deneme

20 Eylül 2012 Perşembe

SOSYALİZMDE META ÜRETİMİ VE DEĞER YASASI (I)

-->

SOSYALİZMDE META ÜRETİMİ VE DEĞER YASASI (I)

Yöntem Üzerine:

Söz konusu konular oldukça kapsamlı. Mümkün olduğunca kısa tutmaya çalıştım. Çoğu yerleri özetledim. Ne derece anlaşılır bilmiyorum.
Emeğe göre ilkesi, ücret makası sorunu/yasası+değer yasası+fonların kullanımı, meta üretimi, sosyalist ülkede kapitalist mülkiyetin düzeyi, oranı, sınırları vb. konular, tarihsel gelişmeleri içinde ele alınması gereken konulardır. Bu nedenle, kapitalizmde ve sosyalizmde bu konuların nasıl ele alındığının açıklanması gerekir. Aksi taktirde revizyonist sistemde durumun ne olduğu açıklanamaz.

Bu konuların hiçbirisi tek başına ele alınacak konu değil. “Emeğe göre ilkesi+ücret makası sorunu+değer yasası+fonların kullanımı+meta üretimi” vb. birtakım tanımlamalarla açıklanamaz. Örneğin tek başına ücret sorunu/sosyalizmde ücret politikası, sosyalizmin inşa sürecinin ele alınmasını kaçınılmaz kılar. Bunun ötesinde kimin ne dediği ele alınmaksızın ücret politikasının gelişme seyri açıklanamaz.

Bu konularda belli bir sonuca varabilmek için veya bu konulara belli bir açıklık getirebilmek için a)Sosyalizmin inşa sürecindeki görüşler ve uygulama ve b)Revizyonist dönemdeki görüşler ve uygulama anlatılmak zorundadır.

Burada yayınlanan ve yayınlanacak olan Sosyalizmde Meta Üretimi ve Değer Yasası ve Sosyalizmde Ücret Politikası 1990'lı yıllardan kalmadır.
Bu konuların da ele alındığı bütün yönleriyle Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin inşası ve geriye dönüş için bkz.: İbrahim Okçuoğlu; SSCB'de Sosyalizmin Zaferi ve Kapitalizmin Yeniden İnşası Sorunları, Akademi Yayın, Temmuz 2011.

I-SOSYALİZMDE META ÜRETİMİ, DEĞER YASASI VE SOVYET PRTİĞİ

6 Eylül 2012 Perşembe

TP DÜNYASINDA GEZİNTİ Post-Marksizmin, Post-Marksizme karşı mücadelesi



3. makale

TP DÜNYASINDA GEZİNTİ
Post-Marksizmin, Post-Marksizme karşı mücadelesi
(Sıkça sorulan sorular)

Bu makalede elimizdeki mevcut yazılar temelinde TP dünyasında gezinti yapacağız. Gezintinin herhangi bir konu sistematiği yok. “Ezilenler” ve “ezilenlerin Marksizmi”ne varmak için bu derginin dünyasında biraz dolaşmak gerekiyor.
TP, coğrafyamızda tasfiyecilik ve demagoji bakımından ne denli “usta” olduğunu sergiliyor. Ne de olsa ona önderlik eden Althusser-düşünceleridir.

