HAVA SALDIRILARI
ROJAVA’DA YENİ İŞGAL ADIMLARI
Faşist diktatörlük 13 Kasım’da gerçekleştirdiği Taksim/İstiklal provokasyonunu tepe tepe kullanmaktadır.
HAVA SALDIRILARI
ROJAVA’DA YENİ İŞGAL ADIMLARI
Faşist diktatörlük 13 Kasım’da gerçekleştirdiği Taksim/İstiklal provokasyonunu tepe tepe kullanmaktadır.
Türkiye, Balkanlar-Kafkasya/Hazar Havzası-Ortadoğu/Doğu Akdeniz üçgeninin merkezini oluşturmaktadır. Türkiye, bu üçgen içinde ayakta kalabilmenin ötesinde en güçlü ülkedir. Kaderi, coğrafyayla hiçbir ülkede görülmemiş derecede bütünleşmiştir. Dünya hegemonyası için rekabet eden emperyalist ülkelerin jeopolitiği bir biçimde Türkiye’yi ya doğrudan veya da dolaylı olarak ilgilendiriyor, etkiliyor. Örneğin ABD ve Rusya’nın jeopolitiği doğrudan etkilerken ve bundan dolayı da ilgilendirirken, Çin’in jeopolitiği şimdilik dolaylı bir etkide bulunuyor. Bunun nedeni Türkiye’nin stratejik konumudur. Türk burjuvazisi bu gerçeklikten kurtulamayacağını, “rahat” bırakılmayacağını anlamıştır.
AVRUPA’DA “KARA KIŞ” SOKAKLARI ISITABİLİR!
Kömüre geri dönüş, kömürün ton fiyatını yüzde 96 arttırdı.
Doğal gaz fiyatı ikiye katlandı.
Belçika Başbakanı daha şimdiden gelecek 5-10 kışın zor geçeceğini,
Macron ise bolluk devrinin sona erdiğini bir marifetmiş gibi açıklıyorlar.
Almanya ise yoğun bir biçimde kışa hazırlık yapıyor.
Daha şimdiden tasarruf kararnamesi onaylandı.
Rusya'ya ambargo pahalıya patladı.
Putin, AB ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor.
İKİSİ BİR ARADA: CİDDE VE TAHRAN ZİRVELERİ
SAFINIZI BELİRLEYİN TURLARI
ABD Başkanı J. Biden 13-16 Temmuz tarihleri arasında İsrail, Batı Şeria ve Suudi Arabistan'ı kapsayan Orta Doğu ziyaretini tamamladı. 19 Temmuz'da ise Tahran’da Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Yedinci Toplantısından sonra Rusya, İran ve Türkiye’nin katılımıyla Astana formatında Yedinci Üçlü Zirve Toplantısı gerçekleştirilecek.
KİM KAZANDI, KİM KAYBETTİ “SAVAŞI “ -
NATO’NUN “YENİ STRATEJİK KONSEPTİ”
Diktatör
bütün maharetini gösterdi. Anlaşılan bu, “ustalık” dönemi
maharetleri. Artık “ey” çekip kükremiyor da. ‘Ben başta
olduğum müddetçe bu iki ülke NATO üyesi olamaz’ demişti,
Mayıs ayının son günlerinde. Bu “kararlılık” hiç
yumuşatılmadan son bir kez Türkiye’yi ikna etmek için
Stoltenberg, Türkiye, Finlandiya ve İsveç arasında
gerçekleştirilen dörtlü toplantıya kadar sürdürüldü.
Diktatörün bu iki ülkeye dayattığı talep listesi kısa değildi.
Her şey düşünülmüştü. Sanırsınız ki, diktatör
komutanlığında Türkiye, İsveç ve Finlandiya’yı büyük bir
meydan muharebesinde yenmiş ve taleplerini sıralamış...
G-7 ZİRVESİ: RUSYA VE ÇİN'E KARŞI SAVAŞ KIŞKIRTICILIĞI*
Zirvenin resmi programına göre katılımcı ülkelerin sorunlarından biri de "adil bir dünya için" mücadele etmekmiş. Sermaye adil dünya istiyorsa, kendisi açısından "adil dünya"yı kurmak için dünyayı yeniden paylaşmak istiyor demektir. Emperyalist ülkelerin "adil dünya"dan anladıkları savaştan başka bir şey değildir.
