deneme

4 Ocak 2015 Pazar

2015'E GİRERKEN DÜNYA EKONOMİSİ



2015'E GİRERKEN DÜNYA EKONOMİSİ

Bu yazıda dünya ekonomisiyle ilgili son makalede (Dünya Ekonomisinde Birbirini Etkileyen İki Eğilim Ve Sonuçları (Güçler Dengesinde Değişim Eğilimleri) – Mart 2014) belirtilen eğilimlerin gelişme yönünü ele almakla yetineceğim*.


Önce dünya sanayi üretiminin seyrine bakalım.
1-Dünya Sanayi Üretiminde Ülke Gruplarına Göre Gelişme Eğilimleri


Yukarıdaki grafikte nispeten uzun bir dönem olan Ocak 1991-Kasım 2014 arasında dünya sanayi üretiminin nereden nereye geldiğini ve son krizde de nasıl bir seyir içinde olduğunu görüyoruz. Krizden önce üretimin en yüksek olduğu seviye (2005=100 bazında Şubat 2008 yüzde 13,6) Kasım 2010'da yüzde 13,7 oranlık bir artışla Şubat 2008'deki seviyesini aşmış oluyor. Kasım 2010 sonrasında üretimde gerileme; Şubat 2008'deki seviyesinden daha gerilere düşme durumu olmadığı için Kasım 2010'u dünya sanayi üretiminin krizden çıkış tarihi olarak kabul etmek gerekir.

Aralık 2010'da üretim artışı yüzde 14,4'ten Eylül 2014'te yüzde 27,1'e çıkıyor; bu, Şubat 2008'deki seviyeye göre oransal olarak iki misli bir artıştır. Burada sorulması gereken şu: Nasıl oluyor da sürekli anlattığımız kapitalizmin en ağır ekonomik krizinden daha Kasım 2010'da çıkılabiliyor? (Fazla üretim krizinde belirleyici faktör/kıstas maddi değerlerin -burada sanayi- üretimidir, gerisi ise teferruattır). Dünya ekonomisinde belirleyici ağırlığı olan emperyalist ülkeler ekonomik kriz içindeyken dünya sanayi üretimini adeta “uçuran” nedir?

Dünya sanayi üretimini “uçuran” faktörün ne olduğunu aşağıdaki grafikte gösterelim:


Her ne kadar bütünleşmiş de olsa dünya ekonomisinde her bir ülkenin ve aynı zamanda entegre olmuş bölgelerin/ülkelerin kendilerine has bir gelişme dinamiği vardır. Bu dinamiği Troçki görmemiştir veya “dünya devimi” anlayışını kanıtlamak için görmek istememiştir. Bugün de bütün Troçkist “eğilimler” onun 1930'lu yılların sonundan kalma (Bkz: “IV. Enternasyonal Programı” ve o dönemdeki yazıları) anlayışını aynen tekrarlamaktalar. Ama görüyoruz ki, bütünleşen dünya ekonomisi -dünya ekonomisinin bütünleşmiş olduğu bir gerçektir, önemli olan bunu Marksist-Leninist politik ekonomi açısından açıklayabilmektir- ürettiği iç dinamiklerin etkisiyle bütünleşmemiş olarak hareket edebilmektedir. (Bunu siyasal olarak şöyle de yorumlayabilirsiniz: Kapitalizmde eşitsiz gelişme yasası nesnel bir yasadır. Bu yasa her bir ülke ekonomisinin kendine özgü faklı nesnel koşullarının olabileceğini; bazı ülkeler krizdeyken bazılarının krizde olmayabileceğini veya bütün ülkelerin aynı süreçte krizde olabileceklerini; devrimin nesnel koşullarının her bir ülkede farklı olabileceğini ve bu nedenle de Troçki'nin dünya devrimi anlayışının Marksizm-Leninizmin tanımladığı dünya devrimi anlayışıyla hiçbir ilgisinin olmadığını gösterir).

Aşağıdaki grafikte ülkeler iki gruba ayrılmış: “Gelişmiş ekonomiler” ve “gelişmekte olan ekonomiler”. Bu grafikte dünya sanayi üretiminin gelişmesini doğrudan etkileyen iki faktörün olduğunu görüyoruz: Bu faktörlerden birisi Avro Alanı ülkelerinde sanayi üretiminin krizde olması ve toplam dünya sanayi üretimini krize doğru çekmesi. İkinci faktör ise Asya'nın gelişen ülkelerinde sanayi üretiminin toplam dünya sanayi üretimini krizden çıkış anlamında olumlu etkilemesi.

