlarının düşürülmesi politikası izlemektedir.

Sanayi ürünlerinin teslim fiyatlarının düşürülmesi, rublenin, işletmelerin çalışması üzerindeki denetimini güçlendirir. Sanayinin teslim fiyatlarının düşürülmesi yoluyla devlet, işletmelerin yöneticilerini üretim verimliliğini güvence altına almak amacıyla giderleri azaltmaya zorlar, onları emeğin örgütlenmesini iyileştirme ve iktisatta gizli yedeklerin bulunması ve kullanılması doğrultusunda zorlar. Teslim fiyatlarının düşürülmesi iktisadi muhasebeyi pekiştirir, tutumluluk rejimini güçlendirir ve perakende ticaret fiyatlarının düşürülmesinin maddi temellerini yaratır” (68).

Sovyet pratiği ve bu pratikten hareketle oluşturulan fiyat olgusu ve önemi böyle. Yıkılmak istenen de yukarıya aktardığımız anlayıştır; fiyat politikasıdır.
Sovyet modern revizyonistleri gerçeği kabul etmek zorunda kalmışlardı. Şöyle:
Üretimin meta karakterini, sosyalist bir ekonominin genel özelliklerinden birisi olarak kabul ediyorsak, mantıksal olarak, fiyatlar konusunda yeni bir görüş, meta üretiminin temel bir kategorisi olarak ortaya çıkar...

Asli fiyat oluşumu, belli bir işletmede üreten grupların münferit çıkarlarını, tüketicilerin çıkarlarıyla ve onlar (tüketiciler, çn) vasıtasıyla bütün toplumun çıkarlarıyla ahenkli yapmayı amaçlamalıdır. Bu, gerçek üretim masrafları ve ortalama karı örten bir üretim fiyatıdır” (69).

Liberman, 1956’da “üretim edimselliğinin yegane ölçeğinin verimlilik olması” gerektiği önerisinde bulunmuştu. Yani Liberman, karı, net karın, değişken ve değişmeyen değerlere oranıyla ölçüyordu. Bu, karın, tamamen kapitalist tarzda belirlenmesinden başka bir anlam taşımıyor. Liberman, bu anlayışından dolayı eleştirilir, ama eleştirenler de Liberman’ın görüşlerini modifize ederek savunmaktan öte bir şey yapmazlar: Genel geçerli olmaya başlayan tez şuydu: Karın kapitalist tarzda tespiti ve buna üretim fiyatlarının da dahil edilmesi.

Leontyev:
Marks, metanın, kapitalist üretimin bir ürünü olarak analizini yaptı ve böyle bir metanın fiyatının doğrudan metanın değeri tarafından değil aksine başkalaşmış biçimi –üretim fiyatı- tarafından belirlendiğini gösterdi. Sosyalist bir üretimin ürünleri olarak metaların analizi, şüphe götürmez bir şekilde, fiyatlarının... üretim fiyatı formülü vasıtasıyla saptanması gerektiği sonucunu vermektedir” (70).

Aynı anlayışta olan başkaları da vardı.
Üretim fiyatının kökeni sadece kapitalist rekabette aranmamalı. Onun başka bir tabanı, güvenli bir tabanı vardır”.

Demek isteniyor ki, meta, sadece işgücü harcamasıyla değil, aynı zamanda kullanılan toplam sermaye tarafından üretilir.

Devamla şöyle denir:
Bu, üretim fiyatının derin menşeini açığa çıkartır. Bu, sadece kapitalist bir ekonomide değil, bilakis, keza komünist bir ekonomide de var olan bir temeldir. Hem üretim araçları ve hem de iş, maddi olarak esas çalışma sürecine dahil olurlar...
Üretim fiyatı, rekabetin bir sonucudur. Rekabet ise, toplumsal ekonominin nesnel koşulları tarafından üretilir ve bundan dolayı da, toplumsal önemli sonuçlara yol açar...” (71).
Hangi önemli toplumsal sonuçlara yol açar sorusunun cevabını bir kenara bırakalım. Bu sorunun cevabını uygulamaya konan reformlar veriyorlar.
Başka bir revizyonist ekonomist çözümü bulur. Teori, gerçeklik ile çelişiyorsa, teoriyi değiştirmek en doğru yoldur. S. Pervuşkin de bunu yapar ve Marksist teoride ortalama kar oranı yasasını tamamen farklı yorumlar: bu revizyoniste göre, kapitalizmde “azami kar çabası” ortalama kar yasasının etkisini engelliyormuş.

Genel (ortalama) kar oranı ve üretim fiyatı gibi böylesi kategoriler, kapitalistlerin öznel istekleri temelinde doğmazlar, bilakis üretici güçlerin gelişmesinin sonucu olarak ve aynı zamanda işbölümüne dayanan büyük çapta makineli üretimin başarılı gelişmesi için zorunlu koşul olarak doğarlar. Sosyalist bir toplumda böylesi, üretici güçlerin gelişmesine hükmeden yasalar inkar edilemezler., Özel mülkiyetin sınırlanması ve azami kar çabası bu süreçlerin geçerlilik kazanmasını engelledikleri için kapitalizmde böyle bir yasanın tam olarak açığa çıkamayacağı düşünülmelidir.” (72).
Olunca böyle olacaksın! Kendini, siyasi, sınıfsal rengini saklamak için neden sıkıntıya gireceksin ki!
Pervuşkin, Sovyet gerçeğini, olduğu gibi dile getiriyor, Marksizm’in nasıl çarpıtıldığını pervasızca açıklıyor.

D. Kondraşev, S. Pervuşkin’in görüşlerini eleştiriyor:
Sosyalist toplumun gelişmesine paralel olarak değer ve fiyat da giderek birbiriyle uyumluluk içinde olacaklar. Bundan dolayı değer ve fiyatlar arasındaki azami uyumluluk ancak, genel hatlarıyla komünizm inşa edildiğinde sağlanmış olacak ve fiyatlar, ortalama üretim masraflarının ortalama verimlilik oranıyla cem edilmesiyle belirlenecektir... Fiyatların, üretim masraflarına yaklaşması şeklindeki eski ilkenin yerini verimlilik fiyatları alır ve böylece ağır sanayin daha yüksek bir aşamasında yeniden üretim için karlar yeteri kadar büyük olurlar” (73).

Kar, üretimin düzenleyicisi oluyor. Fiyat reformuyla fiyatlar giderek daha ziyade üretim fiyatlarını yansıtıyorlar. Maddi teşvik ön plana çıkartılıyor, işletmelerin verimliliği ve “bağımsızlığı” esas alınıyor ve bu işletmeler pazar için üretiyorlar, yani ürünleri pazarda meta olarak alınıp satılıyorlar. Devlet işletmeleri bu hale getiriliyor.