“Ezilenler ve Marksizm” yazısının “giriş”inde şunları okuyoruz:
“Ancak ezilenlerin fiilen safında yer almak bir Marksistin öncelikli ödevidir. Lenin’in ifadesiyle, ezilen ve sömürülen bütün küçük insanların ezenlere önsel, bütün akıllardan önce gelen kininin bir ifadesi olan ve Marksizme özgü olmayan bu fiili yer alış olmadan Marksist olunamaz”.
TP, Marksist olmanın kıstaslarını ilerici olmanın, demokrat olmanın kıstaslarıyla bilinçli olarak birbirine karıştırıyor ve bundan da Marksist olmak için ezilenlerin yanında yer almak gerekir diyor; ezilenlerle Marksizm arasında böyle bir bağ kurmaya çalışıyor. “Ezilenlerin safında yer almak” her ilericinini her demokratın ve bu arada her Marksistin de görevidir. TP bundan “öncelikli görev” sonucunu çıkartıyor. “Bir Marksistin öncelikli ödevi”, kapitalist sisteme karşı mücadelede, sosyalizm için mücadelede yer almaktır. Bir Marksistin “aklı-fikri”, eylemi, kapitalist düzene karşı mücadeledir; bu sistemi değiştirme mücadelesidir. Bir Marksist aynı zamanda ezilenlerin mücadelesi karşısında kayıtsız kalamaz; bu benim görevim değildir diyemez. TP, aradaki bu farkı görecelendirmekle kalmıyor, aynı zamanda Marksist olmanın koşulu yapıyor.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

ALTHUSSER “ÜSTAT” SUS, SUS Kİ, “TEORİ VE POLİTİKA” KONUŞSUN!


2. makale

ALTHUSSER “ÜSTAT” SUS, SUS Kİ, “TEORİ VE POLİTİKA” KONUŞSUN!

(Teori ve Politika dergisi ve coğrafyamızda Post-Marksizme zemin oluşturma çabaları)
(Sıkça sorulan sorular)

TP, 44. sayısında Ali Osman Alayoğlu kimi izlememiz gerektiği konusunda yolumuza ışık tutuyor: “Althusser’in yaptığı özeleştirilerle sürekli tahrifata uğrattığı Marx İçin ve Kapital’i Okumak’taki epistemolojik materyalist duruşu çıkış noktamızdır. Bu materyalist duruşta, tüm hayatı boyunca hiç değiştirmediği görüşleri baş köşede oturmaktadır. Marksizmin derin bir krizde olduğu bir dönemde, krizin teorik cepheden çözümü için çabalarken, Tarihin öznesiz ve ereksiz bir süreç olduğunu Althusser’siz ortaya koymayı düşünmek ne büyük bir hata olacaktır!“

Yazının başlığı “Bir Kez Daha Konuş Althusser!“ Yazısının girişinde Alayoğlu, “Balibar, “Bir kez daha sus Althusser” diyordu“ diyor ve sonra Balibar'ı konuşturarak devam ediyor: “Althusser sus,.. sus ki Althusser konuşsun!“
Bütünselliği ile “üstat” mı paylaşılamıyor, yoksa bir Althusser'in konuşması için diğer Althusser'in susması mı talep ediliyor, pek anlayamadım. Ama o kadar da önemli değil. Madem ki, Alayoğlu “Bir Kez Daha Konuş Althusser” diyor, biz de onu bir kez daha konuşturalım.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

POST-MARKSİZMİN KAYNAĞI, YÖNTEMİ VE SAVLARI (Althusser'cilik Nedir, Ne Değildir) (Sıkça sorulan sorular)




