deneme

saddam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saddam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2003 Perşembe

AYNI ROTADA BİRLEŞTİLER


 
Amerikan emperyalizmi, askeri gücüne dayanarak Saddam rejimini devirdi ve kısa zamanda kendi hizmetinde olacak bir proktektoratı kuracağını sanıyordu. Olmadı, çünkü Irak halkı, Saddam rejimini askeri olarak deviren güçleri; Amerikan ve İngiliz ordularını işgalci güçler olarak gördüler ve bunlar ve başka bütün işgalci güçler Irak topraklarını terk edene kadar savaşacaklarını açıkladılar ve bu açıklamaları doğrultusunda da hareket ediyorlar. İşgalci güçler, her gün kayıplar veriyorlar ve Irak’ta istedikleri bir rejimi kısa zamanda kurma umutları da giderek kırılıyor.

Amerikan emperyalizmi, Irak sorununu uluslararasılaştırmak ve başka ülkeleri de Ortadoğu politikasına koşmak için, başka ülkelerden asker talebinde bulundu ve daha şimdiden 30 kadar ülke, ABD’nin bu isteğine uyarak Irak’a asker gönderdi. Bu askerlerin görevi, Amerikan ve İngiliz çıkarlarının korunması ve yükselen anti-işgalci mücadelenin bastırılması için Amerikan ve İngiliz ordularına yardımcı olmaktır.

Amerikan emperyalizminin Irak ve dolayısıyla Ortadoğu politikasında görülen siyasi ve askeri kriz, giderek derinleşmektedir. Hem ülke içinde direnen güçlerin yaygın ve daha da örgütlü saldırıları; sonuç alan saldırıları, savaşın haksızlığının, yanlışlığının, bir zamanlar onu destekleyen yığınlar tarafından da anlaşılması; uluslararası tepkinin devamı, savaşın şimdilik beraberinde getirdiği mali sorunlar, bütün bunlar, Amerikan emperyalizmini, Irak sorununu BM nezdinde uluslararasılaştırma arayışına itmiştir.

Irak işgalinin MB nezdinde uluslararasılaştırılması, yani işgalin sorumluluğuna BM’in de ortak edilmesi, her şeyden önce, savaş kararına karşı gelen Almanya, Fransa ve Rusya gibi ülkelerin bir şekilde ikna edilmelerine bağlıydı. BM’in, birkaç gün önce sonuçlanan toplantısı öncesinde ve esnasında yapılan görüşmeler; ABD-Fransa-Almanya-Rusya arasındaki görüşmeler, bu ülkelerin de Amerikan politikası doğrultusunda hareket edeceklerini göstermiştir. Irak savaşına karşı çıkan bu emperyalist ülkeler, Irak’ta işlenen cinayete ortak olacaklarını açıklamışlardır. Dün, savaş başlamadan önce, bu savaşa karşı geliş nedenlerini tarihin çöplüğüne atmışlar ve Alman Başbakanı Schröder’in dediği gibi, aralarındaki görüş ayrılıklarını geride bırakmışlardır.

Amerikan emperyalizminin anlayışına göre, işgal uluslararasılaştırılmalıdır, ama Amerika, Irak’taki hakimiyetini hiç bir güçle paylaşmamalıdır. Demek oluyor ki, başka emperyalist ülkeler ve Amerikan emperyalizmine bağımlı ülkeler, Irak’ta Amerikan çıkarlarına hizmet etmek için işgalciliği kabul ediyorlar. Tabii bunun mutlaka bir karşılığı olmalıdır. 
 
Savaşın bitmesinden sonra, ABD bir yandan, Rusya, Almanya ve Fransa öbür yandan sürdürülen karşılıklı atışmalar da giderek azaldı ve önemsizleşti. Artık Amerikan tarafı „eski“ ve „yeni“ Avrupa’dan bahsetmiyordu. Diğer emperyalist ülkeler de, karşılaşılan zorluklardan dolayı ABD’nin kendilerine bu işgale dahil edeceği günü, bunun için davetiyeyi bekliyorlardı. Bu süreç, bu emperyalist ülkelerin, permament olarak Amerikan emperyalizminin çizgisine yakınlaştıkları bir süreç olmuştur.