Asya'nın gelişen ülkelerinde sanayi üretimi Haziran 2008'de yüzde 39,8 artış seviyesinden Ocak 2009'da yüzde 30,3 artış seviyesine düşüyor (9,5 puanlık bir gerileme), ama Nisan 2009'da yüzde 40 artış seviyesine çıkıyor. Sonraki dönemde ise sürekli artarak Eylül 2014'de yüzde 127,7 seviyesine çıkıyor.

Soruna Asya'nın gelişen ekonomileri olarak değil de toplam gelişen ekonomiler olarak baktığımızda şunu görüyoruz: Toplam gelişen ülkelerde sanayi üretimi Haziran-Temmuz 2008'de krizden önce en yüksek artış seviyesi yüzde 24,8'den Ocak 2009'da yüzde 13,8 artış seviyesine düşüyor (11 puanlık bir gerileme) ve sonrasında sürekli artarak Eylül 2014'de yüzde 68,1 artış seviyesine çıkıyor. Buradan çıkartılması gereken sonuç, dünya sanayi üretiminin kısa zamanda krizden çıkmasında belirleyici olan faktör, Asya'nın gelişen ülkelerinde sanayi üretiminin yüksek oranlarda büyümesidir. Bu büyüme sayesindedir ki, dünya sanayi üretimi Kasım 2010'da krizden çıkarken yukarıdaki grafiklerin gösterdiği gibi gelişmiş ülkelerde ve Avro Alanı'nda sanayi üretimi Eylül 2014 itibariyle hala yerde sürünmektedir.


Bu verilere göre krizden bu yana sanayi üretimi, gelişen ülkelerde, bu kavramı biraz daraltırsak Asya'nın gelişen ülkelerinde, ülke ismi belirtecek olursa özellikle Çin'de gerçekleşmektedir. Yani gerçekten bu ülkeler olmasaydı dünya ekonomisi -kapitalizm- ne halde olurdu onu bilemem. Ama Nelte'nin Troçki'ye dayanan deyimiyle ifade edecek olursak “can çekişiyor” olurdu ve belki de yine Nelte'nin dediği gibi başka bir düzende yaşıyor olurduk. Ama biz yine de kapitalizmin nesnel yasalarının hala geçerli olduğuna; bu konuda Marksist-Leninist politik ekonominin tespitlerinin doğru olduğuna inanalım ve özellikle de Marks'ın bu konudaki düşüncelerini takip etmeye devam edelim.
Şimdi ülke gruplarını ayrıntılaştırarak, ülkelere indirgeyerek sanayi üretiminin ve krizin seyrini gösterelim.

2- Önde Gelen Emperyalist Ülkelerde Sanayi Üretimininde Görülen Eğilimler


Yukarıdaki grafikte şunu görüyoruz:
1995=100 bazında sadece dünya sanayi üretimi ve Amerikan sanayi üretimi, dolayısıyla kapitalist ekonomi krizde değil. Alman, Fransız, Japon, İngiliz, İtalyan ve Avro Alanı toplamında sanayi üretimi hala krizdedir.

Bir de krizden önceki değerlerin en yüksek olduğu yıl ve çeyrekler bazında bu ülkelerde sanayi üretiminin gelişme seyrine bakalım.

Kriz öncesinde sanayi üretiminin en yüksek olduğu değer seviyesine göre önde gelen emperyalist ülkelerde sanayi üretiminin yılın çeyreklerine göre gelişmesi, 2010 = 100:





















2010=100 bazında 2008'in birinci çeyreğinde Fransız sanayi üretimi 114,6'dan yüzde 98,4' düşüyor (-16,2 gerileme); Alman sanayi üretimi 111,9'dan 109,9'a düşüyor (-2 gerileme); Japon sanayi üretimi 115,9'dan yüzde 96,4' düşüyor (-19,5 gerileme); İngiliz sanayi üretimi 108,9'dan yüzde 98,6'ya düşüyor (-10,3 gerileme) ve Amerikan sanayi üretimi de 110,7'den 115,4'e çıkıyor (4,7 artış).
Bu veriler yılın çeyrekleri bazında sadece Amerikan sanayi üretiminin krizde olmadığını, diğer emperyalist ülkelerde ise krizin devam ettiğini gösteriyor.