Ön açıklama
Post-Marksizm denince aklıma Avrupa'nın 1968 gençlik kuşağı ve 1970-1980 dönemi geliyor. Eylemci, eylem içinde o gününün koşullarında devrimcileşen ve anladığı kadar devrimciliğin hakkını veren gençlikten bahsetmiyorum. O gençlik mücadele ederken, kısmen onun içinde, ama sürekli dışında kalan ve “tartışma kulüpleri“inde dünyayı ben yarattım tartışmalarını yapan “entel“ takımından bahsediyorum. Gençlik mücadelesi, “komünist parti“ örgütlenmeleriyle örgütlenmesinin doruk noktasına vardı; sonrasında Anadolu coğrafyasının da tanıdığı görüş ayrılıkları, bölünmeler, parçalanmalar derken geriye, bugünlere pek fazla bir şey kalmadı. Ama “entel“ takımı Marksizmi başkalaştırma; Marksizm diyerek Marksizmin içini boşaltma mücadelesini sürdürdü. Bu süreçte “üstat“lar, öğrencilerini yetiştirdiler ve yaşama veda ettiler, ama öğrencileri Marksizmin içini boşaltma davalarını inatla sürdürdüler. Gündüzleri amfilerde sürdürülen şiddetli tartışmalar akşamları tartışma kulübüne çevrilen “kırmızı şaraplı, biralı“ salonlarda, öğrenci yurtlarının “kafe“lerinde, “komün“lerde (öğrenci evleri) devam ettirildi. Burjuvazi uyanıktır, bu tartışmaların önderlerinin önünü açtı. Üniversiteleri, bir biçimde “K“cı olanlardan (“komünist“ olanlardan) temizledi, ama “Marksizmi yenileyenler“e; Marksizmi yeni koşullara göre geliştirenlere dokunmadı. Bu arada dünyanın “hal ve gidişi“ de değişti. Kapitalist dünyada bu değişimin kaçınılmazlığı 1974/75 ekonomik krizi sürecinde görüldü; Keynescilik artık gereksizdi ve yerini 1980'li yıllarla birlikte neoliberalizm almaya başladı (ABD, İngiltere). Sonra '90'lı yılların hemen başında Sovyetler birliği ve revizyonist blok dağıldı. Emperyalist burjuvazinin yoğun antikomünist saldırısı, aynı zamanda yönlendirmeyi de içeriyordu. Teori dünyası altüst oldu; Marksizm-Leninizm her alanında tarihinde görülmemiş bir bombardımana tutuldu; ortalık Markizm-Leninizmi değil, ama nedense sadece Marksizmi geliştirenlerden, ona katkıda bulunanlardan geçilmez oldu. Bu uğraşının toplamına Post-Marksizm deniyor.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

KRİZ KARŞILAŞTIRMASI (II) EKONOMİK KRİZ VE KAPİTALİZMİN GELECEĞİ ÜZERİNE FANTEZİLER

KRİZ KARŞILAŞTIRMASI (II)

EKONOMİK KRİZ VE KAPİTALİZMİN GELECEĞİ ÜZERİNE FANTEZİLER


II-DÜNYA ÇAPINDA GENEL VE KAMU BORÇLANMASI – BORÇLANMA KRİZİ

Borçlanma konusunda durum tespiti yapmakla yetineceğiz. Zaten bir biçimde yazı içinde borçlanmanın nedenlerine değinilmiştir.

IMF verilerine göre dünya çapında toplam borç (özel + kamu) miktarı 1990'da 18 trilyon dolardı. Bu miktar 2000 yılında 35 trilyon dolara çıkar; 10 senede yaklaşık 2 misli artar. 2010 yılında ise dünya borç tutarı 95 trilyon dolara çıkar; 10 sene içinde 2,78 misli artar. 1990'dan 2010'a, sadece 20 sene içinde dünya borç miktarı yüzde 427 oranında -yaklaşık 5,3 misli- artar. Bu ve aşağıdaki veriler dünya ekonomisinin borç üzerine kurulmuş olduğunu değil, ama çarkın borçlanarak ancak çevrilebildiğini göstermektedir. Dünya ve ülkelerin borçlanma boyutu bizdeki halk deyimi “borç yiğidin kamçısıdır”ın öyle pek geçerli olmadığını göstermektedir. Belki de meydanda “yiğit” olmadığı için geçerli değildir. Şüphesiz, borçlu hiçbir devlet ve şirket, borcun “üzerine yatmıyor”, borcu borçla kapatıyor; yani eski borcu, daha doğrusu çoğu kez eski borcun faizini ödemek için yeniden borçlanıyor (Ama bu, borç miktarını düşürmek için hile yapılmadığı -enflasyon-, iflas ettim denmeyeceği vb. anlamına gelmez. Bunlar yapılıyor). Bugüne kadar çark böyle döndü, şimdi de bazı ülkeler ve işletmeler için oldukça zorlaşmasına rağmen hala dönüyor. Ama bu arada iflas edenler de oldu. Sorun işletme olunca iflas kavramı kullanılıyor, ama bir de devletlerin iflası var. Orada iflas kavramı pek kullanılmıyor.
Niye borç alınır sorusunun en sade cevabı, söz konusu olabilecek, saymakla bitmeyecek ve her bir ülke açısından farklı olan faktörleri/nedenleri bir kenara bırakırsak şudur: “Olanakların üstünde yaşamak”; gelirinden çok harcamak!