G7, AB, NATO, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve diğerleri dünyanın yaşanamaz hale gelmesinin baş sorumlularıdır. Bunların hepsi, kendi alanlarında uluslararası tekelci sermayenin kurumlarıdır. Milyarlarca insana acı ve açlık çektirenler, sadece sömürmeyen, sömürüyü talana çevirenler bunlardır. Bu kurumları harekete geçiren uluslararası sermayedir. Bir taraftan sermayelerinin genel çıkarları için ortak kararlar alabilirlerken, diğer taraftan da kendi aralarında rekabet ediyorlar.
YAKLAŞAN NATO ZİRVESİNİN TÜRKİYE AÇISINDAN ANLAMI
NATO’nun Madrid zirvesi 29-30 Haziranda gerçekleşecek. Bu zirvede, diğer konuların yanı sıra İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği belirleyici gündem maddesi olacak. Bu zirveye bu iki aday ülkenin yanı sıra “partner ülkeler” olarak Avustralya, Yeni Zelanda , Güney Kore ve Japonya da katılacak.
YENİ BİR CEPHE KIŞKIRTMASI
FİNLANDİYA VE İSVEÇ’İN NATO ÜYELİĞİ VE GERÇEKLER
Bir savaş ittifakı olan NATO genişliyor. Finlandiya ve İsveç’in üyeliğiyle NATO kuzeyde yeni bir cephe açıyor. Katılımda acele eden Finlandiya ve İsveç katılım başvuruları için son hazırlıklarını da tamamladılar. Bir zamanlar NATO'ya şüpheyle bakan Finlandiya Sosyal Demokratları, Başbakan Sanna Marin'in partisi Cumartesi günü yeşil ışık yaktıktan sonra, Marin ve Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö Pazar günü resmi olarak başvuruyu Brüksel'e sunacaklarını duyurdular. Finlandiya parlamentosunun en kısa zamanda onay vermesi bekleniyor. Aynı hızlı gelişmeyi İsveç'de de görüyoruz. Stockholm'de de hükümet, birkaç gün içinde çıkacak meclis kararından sonra üyelik başvurusunu Brüksel'e iletecek. Bu iki ülkenin NATO üyeliği için geriye kalan adımlara artık bir formalite olarak bakılıyor.
Bu
savaş gerici bir savaştır; haksız bir savaştır; bir
emperyalist, işgalci savaştır. Bu savaşın bir tarafında
Ukrayna'nın olması; Rus emperyalizminin işgaline karşı kendini
savunması sorunun özünde bir şey değiştirmiyor. Çünkü bu
savaş Rusya ile ABD/NATO arasında bir savaştır. ABD, Ukrayna
üzerinden Rusya'ya karşı savaşmaktadır. Bu gerçeklikten dolayı
bu savaşa karşı mücadele edilmelidir.
RUSYA EMPERYALİST DEĞİLSE TROÇKİSTAN EMPERYALİSTTİR!
Toplumsal yaşamda, gelişmelerde öyle anlar olur ki, bir turnusol kağıdının oynadığı rolü oynayabilirler. Rusya ve Ukrayna arasında savaş çıkmasaydı, birtakım insanların, daha doğrusu “sol” kesimde yer alan örgütlerin ve troçkistlerin Rusya’nın nasıl bir ülke olduğuna dair görüşlerini öğrenemeyecektik. Savaş vesilesiyle bazı çevrelerin Rusya’nın emperyalist bir ülke olmadığını anlatmaları, kanıtlamaya çalışmaları, bir de buna Lenin’i alet etmeleri ne hallere düşüldüğünü göstermektedir.
SAVAŞIN EKONOMİ ÜZERİNE ETKİLERİ
Nasıl ki, ekonomik krizsiz kapitalizm olmazsa savaşsız da kapitalizm olmaz. Ekonomik kriz ve savaş kapitalizmin/emperyalizmin nesnel içsel yasalarının dışa vurumudur. Kapitalizmde eşitsiz gelişme yasası ülkelerin gelişmesinde eşitliğin olamayacağını, bu durumun rekabeti keskinleştireceğini, keskinleşen rekabetin de son kertede savaşa yol açabileceğini gösterir. Bunun ötesinde jeopolitik nedenlerden dolayı birbiriyle dünya hegemonyası için rekabet eden ülkeler, I. ve II. Dünya Savaşlarında olduğu gibi dünyayı yeniden paylaşmak için doğrudan savaşabilecekleri gibi bugün bu savaşı farklı biçimlerde sürdürmekteler.
