deneme

1 Mayıs 1999 Cumartesi

İŞÇİ SINIFININ YOKSULLAŞMASI TEORİSİ


MARKSİST-LENİNİST POLİTİK EKONOMİNİN SORUNLARI

İŞÇİ SINIFININ YOKSULLAŞMASI TEORİSİ

İşçi sınıfının genel yoksullaşması üzerine teoriler Marks'tan önce de geliştirilmişti. Sanayi kapitalizmi (makinalı üretim) sürecinde ortaya çıkan ekonomik kriz olgusu, toplumsal bir güç olarak işçi sınıfının durumu, mücadelesi, yaşam koşulları, sonuç itibariyle bu sınıfın genel yoksullaşması üzerine düşünce oluşumunu da beraberinde getirmişti. (Bkz. K. Marks, Kapital, C. I, Kapitalist Birikimin Genel Yasası bölümü) Bunun ötesinde, işçi sınıfının iktisadi (sendikal) ve siyasi (parti) örgütlenmesi; mücadelesi ve kendi ideolojisine-dünya görüşüne sahip olması (Marksizm-Leninizm) her dönem birçok kapitalist ülkede örgütlü güç olması, bir taraftan, sermaye tek elde toplanırken, diğer taraftan maddi değerleri üretenlerin yaşam koşullarının giderek mutlak ve görece kötüleşmesi, burjuvaziyi en gericisinden en "ilerici" görünen sosyal demokratına kadar; işçi sınıfının yoksullaşmasıyla ilgilenmeye zorluyordu.

KÜRESELLEŞME - SERMAYENİN ULUSLARARASILAŞMA SÜRECİ


KÜRESELLEŞME - SERMAYENİN ULUSLARARASILAŞMA SÜRECİ

BURJUVAZİNİN KÜRESELLEŞME ANLAYIŞI

Küreselleşme, globalleşmeyle eş anlamda ve burjuvazi tarafından kullanılan bir kav-dır. Bu kavram ile emperyalist burjuvazi, dünya çapında bir iktisadi, siyasi ve kültürel iç içe geçmişlik durumunu ve bu iç içe geçme eğiliminin giderek derinleştiğini kastetmektedir, iktisadi, siyasi ve kültürel alanda görülen bu eğilim, ulusal ve enternasyonal politikayı etkileyecek ve çeşitli değişimlere neden olacak boyutlara varmıştır emperyalist burjuvaziye göre. Bu kavramın merkezi unsuru, ekonomik bağımlılıktır. Bu, oldukça hızlı gelişen ve gelişme süreci içinde ulusal devletin geleneksel, kurumlaşmış yapılarını yıkan ve ulusal ve enternasyonal alanda belli bir uyumluluğu ön plana çıkartan bir anlayışın ifadesidir. Bu kavramla emperyalist burjuvazi, insanların nicel ve nitel yeni olan bir çağda yaşadıklarını ve iktisadi ve sosyal yaşamın giderek büyüyen/artan bir bölümünün global/küresel süreç tarafından belirlendiğini ifade etmektedir.

1 Mart 1999 Pazartesi

İŞÇİ SINIFININ YAPISAL GELİŞME EĞRİSİ



İŞÇİ SINIFININ YAPISAL GELİŞME EĞRİSİ

ELVEDA PROLETARYA MI?


İşçi sınıfının karakteri, iç yapısı, sosyal farklılaşması, kapsamı ve dışsal görünümü üzerine sürekli tartışılmıştır. Marksistler arasındaki bu tartışmanın ve işçi sınıfının tanımlanmasının toplumsal gelişmeyle doğrudan bağı vardır. Bu, burjuvaziyle sürdürülen ideolojik mücadelenin kaçınılmaz bir zorunluluğudur.