Revizyonist teoriye göre:
  • Üretimin meta karakterini, sosyalist bir ekonominin genel özelliklerinden birisi olarak kabul ediyorsak, mantıksal olarak, fiyatlar konusunda yeni bir görüş, meta üretiminin temel bir kategorisi olarak ortaya çıkar ...
  • Asli fiyat oluşumu, belli bir işletmede üreten grupların münferit çıkarlarını, tüketicilerin çıkarlarıyla ve onlar (tüketiciler, çn) vasıtasıyla bütün toplumun çıkarlarıyla ahenkli yapmayı amaçlamalıdır. Bu, gerçek üretim masrafları ve ortalama karı örten bir üretim fiyatıdır”.(Die Probleme der Warenbeziehungen in einer Sozialistischen Ökonomie).
  • Bu, üretim fiyatının derin menşeini açığa çıkartır. Bu, sadece kapitalist bir ekonomide değil bilakis, keza komünist bir ekonomide de var olan bir temeldir. Hem üretim araçları ve hem de iş, maddi olarak esas çalışma sürecine dahil olurlar... Üretim fiyatı, rekabetin bir sonucudur. Rekabet ise, toplumsal ekonominin nesnel koşulları tarafından üretilir ve bundan dolayı da, toplumsal önemli sonuçlara yol açar...” (Novoşilov).
  • Genel (ortalama) kar oranı ve üretim fiyatı gibi böylesi kategoriler, kapitalistlerin öznel istekleri temelinde doğmazlar, bilakis üretici güçlerin gelişmesinin sonucu olarak ve aynı zamanda işbölümüne dayanan büyük çapta makineli üretimin başarılı gelişmesi için zorunlu koşul olarak doğarlar. Sosyalist bir toplumda böylesi, üretici güçlerin gelişmesine hükmeden yasalar inkar edilemezler. Özel mülkiyetin sınırlaması ve azami kar çabası bu süreçlerin geçerlilik kazanmasını engelledikleri için kapitalizmde böyle bir yasanın tam olarak açığa çıkamayacağı düşünülmelidir” (S., Pervuşkin).
  • Sosyalist toplumun gelişmesine paralel olarak değer ve fiyat da giderek birbiriyle uyumluluk için de olacaklar. Bundan dolayı değer ve fiyatlar arasındaki azami uyumluluk ancak, genel hatlarıyla komünizm inşa edildiğinde sağlanmış olacak ve fiyatlar, ortalama üretim masraflarının ortalama verimlilik oranıyla cem edilmesiyle belirlenecektir... Fiyatların, üretim masraflarına yaklaşması şeklindeki eski ilkenin yerini verimlilik fiyatları alır ve böylece ağır sanayin daha yüksek bir aşamasında yeniden üretim için karlar yeteri kadar büyük olurlar” (D. Kondraşev).
Marksist teoriye göre:
  • Farklı üretim alanlarında, çeşitli kar oranlarının ortalamasının bulunarak bu farklı üretim alanlarındaki maliyet fiyatına eklenmesiyle elde edilen fiyatlar, üretim fiyatlarını meydana getirirler. Bunlar, önkoşul olarak, genel bir kar oranının varlığını gerektirdiği gibi, bu da gene, her bireysel üretim alanındaki kar oranlarının, kendi başına alındığında, daha önce, bir o kadar ortalama kar oranına indirgenmiş olmasını öngörür. Bu özel kar oranı=a:S’nin her üretim alanında,… metaların değerlerinden çıkartılmış olmaları gerekir. Böyle bir çıkarma olmaksızın, genel kar oranı (ve dolayısıyla metaların üretim fiyatı) boş ve anlamsız bir kavram olarak kalır. Şu halde, bir metanın üretim fiyatı, maliyet fiyatı ile buna genel kar oranına uygun olarak yüzde şeklinde eklenen karın toplamına ya da başka bir deyişle, maliyet fiyatı ile ortalama karın toplamına eşittir…
  • “… ortalama bir karın ve dolayısıyla genel bir kar oranının meydana geldiği her yerde –bu ne şekilde meydana gelirse gelsin- bu ortalama karın, toplamı, artı değerin toplamına eşit olduğu ortalama toplumsal sermaye üzerinden sağlanan kardan başka bir şey olamayacağı da söylenebilir…Bu ortalama karın maliyet fiyatlarına eklenmesiyle elde edilen karlar, üretim fiyatına dönüşmüş değerlerden başka bir şey olamazlar. Bazı belli üretim alanlarındaki sermayelerin, herhangi bir nedenle, eşitlenme sürecine tabi olmamaları hiçbir şeyi değiştirmiş olmaz. Bu durumda ortalama kar, toplumsal sermayenin eşitlenme sürecine giren kısmı üzerinden hesaplanır. Ortalama karın, farklı üretim alanlarında, çeşitli niceliklerdeki sermayelerin, kendi büyüklükleri oranında sağladıkları artı değerin toplam kitlesinden başka bir şey olamayacağı da açıktır. Kapitalistlerin payına düşen metaların ve paranın toplam kitlesi içinde temsil edilen karşılığı ödenmiş canlı ya da cansız emek gibi gerçekleşen, karşılığı ödenmemiş toplam emek ve bu toplam kitledir”.
  • Çeşitli üretim alanlarına ait metaların, kendi değerleri üzerinden satıldıkları varsayımı, kuşkusuz, yalnızca, bunların değerlerinin birer ağırlık merkezi olduğu, fiyatlarının bu merkez çevresinde dalgalandığı ve bu değerlerin sürekli yükselme ve düşmelerinin birbirlerini eşitleme eğiliminde olduğu anlamına gelir. Ayrıca, bir de… farklı üreticiler tarafından üretilen belli metaların bireysel değerlerinden ayırt edilmesi gereken bir piyasa değeri vardır. Bu metaların bazılarının bireysel değeri, kendi piyasa değerinin altında kaldığı halde (yani bunların üretimleri için, piyasa değeri ile ifade edilen daha az emek zamanı gerekmiştir) diğerlerinin değeri, piyasa değerini aşacaktır. Piyasa değeri, bir yandan, tek bir alanda üretilen metaların ortalama değeri, öte yandan, kendi üretim alanlarının ortalama koşulları altında üretilen ve bu alanın ürünlerinin büyük bir kısmını oluşturan metaların bireysel değerleri olarak görülmek durumundadırlar. En kötü ya da en iyi koşullar altında üretilen metalar, ancak olağanüstü durumlarda piyasa değerlerini düzenlerler ve bu piyasa değerleri, şimdi, piyasa fiyatları için bir dalgalanma merkezi oluşturur. Ne var ki, bu piyasa fiyatları, aynı tür metalar için aynı olur. Eğer ortalama değerde, yani iki uç arasında orta yerde yer alan metaların arzı ile normal talep karşılanıyor ise, bireysel değerleri, piyasa değerlerinin altında kalan metalar, fazladan bir artı değer ya da artı kar gerçekleştirdikleri halde, bireysel değerleri piyasa değerini aşan metalar, içerdikleri artı değerin bir kısmını gerçekleştiremezler” (Marks).
Modern revizyonistler, kurulan sistemin kapitalizm olduğunu söyleyemiyorlar. Ama artık geçerlilik kazanmış kapitalizmin nesnel yasalarını, inşası derinleşen, kendi deyimleriyle “reel sosyalizm”in, komünist topluma doğru ilerlemenin nesnel ekonomik yasaları olarak açıklamak için bayağı kafa yoruyorlar. Amaçlarına ulaşmak için, defalarca gösterdiğimiz gibi, Marksizm-leninizmi düpedüz inkar etmekten de kaçınmıyorlar.

Kar olgusunu kabul eden, karın ortalama kara ve değerin de üretim değerine dönüşeceğini kabul etmek zorundadır. İşletmelerin “bağımsızlığı” ve üretim araçlarının metalaşması söz konusu olunca, adına “yarış” da dense rekabetin rolü inkar edilemez.
Meta değerinin üretim fiyatına dönüştüğü bir ekonomik ilişkiler sisteminde sosyalizm değil, ancak ve ancak kapitalizm söz konusu olabilir(74).

Bütün bunlar neyi ifade ediyorlar? Revizyonistlerin sosyalizmde toplumsal gelişmenin yasalarının bilinçli kullanımını, sosyalizmde ekonomik yasaların doğuşunu kavramadıklarını söyleyemeyiz. Modern revizyonistler sosyalizmde toplumsal gelişmenin yasalarını bilerek yanlış yorumlamışlardır. Amaç, sosyalizm adına sosyalizmin inşasını yıkmak ve kapitalizmi yeniden inşa etmekti. Bunda da başarılı olmuşlardır.

III-META ÜRETİMİ-SOSYALİZMDE VE REVİZYONİZMDE ÜRETİM
ARAÇLARININ KARAKTERİ

1956’dan sonra SB’nde kapitalizmin yeniden inşa edildiğine inanmayanlar, bu gerçeği kavramayanlar, sosyalizmde üretim araçları metalaşamaz derlerse, fena halde yanılmış olurlar. Ya da üretim araçlarının metalaştığı bir toplum, yine de sosyalist toplum olarak görülebilir!!

Üretim araçlarının devletsel mülkiyeti, bireysel üreticilerin işini, bütün ulusal ekonomiyi kapsayacak derecede birleştirmektedir. Üretim araçlarının büyük bir çoğunluğu, tek mülk sahibinin –devletin elinde– toplanmıştır” (75).

Devlet işletmelerindeki bütün üretim sermayesinin sahibi devlettir. Kolektifler (yani işletmelerin çalışanları -yazar), bu sermayeyi kullanıyorlar, fakat, bunları mülk edinememektedir” (76).
Sosyalizmde pazar, planlı mal dolaşımının bir alanıdır, ürünlerin -devlet ve kooperatif işletmelerin ürettiği üretim araçlarının ve tüketim maddelerinin- pazarlanması için bir sahadır” (77).
İşletme, operatif kontrolü altında olan mülkte …mülk sahibi hakkını kullanır” (78).
Sovyet sanayine, nispeten önemli teknolojik ve nispeten yüksek güç yeteneği olan teçhizatının alınması için krediler verildi” (79).
Ekonominin yönetim tarzına bütünlüklü yaklaşım kendini, üretim araçları elde etmek için, işletmelere eşit hakların verilmesinde göstermektedir…
Toplum, üretim araçlarının alınması için işletmeleri parayla donatmaktadır… Sadece, iyileştirilmiş çalışmaları sonucu elde edilen gelirle işletmeler tarafından satın alınan üretim araçları …‘kendilerine ait kaynakların’ harcanması biçiminde değerlendirilebilir.” (80).
İşletme, ...kendi operatif kontrolü altında bulunan mülk üzerinde tasarruf hakkını uygular.
İşletme, yerel geçerli kira karşılığında binaları ve tesisleri, üretimi, meta depolarını ve kendisiyle bağlam içindeki başka tesisleri başka işletmelere ve örgütlere kiralayabilir…
Kullanılmayan tesisler…işletme tarafından diğer işletmelere veya kuruluşlara satılabilir…
Üretken sermayeyi temsil eden maddi değerlerin satımıyla elde edilen meblağlar, işletmenin tasarrufundadır” (81).
İşletmeler, ihtiyaç fazlası teçhizatın ve diğer maddi değerlerin satımıyla elde edilen paranın kullanılmasında daha geniş yetkileri kullanabilme yeteneğine sahip oluyorlar” (82).
İşletme, mülkün ve üretici sermayenin satımında …daha büyük ekonomik hakları kullanabilme yeteneğine sahip olacak” (83).
İşletmelerin, üretken sermayelerine oranla verimlilik seviyesi üzerine uyarılmaları sistemi, onları, fazlalık makinelerini satmalarına ilgi göstermelerini sağlayacak ve bu satışlardan elde edilen gelirler, gelişme fonuna akacaklar ve böylece işletmeleri, kâr artışı koşullarına ulaşmaları için, tesisler satın alma durumuna getireceklerdir.
Fazlalık üretim sermayesinin satışı, işletmeler tarafından, işletmenin bilanço artığı temelinde yapılacaktır…
İşletmelere, fazlalık üretken sermayenin satımı için görece olarak oldukça kapsamlı yetkiler verilmiştir ve bu satıştan elde edilen gelirler, gelişme fonuna akmaktadır” (84).
Üretim araçları için sosyalist pazar, …ekonomik ilişkilerin doğrudan arz ve talep ilişkileri biçiminde var olduğu ve bunların üretim araçlarının alım ve satım işlemiyle gerçekleştirildiği bir alandır” (85).
Pazarlama ve temin acentelerinin faaliyetinin yeni bir safhası, bunların, tedricen, üretim araçları …toptancılığını devralmalarıyla doğacaktır” (86).
Tüketiciler ve tedarikçi işletmeler arasındaki uzun süreli ve kalıcı ilişkiler, toptancılık vasıtasıyla üretim araçlarının planlı dağıtımı için temel bir koşulu oluşturmaktadır” (87).
Doğrudan temin edici ve alıcı arasında gerçekleşen geniş kapsamlı yürütülen toptancılık” (88).
Devlet, işletmenin mükellefiyetleri için sorumlu olmadığı gibi, işletme de devletin mükellefiyetleri için sorumlu değildir” (89).
Başka bir burjuva konsept…sosyalist işletmelerin ekonomik bağımsızlığını reddediyor…Bu savın kesin asılsızlığını ispatlamak zor değil” (90).
İşletme, yönetici tarafından idare edilmekte…İşletmenin yöneticisi, yetki almadan, işletme mülkü ve fonlarının elden çıkartılmasında... kendi adına hareket edebilir”(91).

