deneme

emperyalistleşen Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emperyalistleşen Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2021 Cuma

TÜRK BURJUVAZİSİ KENDİ HİKAYESİNİ YAZIYOR (III)


TÜRK BURJUVAZİSİ KENDİ HİKAYESİNİ YAZIYOR (III)

ALT-EMPERYALİZM”, “ÜST”-EMPERYALİZM VE TÜRKİYE


TÜRKİYE NASIL BİR ÜLKE?

Komünistlerin parti programında tespit ettikleri “...Türkiye, dünya ölçeğinde değerlendirildiğinde orta düzeyde gelişmiş ülkeler kategorisinde yer alır” gerçeğinde nitel olarak değişen bir şey yok. Bu tespit doğrudur. Bu tespitin yapılmasından bu yana bu orta derecede gelişmişlik, kapitalizmin nicel gelişmelerinin birikimi sonucunda, yine de orta derecede gelişmişlik kategorisinde kalsa da belli bir nitel sıçrama sergilemiştir. Şayet diyalektiğin yasalarını reddetmiyorsak, orta derecede gelişmişliğin niceliğindeki gelişmenin de bir gerçeklik olduğunu kabul etmek zorundayız. Orta düzeyin de bir altı, bir ortası ve bir de üstü vardır. Hep aynı yerde kalınamayacağına göre ya geriye doğru veya da ileriye doğru gidilir; geriye doğru gitmek “küme düşmektir”, ileriye doğru gitmek de bir üst kümeye geçmek veya onun sınırına varmak demektir; sınırına mı varıldı, yoksa üst kümeye geçildi mi soruları somut durumun somut analizinin bir sonucudur.

21 Haziran 2021 Pazartesi

TÜRK BURJUVAZİSİ KENDİ HİKAYESİNİ YAZIYOR (I)



TÜRK BURJUVAZİSİ KENDİ HİKAYESİNİ YAZIYOR (I)

ALT-EMPERYALİZM”, “ÜST”-EMPERYALİZM VE TÜRKİYE


TÜRKİYE NASIL BİR ÜLKE?


2020 yılında birkaç tartışmacının gündeme getirdiği Türkiye “alt-emperyalizm” midir, değil midir tartışması, eski yarayı yeniden kaşımaktan ziyade Türk ekonomisinde ve burjuvazinin politikasında değişime cevap verme arayışından kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısı, kapitalizmin gelişme durumu; Türk sermayesinin uluslararası açılımı, burjuvazinin yakın çevresinden başlayarak birtakım işgalleri ve nüfuz alanı kazanmak için attığı adımlar; güttüğü emperyalist politikalar ister istemez ‘nasıl bir Türkiye’ ile karşı karşıya olduğumuzun tartışılmasının güncel olduğunu göstermektedir.

12 Mart 2020 Perşembe

SURİYE (İDLİB) SAHASINDA ABD-RUSYA- TÜRKİYE ARASINDA JEOPOLİTİK OYUNLAR



SURİYE (İDLİB) SAHASINDA ABD-RUSYA-

TÜRKİYE ARASINDA JEOPOLİTİK OYUNLAR

 
Suriye (İdlib), Doğu Akdeniz, Libya sahasında ABD-Rusya-Türkiye 

jeopolitik ilişkileri ve “Sol”un muhteşem değerlendirmeleri


1-İdlib Sahasında Rekabet Eden Güçler Ve Amaçları

İdlib sahasında rekabet eden güçler bloklaşmış durumdadır; bir taraftan Rusya önderliğinde İran ve Esad rejimi, diğer taftan doğrudan, fiilen sahada olmasa da HTŞ başta olmak üzere birtakım cihatçı örgütleri destekleyen ABD ve SMO (Suriye Milli Ordusu) adı verilen eski “ılımlı” diye tanımlanan “Özgür Suriye Ordusu” mensuplarıyla birlikte Türkiye. Ancak mücadele şimdilik silahlar susmuş olsa da Suriye ordusu, İran’a bağlı güçler ve bunları destekleyen Rusya ile SMO/TSK arasında sürdürülmektedir. 5 Martta Moskova’da imzalanan “askeri faaliyetleri durdurma” anlaşmasına kadar durum böyleydi. HTŞ ve benzeri cihatçı güçler silahlı çatışmaya henüz girmediler.

7 Mart 2020 Cumartesi

FAŞİST DİKTATÖRLÜĞÜN İDLİB “SEFERİ” VE SONUÇLARI


FAŞİST DİKTATÖRLÜĞÜN İDLİB “SEFERİ” VE SONUÇLARI

5 Martta Erdoğan ve Putin önderliğinde Türk ve Rus heyetlerinin İdlib bağlamında imzaladıkları protokol, İdlib sorununu çözüme ulaştırmaktan oldukça uzaktır. Öyle ki, sorunun ele alınışı böyle bir amacın olmadığını açıkça göstermektedir. Üç maddeden oluşan protokol, daha önceki Astana mutabakatını (2017) ve Soçi’de imzalanan “silahlardan arındırılmış bölge” anlaşmasını (2018) dışlamıyor, reddetmiyor. Tersine, bu süreçlerde alınan kararlara atıfta bulunuyor. Protokol, bütün sorunları, acelece hazırlanmış ve kabul edilmiş bir “ateşkes”le sadece ertelenmiş oluyor. Bu bakımdan Moskova’da kararlaştırılan “ateşkes”, Astana mutabakatına ve Soçi’de varılan “silahlardan arındırılmış bölge” anlaşmasına eklenen bir ek protokolden başka bir anlam taşımamaktadır. Nitekim, “Suriye Arap Cumhuriyeti’nde Gerginliği Azaltma Bölgeleri Oluşturulmasına İlişkin 4 Mayıs 2017 tarihli Muhtıra ve İdlip Gerginliği Azaltma Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin 17 Eylül 2018 tarihli Muhtıra’yı hatırda tutarak” tanımlamasıyla bu, kabul ediliyor.