SURİYE SORUNU - ORTADOĞU'NUN JEOPOLİTİK ÖNEMİ


SURİYE SORUNU - ORTADOĞU'NUN JEOPOLİTİK ÖNEMİ
Önce bölge tanımlamasına bakalım. Ortadoğu, menşe itibariyle Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyetinde olan bölgelerden birisiydi. Şimdilerde ise bu kavram genellikle Güneybatı Asya ve Kuzeydoğu Afrika'yı kapsayan alan için kullanılmaktadır. Yani Fas'tan Pakistan'a kadar uzanan alan. Bu tanımlanmasıyla Ortadoğu, “Büyük Ortadoğu Planı“yla neredeyse tamamen örtüşmektedir. “Büyük Ortadoğu Planı“, Kuzey Afrika, Yakın Doğu ve Orta Asya'nın Amerikan emperyalizminin çıkarları doğrultusunda geniş bir bölge olarak yeniden yapılandırılmasını içermektedir.

5 Temmuz 2012 Perşembe

KRİZ KARŞILAŞTIRMASI (I) EKONOMİK KRİZ VE KAPİTALİZMİN GELECEĞİ ÜZERİNE FANTEZİLER




KRİZ KARŞILAŞTIRMASI (I)
EKONOMİK KRİZ VE KAPİTALİZMİN GELECEĞİ ÜZERİNE FANTEZİLER


Kapitalizm, tarihinin ikinci büyük, kapsamlı ve derin krizini yaşamaktadır. 2008'de patlak veren bu krizin 1929-32 krizinden daha ağır olup olmadığı aslında tali bir sorundur. Ama “olup-olmama” sorunundan siyasi sonuçlar çıkartanlar olduğu için önemlidir. Yaşanmakta olan dünya fazla üretim krizi 2009'un I. ve II. çeyreklerinde dibe vurmuş ve sonraki dönemde üretimde belli bir canlanma sürecine girilmişti. Emperyalist burjuvazinin ve ekonomistlerinin krizden çıkılıyor umudu zaman içinde umutsuzluğa dönüşmüş, söz konusu belli canlanma sanayi üretiminde durgunluk sürecine girmiştir.

Dünya ekonomik krizi bütün ülkelerin krizde olması anlamına gelmez. Kriz, ABD ve AB merkezli olmak üzere çok ülkede patlak vermiştir. Türkiye gibi krize giren bir çok ülke, krizden çıkabilmiştir. Bunun ötesine başta BRIC ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) olmak üzere birçok ülke de krize hiç girmemiştir.

17 Haziran 2012 Pazar

“YENİ” DÜŞÜNCELER (Sıkça sorulan sorular)


Haziran 2012
“YENİ” DÜŞÜNCELER
(Sıkça sorulan sorular)

“Kapitalizmin kendiliğinden çöküşü”, “ezilenler”, “Marksizmin yapısal krizi”, Louis Althusser, “Teori ve Politika” dergisi ve “ezilenlerin Marksizmi”, proletarya diktatörlüğünün, sosyalizmde devletin, sosyalizmin inşasının, dünya devriminin “yeni” yorumları ve daha birçok konu üzerine sıkça sorulan soruların hepsini cevaplandırmak, en azından geçici olarak başka bir iş yapamamak anlamına gelir. Bu nedenle, anlam itibariyle aynı veya birbirine yakın soruları birleştirerek cevap vermeye çalışacağım.