Amerikan emperyalizmi, bu emperyalizm ilkelere ne vaat etmiştir, bu henüz belli değil. Her halükarda, Irak savaşına katılmamakla bölgenden fiilen siyasi, askeri ve ekonomik olarak kovulmuş durumda olan bu emperyalist ülkeler, şimdi BM şemsiyesi altında, Amerika’ya taşeronluk yaparak, bölgede tutunmaya çalışıyorlar. Bu konumlarından dolayı bu emperyalist ülkelerle, Türkiye, Pakistan gibi ülkeler arasında pek bir fark kalmamıştır. Birisinin elde edeceği kırıntı 8,8 milyar dolarken, diğerininki belki daha fazla olacaktır veya siyasi açıdan anlamlı olacaktır. Her halükarda Amerikan emperyalizmin, rakiplerini kendi politikasına bağlamıştır.

Aslında bu durum, burjuva, küçük burjuva pasifistleri için oldukça düşündürücü olmalıdır. Burjuva pasifizminin, aslında emperyalist burjuvazinin bir politikası olduğunu, savaş öncesinde Almanya ve Fransa’nın „antisavaş“ tavırlarının, hiç de savaşa karşı olduklarının bir ifadesi olmadığını, sadece bu konuda Amerikan emperyalizminden biraz farklı düşündüklerini, aslında onların da Irak’a karşı savaştan yana olduklarını, ama bunun BM şemsiyesi altında yapılması gerektiğini savunduklarını göstermektedir. Dün bu emperyalist ülkeleri, ABD’ye karşı AB’yi savunanlar, bugün, bu güçlerin almış oldukları tavır karşısından kendi siyasi tutumlarını nasıl açıklarlar, bunu henüz bilmiyoruz. Ama bu burjuva pasifizminin, savaş karşıtlığının ancak bu kadar; en fazlasıyla bu kadar olabileceğini gösterir.

ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve Rusya, Irak’ta ortak çıkarlarının omluğunu yeniden keşfetmiş durumdalar!

31 Mart 2003 Pazartesi

BARIŞ HAREKETİ VE EMPERYALİST SAVAŞ


 
Amerikan emperyalizminin hesabı tutmadı. Kaç günde Bağdat’a varılacağı, Saddam rejiminin nasıl yıkılacağı, nasıl bir rejimin kurulacağı, Irak petrolünün nasıl paylaşılacağı ve hangi firmalara Irak’ın yeniden inşası için ihale verileceği çok önceden hesaplanmıştı. Öyle ki Iraklılar, saldırganları ellerinde çiçeklerle kurtarıcı olarak karşılayacaklardı. “Cerrahi savaş” sürdürüleceği için hiçbir işgalcinin burnu dahi kanamayacaktı. Bunların hiçbirisi gerçekleşmedi. İşgal orduları Necef çöllerinde çakıldı kaldı. Irak halkı, işgalcilere çiçek uzatmadı, ülkesine savunmaya başladı. Açık ki işgalciler, ikinci bir Vietnam yaşayacaklar. Irak halkı, Saddam rejiminin karakterinden, bu rejimi isteyip istememesinden bağımsız olarak, ülkesine işgalcilere karşı korumakta kararlı olduğunu gösterdi.

Bu mücadelesinde Irak halkı yalnız değil. Dünya çapında milyonlarca insan, bu savaşı engelleme umuduyla sokaklara döküldü, görkemli gösteriler yaptı. Savaşın başlamasından sonra da yine milyonlar, savaşa karşı protestolarını yükselttiler. Öyle ki, gösterileri yasaklayan İran ve Çin de kontrollü gösterilere izin vermek zorunda kaldı. Amerikan emperyalizmi, Irak halkının yalnız olmadığını, uluslararası güçlü bir desteğe sahip olduğunu gördü.
Bu destek ifadesini, bazı emperyalist ülkelerin bu savaşa karşı çıkma hareketinde değil, barış hareketinde buluyor.