Devam edelim.
W. S. Nemhinov şöyle diyor:
Bütün olası üretim birimlerine sunulan sabit varlık değerlerinin hesaplamaya dahil edilmediği bir dönemin yok edilmesi için zaman olgundur”(92).

Bütün bu anlayışlarda dile getirilen, üretim araçlarının meta üretim sürecine; meta-para ilişkileri sürecine dahil edilmesidir. Yani işletmeler, üretim araçlarını satın alabilirler ve satabilirler.

Nitekim SBKP MK’nın aldığı bir ilke kararına göre işletmeler, üretim araçları için ödeme yapmak zorunda kaldılar. Bu kararı, Kosigin’den okuyalım:

İşletmelerin karlarından devlet bütçesi için kesintiler yapmak zorunludur. Bu kesintilerin değeri, işletmelere devredilen sabit ve sirküle olan varlık değerlerinin (üretim araçlarının, çn) değerine tekabül etmesi gerekir. Bu kesintiler, üretim alacağından vergiler olarak görülmelidir...
Muamele(işlem, çn.) vergisi de dahil diğer bütün ödemelerin önemsizleşmesine paralel olarak, gelecekte, varlık vergileri devlet gelirinin en önemli bölümünü oluşturacaklardır” (93).

Başlangıçta işletmeler, devlet kasasına, üretim varlıkları için yıllık ödemeler yapıyorlardı. Zamanla işletmelere başka bir ödeme olanağı daha sağlandı; ister kendi varlıklarından olun, isterse kredi yoluyla olsun işletmeler, ödemeleri gereken miktarı götürü ödeyebiliyorlardı. Bu durum, aslında işletmelerde kapitalist mantığın güçlenmesine doğrudan hizmet etmekteydi. Çünkü işletmeler, kar belirleyici ölçü olduğu için, götürü ödeme yöntemini seçmişler ve ödemesini yaptıkları eski üretim araçlarını mümkün olduğunca kullanmışlardır.

Üretim masraflarını karşılamak için işletmelerin kredi alma zorunluluğu, sonuç itibariyle banka kredilerinde devasa bir şişmeye ve böylece de faiz oranının artmasına neden olmuştur. Bundan dolayıdır ki işletme varlıklarının sirküle olan kütlesinin 1965’te yüzde 40’ı ve 1976’da da yüzde 50’si banka kredileriyle finanse edilmiştir.
Şimdiki durumda sanayide dolaşımda olan her iki ruble kredi ile karşılanıyor ve tarımda, ticarette ve başka sektörlerde kredinin payı daha da yüksektir” (94).

Bu türden adımlarla devletin mülkiyetinde olan üretim araçları, işletmelere kullanım için verilen üretim araçları, devletin mülkiyetinden çıkartılmış ve üretim araçları için ödeme yapmak zorunda olan işletmeler, sonuçta ödemesini yaptıkları üretim araçlarının sahibi olmuşlardır.
Üretim araçları için sosyalist pazar, ekonomik ilişkilerin doğrudan arz ve talep arasındaki ilişkileri olarak etkide bulunduğu ve üretim araçlarının alım ve satımının gerçekleştirildiği... alandır” (95).
Bu anlayış lafta kalmamış ve üretim araçlarının alım ve satımı toptancı örgütlenmelerine devredilmiştir. Öyle ki 1971’de SB’nde pazar üzerinden toptancı cirosunun üçte ikisini üretim araçları tutarı oluşturuyordu (96).

Sosyalist Devlet Üretim İşletmesi Tüzüğü”ne göre işletmelerin mülkiyet hakkı, işletme müdürlerine de devredilmiştir. Bu müdürler, “kendi adlarına hareket etme ve işletmenin mülkiyeti ve varlığı üzerinde tasarruf hakkına sahip olmuşlardır”.
Meta üretimini ve değer yasasını sosyalizmin “olmazsa olmazı” yapan revizyonistler, üretim araçlarını böyle metalaştırdılar.

Sermaye, artı işi icat etmemiştir. Toplumun bir kesiminin üretim araçları üzerinde tekele sahip olduğu her yerde, işçi, özgür olsun olmasın, kendi varlığını sürdürmek için gerekli iş zamanına, üretim araçlarına sahip olanların yaşamaları için gerekli tüketim maddelerini üretmek için de fazladan bir iş zamanı eklemek zorunda kalmıştır; üretim araçlarının tekelini elinde bulunduran bir kimse ister Atinalı kaloz k'agadoz, [Aristokrat. -ç.] Etrüsklü teokrat, Romalı yurttaş, Norman baronu, Amerikalı köle sahibi, Eflaklı boyar, modern toprak sahibi ya da kapitalist olsun, bu, hep böyledir” (97).

İsterse bunlar kızıl bayrak sallayan revizyonistler olsun, isterse işletme yöneticileri olsun, “bu, hep böyledir”.
Bir karşılaştırma:

Revizyonist anlayış:
  • Üretim araçları için sosyalist pazar, ekonomik ilişkilerin doğrudan arz ve talep arasındaki ilişkileri olarak etkide bulunduğu ve üretim araçlarının alım ve satımının gerçekleştirildiği... alandır” (W. Budaragin).
  • İşletmelerin karlarından devlet bütçesi için kesintiler yapmak zorunludur. Bu kesintilerin değeri, işletmelere devredilen sabit ve sirküle olan varlık değerlerinin (üretim araçlarının, çn) değerine tekabül etmesi gerekir. Bu kesintiler, üretim alacağından vergiler olarak görülmelidir...” (A. N. Kosigin).
  • İşletme, yönetici tarafından idare edilmekte…İşletmenin yöneticisi, yetki almadan, işletme mülkü ve fonlarının elden çıkartılmasında... kendi adına hareket edebilir” (Statute on the Socialist State Production Enterprise”).
  • Üretim araçları için sosyalist pazar, … ekonomik ilişkilerin doğrudan arz ve talep ilişkileri biçiminde çalıştığı bir sahadır ve üretim araçlarının alınıp satılması işlemi ile gerçekleştirilir” (V. Budaragin).
Marksist anlayış:
  • Sosyalist düzenimizde üretim araçları bir meta olarak görülebilir mi? … asla.
  • Meta, her alıcıya satılan, üretimin bir ürünüdür. Ve satış anında metanın sahibi mülkiyet hakkını yitirir, alıcı ise metanın sahibi olur, onu başkasına yeniden satabilir, rehin edebilir, çürütmeye terk edebilir. Bu tanımlama, üretim araçlarına uyar mı? Uymadığı açıktır. Birincisi, üretim araçları, her alıcıya, hatta kolhozlara bile “satılmazlar”. Onlar, sadece, devlet tarafından işletmeler arasında dağıtılırlar. İkincisi, üretim araçlarının sahibi devlet, onları şu ya da bu işletmeye teslim ettiği zaman üretim araçlarının üzerindeki mülkiyet hakkını hiçbir zaman yitirmez tersine, mülkiyetlerini eksiksiz olarak korur. Üçüncüsü, devletten üretim araçları almış bulunan işletme müdürleri, onun sahibi olmadıkları gibi, tersine bu üretim araçlarının devletin saptadığı planlara uygun biçimde kullanılması için devlet tarafından yetkili kılınmış kişilerdir.
  • Görüldüğü gibi toplum düzenimizde üretim araçları asla meta kategorisine dahil edilemezler” (Stalin).
Ne diyelim!
Marksist teoriye inanacak olursak, üretim araçları meta olamazlar. Revizyonist teoriye inanacak olursak, üretim araçları pekala meta olabilirler, pazarda alınıp satılabilirler!!
Veya kılavuzu revizyonist teori olanın…!!