Şimdi bu ülkelerde sanayi üretiminin seyrine her bir ülkede üretimin kriz öncesindeki en yüksek seviyede olduğu ayı baz olarak (=100) bakalım ve gelinen noktayı gösterelim [Burada şunu belirmek isterim; her yeni veri (aylık, çeyrek, yıllık) geldiğinde aylık, çeyreklik, yıllık hesaplamalar yeniden yapılmakta ve değerler çok önemli olmasa da değişmektedir. Sonuçları etkilemediğinden dolayı Ocak 2008-Kasım 2013 arasındaki verileri -Mart 2014 tarihli makale için hesaplanan veriler- sanki hiç değişmemiş gibi aldım ve arkasına Aralık 2013-Eylül/Ekim 2014'e kadar olan verileri ekledim. Sonucu değiştirmediği için böyle yaptım. Aksi taktirde Ocak 2008-Kasım 2013 arasındaki verileri yeniden hesaplamak gerekecekti].
Bu ülkelerde sanayi üretiminin aylık bazda gelişmesini analiz ettiğimizde yukarıdaki eğilimi daha ayrıntılı olarak görürüz. 


Yukarıdaki grafikte çok açık bir biçimde şunu görmekteyiz:
Fransız sanayi üretimi kriz öncesindeki (Nisan 2008) en yüksek seviyesine (116,8) göre Eylül 2014'te yüzde 15,8 oranında mutlak gerilemiş durumda (derin bir kriz içinde).

Alman sanayi üretimi kriz öncesindeki (Ocak 2008) en yüksek seviyesine (112,4) göre Eylül 2014'te yüzde 2,5 oranında mutlak gerilemiş durumunda (kriz içinde).

İngiliz sanayi üretimi kriz öncesindeki (Şubat 2008) en yüksek seviyesine (111,1) göre Ekim 2014'te yüzde 11,9 oranında mutlak gerilemiş durumda (derin bir kriz içinde).

Japon sanayi üretimi kriz öncesindeki (Şubat 2008) en yüksek seviyesine (116,4) göre Eylül 2014'te yüzde 16,2 oranında mutlak gerilemiş durumda (derin bir kriz içinde).

Amerikan sanayi üretimi ise kriz öncesindeki (Ocak 2008) en yüksek seviyesine (110,9) göre Ekim 2014'te yüzde 4,5 oranında mutlak artmış durumunda (krizden çıkmış).

2- Entegre Ülke Gruplarında Sanayi Üretiminin Gelişme Seyri

Şimdi bir de bu ülke gruplarında sanayi üretimini yıllar ve yılın çeyrekleri bazında ele alalım ve kriz öncesinde üretimin en yüksek olduğu seviyeye göre güncel durumu bir grafikte toplayarak gösterelim.

Aşağıdaki grafikte yıllık ve çeyreklik verileri bir arada gösterdik. Söz konusu bu ülke grupları toplamında sanayi üretiminin seyri şunu göstermektedir:
Bir bütün olarak bu ülke grupları kriz öncesinde üretimin en yüksek seviyesini aşamamışlardır; bu anlamda da hala grup olarak kriz içindeler. Bu ülkelerde ve toplamında sanayi üretimi, her bir ülkede farklı olsa da inişler çıkışlar gösteren belli bir durgunluk içindedir.

Bu ülke gruplarının hiçbirisi ne yıllık bazda ne de yılın çeyrekleri bazında kriz öncesindeki en yüksek seviyesini aşabilmiştir.
Yılın çeyrekleri bazında 2008'in I. çeyreğinden 2014'ün III. çeyreğine Avro Alanı'nda (18 ülke) sanayi üretimi yüzde 13,6'dan yüzde 0,7'ye; AB'de (28 ülke) yüzde 12,6'dan yüzde 1,3'e; G-7 ülkeleri toplamında yüzde 11,9'dan yüzde 7,3'e; OECD-Avrupa toplamında 11,3'ten yüzde 3,4'e ve OECD-toplamında da yüzde 9'dan yüzde 7,2'ye gerilemiş durumdadır.
Yıllık bazda da sanayi üretimi kriz öncesindeki (2008) en yüksek seviyesine ulaşamamıştır. Örneğin sanayi üretimi Avro Alanı'nda yüzde 9,8'den yüzde 0,2'ye; AB'de yüzde 8,9'dan yüzde 0,5'e; G-7 ülkelerinde yüzde 7,9'dan yüzde 4,7'ye; OECD-Avrupa'da yüzde 7,4'ten yüzde 1,9'a ve OECD toplamında da yüzde 5,3'ten yüzde 4,8'e gerilemiştir (Bkz.: 5 Aralık 2014 itibariyle.
Sadece OECD toplamında veriler, diğerlerine nazaran biraz yüksektir. Bunun nedeni de OECD toplamında bazı gelişen ülkelerin varlığıdır.
  