DÜNYA EKONOMİSİNİN GÜNCEL DURUMU



DÜNYA EKONOMİSİNİN GÜNCEL DURUMU

Kapitalist-emperyalist dünya ekonomisi açısından tehlike bu sefer doğrudan geliyor. Devrimle özdeşleştirilen “Doğu tehlike si” bu sefer iktisadi anlamda Batı’nın yatırımcılarına korkmayı öğretti. Tehlike çanları önce “Asya Kaplanları” denen ülkelerde ve Japonya’da çalmaya başladı. Arkasından Rusya geldi. Her seferinde “bu konjonktürel bir gelişmedir, paranızı katlamaya yüzde yüz kâr sağlamaya devam edin, satın alın” dendi. Ekonomideki gelişmenin pek de konjonktürel olmadığı inkar edilemez olunca kriz sözü telaffuz edilmeye başlandı. Bölgesel olduğu, etkisinin başka yerlerde olamayacağı söylendi. Ama bu da tutmadı. Asya ve ar kasından patlak veren Rusya krizleri bütün dünya ekonomisini etkiledi. Etkilenme kimi ülkelerde büyük boyutlarda olurken bazı ülkelerde görece önemsiz kaldı. Ama her halükarda etkilenme oldu. Başka türlü de olamazdı. Çok sözü edilen küreselleşmenin, yani sermayenin ve üretimin uluslararasılaşmasının almış olduğu boyut göz önünde tutulursa bütün dünya ekonomisinin Asya ve Rusya krizinden önemli derecede etkilenmesi gerektiği sonucuna varabiliriz. Dünya ekonomileri (ülkeler) sermaye akışı, dış ticaret, ortak üretim vb. faktörlerle birbirlerine sıkı bir şekilde bağlıdır.

1 Kasım 1998 Pazar

75. YILINDA CUMHURİYET, HANGİ CUMHURİYET?



75. YILINDA CUMHURİYET

HANGİ CUMHURİYET?

Burjuvazi, cumhuriyetinin 75. yılını kutluyor. 75 yıllık cumhuriyet, 75 yıllık burjuva iktidar demektir. Bu anlamda burjuvazi 75. doğum gününü kutluyor. 75. yıl kutlamalarının, şimdiye kadarki yıllık kutlamaların hepsini gölgede bırakacak derecede “görkemli” olması için harcamalardan da kaçınmıyor. Başta Türk kökenli ülkelerden olmak üzere bir dizi devlet ve hükümet başkanları ve devi eti temsil eden “zevat” davet edilmiş.