*

Kaynaklar:
1) Meta üretimi, üretim araçlarının küçük üreticiye ait olduğu, yabancı iş gücünün sömürülmediği koşullarda da vardır (Basit meta ekonomisi). Ancak belli koşullarda meta üretimi, kapitalist üretim olabilir.
2)Karl Marks; Kapital, C. 1, s. 93, 1951.
3)Kapital, C. I, s. 87.
4)Marks; agk, s. 54.
5)Politische Ökonomie, Lehrbuch, s. 94, 1955.
6) Bkz.: Stalin; C. 12, “Başarı Sarhoşluğuna Kapılmamak” yazısı.
7)Türkçeye ”Politik Ekonomi-Ders Kitabı“ adıyla çevrilen kitap.
8)Engels; C. 20, s. 265, “Anti-Dühring”.
9)Marks; Gotha Programı Eleştirisi, C. 19, s. 19/20.
10)Bu konuda Stalin:
Engels'in formülünü tahlil edelim. Bu formül, toplum tarafından bütün üretim araçlarının mı, ya da yalnızca bir kısmının mı ele geçirilmiş olduğunu, yani bütün üretim araçlarının mı ya da yalnızca bir kısmının mı halkın mülkiyeti altına girdiğini belirtmediğinden, onu tümüyle açık ve belirgin sayamayız. Demek ki, Engels'in bu formülünü iki biçimde anlamak mümkündür.
Engels, Anti-Dühring'in bir başka kısmında "bütün üretim araçlarının", "üretim araçlarının tümünün" ele geçirilmesinden söz etmektedir. Öyleyse Engels, 'formülünde, üretim araçlarının bir kısmının değil, tümünün ulusallaştırılmasından, yani yalnızca sanayide değil, aynı zamanda tarımda da üretim araçlarının halka mal edilmesinden söz etmektedir.
Sonuç olarak, Engels, kapitalizmin ve üretimin yoğunlaşmasının yalnızca sanayide değil, aynı zamanda tarımda da, ülkenin bütün üretim araçlarının kamulaştırılmasına ve bunların halkın mülkiyetine geçmesine olanak sağlayacak ölçüde gelişmiş bulunduğu ülkelerden söz etmektedir. Böylece, Engels, bu ülkelerde bütün üretim araçlarının toplumsallaştırılmasına paralel olarak meta üretiminin de kaldırılması gerektiği kanısındadır. Bu, kuşkusuz, tamamen doğrudur.
Geçen yüzyılın sonunda, Anti-Dühring'in yayınlandığı dönemde, kapitalizmin gelişmesinin ve üretimin yoğunlaşmasının, proletaryanın iktidarı eline geçirmesi halinde, gerek sanayide, gerek tarımda, ülkenin bütün üretim araçlarının halkın mülkiyetine geçmesine ve meta üretiminin tasfiye edilmesine olanak sağlayacak ölçüde geliştiği tek ülke olarak İngiltere vardı” (Stalin; C. 15, s. 263/264, “SSCB’nde Sosyalizmin Ekonomik Sorunları”).
11)Stalin; Agk., s. 264/265.
12)Sadece, sanayiye nazaran tarımda kapitalizmin nispeten geri geliştiği ülkelerde değil, gelişmiş kapitalist ülkelerde de Lenin’in bahsettiği “ekonomik bağ”, “ticaret” ve “mübadele” söz konusudur (Bkz.: Stalin; C. 11, s.125-138).
13) Stalin; C. 15, s. 268.
14) Kapital, C. I, s. 87.
15) Stalin; C. 15, s. 269.
16)Stalin; Agk., s. 302.
17) Stalin; Agk., s. 269.
18) Üretim araçları ancak dış ticaret alanında meta özelliği taşıyorlardı. Çünkü bu maddelerin bu alanda gerçek satışı söz konusuydu.
19)Bu bağlamda kavram düzeltmesini de gerekli görür:
Marks’ın ‚Kapital’inde alınan bazı başka kavramların da bir kenara atılması gerekmektedir…Burada 'zorunlu' iş ve 'artı' iş gibi kavramları kast ediyorum…İktisat bilimcilerimizin eski kavramlarla yeni durum arasındaki uyumsuzluğu… ortadan kaldıracaklarını ve eski kavramların yerine yenilerine, yeni duruma tekabül edenleri getireceklerini düşünüyorum“. Üretim araçları ancak dış ticaret alanında meta özelliği taşıyorlardı. Çünkü bu maddelerin bu alanda gerçek satışı söz konusuydu. (Stalin; Agk., s. 269. Stalin; Agk., s. 302. Stalin; C. 15, s. 269. Kapital, C. I, s. 87. Stalin; C. 15, s. 268. Sadece, sanayiye nazaran tarımda kapitalizmin nispeten geri geliştiği ülkelerde değil, gelişmiş kapitalist ülkelerde de Lenin’in bahsettiği “ekonomik bağ”, “ticaret” ve “mübadele” söz konusudur (Bkz.: Stalin; C. 11, s.125-138). Stalin; Agk., s. 2).
20) Stalin; C. 15, s. 303/304.
21) “Marksizm, —ister doğa yasaları, ister ekonomi politik yasaları olsunlar—bilim yasalarını, insan iradesinden bağımsız olarak etkilerini sürdüren, nesnel süreçlerin yansımaları olarak anlar. Bu yasaları keşfetmek, tanımak, incelemek, onları eylemlerimizde hesaba katmak, toplumun yararına işletmek mümkündür, ancak bunları değiştirmek ya da yok etmek mümkün değildir.
Hele yeni bilimsel yasalar oluşturmak ya da yaratmak tamamen olanaksızdır” (Stalin; Agk, s. 256). Stalin; C. 15, s. 303/304
22)Stalin; Agk., s. 257.
23)Stalin; Agk., s. 273/274.
24)Stalin; Agk, s. 271.
25)“Bir süre önce, pamuk üretiminin yararına pamuk ve tahıl fiyatlarını ayarlamak kararı alınmıştı, pamuk üreticilerine satılacak tahılın fiyatı saptanacak ve devlete teslim edilen pamuğun fiyatı yükseltilecekti. Ekonomi ve planlama uzmanlarımız, buna ilişkin olarak, Merkez Komitesinin üyelerini şaşırtabilecek bir öneriyle geldiler, çünkü tahılın ton fiyatının, aşağı yukarı pamuğun ton fiyatı ayarına yükseltilmesi öneriliyor, tahılın ton fiyatı ise bir ton ekmeğin fiyatının düzeyine getirilmiş bulunuyordu, Merkez Komitesi üyeleri, öğütme ve pişirmenin gerektirdiği fazla harcamalar yüzünden, bir ton ekmeğin fiyatının, bir ton tahılın fiyatından yüksek olması gerektiğini; dünya pamuk ve tahıl fiyatlarının da ortaya koyduğu gibi, pamuğun, tahıldan genellikle daha pahalı olduğunu belirtince, öneriyi hazırlayanlar tatmin edici bir yanıt getiremediler. Zorunlu olarak Merkez Komitesi bu konuyu ele aldı, tahıl fiyatlarını indirdi ve pamuk fiyatlarını yükseltti. Bu yoldaşların önerisi yasalaşsaydı ne olurdu? Pamuk üreticilerini iflas ettirmiş olurduk ve pamuksuz kalırdık” (Stalin; Agk., s. 272/273).
26) Stalin; C. 12, s. 39, “SBKP/B’de Sağ Sapma Üzerine”.
27) Stalin; Agk., s. 271.
28) Stalin; Agk., s. 271/272.
29) “İşletmelerimiz, değer yasasından vazgeçemezler ve vazgeçmemelidirler.
Bu iyi bir şey midir? Kötü bir şey değildir. Bugün içinde bulunduğumuz koşullarda bu, gerçekten kötü bir şey değildir, çünkü bu, ekonomi uzmanlarımızda, üretimi rasyonel bir biçimde yönetmek fikrini doğurmaktadır, onları disiplinleştirmiştir. Bu kötü bir şey değildir, çünkü ekonomi uzmanlarımız, üretim potansiyelini değerlendirmeyi, özenle değerlendirmeyi ve gelişigüzel alınmış "tahminî rakamlar" üzerinde gevezelik etmekle zaman yitireceğine, aynı özenle, üretimdeki gerçekleri hesaba katmasını böylece öğreniyorlar. Bu kötü bir şey değildir, çünkü ekonomi uzmanlarımız onları ayaklar altında çiğneyeceğine, üretimimizin derinliklerinde gizlenmiş bulunan, uyuyan rezervleri aramayı, bulmayı ve işletmeyi böylece öğreniyorlar. Bu kötü bir şey değildir, çünkü ekonomi uzmanlarımız imalat yöntemlerini sistemli bir biçimde iyileştirmeyi, maliyet fiyatlarını kısmayı, malî özerkliği uygulamayı ve işletmelerin verimliliğini sağlamayı böylece öğreniyorlar. Sosyalist üretimin gelişmesinin bugünkü aşamasında bu, ekonomideki kadrolarımızı, üretimin gerçek yöneticileri durumuna getirmek üzere onların yükselişini hızlandıran iyi bir pratik okuldur.