3- BRIC Ülkelerinde Sanayi Üretiminin Durumu

2010=100 bazında 2010-2013 arasında sanayi üretimi sadece Brezilya'da yüzde 1 oranında mutlak gerilerken, Hindistan'da yüzde 6,2; Rusya'da yüzde 9 ve Çin'de de yüzde 38,7 oranında artıyor.
Değerlere son iki yılın çeyreklerini de eklersek hemen hemen aynı paralelde olan eğilimleri görürüz. Bu durumda 2010'dan 2014'ün III. çeyreğine sanayi üretimi Brezilya'da yüzde 3,1 oranında mutlak gerilerken, Rusya'da yüzde 11,1; Hindistan'da yüzde 8,2 ve Çin'de de yüzde 46,2 oranında artmış oluyor.
Bu verilerin gösterdiği eğilim şu: BRIC diye tanımlanan Brezilya Rusya Hindistan ve Çin'de sanayi üretiminde şimdiye kadar olduğu gibi neredeyse süreklilik arz eden bir artıştan ziyade belli bir farklılaşma görülmektedir. Bunun nasıl bir farklılaşma olduğunu aşağıdaki grafikte görüyoruz.

Bu ülkelerde sanayi üretiminin büyüme oranlarında küçülme, büyümede belli bir yavaşlama görülmektedir. Öyle ki, Brezilya, Rusya ve Hindistan sanayi üretimi belli seviyede büyüme “durgunluğu” içine girmiştir. Aynı eğilim Çin sanayi üretiminde de görülmektedir.

Aşağıdaki grafikte son iki yıl içinde bu ülkelerde yılın çeyrekleri bazında sanayi üretimindeki gelişme eğilimini görüyoruz.
2013'ün ilk çeyreğinden 2014'ün üçüncü çeyreğine sanayi üretimi Çin'de 16,9; Rusya'da 3,2; Hindistan'da 0,5 puan artarken Brezilya'da 2,3 puan geriliyor.

Bu ülkelerde sanayi üretiminde büyüme oranlarının giderek küçüldüğü, artışta belli bir yavaşlamanın olduğu görülmektedir.
Şimdi bir de Çin sanayisinde aylık üretime zincirleme endeks bazında bakalım.

Aşağıdaki grafikte Çin'de sanayi üretiminin aylık yüzde 10-20 oranlarında büyümekten ayda yüzde 10 oranından daha geri seviyede, somutta da Ekim 2014 itibariyle yüzde 7,7 oranında büyümeye gerilediğini görüyoruz.
(Bu oran Kasım 2014'te yüzde 7,2'ye düşer - data.stats.gov.cn/english/easyquery.htm?cn=A01)















Yıllık bazda zincirleme endeks de aynı eğilimi göstermektedir:

















Yukarıdaki grafikte bu ülkelerde büyüme oranlarının (bir sene öncesine göre) 2010'dan sonra sürekli küçüldüğünü görmekteyiz.
Sanayi üretiminin yıllık büyüme oranları 2010-2013 arasında Çin'de yüzde 15,7'den yüzde 9,7'ye, Hindistan'da yüzde 8'den yüzde 0,0'a;Brezilya'da yüzde 10,2'den yüzde 2,2'ye ve Rusya'da da yüzde 7,3'ten yüzde 0,4'e gerilemiştir.

4- MIST Ülkelerinde Sanayi Üretiminin Durumu

Bu ülkelerde de sanayi üretiminde büyüme oranları küçülmektedir.



















Bu ülkelerde sanayi üretimi artışının 2013'ten itibaren yavaşlama sürecine girdiğini görüyoruz. 2013 ve 2014 yılları çeyrek verileri eğilimin bu yönde olduğunu göstermektedir.

Çıkartılması gereken bazı sonuçlar:

1)ABD hariç önde gelen diğer emperyalist ülkelerde ve entegrasyonlarda sanayi üretimi hala krizden çıkmış değildir; bu ülkelerde sanayi üretimi belli bir inişli-çıkışlı durgunluk sürecine girmiş durumdadır.