28 Temmuz 2019 Pazar

S-400 VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN ULUSAL GÜVENLİK KONSEPTİ


S-400 VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN ULUSAL GÜVENLİK KONSEPTİ

TÜRK BURJUVAZİSİNİN ULUSAL GÜVENLİK KONSEPTİNDE S-400’ÜN YERİ

Alır mı, almaz mı?”, “gelir mi, gelmez mi?”, “alırsa ne olur, almazsa ne olur?” Alırsa ABD’nin gazabı, almazsa Rusya’nın gazabı! Alındı, geldi, ama şimdilik ortalık karışmadı. Amerikan emperyalizmi Rusya’dan bu silahların alınmaması için tehdit ağırlıklı olarak elinden geleni yaptı. Silahlar, şov türünden bir nakliyatla getirilince ABD cephesindeki esip gürleme yerini, almasına aldınız ama "Daha fazla yaptırım gelebilir. Açıkçası S-400'lerin operasyonel hale getirilmemesini istiyoruz, amacımız bu" (ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo) tehdidine bıraktı. Tehditlerin yanı sıra Türkiye’ye ne kadar önem verdiklerini, stratejik ortak olduklarını daha sık açıklamaya başladılar. Amerikan emperyalizmi için ABD-Türkiye ilişkileri “çok katmanlı ve F 35 ortaklığının ötesine uzanıyor” (Pentagon), Nato için “Türkiye,... S-400’lerden çok daha fazladır” (NATO Genel Sekreteri).

14 Mart 2017 Salı

EMPERYALİSTLEŞEN TÜRKİYE VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN DURUMU



EMPERYALİSTLEŞEN TÜRKİYE VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN DURUMU
(Darbe Karakterli “Renkli Devrim” Girişimi ve Sonrası – V - son makale)

Türkiye'nin sosyo-ekonomik yapısı üzerine tartışmalar en azından Türkiye'nin tarihi kadar eskidir. Ama en canlı tartışmalar Türkiye devrimci hareketinin oluşma ve gelişme döneminde olmuştur; en kaba hatlarıyla 1960'lı yılların sonundan itibaren. Bu konu üzerine tartışmalar belli bir olgunluğa ulaşmış ve Türkiye'de sosyo-ekonomik yapının en azından kapitalist olduğu genel kabul görmüştür. Ama bu konuda hala öznel görüşler, gerçeğin tamamen inkarı üzerine kurulmuş düşünceler de yok değil. Örneğin Maocularımızın bir kanadı diğer kanadıyla sosyo-ekonomik yapı üzerine polemiklerinde yeni bir üretim biçimi üretme yeteneğini sergilemiştir; “Partizan” özel sayısında (Haziran 2014) MKP'nin 3. kongre kararlarını eleştirirken “Yarı-feodal ilişkiler emperyalizm çağında kendi başına bir ekonomik ilişkiler bütünü haline evrilmiştir” diyerek yeni bir üretim biçimi keşfinde bulunuyor (1). MKP de III. Kongre'sinde “1990’lardan sonra coğrafyamızda, hem sanayi, hem tarım, hem de hizmetler alanında esasta kapitalist işleyiş feodal üretime oranla hakim hale gelerek üretime damgasını vurmaya başladı” (2) tespiti ile bir “geç kapitalizm”den bahsediyor.

19 Eylül 2011 Pazartesi

12 EYLÜL DARBESİNİN POLİTİK EKONOMİSİ VE EMPERYALİSTLEŞEN TÜRKİYE (I)



AKP'nin içte iktidar olma mücadelesinin yanı sıra dış politikada sergilediği birtakım ”açılım“lar, Türkiye'de kapitalist gelişmenin ve buna bağlı olarak da burjuvazinin kabuk değiştirdiğini göstermektedir. AKP, hükümet olma mücadelesini geride bırakarak iktidar olmuştur. AKP'yi iktidar yapan onun ne birtakım geleneklerin, dini inançların savunucusu ve uygulayıcısı olmasıdır ne de “liberal” veya ”ileri demokrasi“ye geçişte kararlı olmasıdır; büyük burjuvazinin iki kanadı arasındaki mücadelede; uluslararası tekelci sermaye ile uyumluluk içinde yerli tekelci sermayenin çıkarlarını en iyi bir biçimde savunma mücadelesinde siyasi sorumluluğun ona verilmesidir. Burjuvazi son on yıldan bu yana veya AKP'nin hükümet olmasından bu yana uluslararası politikada ve Türkiye'nin başka ülkelerle ilişkilerinde oldukça cüretkâr hareket etmektedir. Tabi bu, Erdoğan'ın “Kasımpaşalı” olmasıyla açıklanamaz. Burjuvaziyi cüretkârlaştıran birtakım faktörlerin olması gerekir. Bu yazıda bu faktörleri ve ayrıntıya girmeden dış politikadaki “açılım”ların ne anlama geldiğini, uluslararası alanda güç dengelerindeki değişimi ve bu değişimde Türkiye'nin yerini ”emperyalizme bağımlı, yarı sömürge ülke“ perspektifi dışında kısaca ele alacağım.