Bahtsızlık, değer yasasının üretimimizi etkilemesinde değildir. Bahtsızlık, ekonomi ve planlama uzmanlarımızın, az istisna ile, değer yasasının etkisini iyi bilmemelerinde, onu incelememelerinde ve hesaplarında dikkate almayı bilmemelerindedir“ (Stalin; Agk., s. 272). Stalin; Agk., s. 271/272. Stalin; Agk., s. 271. Stalin; C. 12, s. 39, “SBKP/B’de Sağ Sapma Üzerine”. “Bir süre önce, pamuk üretiminin yararına pamuk ve tahıl fiyatlarını ayarlamak kararı alınmıştı, pamuk üreticilerine satılacak tahılın fiyatı saptanacak ve devlete teslim edilen pamuğun fiyatı yükseltilecekti. Ekonomi ve planlama uzmanlarımız, buna ilişkin olarak, Merkez Komitesinin üyelerini şaşırtabilecek bir öneriyle geldiler, çünkü tahılın ton fiyatının, aşağı yukarı pamuğun ton fiyatı ayarına yükseltilmesi öneriliyor, tahılın ton fiyatı ise bir ton ekmeğin fiyatının düzeyine getirilmiş bulunuyordu, Merkez Komitesi üyeleri, öğütme ve pişirmenin gerektirdiği fazla harcamalar yüzünden, bir ton ekmeğin fiyatının, bir ton tahılın fiyatından yüksek olması gerektiğini; dünya pamuk ve tahıl fiyatlarının da ortaya koyduğu gibi, pamuğun, tahıldan genellikle daha pahalı olduğunu belirtince, öneriyi hazırlayanlar tatmin edici bir yanıt getiremediler. Zorunlu olarak Merkez Komitesi bu konuyu ele aldı, tahıl fiyatlarını indirdi ve pamuk fiyatlarını yükseltti. Bu yoldaşların önerisi yasalaşsaydı ne olurdu? Pamuk üreticilerini iflas ettirmiş olurduk ve pamuksuz kalırdık” (Stalin; Agk., s. 272/273). Stalin; Agk, s. 271. Stalin; Agk., s. 273/274. Stalin; Agk., s. 30) Bkz.: Stalin; C. 15, s. 275.
31)“Bazı yoldaşlar buradan şu sonucu çıkarıyorlar ki, ulusal ekonominin planlı gelişmesi ve ulusal ekonominin planlanması yasası verimlilik ilkesini yok etmektedir.
Bu tamamen yanlıştır, işin aslı bambaşkadır. Eğer verimliliği bir tek yıl süresince çeşitli işletmeler ya da üretim dalları yönünden değil de, örneğin on-onbeş yıl içinde, ulusal ekonominin tümü olarak göz önüne getirirsek —ki sorun ancak bu biçimde doğru olarak ele alınabilir—, çeşitli işletmelerin ya da üretim dallarının anî ve eğreti verimliliği, kararlı ve sürekli verimliliğin üstün biçimi ile, hiç bir biçimde karşılaştırılamaz: bu verimlilik, bizi, topluma pek büyük zararlar veren, ulusal ekonomiyi yıkıcı devresel ekonomik krizlerden kurtaran ve çok yüksek düzineleriyle ulusal ekonominin sürekli gelişmesini sağlayan ve ulusal ekonominin uyumlu gelişmesi yasasının ve bu yasanın planlaştırılmasının etkisinin bize sağladığı verimliliktir” (Stalin; Agk., s. 276 - Bkz.: Stalin; C. 15, s. 275
32)“Komünist toplumun ikinci aşamasında, ürünlerin imali için harcanan emek miktarı, artık, meta üretimi döneminde olduğu gibi değer ve onun biçimleri aracılığı ile dolaylı yollardan ölçülmeyecektir; ama doğrudan ve dolaysız olarak ürünlerin imali için harcanan saat miktarı hesaplanarak saptanacaktır. Emeğin dağılımına gelince, bu da, o dönemde gücünü yitirmiş olacak, üretim dalları arasında değer yasasına göre ayarlanmayacak, ama toplumun ürün olarak gereksinmelerinin artışına göre saptanacaktır. Bu öyle bir toplum olacaktır ki, üretimi, toplumun gereksinmeleri saptayacaktır ve toplumun gereksinmelerinin sayımı plancılık örgütleri için birinci derecede bir önem kazanacaktır” (Stalin; Agk., s. 274/275).
33)Stalin; Agk., s. 316.
34)Stalin; Agk., s. 317/318.
35)Stalin; Agk., s. 316/317.
36) Stalin; Agk., s. 342.
37)Stalin; Agk., s. 342.
38)Stalin; Agk., s. 342/343.
39)“Özgür devlet - bu nedir?
Özgür devleti kurmak, hiç de boynu bükük tâbilerin dar görüşlü zihniyetinden kendilerini kurtarmış olan işçilerin amacı değildir. Alman imparatorluğunda "devlet", hemen hemen Rusya'daki kadar "özgür"dür. Özgürlük, toplumun üstüne yerleştirilmiş bir organ olan devleti,
topluma tamamen bağımlı bir organ şekline sokabilmektir ve bugün bile devlet biçimleri "devletin özgürlüğü"nün sınırlandırılması ölçüsünde az ya da çok özgürdür, ya da değildir.
Alman İşçi Partisi -hiç değilse bu programı kabul ederse- sosyalist fikirleri pek yüzeyde benimsemiş olduğunu gösterir; bugünkü toplumu (ve gelecekteki herhangi bir toplum için de aynı şey doğrudur), bugünkü devletin
temeli olarak kabul edeceğine (gelecekteki devletin temeli, geleceğin toplumu olacaktır), tam tersine, devlet, kendi entelektüel, manevi ve özgür temellerine sahip bağımsız bir gerçeklik olarak ele alınmaktadır.
Program,
"bugünkü devlet", "bugünkü toplum" gibi deyimleri nasıl korkunç şekilde kötüye kullanıyor, istemlerin yöneltildiği devlet konusunda ne korkunç yanlış anlamaya yol açıyor!
"Bugünkü toplum", ortaçağ unsurlarından az çok arınmış, her ülkeye özgü tarihsel evrim tarafından az çok değişikliğe uğratılmış, az çok gelişmiş bütün uygar ülkelerde var olan kapitalist toplumdur. "Bugünkü devlet" ise, tersine, ülkelerin sınırlarıyla değişir. Prusya-Almanya İmparatorluğunda devlet, İsviçre’de olduğundan başkadır; İngiltere’de devlet, Amerika Birleşik Devletleri'nde olduğundan başkadır. Demek ki, "bugünkü devlet", bir uydurmadır.
Bununla birlikte, ayrı ayrı uygar ülkelerin ayrı ayrı devletlerinin hepsinin, biçimlerinin çeşitliliğine karşın, şu ortak yanları vardır: kapitalist anlamda az çok gelişmiş çağdaş burjuva toplumun temeli üzerinde kurulmuştur. Bu yüzden, bunların bazı ortak temel nitelikleri de vardır. Bu anlamda, devletin bugünkü kökünün, burjuva toplumun ölüp gideceği gelecekle karşıtlık içinde "bugünkü devlet"ten söz edilebilir.
Bu durumda şu soruyla karşı karşıya geliyoruz: komünist bir toplumda devlet, hangi değişikliğe uğrayacaktır? Başka bir deyişle, böyle bir toplumda devletin bugünkü işlevlerine benzer hangi toplumsal işlevler bulunacaktır? Bu soru, ancak bilimsel yoldan yanıtlanabilir ve halk sözcüğü devlet sözcüğüyle bin bir biçimde bileştirilerek bu sorun bir arpa boyu ilerletilmiş olmaz”.
40)Bkz.: „Das Wertgesetz und seine Rolle im Sozialismus“ - ”Değer Yasası ve Sosyalizmdeki Rolü“, Berlin 1960.
41) A. I. Paşkov; “Ökonomische Probleme des Sozialismus”, s. 195/196, Berlin 1974.
42) Lenin; C. 32, s. 401. “Direktive des Rats für Arbeit und Verteidigung“- “Çalışma vre Savunma Konseyi Direktifi“.
43)Prof. N. A. Zagolow; “Das Wertgesetz und seine Rolle im Sozialismus“ - ”Değer Yasası ve Sosyalizmdeki Rolü, s. 9.
44) Prof. N. A. Zagolow; Agy.
