deneme

1 Ocak 2000 Cumartesi

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ



TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ

AB'nin 10-11 Aralık 1999'da Helsinki'de gerçekleştirdiği toplantıda alınan karalardan birisi de Türkiye'nin AB'ye aday üyeliğinin kabul edilmesiydi. Bu karardan sonra Türkiye-AB ilişkileri yeni bir aşamaya girmiş oluyor. Bu yazımızda yeni durumun ne anlama geldiğini ele almaya çalışacağız.

1-Türkiye-AB İlişkilerinin Kısa Tarihçesi

BİR YÜZYILIN ARDINDAN


BİR YÜZYILIN ARDINDAN

İnsanlık, bir yüzyılı daha geride bıraktı. 20. yüzyıl da artık tarih oldu. 20. yüzyıl insanlık tarihinin en büyük savaşlarıyla, kitle hareketleriyle, devrimleriyle, ideolojilerinin maddi güce dönüşmesiyle; kapitalizm ve sosyalizmin, burjuvazi ve proletaryanın insanlığın geleceği üzerine mücadelesi ile karakterize olmuştur.

1 Kasım 1999 Pazartesi

KIBRIS SORUNU VE EMPERYALİST DALAŞ


KIBRIS SORUNU VE EMPERYALİST DALAŞ

Ecevit'in ABD'de de kimlerle, hangi konuyu, hangi kapsamda konuşacağı çok önceden tespit edilmişti. Protokolün, ziyaretten önce en ince noktasına kadar hazırlanması ve ele alınacak konuların belirlenmesi ve bu konular hakkında görüşlerin karşılıklı teatisi ziyaret öncesi gerçekleştirilmişti. Ecevit ve Clinton, Ecevit, IMF veya Dünya Bankası hangi konuyu hangi boyutta ele alacaklarını ve kamuoyuna nasıl bir açıklamanın yapılacağını biliyorlardı. Nitekim öyle de oldu. Amerikan emperyalizmi ve Türk devleti, dünya kamuoyuna, özellikle de AB'yle görüşmelerin ne denli olumlu olduğu, Türkiye-ABD arasında "dostluk" ilişkileri olduğu ve Türkiye'nin çok önemli bir ülke olduğu mesajı verilecekti. Bu mesaj verildi. Hal böyle olmasına rağmen Türk medyasında, beklentiler üzerine bolca yorum yapıldı. Umduğunu bulamadı diyenlerin yanı sıra, çetin pazarlıklar yapıldı diyenler de oldu. Her halükarda bu yorumcuların gözden kaçırdıkları gerçek, Amerikan emperyalizminin mali ve siyasi konuları birbirinden ayırarak ele almasıydı. Amerika, devlet olarak doğrudan mali "yardım" vaadinde bulunmadı ve bu biçimdeki "yardım"ın sınırlı olacağını çok önceden açıklamıştı. Amerikan emperyalizmi, mali konularda devreye IMF'yi ve Dünya Bankası'nı soktu ve Türkiye'nin mali talepleri IMF ve Dünya Bankası tarafından ele alındı. Henüz kimin ne dediği pek belli değil. "Deprem yardımı", IMF ile Stand-by sorunu devam ediyor. Her halükarda tahkim yasasının çıkmış olmasını ve Türkiye'de enerji sektöründe yatırımların kaçınılmaz olduğunu göz önüne getirirsek Türkiye'ye gelecek olan yabancı sermaye miktarının birkaç milyar dolarla sınırlı kalmayacağı açıktır. Merkez Bankası Başkanı Erçel'in açıklamasına göre uluslararası piyasalardan Türkiye'ye 2000 yılında 11 milyar dolar ve 2001 yılında da 13 milyar dolar olmak üzere toplam net 24 milyar dolar akacaktır. Bu miktar, azami değildir. Amerikan emperyalizmi, Türkiye'nin mali taleplerine kendi etkisindeki kurumları devreye sokarak sermaye akışı için yeşil ışık yakarak cevap vermiş oldu.

BİR BİLİM DALI OLARAK İSTATİSTİK


BİR BİLİM DALI OLARAK İSTATİSTİK

İki nedenden dolayı böyle bir konu üzerine yazmayı doğru bulduk. Birinci neden, ekonomi üzerine yazılarımızda istatistik göstergeleri/verileri sıkça kullanmamız. İkinci neden de bir bilim dalı olarak istatistiğin kavranmaması. Hatta küçümsenmesi. Anlaşılan o ki, istatistiki veriler, sayılar okunamıyor. Oysa bazen bir tablonun birkaç sayfalık yorumdan daha çarpıcı, daha açıklayıcı, daha öğretici olabileceği düşünülmüyor. Tabii ki bu, bugünün bir sorunu değil. Yılların alışkanlığı, istatistik göstergelere karşı yılların biriktirdiği önemsememe. Bu, aynı zamanda, bir bilim dalı olarak istatistiği kavrayış eksikliğinden dolayı önemsememe anlamına gelir. Bu yazımızda konuya genel hatlarıyla açıklık getirmeye çalışacağız.