RUSYA'NIN UKRAYNA STRATEJİSİ
VE ÇARESİZ KALAN ABD/AB/NATO
Sinir
harbini Rusya kazandı. ABD’nin bütün “gel gel”ine onun
istediği zaman ve ortamda değil, kendi istediği zaman ve ortamda
cevap verdi, Ukrayna’ya saldırmadan önce onu kışkırtanların,
Ukrayna için savaşmayacaklarını, aslında savaşacak durumda
olmadıklarını gösterdi.
ISMARLAMA SAVAŞ PROVOKASYONU TUTMADI
Haftalardır aynı propaganda dozajı arttırılarak sürdürülüyor: Rusya Ukrayna’yı işgal edecek. İşgalin tarihi, hatta bazı gazetelere göre saati bile açıklandı. Rusya, 16 Şubat 2022’de saat 03’te Ukrayna’yı işgale başlayacaktı. Haftalardır Amerikan emperyalizminin borazanı basın tarafından işlenen savaş propagandasına göre işgalin başlamış olması gerekirdi. Hitler’in propaganda bakanı J. Goebbels’e rahmet okutacak savaş propagandası veya provokasyonu tutmadı. Bir taraftan diplomasi trafiği sürdürülürken, diğer taraftan psikolojik savaş, işgal ha başladı ha başlayacak yaygarası Ukrayna Başbakanı Zelenskiy’i bile şaşırtmış olacak ki, ‘elinizde bilgi varsa bize de verin’ açıklamasını yapmak zorunda kaldı.
UKRAYNA’DA BİRBİRİNE “GEL GEL” EDENLER
VE
“AT PAZARLIĞI”
Dünyanın jeopolitik haline baktığımızda üç ülkenin “savaş kışkırtıcılığı” yaptığını görüyoruz. Bunlardan birisi gerileyen/çöken ve dünya hegemonyasında elinde olanı kaybetmeyerek ömrünü uzatmaya çalışan savunmadaki Amerikan emperyalizmi. İkincisi Putin önderliğinde yeniden toparlanan Rus emperyalizmi. Üçüncüsü ise ahtapot gibi dünyayı sarmaya çalışan Çin emperyalizmi. Bu üç ülke doğrudan dünya jeopolitikasına oynuyor. Tabii 2. , 3. kategoride yer alan bölgesel “savaş kışkırtıcısı” ülkeler de var. Ancak, bu ülkelerin hiçbirisi tek başına veya kendi önderliğinde müttefikleriyle beraber dünya jeopolitikasına oynayacak güçte değiller ve artık öyle bir güç olmalarının maddi koşulları da pek kalmamıştır. İngiltere, ancak ABD ile ortaklık halinde hareket edebilir. Fransa’nın, “grande Nation” olarak böbürlenme, gidip işgal etme dönemi çoktan bitmiştir. Kanada, en fazlasıyla ABD’nin kuyruğuna takılır. İtalya’nın Akdeniz’de, Libya’da gözü vardır, ama kimin arkasından gideceği belli olmaz. Almanya’nın dış politikasında esas olan AB’yi kaybetmemektir. Ukrayna meselesinde savaş çığırtkanlığına katılmaması, ABD ile ters düşmesi, Rusya ile ekonomik, siyasi ilişkilere önem vermesi bu ülkenin nerede durmak istediğini gösterir. Japonya, ancak ABD ile ortak hareket ederek dünya jeopolitikasında yer alabilir. Hindistan’ın ne tarafa yaslanacağı; ABD’den yana mı, yoksa Rusya’dan yana mı tavır alacağı henüz pek belli değil. Aynı durum Türkiye için de geçerlidir. İran ise yerini çoktan belli etti.