45)Prof. Dr. F.P. Koşelyov: “Das Wertgesetz und seine Rolle im Sozialismus“ - ”Değer Yasası ve Sosyalizmdeki Rolü, s. 38, Berlin 1960.
46) Agk., s. 39
47) Agy.
48) Agk., s. 43.
49)Agk., s. 44.
50) Agk., s. 49.
51)A. J. Koşelyov; Agk., s. 85.
52)Prof Paşkov; Agk., s. 121.
53) N. S. Spiridonova; Agk., s. 134.
54) N. S. Spiridonova: Agk., s. 136.
55) A.W. Baçurin; Agk., s. 155.
56) “Bilimsel Oturum”, Aralık 1956. Aktaran; “Woprossy Ekonomiki”, 1957, Nr. 2.
57) G. Ebert, G. Koch, F. Matha ve H. Milke; “Ökonomische Gesetze im gesellschaftlichen System des Sozialismus”, 1969, s. 146.
58) Kolektif yazı; “Ökonomische Gesetze in der entwickelten sozialistischen Gesellschaft”- “Gelişmiş Sosyalist Toplumda Ekonomik Yasalar”, s. 193, 195, 201.
59)W. Kulikov; ”Die Ware-Geld-Beziehungen in der Beschleunigungskonzeption”- “Hızlandırılmış Konsepsiyonde Meta-Para-İlişkileri”; s. 108. “Wirtschaftsstrategie der KPdSU” kitabından bir makale.
60)Ingeborg Dummer; “Sozialismus als Warenproduktion”, Sozialismus,Nr. 7/8, s. 39, 2003.
61)“Bizde, Sovyet ülkemizde kapitalizmin yeniden inşasını olanaklı kılan koşullar var mıdır? Evet vardır. Belki de size garip gelecek, ama bu bir gerçektir yoldaşlar. Kapitalizmi devirdik, proletarya diktatörlüğünü kurduk ve güçlendirilmiş bir tempoyla ve köy ekonomimizle kaynaşarak sosyalist sanayimizi geliştiriyoruz. Ama kapitalizmin köklerini henüz söküp atamadık. Peki nerede bulunuyor bu kökler? Bu kökler, meta üretiminde, kent ve özellikle kır küçük üretiminde bulunuyor. Lenin’in dediği gibi, kapitalizm gücünü küçük üretimden alır. Çünkü, ne yazık ki dünyamızda hala pek, pek çok büyük miktarda küçük üretim vardır. Oysa küçük üretim durmadan her gün, her saat kendiliğinden ve geniş ölçülerde kapitalizmi ve burjuvaziyi doğurur (Stalin; C. 11, s. 201/202, “Über die rechte Gefahr in der KPdSU (B)”).
62) L. Leontyev; “Neues in der politischen Ökonomie des Sozialismus”. Probleme des Friedens und des Sozialismus” 1970, Nr. 7, s. 920/921, 923.
63) Lev Leontyev; agk, s. 923.
64) Lev Leontyev; agy.
65)“Politische Ökonomie des Sozialismus und ihre Anwendung in der DDR”- “Sosyalizmin Politik Ekonomisi ve Alma Demokratik Cumhuriyetine Kullanımı”; s. 277. 1969.
66)Kim İl Sung; Reden und Aufsaetze, C. II, s. 438, 439 ve 441. Pjönjang 1971. “Sosyalist Ekonominin Bazı Sorunları” makalesinden. İlk yayınlanış tarihi; 1 Mart 1969.
67)Lenin; C. 35, s. 524, “Maliye Halk Komiserliğine”.
68) Lehrbuch; s. 539-540, 1955.
69)Die Probleme der Warenbeziehungen in einer Sozialistischen Ökonomie, s. 365, 1964.
70) Leontyev; Der Plan und Methoden der Wirtschaftsleitung, Prawda, 7 Eylül 1964.
71) Novoşilov; “Die Anwendung der Mathematik in der Ökonomie”, 1964, s. 157-158.Novoşilov; “Die Anwendung der Mathematik in der Ökonomie”, 1964, s. 157-158.
72)S. Pervuşkin: “Das Wertgesetz und die Preise”,Planwirtschaft. Nr. 7, 1961.
73) D. Kondraşev, Preise, ein wichtiges Werkzeug zur Schaffung der kommunistischen Ökonomie, Finansy SSSR, Nr. 4, 1963.
74) Bu konuda Marks’ın görüşleri için bkz.: EK.
75)S. Khavina: "In the Crooked Mirror of Bourgeois Theories", in: "Ekonomicheskaya gazeta" (Economic gazette), No. 44, 1965, in: "The Soviet Economic Reform: Main Features and Aims"; Moscow; 1967; p. 139.Aktaran: Bland; agk., s. 48.
76)P. Bunich: "Economic Stimuli to Increase the Effectiveness of Capital Investments and the Output-to-Capital Ratio", in: "Voprosy ekonomiki" (Problems of Economics), No. 12, 1965, in: M.E. Sharpe (Ed.): "Planning, Profit and Incentives in the USSR", Volume 2; New York; 1966; p. 195.. Aktaran: Bland; agy.
77)L. Gatovski: "Unity of Plan and Cost Accounting", in: "Kommunist" (Communist), No. 15, 1965, in: M.E. Sharpe (Ed.): op. cit., Volume 2; p. 88. Aktaran: Bland; agk., s. 49.
78) Statute on the Socialist State Production Enterprise, in: M.E. Sharpe (Ed.); op. cit., Volume 2; p. 291. Aktaran: Bland; agy.
79) S, Ginzburg: "New Developments in Construction Financing", in: "Ekonomicheskaya gazeta" (Economic Gazette), No. 43, 1965, in: M.E. Sharpe (Ed.): op. cit., Volume 2; p. 65. Aktaran: Bland; agy.
80)P.G. Bunich: "Methods of Planning and Stimulation", in: Soviet Economic Reform: Progress and Problems", Moscow; 1972; p. 36, 44. Aktaran: Bland; agy.
81)Statute on the Socialist State Production Enterprise, in: M.E. Sharpe (Ed.): op. cit., Volume 2; p. 291, 293, 295. Aktaran: Bland; agk., s. 50.
82) A.N. Kosigin: "On Improving Industrial Management, Perfecting Planning and Enhancing Economic Incentives and Industrial Production" in: "Izvestia" (News), September 28th., 1965, in: M.E. Sharpe (Ed.) op. cit., Volume 2; p. 38. Aktaran: Bland; agy.
83) L. Gatovski: ibid.; p. 74. Aktaran: Bland; agy.
84) P. Bunich: "Economic Stimuli to Increase the Effectiveness of Capital Investments and the Output-to-Capital Ratio", in: "Voprosy ekonomiki" (Problems of Economics), No. 12, 1965, in: M.E. Sharpe (Ed.): op. cit., Volume 2; p. 194, 199, 202. Aktaran: Bland; agy.
85) V. Budaragin: "The Price Mechanism and Circulation of the Means of Production", in: "Nauchnye doklady vysshei shkoly: Ekonomicheskie nauki" (Scientific Reports of Higher Schools; Economic Science),No, 11, 1971, in: "Problems of Economics", Volume 15, No. 3; July 1972; p. 74. Aktaran: Bland; agk., s. 51.
86)
V. Dymshits: "Production: Plan: Supply, in: "Pravda" (Truth), December 15th., 1965, in: M.E. Sharpe (Ed.): op. cit., Volume 2 p. 221-2. Aktaran: Bland; agy.
87) N.Y. Drogichinsky: "The Economic Refom in Action", in: "Soviet Econoic Reform: Progress and Problems"; Moscow; 1972; p. 216. Aktaran: Bland; agy.
88) N.Y. Drogichinsky: "On Wholesale Trade in the Means of Production", in: "Voprosy ekonomiki" (Problems of Economics), No. 4, 1974, in: "Problems of Economics", Volume 17, No. 6; October 1974; p. 96, 98. Aktaran: Bland; agy.
89)ibid.; p. 291. Aktaran: Bland; agy.
90) S. Khavina: ibid.; p. 139. Aktaran: Bland; agy.
91) Statute on the Socialist State Production Enterprise, in M.E. Sharpe (Ed.): op. cit., Volume 2; p. 310-1. Aktaran: Bland; agy.
92) “Plan Hedefi ve Maddi Teşvik”, Prawda, 21 Eylül 1962.
93)A. N. Kosigin; “Zur Leitungsverbesserung der Industrieproduktion”, Isvestia, 28 Eylül 1965.
94) Kosigin, XXV. Parteitag der KPdSU, s., 189, Presse der Sowjetunion, 12, 1976.
95) W. Budaragin: “Preismechanismus und Zirkulation der Produktionsmittel” in: Wissenschaftsbericht der Hochschulen; Ökonomische Wissenschaft. Nr. 11, 1971. Probleme der Ökonomie. C. XV., Nr. 3, Temmuz 1972, s. 74.
96) Bkz.: agy.
97)Marks; C. 23, s. 249/250 (Kapital, C. 1)