1 Temmuz 1999 Perşembe

TÜRKİYE EKONOMİSİ, EKONOMİK PAKET VE TAHKİM


TÜRKİYE EKONOMİSİ, EKONOMİK PAKET VE TAHKİM

Burjuva partilerin, medyanın ve sermaye kuruluşlarının (buna IMF, Dünya Bankası vb. gibi uluslararası olanlar da dahil) ve de emperyalist ülkelerin Türkiye ekonomisi üzerine yaptıkları değerlendirmeleri -ister alt alta koyarak, isterse de yan yana koyarak- karşılaştırdığımızda, ancak, bir şeylerin ifade edildiğini, ama somut hiçbir şeyin ifade edilmediğini anlıyoruz. Aşağıda da ele alacağımız gibi, kimilerine göre, ekonomi az kalsın batıyordu, çöküşün, uçurumun eşiğine gelinmişti; kimilerine göre durum hiç de öyle değildi ve bazıları da işlerin yolunda olduğu anlayışındaydı. Dış dünya, emperyalist ülkeler ve mali kurumlar ise öyle pek karamsar gözükmüyorlar. Devrimci basında ise son dönemde hızı biraz kesilmiş olma sına rağmen en derin kriz ve çöken ekonomi edebiyatı yapılıyor.

1 Mayıs 1999 Cumartesi

TÜRKİYE EKONOMİSİ VE EKONOMİK KRİZ SORUNU


TÜRKİYE EKONOMİSİ VE EKONOMİK KRİZ SORUNU

Anlaşılan o ki, Marksist politik ekonomiyi ve bunun coğrafyamızda şekillenişini kavramadan,- bundan sonuçlar çıkarmadan devrim yapmak isteyenler var. Marks'ın 25 yıl çalışarak hazırladığı, ancak birinci cildinin baskısını görebildiği "Kapital", zorlandığı zaman kullanılan bir alıntı kaynağına indirgenmiş. Lenin'in "Emperyalizm..." yapıtı Maocu-troçkist anlayışlara Marksist renk vermek ve somut durumun analizi yerine genel lafızları/formülasyonları güncelleştirmek için kullanılır olmuş. Öyle ki, bazı küçük burjuva çevreler, "teori"yi doğrulamak için Marksizmi istediği gibi yorumlamaya yönelmiş. Bunlar, yaptıkları siyasi tespitlerini sorgulamıyorlar, yanlışı doğru göstermek için Marksist teoriyi çarpıtmaktan çekinmiyorlar. Marksist teori adına nelerin yapıldığını göstermek için birkaç örnek verelim. Partizan Sesi, 1997'de, "kapitalist görüntülere kanmayın, sömürü feodal karakterlidir," diyordu. (Bkz. Partizan Sesi, 16-31 Ocak 1997, syf. 28).

İŞÇİ SINIFININ YOKSULLAŞMASI TEORİSİ


MARKSİST-LENİNİST POLİTİK EKONOMİNİN SORUNLARI

İŞÇİ SINIFININ YOKSULLAŞMASI TEORİSİ

İşçi sınıfının genel yoksullaşması üzerine teoriler Marks'tan önce de geliştirilmişti. Sanayi kapitalizmi (makinalı üretim) sürecinde ortaya çıkan ekonomik kriz olgusu, toplumsal bir güç olarak işçi sınıfının durumu, mücadelesi, yaşam koşulları, sonuç itibariyle bu sınıfın genel yoksullaşması üzerine düşünce oluşumunu da beraberinde getirmişti. (Bkz. K. Marks, Kapital, C. I, Kapitalist Birikimin Genel Yasası bölümü) Bunun ötesinde, işçi sınıfının iktisadi (sendikal) ve siyasi (parti) örgütlenmesi; mücadelesi ve kendi ideolojisine-dünya görüşüne sahip olması (Marksizm-Leninizm) her dönem birçok kapitalist ülkede örgütlü güç olması, bir taraftan, sermaye tek elde toplanırken, diğer taraftan maddi değerleri üretenlerin yaşam koşullarının giderek mutlak ve görece kötüleşmesi, burjuvaziyi en gericisinden en "ilerici" görünen sosyal demokratına kadar; işçi sınıfının yoksullaşmasıyla ilgilenmeye zorluyordu.

KÜRESELLEŞME - SERMAYENİN ULUSLARARASILAŞMA SÜRECİ


KÜRESELLEŞME - SERMAYENİN ULUSLARARASILAŞMA SÜRECİ

BURJUVAZİNİN KÜRESELLEŞME ANLAYIŞI

Küreselleşme, globalleşmeyle eş anlamda ve burjuvazi tarafından kullanılan bir kav-dır. Bu kavram ile emperyalist burjuvazi, dünya çapında bir iktisadi, siyasi ve kültürel iç içe geçmişlik durumunu ve bu iç içe geçme eğiliminin giderek derinleştiğini kastetmektedir, iktisadi, siyasi ve kültürel alanda görülen bu eğilim, ulusal ve enternasyonal politikayı etkileyecek ve çeşitli değişimlere neden olacak boyutlara varmıştır emperyalist burjuvaziye göre. Bu kavramın merkezi unsuru, ekonomik bağımlılıktır. Bu, oldukça hızlı gelişen ve gelişme süreci içinde ulusal devletin geleneksel, kurumlaşmış yapılarını yıkan ve ulusal ve enternasyonal alanda belli bir uyumluluğu ön plana çıkartan bir anlayışın ifadesidir. Bu kavramla emperyalist burjuvazi, insanların nicel ve nitel yeni olan bir çağda yaşadıklarını ve iktisadi ve sosyal yaşamın giderek büyüyen/artan bir bölümünün global/küresel süreç tarafından belirlendiğini ifade etmektedir.