Amerikan sanayi üretimi, dolayısıyla Amerikan ekonomisi konjonktür hareketinde kriz aşamasını artık geride bırakmıştır. Kriz öncesindeki en yüksek seviyesini ( Ocak 2008, 110,9) Kasım 2013'te aşmış (112) ve sonrasından günümüze kadar sürekli bir artış göstererek Ocak 2008=100 bazında Ekim 2014'te yüzde 4,4 oranında artmıştır.

Alman sanayi üretimi, son yazıda da belirttiğimiz gibi krizden çıkma ile çıkamama arasında gidip gelmiş, kriz öncesindeki en yüksek seviyesini (Ocak 2008, 112,4) Temmuz 2014'te aşma aşamasına gelmiş (112,5) ama sonrasında üretim yeniden düşmeye başlamıştır. Ocak 2008'deki seviyesine göre Alman sanayi üretimi Eylül 2014'te yüzde 2,5 oranında gerilemiş durumdadır. Bu nedenle Alman ekonomisi konjonktür hareketinin kriz aşamasından hala çıkamamış durumdadır.

Fransız, İngiliz ve Japon ekonomileri ise derin bir kriz içindedir; Fransız sanayi üretimi kriz öncesindeki (Nisan 2008) en yüksek seviyesinden (116,8) oldukça geridedir. Nisan 2008=100 bazında Fransız sanayi üretimi Eylül 2014'te yüzde 15,8 oranında gerilemiş durumdadır. Bu nedenle Fransız ekonomisi derin bir kriz içindedir. Kriz öncesi en yüksek seviyesine göre sanayi üretiminde gerileme Japon sanayi üretiminde Şubat 2008-Eylül 2014 arasında yüzde 16,2 ve İngiliz sanayi üretiminde Şubat 2008-Ekim 2014 arasında yüzde 11,9 boyutlarındadır. Bu nedenle her iki ülke ekonomisi konjonktür hareketinin kriz aşamasındadır.

AB, Avro Alanı, G-7, OECD-Avrupa ve OECD-Toplamında da durum pek farklı değildir; bu ülke grupları toplamında sanayi üretimi kriz öncesindeki en yüksek seviyesini hala aşamamıştır.

ABD hariç emperyalist ülkelerde ve yukarıda belirtilen ülke gruplarında sanayi üretimi süreklilik arz eden bir durgunluk aşamasına girmiştir. Bu süreç 2010 sonu itibariyle başlamasına rağmen 2011'de şekillenmiştir. Üretimde belli inişlerin ve çıkışların olması; örneğin yüzde 1 veya 2 oran artması veya azalması, bazen kriz öncesi en yüksek seviyesini aşması ama sonrasında yeniden düşmesi (Almanya örneğinde olduğu gibi) bu türden durgunluğun temel bir özelliğidir. Durgunluk içinde olan ekonomileri özellikle siyasal gelişmeler; emperyalistler arası rekabetin keskinleşme durumu oldukça etkiler. Buna Ukrayna krizinden Alman ekonomisinin olumsuz etkilenmesini ve sanayi üretimde “ani” düşüşü örnek olarak gösterebiliriz.

2) BRIC ve MIST ülkelerinde; genel olarak gelişen ülkelerde ise üretim hızı 2013'ten bu yana yavaşlamıştır; büyüme oranları küçülmüştür. Bu ülkelerde sanayi üretiminde “uçma”nın artık koşulları kalmamıştır. Özellikle Brezilya ve ambargodan oldukça etkilenen Rus ekonomisinde durum pek iç açıcı değildir.

3) Daha önceki yazılarda belirttiğimiz dünya ekonomisinde belli başlı eğilimlerde esas ilişkin olarak bir değişme yok: Kriz çerçevesinde veya sermaye hareketinin aşamaları çerçevesinde bütünselliği olan bir dünya ekonomisinden bahsedemeyiz. Ancak krizde olan, krizde olmayan ve durgunluk içinde olan (bu durgunluk aynı zamanda krizde olmanın bir ifadesi olabileceği gibi, üretim artışının belli bir seviyede devamı anlamında da olabilir. İlkine Avro Alanı ülkelerini veya bu türden ülke gruplarını, ikicisine de BRIC ülkelerini örnek olarak gösterebiliriz) ülke gruplarından bahsedebiliriz.

