deneme

14 Mart 2017 Salı

EMPERYALİSTLEŞEN TÜRKİYE VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN DURUMU



EMPERYALİSTLEŞEN TÜRKİYE VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN DURUMU
(Darbe Karakterli “Renkli Devrim” Girişimi ve Sonrası – V - son makale)

Türkiye'nin sosyo-ekonomik yapısı üzerine tartışmalar en azından Türkiye'nin tarihi kadar eskidir. Ama en canlı tartışmalar Türkiye devrimci hareketinin oluşma ve gelişme döneminde olmuştur; en kaba hatlarıyla 1960'lı yılların sonundan itibaren. Bu konu üzerine tartışmalar belli bir olgunluğa ulaşmış ve Türkiye'de sosyo-ekonomik yapının en azından kapitalist olduğu genel kabul görmüştür. Ama bu konuda hala öznel görüşler, gerçeğin tamamen inkarı üzerine kurulmuş düşünceler de yok değil. Örneğin Maocularımızın bir kanadı diğer kanadıyla sosyo-ekonomik yapı üzerine polemiklerinde yeni bir üretim biçimi üretme yeteneğini sergilemiştir; “Partizan” özel sayısında (Haziran 2014) MKP'nin 3. kongre kararlarını eleştirirken “Yarı-feodal ilişkiler emperyalizm çağında kendi başına bir ekonomik ilişkiler bütünü haline evrilmiştir” diyerek yeni bir üretim biçimi keşfinde bulunuyor (1). MKP de III. Kongre'sinde “1990’lardan sonra coğrafyamızda, hem sanayi, hem tarım, hem de hizmetler alanında esasta kapitalist işleyiş feodal üretime oranla hakim hale gelerek üretime damgasını vurmaya başladı” (2) tespiti ile bir “geç kapitalizm”den bahsediyor.

9 Şubat 2017 Perşembe

“VARLIK FONU” VE SERMAYENİN MERKEZİLEŞTİRİLMESİ



VARLIK FONU” VE SERMAYENİN MERKEZİLEŞTİRİLMESİ

Son birkaç günden beri burjuva ve aynı zamanda “sol” medyada da “Varlık Fonu” üzerine, sorunun siyasi boyutu bağlamında doğru eleştirilerin yanı sıra kapitalist ekonomiyle hiç de bağdaşmayan değerlendirmeler okuyoruz. Burjuva politik ekonomi açısından da yanlış ve kabul edilemez olmasına rağmen söylenenlerin “sol” tarafından hiçbir şey yokmuş gibi kabullenilmesi doğrusu insana acı veriyor. Bu anlayışlarla en fazla bu fon ile kastedilen siyasal amaçları teşhir etmiş oluruz. Hepsi bu kadar. Ağız birliği yapılmışcasına medya böyle fon olmaz, fon oluşturmak için varlık olması gerekir deniyor. Varlık olmadığına göre fon da olmaz deniyor. Yani varlık yok, yok olanın da fonu olmaz! Olur mu, olmaz mı sorusunu açmadan önce olayın özüne bir bakalım.

25 Ocak 2017 Çarşamba

YOKSULLARI “DÜŞÜNEN” SERMAYE!



YOKSULLARI “DÜŞÜNEN” SERMAYE!
Dünyanın Yoksulluk ve Zenginlik Haritası

17-20 Ocak 2017'de 100'den fazla ülkeden 3000 politikacı, kapitalist ve üst düzey yönetici adeta “fethedilemez” bir kaleye dönüştürülmüş Davos'ta (İsviçre) yeniden bir araya geldiler ve dünyanın “hal ve gidişi” üzerine kaygılarını dile getirdiler. Uluslararası sermaye ortaklaştırılmış bir plan çıkartamadı, farklılıklar ağır bastı. Ama bir konuda gerçekten görüş ortaklığına varabildiler: Sadece ekonomik büyüme yetmez, ekonomik büyüme içsel olarak da etkili olmalıdır”ı anladıklarını açıkladılar. Anladıklarını açıkladıkları bu “şeyi” Türkçeye çevirirsek şunu demiş oluyorlar: 'Zenginler, zenginliklerinden bir parça da olsa yoksullara vermeliler'! Aslında bu teraneyi her sene tekrar ederler. Medyasıyla beraber bu “mutlu” cemaat her sene bir biçimde yoksulları da düşündüklerini dile getirirler. Davos, “Dünya Ekonomik Forumu” böylesi “duygusallık”ların dile getirildiği en önemli forumlardan birisidir. Ama her seferinde oluğu gibi bu sefer de yalan söylediler. Sömürünün ve talanın kaçınılmaz sonucu olarak dünya çapında zenginlik ve yoksulluk farklılaşması ürkütücü boyutlardadır. Bu farkı gösterelim:

30 Aralık 2016 Cuma

ULUSAL GÜVENLİK POLİTİKASI VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN DURUMU


ULUSAL GÜVENLİK POLİTİKASI VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN DURUMU
(Darbe Karakterli “Renkli Devrim” Girişimi ve Sonrası – IV) 
 
1-Ulusal Güvenlik ve Jeopolitika
Ulusal güvenlik politikası veya bu politikanın formüle edildiği ve koşullara göre değişen ulusal güvenlik konsepti, esas itibariyle emperyalist çağda rekabet, bölge ve dünya hegemonyası için oluşturulan jeopoltikanın doğrudan bir ifadesi olarak emperyalist ülkeler ve bölgesel gücü olan devletler tarafından geliştirilmiştir. Kavram olarak “ulusal güvenlik”, ilk defa II. Dünya Savaşı sonrasında Amerikan emperyalizmi tarafından kapitalist dünyanın önce sosyalist, sonra da revizyonist dünya karşısında çıkarlarını savunmak için kullanılmaya başlanmıştır. 1947'de çıkartılan Ulusal Güvenlik Yasası (“National Security Act”), görünüşte ABD'nin güvenliğiyle ilgilidir. Ama Amerikan emperyalizmi, o zaman kapitalist dünya üzerinde kurduğu hakimiyetini devamlı kılmak için kapitalist dünyanın güvenliğini ABD'nin ulusal güvenliğine entegre etmiştir. Bunun en açık yansımasını NATO'nun kurulmasında ve işlevinde görmekteyiz.

16 Aralık 2016 Cuma

KRİZ Mİ, DEĞİL Mİ?


KRİZ Mİ, DEĞİL Mİ?
PARA PİYASALARINDA HAREKETLENME VE EKONOMİNİN SEYRİ

Doların TL karşısında değer kazanması ekonomistleri de hareketlendirdi. Ekonominin krizde olduğu tespitini yapanlardan, politikayla ekonomiyi birbirine karıştıranlardan; ekonominin seyrini politik kararlarla rayına oturtmak isteyenlerden; kriz patlak verirse Erdoğan kaçınılmaz olarak gider ve ondan kurtuluruz diyenlerden geçilmiyor. Sanki papatya falı bakılıyor! Şüphesiz, doğru değerlendirme yapanlar da yok değil. Bu görüşlere aşağıda ayrıca değineceğiz. Ama önce şu ekonominin seyrine en son veriler ışığında bir bakalım.

12 Kasım 2016 Cumartesi

MUSUL “SEFERİ” VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN DURUMU




MUSUL “SEFERİ” VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN DURUMU
(Darbe Karakterli “Renkli Devrim” Girişimi ve Sonrası – III)

I-Musul'da kim kime karşı ve niçin savaşıyor?

Bu kadar ülkenin (35 ülke olduğu söyleniyor) daracık bir alanda, bu ülkelerden birçoğunun, en azından önde gelenlerinin (ABD) eseri olan IŞİD'e karşı savaşmak için, dar bir ahıra sıkıştırılmış katırların tepinmesi gibi tepinmeleri ve savaş naraları atmaları oldukça düşündürücü. Alan dar; Musul ili ve yakın çevresi, buna ek olarak Telafer. Coğrafi bakımdan dar, savaş tekniği bakımından, şehir olduğu için ağır imha silahlarının kullanılabileceği bir ortam pek yok. Ama dişinden tırnağına kadar silahlanmış bunca güç, IŞİD'e karşı “meydan muharebesi” vermek için Amerikan komutasında adeta yarışıyor. Ve “sınır”ın öbür tarafında, yani Suriye'de Rusya bu durumu seyrediyor. Sanki kıyamet Musul'da kopacak; sanki dünyanın geleceği Musul'un IŞİD'den kurtarılmasıyla veya kurtarılamamasıyla yeniden belirlenecek!