*

EK:
Yüzde olarak hesaplanan farklı büyüklükte sermayeler, ya da, bu durumda aynı şey demek olan, aynı emek zamanı ve aynı sömürü derecesi ile iş gören aynı büyüklükteki sermayeler, artı değer nedeniyle çok farklı miktarlarda kar üretebilirler, çünkü farklı üretim alanlarındaki sermayenin organik bileşimindeki fark, kendi değişen kısmında ve dolayısıyla, harekete geçirdiği canlı emek miktarında ve bu nedenle de, ele geçirdiği artı emek niceliklerinde bir fark bulunduğu anlamını taşır. Ve bu artı emek,, artı değerin ve dolayısıyla da karın özüdür. Farklı üretim alanlarında, toplam sermayenin eşit kısımları, eşit olmayan artı değer kaynaklarını oluştururlar ve artı değerin tek kaynağı canlı emektir. Emeğin sömürü derecesi aynı kalmak üzere, 100 birimlik bir sermayenin harekete geçirdiği emek kitlesi ve bunun sonucu olarak el konulan artı emeğin miktarı, bu sermayenin değişen kısmının büyüklüğüne bağlıdır” (Marks; C. 25, s. 158).
Sermayenin organik bileşimi, herhangi belli bir zamanda şu iki koşula bağlıdır: birincisi, kullanılan emek gücü ile kullanılan üretim aracı arasındaki teknik bağıntıya; ikincisi, bu üretim araçlarının fiyatına. Bu bileşimin, gördüğümüz gibi, yüzde oranlara dayanılarak incelenmesi gerekir. Biz 4/5’i değişmeyen ve 1/5’i değişen sermayeden oluşan bir sermayenin organik bileşimini 80s+20d formülü ile ifade ediyoruz. Bu karşılaştırmada, ayrıca, artı değer oranının değişmediği de varsayılmıştır. Bu gelişigüzel seçilen bir oran, diyelim % 100 olsun. 80s+20d bileşimindeki sermaye, bu durumda 20a kadar bir artı değer üretir ve bu da, toplam sermaye üzerinden %20 bir kar oranı verir. Bu sermayenin ürününün gerçek değerinin büyüklüğü, değişmeyen sermayenin sabit kısmının büyüklüğüne ve sabit sermayeden aşınma ve eskime yoluyla ürüne geçen kısma bağlıdır. Ne var ki, bu durum, kar oranı ve şu halde bu inceleme üzerine hiçbir etkisi bulunmadığı için sırf kolaylık olsun diye, değişmeyen sermayenin, her yerde, bu sermayelerin yıllık ürününe aynı şekilde ve bütünüyle aktarıldığını varsayacağız. Bundan başka, farklı üretim alanlarında sermayelerin bir yılda, kendi değişen kısımlarının büyüklüğü ile orantılı olarak aynı miktarlarda artı değer gerçekleştirdiğini de varsayacağız… “ (Marks; agk., s. 164/165).
Farklı üretim alanlarında, çeşitli kar oranlarının ortalamasının bulunarak bu farklı üretim alanlarındaki maliyet fiyatına eklenmesiyle elde edilen fiyatlar, üretim fiyatlarını meydana getirirler. Bunlar, ön koşul olarak, genel bir kar oranının varlığını gerektirdiği gibi, bu da gene, her bireysel üretim alanındaki kar oranlarının, kendi başına alındığında, daha önce, bir o kadar ortalama kar oranına indirgenmiş olmasını öngörür. Bu özel kar oranı=a:S’nin her üretim alanında,… metaların değerlerinden çıkartılmış olmaları gerekir. Böyle bir çıkarma olmaksızın, genel kar oranı (ve dolayısıyla metaların üretim fiyatı) boş ve anlamsız bir kavram olarak kalırı. Şu halde, bir metanın üretim fiyatı, maliyet fiyatı ile buna genel kar oranına uygun olarak yüzde şeklinde eklenen karın toplamına ya da başka bir deyişle, maliyet fiyatı ile ortalama karın toplamına eşittir…
Demek oluyor ki, çeşitli üretim alanlarındaki kapitalistler, metalarını satmakla, bunların üretiminde tüketilen sermayenin değerini geri almakla birlikte, bunlar, kendi alanlarında, bu metaların üretimleri ile yaratılmış olan artı değeri ve dolayısıyla karı elde etmiş olmazlar. Onların elde etmiş oldukları şey, yalnızca, tek-düze olarak dağıtıldığında, bütün üretim alanlarında toplumsal sermaye tarafından belli bir sürede üretilen toplam toplumsal artı değer ya da kardan toplam toplumsal sermayenin her kesrine düşen pay miktarındaki artı değer ve dolayısıyla kardır…
Demek ki, metaların fiyatında, bu metaların üretimi sırasında tüketilen sermaye öğelerini yerine koyan kısmı ve dolayısıyla, bu tüketilen sermaye değerin tekrar satın alınması için harcanması gereken kısım, yani bu metaların maliyet fiyatı, tamamıyla, kendi üretim alanlarındaki sermaye yatırımına bağlıdır. Ama metaların fiyatındaki öteki öğe, bu maliyet fiyatına eklenen kar, belli bir üretim alanında, belli bir sermaye tarafından, belli bir sürede üretilen kar miktarına bağlı değildir. Bu, toplumsal üretime yatırılan toplam toplumsal sermayenin kesirli bir kısmı olarak, belli bir sürede her bireysel sermayeye ortalama olarak düşen kar kitlesine bağlıdır” (Marks;agk., s.,, 167/168).
Öte yandan, ortalama bir karın ve dolayısıyla genel bir kar oranının meydana geldiği her yerde –bu ne şekilde meydana gelirse gelsin- bu ortalama karın, toplamı, artı değerin toplamına eşit olduğu ortalama toplumsal sermaye üzerinden sağlanan kardan başka bir şey olamayacağı da söylenebilir. Ayrıca, bu ortalama karın maliyet fiyatlarına eklenmesiyle elde edilen karlar, üretim fiyatına dönüşmüş değerlerden başka bir şey olamazlar. Bazı belli üretim alanlarındaki sermayelerin, herhangi bir nedenle, eşitlenme sürecine tabi olmamaları hiçbir şeyi değiştirmiş olmaz. Bu durumda ortalama kar, toplumsal sermayenin eşitlenme sürecine giren kısmı üzerinden hesaplanır. Ortalama karın, farklı üretim alanlarında, çeşitli niceliklerdeki sermayelerin, kendi büyüklükleri oranında sağladıkları artı değerin toplam kitlesinden başka bir şey olamayacağı da açıktır. Kapitalistlerin payına düşen metaların ve paranın toplam kitlesi içinde temsil edilen karşılığı ödenmiş canlı ya da cansız emek gibi gerçekleşen, karşılığı ödenmemiş toplam emek ve bu toplam kitledir” (Marks; agk., s.183).
Genel kar oranı, demek ki, iki etmen tarafından belirlenir:
1)Farklı üretim alanlarındaki sermayelerin organik bileşimi ve böylece, bireysel alanlardaki farklı kar oranları ile,
2)Toplam toplumsal sermayenin, bu farklı alanlardaki dağılımı ve böylece, her özel alana, bu alanda egemen olan belli kar oranı üzerinden yaratılmış bulunan sermayenin nispi büyüklüğü, yani her bireysel üretim alanının, toplam toplumsal sermayeden aldığı nispi yap ile.
Birinci ve İkinci Ciltlerde biz yalnız metaların değerlerini inceledik. Şimdi bir yandan, maliyet fiyatı, kendi dönüşüm biçimi içerisinde gelişmiş bulunuyor” (Marks; C. 25, s.172/173).
Bütün güçlük, metaların, yalnızca basit metalar olarak değil, toplam artı değer kitlesinden kendi büyüklükleri ile orantılı ya da eşit büyüklükte oldukları taktirde eşit miktarda pay talep eden sermayelerin ürünleri olarak değişilmeleri olgusundan ileri gelir. Ve bu talebin, belli bir zaman aralığında, belli bir sermaye tarafından üretilen metalara ait toplam fiyat tarafından karşılanması gerekir. Ne var ki, bu toplam fiyat, yalnızca bu sermaye tarafından üretilen bireysel metaların fiyatlarının toplamıdır” (Marks; agk., s.184/185).
Çeşitli üretim alanlarına ait metaların, kendi değerleri üzerinden satıldıkları varsayımı, kuşkusuz, yalnızca, bunların değerlerinin birer ağırlık merkezi olduğu, fiyatlarının bu merkez çevresinde dalgalandığı ve bu değerlerin sürekli yükselme ve düşmelerinin birbirlerini eşitleme eğiliminde olduğu anlamına gelir. Ayrıca, bir de… farklı üreticiler tarafından üretilen belli metaların bireysel değerlerinden ayırt edilmesi gereken bir piyasa değeri vardır. Bu metaların bazılarının bireysel değeri, kendi piyasa değerinin altında kaldığı halde (yani bunların üretimleri için, piyasa değeri ile ifade edilen daha az emek zamanı gerekmiştir) diğerlerinin değeri, piyasa değerini aşacaktır. Piyasa değeri, bir yandan, tek bir alanda üretilen metaların ortalama değeri, öte yandan, kendi üretim alanlarının ortalama koşulları altında üretilen ve bu alanın ürünlerinin büyük bir kısmını oluşturan metaların bireysel değerleri olarak görülmek durumundadırlar. En kötü ya da en iyi koşullar altında üretilen metalar, ancak olağanüstü durumlarda piyasa değerlerini düzenlerler ve bu piyasa değerleri, şimdi, piyasa fiyatları için bir dalgalanma merkezi oluşturur. Ne var ki, bu piyasa fiyatları, aynı tür metalar için aynı olur. Eğer ortalama değerde, yani iki uç arasında orta yerde yer alan metaların arzı ile normal talep karşılanıyor ise, bireysel değerleri, piyasa değerlerinin altında kalan metalar, fazladan bir artı değer ya da artı kar gerçekleştirdikleri halde, bireysel değerleri piyasa değerini aşan metalar, içerdikleri artı değerin bir kısmını gerçekleştiremezler” (Marks; agk., s. 187/188).
Metaların toplam değeri, toplam artı değeri ve bu da ortalama kar ve dolayısıyla genel kar oranının düzeyini –genel bir yasa ya da dalgalanmaları yöneten bir yasa olarak- belirlediğine göre, buradan, değer yasasının üretim fiyatlarını düzenlediği sonucu çıkar.
Rekabetin ilkönce tek bir alanda başardığı şey, metaların çeşitli bireysel değerlerinden, tek bir piyasa değeri ve piyasa fiyatı oluşturmaktır. Farklı alanlardaki kar oranlarının birbirlerine eşitleyerek üretim fiyatını ilk meydana getiren, farklı alanlardaki sermayelerin rekabetidir. Bu ikinci süreç, kapitalist üretimin birinciyi göre daha yüksek düzeyde gelişmesini gösterir” (Marks; agk., s.189/190).