UKRAYNA’DA BİRBİRİNE “GEL GEL” EDENLER
VE
“AT PAZARLIĞI”
Dünyanın jeopolitik haline baktığımızda üç ülkenin “Ali kıran baş kesen”lik yaptığını görüyoruz. Bunlardan birisi gerileyen/çöken ve dünya hegemonyasında elinde olanı kaybetmeyerek ömrünü uzatmaya çalışan savunmadaki Amerikan emperyalizmi. İkincisi Putin önderliğinde yeniden toparlanan Rus emperyalizmi. Üçüncüsü ise ahtapot gibi dünyayı sarmaya çalışan Çin emperyalizmi. Bu üç ülke doğrudan dünya jeopolitikasına oynuyor. Tabii 2. , 3. kategoride yer alan bölgesel “Ali kıran baş kesen” ülkeler de var. Ancak, bu ülkelerin hiçbirisi tek başına veya kendi önderliğinde müttefikleriyle beraber dünya jeopolitikasına oynayacak güçte değiller ve artık öyle bir güç olmalarının maddi koşulları da pek kalmamıştır. İngiltere, ancak ABD ile ortaklık halinde hareket edebilir. Fransa’nın, “grande Nation” olarak böbürlenme, gidip işgal etme dönemi çoktan bitmiştir. Kanada, en fazlasıyla ABD’nin kuyruğuna takılır. İtalya’nın Akdeniz’de, Libya’da gözü vardır, ama kimin arkasından gideceği belli olmaz. Almanya’nın dış politikasında esas olan AB’yi kaybetmemektir. Ukrayna meselesinde savaş çığırtkanlığına katılmaması, ABD ile ters düşmesi, Rusya ile ekonomik, siyasi ilişkilere önem vermesi bu ülkenin nerede durmak istediğini gösterir. Japonya, ancak ABD ile ortak hareket ederek dünya jeopolitikasında yer alabilir. Hindistan’ın ne tarafa yaslanacağı; ABD’den yana mı, yoksa Rusya’dan yana mı tavır alacağı henüz pek belli değil. Aynı durum Türkiye için de geçerlidir. İran ise yerini çoktan belli etti.
BATI (ABD/AB)-TÜRKİYE ÇATIŞMASI
OYUN JEOPOLİTİKTİR
Önceleri diktatör Erdoğan’ın gidişi ekonomik krize bağlanırdı. Bir kriz patlak verir ve o, krizin altında kalır anlayışı bir biçimde umut olurdu. Olmadı. Krizler patlak verdi, ama Erdoğan gitmedi. Gitmesi için ben ne yapıyorum veya biz ne yapıyoruz sorusu pek sorulmazdı. Kriz, ekonomi ve Batı, diktatöre karşı mücadele eden “özne” olarak görülürdü. Bu sefer şu “10 elçilik” olayı Erdoğan’ın gitmesinden ziyade nasıl gideceği, gittikten sonra ne olacağı sorularını gündeme getirdi. Bu çok olumludur.
AMERİKAN EMPERYALİZMİNİN YENİ JEOPOLİTİK DOKTRİNİ
YERİNDEN OYNAYAN TAŞLAR, YENİ YÖNELİMLER
Jeopolitikaya Göre Sürüklenen Ortadoğu
Ortadoğu’nun önemi petrolün bulunması ve motorize dünya için yakıt olarak kullanılmaya başlamasıyla artmıştı. Bu özelliğinden dolayı da I. Dünya Savaşı döneminde Fransa ve İngiltere arasında Sykes–Picot anlaşmasıyla paylaşılmış, savaşta yenilen Osmanlı devleti bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Ortadoğu bugün de hala o anlaşma sonucunda belirlenen sınırlara göre bölünmüş durumdadır.
GERİYE DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL
ÇİN’İN ABD’YE MEYDAN OKUMASI-
KAPİTALİZMİN GENEL KRİZİNİN YENİ BİR AŞAMASINA GEÇİŞ
Bütün dünyayı etkileyen ve hala da devam eden Covid-19 salgını da emperyalist ülkeler arsındaki çelişkilerin derinleşmesini ve yeni adımların şekillenmesini engelleyemedi.
TÜRK BURJUVAZİSİ KENDİ HİKAYESİNİ YAZIYOR (VI)
DEĞİŞEN GÜÇLER DENGESİNİN JEOPOLİTİĞİ
TÜRKİYE-ABD-RUSYA VE ÇİN İLİŞKİLERİ
II
Bu
Amerikan Avrasya jeopolitikasından geriye ne kaldı?
-Dünyanın kalbi, “kara delik” Rusya parçalanmadı, bölünmedi.