13 Ekim 2016 Perşembe

ORTADOĞU'DA “İT DALAŞI” VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN DURUMU



ORTADOĞU'DA “İT DALAŞI” VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN DURUMU
(Darbe Karakterli “Renkli Devrim” Girişimi ve Sonrası - II)

Neden Türkiye ile bu kadar uğraşıyorlar? Erdoğan'ın diktatör olduğunu, faşist, ırkçı olduğunu, dini bütün olduğunu ve bu özelliklerinden dolayı da “sempatik” görmediğinizi anladık. Dünyada bu sıfatlara haiz çok sayıda diktatör var. Onlarla neden bu kadar uğraşılmıyor da Erdoğan'la uğraşılıyor? Yoksa “kasap sevdiği postu yerden yere vururmuş” durumuyla mı karşı karşıyayız? Böyle bir durumla karşı karşıya olmadığımız açık. Ama aynı zamanda Erdoğan sevilmediği, faşist, ırkçı, İslamcı olduğu için gitsin durumuyla da karşı karşıya değiliz. O zaman bu darbe girişiminin, Erdoğan gitsin demenin; bunda ısrarlı olmanın başka nedeni veya nedenleri olsa gerek. Darbe, girişimden öteye geçemediği ve iktidarda kaldığı için şimdi Erdoğan'ın eline hiç beklemediği fırsatlar geçti ve o da bunları tepe tepe kullanıyor; savaş uçağının düşürülmesinden sonra Rusya ile neredeyse savaşın eşiğine gelinmişti, ama şimdi ilişkiler, uçak krizinden önceki gelişmişlik seviyesinin üstüne taşınıyor; Putin ve Erdoğan “can ciğer dost” oldular. ABD ve AB, kendi eserleri olan başarısız darbe girişiminden sonra süklüm püklüm durumdalar; suç üstü yakalandılar. Batı'lı güçler darbeyle Erdoğan'ın gideceğine; istedikleri bir iktidarın geleceğine kesin gözüyle bakıyorlardı. Ama olmadı ve darbenin gerçekleşememesinden duydukları rahatsızlığı hiç de diplomatik olmayan dille ifade ederek duydukları hazımsızlığı dünya kamuoyuna yansıttılar. ABD, Almanya, İngiltere gibi ülkeler darbe sürecinde müttefikleri Türkiye'ye karşı hiç de müttefiklik ilişkilerine tekabül etmeyen, hasmane tavır almışlardır. Bu tavır, bu ülkelerde resmi ve özel birçok medya organı tarafından dile getirilmişti. Şimdi ise mevcut ilişkileri daha da germemek ve Erdoğan'ın daha fazla Kuzey'e ve Doğu'ya bakmasını engellemek için birtakım dayatmalarına evet demek zorunda kaldılar. Cerablus'un işgaline ABD'nin adeta boyun eğmesi ve son olarak da “uçuşa yasak bölge” talebine AB'nin olumlu yaklaşımı buna birer örnektir.

28 Eylül 2016 Çarşamba

EKONOMİNİN GÜNCEL SEYRİ VE MOODY’S’İN TÜRKİYE NOTU



EKONOMİNİN GÜNCEL SEYRİ VE MOODY’S’İN TÜRKİYE NOTU

15 Temmuz darbe girişiminden sonra aynı ay içinde Standard & Poor’s, bu girişim sonrasında siyasi kutuplaşma arttı, kurumsal denetim mekanizmaları zayıfladı diyerek Türkiye’nin kredi notunu birkaç gün önce bir kademe düşürdüğünü ve BB+’dan BB’ye indirdiğini açıklamıştı. 23 Eylülde ise uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's Türkiye'nin kredi notunu yatırım yapılabilir seviye olan "Baa3"ten 1 basamak aşağı "Ba1" seviyesine düşürdü. Daha 3-4 gün önce, Küresel Ülke Riskleri Birimi Kıdemli Müdürü Alastair Wilson’un ağzından, "Başarısız darbe girişiminin ekonomide yarattığı şok etkisi büyük ölçüde bertaraf edildi" diye açıklayan aynı kuruluştu. Bu açıklamanın mürekkebi dahi henüz kurumadan, yeni bir açıklamayla, üç gün önce söylediğinin tam tersini iddia etti. 2003'te "Tezkere geçmezse notu indiririm" tehdidini savuran bu kuruluş, Mayıs 2013'te Türkiye'nin notunu yatırım yapılabilir seviyeye çıkarmıştı. Biraz garip bir değerlendirme! Ekonominin gelişme seyrinden daha hızlı hareket edebilen bir kuruluş!
Şimdiki değerlendirmesine neden olarak Moody's Türkiye ekonomisinde dış finansman yükümlülüklerine yönelik risklerin artmasıyla kurumsal yapıların ve büyümenin zayıflamasını göstermiştir.
Bu ise biraz değil, oldukça garip bir değerlendirme!