Talep ve arz, değerin, piyasa değerine çevrilmesi anlamını taşır ve bunların kapitalist bir temelde yürümeleri ölçüsünde, metaların sermayenin ürünleri olmaları ölçüsünde, bunlar, kapitalist üretim sürecine, yani sırf mal alım ve satımından büsbütün farklı ilişkilere dayanırlar. Burada söz konusu olan, metaların değerlerinin fiyatlara biçimsel bir dönüşümü, yani sırf bir biçimsel değişikliği değildir. Söz konusu olan, piyasa fiyatlarının, piyasa değerlerinden ve daha sonra da üretim fiyatlarından nicel olarak gösterdiği belirli sapmalardır. Basit satın alma ve satışta, meta üreticilerinin, bu sıfatlarla karşı karşıya gelmeleri yeterlidir. Arz ve talep, daha ileri bir tahlilde, toplumun toplam gelirini aralarında paylaşan ve bunu gelir olarak harcayan ve dolayısıyla gelirin yarattığı talebi oluşturan, farklı sınıfların ve sınıfların farklı kesimlerinin varlığını öngörür…
Kapitalist üretimde, sorun, yalnızca metalar biçiminde dolaşıma sürülen bir değerler kitlesi karşılığında, başka bir biçimde –para ya da başka bir meta biçiminde- eşit bir değer kitlesi elde etmek olmayıp, daha çok, üretim amacıyla yatırılmış bulunan sermaye karşılığında, aynı büyüklükte herhangi diğer bir sermaye kadar, ya da hangi üretim dalında kullanılırsa kullanılsın, kendi büyüklüğü ile pro rata (orantılı, çn.) bir artı değer ya da kar gerçekleştirilmesi sorunudur. Bu nedenle, söz konusu olan, hiç değilse en azından, metaları, ortalama bir kar sağlayacak fiyatlar, yani üretim fiyatları üzerinden satmaktır. İşte bu biçimde sermaye toplumsal bir güç olarak kendi bilincine varır ve her kapitalist, toplam toplumsal sermayedeki payı ile orantılı olarak bu güce katılır…
Şimdi, metalar kendi değerleri üzerinden satıldıklarında, görmüş olduğumuz gibi, çeşitli üretim alanlarında, bunlara yatırılmış bulunan sermaye kitlelerinin farklı organik bileşimlerine bağlı olarak çok farklı kar oranları ortaya çıkar. Ne var ki, sermaye, kar oranı düşük alandan çekilir ve daha yüksek kar oranı sağlayan öteki alanlara akar. Bu sürekli çıkış ve girişler, ya da kısaca, kar oranının bir yerde düşmesi, bir başka yerde yükselmesine bağlı olarak sermayenin çeşitli alanlar arasında dağılımı, arz ile talep arasında öyle bir oran yaratır ki, çeşitli üretim alanlarındaki ortalama kar aynı olur ve dolayısıyla da değerler, üretim fiyatlarına çevrilir. Sermayenin bu denge durumuna ulaşmadaki başarı derecesi, o ülkede, kapitalist gelişmenin derecesine, yani ülkedeki koşulların kapitalist üretim tarzına ne ölçüde uygun hale getirildiğine bağlıdır. Kapitalist üretimin ilerlemesiyle birlikte, bu üretim biçimi kendi koşullarını da geliştirir ve üretim sürecinin dayandığı bütün toplumsal önkoşulları, kendisine özgü niteliğe ve kendi özel yasalarına bağımlı kılar.
Devamlı sapmaların sürekli bir biçimde dengelenmeleri, 1) sermaye ne kadar hareketle ise, yani bir üretim alanından bir diğerine ne kadar kolay kaydırabilirse; 2) emek gücü, bir alandan diğerine, bir üretim bölgesinden ötekine ne denli kolay aktarılabilirse, o kadar çabuk olur. Birinci koşul, toplumda tam bir ticaret özgürlüğünün ve doğal olanların dışında kalan, yani kapitalist üretim biçiminin kendisinden doğan bütün tekellerin kaldırılmasını gerektirir. Bu, ayrıca, inorganik kullanılabilir toplumsal sermaye kitlesini, bireysel kapitaliste karşı bir arada toplayan kredi sisteminin gelişmesini gerektirir. Son olarak bu, çeşitli üretim alanlarının, kapitalistlerin denetim altına girmesini gerektirir. Bu son koşul, bizim varsayımımızda zaten bulunmaktaydı, çünkü biz, bütün kapitalist biçimde sömürülen üretim alanlarında, değerlerin, üretim fiyatlarına çevrilmekte olduklarını kabul etmiştik. Ne var ki, bu eşitleme, kapitalist esasa göre işletilmeyen çok sayıda ve büyük üretim alanlarının (küçük çiftçiler tarafından toprağın işletilmesi gibi), kapitalist girişimler arasına sızdığı ve onlarla bağlandığı durumlarda., büyük engellerle karşılaşır. Büyük bir nüfus yoğunluğu bir başka önkoşuldur. –İkinci koşul, işçilerin bir üretim alanından diğerine, bir üretim merkezinden bir başka üretim merkezine aktarılmalarını engelleyen bütün yasaların yürürlükten kaldırılmasını; emekçinin, yapacağı işe karşı ilgisiz hale gelmesini; bütün üretim alanlarında emeğin, elden geldiğince basit emeğe indirgenmesini, emekçiler arasında, meslekleri ile ilgili bütün önyargıların yok edilmesini; ve es sonu, ama özellikle, emekçinin, kapitalist üretim biçiminin egemenliği altına sokulmasını gerektirir…
Yukarıdaki incelemeden şu sonuç çıkar ki, her özel üretim alanında bireysel kapitalist ve bütün olarak kapitalistler, toplam sermaye tarafından, toplam işçi sınıfının belli bir sömürü derecesi ile sömürülmelerine, yalnız genel bir sınıf sevgisi ile değil, aynı zamanda, doğrudan ekonomik nedenlerle doğrudan doğruya katılırlar. Çünkü bütün diğer koşullar –bunlar arasında, toplam yatırılan sermaye değerin- veri kabul edildiğinde, ortalama kar oranı, toplam emek miktarının, toplam sermaye tarafından sömürülmesinin yoğunluğuna bağlıdır” (Marks; agk., s. 205-207).
Rekabetin, farklı üretim alanlarındaki kar oranlarını, ortalama bir kar oranına eşitlediği ve böylece, bu farklı alanlara ait ürünlerin değerlerini, üretim fiyatlarına dönüştürdüğü belirtilmiş bulunuyor. Bu, sermayenin bir üretim alanından sürekli olarak, o an için, karın, ortalamanın üzerinde bulunduğu başka bir üretim alanına aktarılması ile olur. Bununla birlikte, belli bir saniye dalında belli sürelerde, birbirini izleyen, iyi ve kötü yılların yol açtığı kar dalgalanmalarının da dikkate alınmaları yerinde olur. Sermayenin, farklı üretim alanları arasındaki bu aralıksız giriş ve çıkışı, kar oranında, yükselme ve düşme eğilimleri yaratır ve bu, birbirini az çok eşitleyerek, her yerde kar oranının aynı ortak ve genel düzeye indirgenmesi eğilimini taşır….
Bununla birlikte, rekabetin göstermediği şey, üretim hareketine egemen olan değerin belirlenmesi ve üretim fiyatlarının temelinde yatan ve son kertede bunları belirleyen değerlerdir. Buna karşılık rekabet şunları gösterir: 1) farklı üretim alanlarındaki sermayenin organik bileşiminden ve bu nedenle de, belli bir sömürü alanındaki belli bir sermaye tarafından el konan canlı emek kitlesinden bağımsız olan ortalama karı; 2) yükselme ve düşmeleri; ilk bakışta, metaların değer bağıntısıyla tam bir çelişme halindeki bir görüngüyü; 3) metaların ortalama piyasa fiyatını, belli bir sürede, piyasa değerine değil de, bu piyasa değerinden oldukça büyük bir sapma gösteren, çok farklı bir üretimin piyasa fiyatına indirgeyen, piyasa fiyatlarındaki dalgalanmaları. Bütün bu görüngüler, değerin, emek zamanı ile belirlenmesiyle olduğu kadar, karşılığı ödenmeyen artı emekten ibaret bulunan artı değerin niteliği ile de çelişiyormuş gibi görünür. Böylece, rekabette her şey tersine çevrilmiş görünür. Ekonomik ilişkilerin, yüzeyden nihai gibi görünen biçimleri, kendi gerçek varlıkları ve dolayısıyla, bu ilişkilerin taşıyıcıları ve aracılarının bunları anlamaya çalıştıkları kavramları içerisinde, bunların asıl ama gizlenmiş öz biçimlerinden ve bunlara tekabül eden kavramlarından, son derece farklı ve gerçekte bunların tam tersidir” (Marks; agk., s. 219).
Bir metanın piyasa değeri üzerinden, yani içerdiği gerekli toplumsal emekle orantılı bir değer üzerinden satılabilmesi için, bu metanın toplam kitlesini üretmekte kullanılan toplumsal emek miktarının, buna olan toplumsal gereksinme miktarına, yani fiili toplumsal gereksinmeye tekabül etmesi gerekir. Rekabet, piyasa fiyatlarında, arz ve talepteki dalgalanmalara tekabül eden dalgalanmalardır, her tür meta için harcanan toplam emek miktarını sürekli olarak bu ölçeğe indirme eğilimindedir” (Marks; agk., s. 202).
Bazı üretim kollarında kullanılan sermaye bizim, ‘ortalama’ ya da ‘vasat’ diye tanımlayabileceğimiz bir bileşime sahiptir; yani bunların bileşimi, toplam toplumsal sermayenin ortalaması ile aynı, ya da neredeyse aynıdır.
Bu üretim alanlarında üretim fiyatı, üretilen metanın değerinin para olarak ifadesinin tamamen ya da neredeyse aynıdır…Şu halde, bütün üretim alanlarında kar oranı aynıdır, çünkü, ortalama sermaye bileşimine sahip üretim alanlarındaki ortalamaya göre eşitlenmiştir. Dolayısıyla, bütün üretim alanlarındaki karlar toplamının, artı değerler toplamına eşit olması gerekir ve toplam toplumsal ürünün üretim fiyatlarının toplamı, bu ürünün toplam değerine eşittir” (Marks; agk., s.182).
Çünkü, bir metanın maliyet fiyatı, üretimde tüketilen üretim araçlarının değerinden ne kadar farklı olursa olsun, geçmişteki bu hatanın kapitalist için bir önemi yoktur. Belli bir metanın maliyet fiyatı, veri olan ve kapitalistimizin üretiminden bağımsız bulunan kesin bir koşuldur, oysa kapitalistin üretiminin sonucu olan şey, artı değer ve dolayısıyla, metanın maliyet fiyatının üzerinde bir değer fazlalığını içeren bir metadır. Diğer bütün amaçlar için, bir metanın maliyet fiyatı, değerinden küçüktür önermesi, şimdi, bir metanın maliyet fiyatı üretim fiyatından küçüktür önermesi şeklinde değişmiştir. Üretim fiyatının, değere eşit olduğu toplam toplumsal sermaye bakımından, bu önerme, daha önceki önerme ile, yani maliyet fiyatının değerden küçük olduğu önermesi ile özdeştir” (Marks; agk., s.174).