Irak’ın yer altı zenginliğinin nasıl paylaşılacağı, Ortadoğu’da emperyalist hakimiyetin nasıl gerçekleşeceği konusunda emperyalist ülkeler arasındaki çelişkinin keskinleşmesi, emperyalist dünyayı ikiye böldü. Irak’a karşı savaş konusunda BM, NATO, AB ikiye bölündü. ABD, İngiltere ve İspanya’dan oluşan savaş cephesinin karşısında başını Almanya ve Fransa’nın çektiği, Rusya ve Çin’in de desteklediği “barış” cephesi yer aldı. Bu cephenin ne istediği Almanya, Fransa ve Rusya Dışişleri Bakanlarının 6 Mart 2003 tarihli açıklamalarında görülüyor:

Amacımız, Irak’ın tamamen ve barışçıl silahsızlandırılması olduğu için, bugün, Ortadoğu’nun barışçıl araçlarla kapsamlı düzenlenmesine ulaşmak için olanağımız var”.

Böylece bu emperyalist ülkeler, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını çiğnediklerini, Ortadoğu’nun yeniden ve kendi çıkarları doğrultusunda düzenlenmesi için BM’in görevine devam etmesi anlayışında olduklarını açıklamış oluyorlar. Her iki emperyalist kamp arasındaki çelişki, Irak ve bölgenin yeniden düzenlenmesinde izlenmesi gereken yöntemdir. BM şemsiyesi altında statükonun devam etmesi, son kertede Alman, Fransız, Rus ve Çin emperyalistlerinin işine yarayacaktı. Çünkü bu ülkeler Irak rejimiyle petrolün çıkartımı ve pazarlaması için milyar dolarlarla ifade edilen anlaşmalar yapmışlardı. Bu süreç Amerikan ve İngiliz emperyalistlerini dışlayan bir süreçti. Amerikan emperyalizmi Irak’a saldırısıyla bu süreci devre dışı bıraktı. Şimdilerde ise “barış” cephesinin bu unsurları, savaş sonrası Irak’ın yeniden yapılanmasında BM sorumlu olmalıdır demeye başladılar. Bunu, müdahale olanağı elde etmek ve Irak’ın zenginliklerinden pay kapmak için yapıyorlar. Bunu yaparken de kendilerini “barışsever” olarak göstermekten ve barış hareketini kendi emperyalist çıkarlarına alet etmeye çalışmaktan da geri kalmıyorlar. Başarısız oldukları da söylenemez. Özellikle Fransa ve Almanya’da barış hareketi, Fransız ve Alman emperyalizminin güdümüne girme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Barış hareketi içinde belirleyici etkisi olan pasifistler, bunların içinde de burjuva pasifistler, görkemli barış hareketini emperyalistler arası çelişkilerin keskinleşmesinden dolayı bilinen ayrışmada taraf olmaya zorluyorlar. Bu unsurlar, işe önce “savaşa karşı” olma anlayışını işleyerek başladılar ve böylece haklı ve haksız savaş ayrımı yapmadan her türlü savaşı, dolayısıyla haklı savaşları da reddetme çağrısında bulundular. Bu anlayış, Irak savaşı somutluğundan dolayı tutmadı veya bastırıldı. Şimdilerde ise “Irak’a karşı savaş hayır”, “barışçıl çözüm” demagojisiyle BM, Almanya ve Fransa, “barış”ın adresi olarak gösterilmeye çalışılıyor. Bu, bir oyundur ve bu oyunu Alman ve Fransız emperyalistleri, emperyalist pasifistler destekliyorlar. Bunlar için önemli olan, dünya çapında yükselen bu hareketi kendi emperyalist çıkarlarına alet ederek Amerikan emperyalizmiyle rekabetlerinde güçlü olmaktır.

Barış hareketi bu oyuna gelmemelidir, emperyalist, gerici, haksız savaşlara karşı mücadele etmeli ve haklı savaşların, ulusal kurtuluş mücadelelerinin, antiemperyalist devrimlerin yanında yer almalıdır. Barış hareketi, emperyalistler arası çelişkilerden dolayı taraf olmamalıdır, burada bağımsızlığını korumalıdır. Ama haklı ve haksız savaşlar konusunda taraf olmalıdır, burada bağımsız olmamalıdır.

Emperyalizm var olduğu müddetçe genel anlamda savaşlar ve savaş tehlikesi de var olacaktır, dolayısıyla barış hareketi de var olacaktır. Önemli olan, bu harekete yön vermektir. Dünya çapında milyonlarca emekçinin haksızlığa, talana ve sömürüye karşı tepkisini bu “kötülük”lerin nedeni olan düzenin yıkılması mücadelesine çevirebilmektir.