4) Dikkati çeken, krizde olan ve olmayan ülkelerde sanayi üretiminde büyüme oranları arasındaki farkın giderek kapanma eğilimi içinde olmasıdır. Bu daralma/kapanma bir yerde aynılaşır mı, bunu mevcut verilere göre bugünden tespit etmek pek mümkün değil. Aynılaşması durumunda bütün olarak dünya ekonomisi süreklilik arz eden bir durgunluk aşamasına girebileceği gibi, güçlü siyasal gelişmelerin de etkisiyle yeniden krize sürüklenebilir.
5) Dünya sanayi üretiminin gelişmesinin de gösterdiği gibi dünya ekonomisinde eksen kayması veya merkez değişimi, geriye dönüşümü olamayacak derecede belirginleşmiştir. Bunun başlı başına bir araştırmanın konusu olması gerektiğini belirterek en kaba hatlarıyla şunu söyleyebiliriz: Kapitalizm öncesinde dünya ekonomisinde Asya'nın hakimiyetini kapitalizm dönemi başlangıcından I. Dünya Savaşı sonuna kadar olan dönemde Avrupa almıştır. 1920'li yıllarla birlikte dünya ekonomi merkezi Avrupa'dan ABD eksenli olmak üzere Kuzey Amerika'ya kaymıştır. Dünya ekonomisinde ABD'nin üstünlüğü II. Dünya Savaşı döneminden ve 1950'li yıllara kadar doruk noktasına ulaşmıştır. Ancak Avrupa, AB örgütlenmesiyle ABD karşısında üstünlük sağlamaya çalışmıştır. Ama bu üstünlük tam gerçekleşmeden, 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ekonomilerinde hızlı bir gelişme görülen emperyalizme bağımlı ülkeler ve Mao sonrası Çin, dünya ekonomisinde giderek artan bir paya sahip olmaya başlamışlardır. Bu süreç özellikle bu yüzyılın başından itibaren hızlanmış ve dünya ekonomisinde Asya, daha yakından tanımlarsak Çin-Japonya merkezli bölge dünya ekonomisinde yeni merkez konumuna gelmeye başlamıştır.
2014 yıllık verilerinin açıklanmasından sonra Norbert Nelte-aşırı üretim yasası” bağlamında dünya ekonomisi üzerine yazıda bu gelişmeleri nedenleriyle birlikte ayrıntılı olarak ele alacağımızı belirtelim.

*

*) Aslında ekonomiyle ilgili başka bir konuyu ele alacaktım. Nelte'li yazıları okuyanlarınız vardır. Bazen bunun bir fantom olup olmadığı soruluyor. Bu şahız fantom değil, tam adı Norbert Nelte'dir ve kapitalizm gerçeği onun görüşlerinin yanlışlığını göstermiş olsa da o hala aynı görüşlerini inatla savunuyor. Ayrıca bir de kapitalizmin nesnel bir yasasını keşfetmiş, yasasını “Norbert Nelte-aşırı üretim yasası” diye adlandırmış ve yanılmıyorsam Mart 2009'da da bu keşfini bütün dünyaya ilan etmişti. O yasaya göre şimdi kapitalizm koşullarında değil de, başka ekonomi koşullarında yaşıyor olmamız gerekir. Bu şahıs kim ve neden bu kadar üzerinde duruyorsun, görüşlerini önemsiyorsun diyebilirsiniz. Tek başına, kişi olarak bu şahsın hiçbir önemi yok. Ama belli görüşlerin savunucusu durumunda. Uluslararası arenada onun gibi başkaları da var. Ama Nelte oldukça açık; neyi savunduğunu yorumu adeta gereksiz kılacak derecede bir sadelik ve açıklık içinde anlatıyor. Bu makalede bu şahsın kapitalizm ve kriz üzerine o açık ve sade anti-marksist, Roza Luxemburg'u karikatürleştiren düşüncelerini ele alacaktım. 2014 verilerinin açıklanmasını beklemenin daha uygun olacağını düşünerek bundan vazgeçtim.
2015'te dünya ekonomisi üzerine ilk yazıda Nelte'yle, toprağın altına çekilme sürecinde olan bu ayrık otlarıyla -yeni bir dünya krizi patlak vermeden önce- nihai bir hesaplaşma kaçınılmaz. Kaçınılmaz, çünkü gelecek krize kadar hiçbir şey olmamış gibi hareket etme moduna geçmeye çalışıyorlar.