TONY BLAIR’IN “ÜÇÜNCÜ YOL”U


TONY BLAIR’IN “ÜÇÜNCÜ YOL”U

“Third Way” (Üçüncü Yol) hikayesi aslında hiç de yeni değildir. Adı üçüncü yol konmasa da iki yol arasında yeni bir yol arayanlar hep olagelmiştir. Bernstein, revizyonizmini üçüncü yol olarak tanımlamadı, ama marksizme ihanet ederek, burjuva ve proleter ideoloji arasında bir ucube oluşturdu. Bu, revizyonizmdi ve marksizme ihanetti. Sonra sosyal demokratlar şekillendi, Bernstein’in yolunda ilerleyerek, onlar da, adını koymasalar da üçüncü bir yoldan yürüdüklerini lanse etmeye çalıştılar. Güya sermaye ile emek arasında yer alıyorlardı. Sonra bir Finlandiya politikası çıktı ortaya, SB ile kapitalist dünya arasında ayrı bir yol olarak. Sonra, adı konmasa da “Prag ilkbaharı” Dubçek “üçüncü yol”un yolcusuydu, ama revizyonist blokun tankları onu yolundan alıkoydu. Demek oluyor ki politik ve ideolojik alanda üçüncü bir yol arayışı hiç de yeni değil. Yeni olan, T. Blair’in kendi üçüncü yolunu adeta bir devrim diye yansıtmayı ve dünyanın önde gelen devlet adamları tarafından tartışılmasını talep etmesidir. “Üçüncü yol”, reformcu Blair’in kendi dünya görüşünü ifade eden bir kavram. Bu yolun izahına baktığımızda “başarı”nın sırrı görülüyor: Önce sol, sonra sağ ve sonra da sağ şerit üzerinde ileri!! Veya şöyle de diyebiliriz: Önce “sosyalizm”, sonra kapitalizm ve sonra da üçüncü yol adı altında kapitalizm kulvarında ilerlemek. T. Blair, sosyal demokratların başka ülkelere hükümet olmalarıyla “üçüncü yol”cuların çoğalacağına ve dünya politikasını yönlendirecek güce sahip olacaklarına inanıyor. Aslında AB içinde 12 ülkenin böyle olması gerekir. Ne de olsa bu 12 ülkenin çoğunda sosyal demokratlar hükümetteler. Bunların sonuncusu G. Schröder, “üçüncü yol”a yatkın. Öyle ki, uçkuru yüzünden zor günler geçiren Clinton da bu yola ilgi duyuyor. “Üçüncü yol”, ne de olsa “doğal düşmanları olmayan bir politika”, yani “ideolojisiz” bir politika, ideolojisiz bir politikaya da burjuvazi her dönem ihtiyaç duymuştur, yığınları ideolojisizleştirmek ve politik mücadeleyi sınıfsal içeriğinden kop artmak için. “Üçüncü yol” veya da “Blairizm”, belli bir ideolojik anlayış üzerinde yükselmiyor! Bu yol, “değer”ler üzerinde yükseliyor. Doğru veya yanlış, toplumun yarattığı değerler, sanki şu veya bu ideolojiden kopuk! Bay Blair’e göre ideolojilerin düşmanı vardır, modası geçmiştir. İdeolojinin düşmanı kim olabilir ki? Tabii ki diğer ideoloji. Örneğin burjuva ideolojinin düşmanı, proleter ideolojidir ve proleter ideolojinin düşmanı da tabii ki burjuva ideolojidir. “Blairizm”e göre böylesi ideolojilerin artık modası geçmiştir. Şimdi esas olan “değer”lerdir. Blair’in açıklamasına göre değerler, her şeyi kapsamına alırlar, yani ideolojilerin modası geçtiğine göre ve değerler de her şeyi kapsamına aldığına göre burjuva toplum da aynı değerler üzerine yükselmelidir; ideolojiye paydos, sınıf mücadelesine paydos, yaşasın sınıf işbirliği, sınıf uzlaşmacılığı! İşte Blair efendi bunu vaaz ediyor. Blair’e haksızlık etmeyelim: Tabii ki değerlerin de düşmanları var: “Kinizm, kadercilik, önyargı ve toplumsal dışlanma”! Buna karşın “yetenek, hırs, çaba ve umut” “değer”lerin “dostu” olan kavramlardır. Bay Blair’in “değer”leri üzerine yükselen toplumda bireycilik esastır. O, bireye kaderci, önyargılı olma, dışlanma, ama yetenekli, hırslı ol, çaba harca ve umutlu ol diyor. Blair’in değerleri toplumu atomize ediyor, örgütlenmeyi ve örgütsel mücadeleyi, sınıfsal ve grupsal çıkarların savunulmasının yerine kişisel çıkarlar için çabayı, mücadeleyi ön plana çıkartıyor. “Adaletli toplum” bu yolun anahtar kavramlarından birisidir. Bu toplumun veya “üçüncü yol”un “değer”leri üzerinde yükselen toplumun kurulması için Blair’in yöntemleri hiç de yeni değil: elastiki, akılcı, pragmatik. Yani işçi sınıfını ve emekçi yığınları “üçüncü yol” adı altında “adaletli toplumu” kurmak için sermayenin çıkarlarına koşmakta; yığınları kandırmakta nazik olacaksın, rafine olacaksın. Aksi takdirde emekçi yığınlar, o “halk” kavramı içine girenler “üçüncü yol”un daha önce uygulanan “yol”lardan hiç de farkının olmadığını anlayabilirler. “Üçüncü yol” broşüründe şöyle deniyor:

1 Eylül 1998 Salı

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE TOPLUMSAL TOPLAM ÜRÜN VE ULUSAL GELİR HESAPLAMALARI



TÜRKİYE EKONOMİSİNDE TOPLUMSAL TOPLAM ÜRÜN 

VE ULUSAL GELİR HESAPLAMALARI 
 
(17. sayıdan devam)


DÜNYA EKONOMİSİNİN GELİŞME EĞİLİMİ


DÜNYA EKONOMİSİNİN GELİŞME EĞİLİMİ

Asya ‘da patlak veren mali kriz, belli bir zaman sonra bazı ülkelerde (Japonya ve “Asya kaplanları” denen ülkelerde) fazla üretim krizine “dönüştü”. Yaklaşık 14 ay sonra, yani Ağustos’un 20’sinden itibaren Rusya’da beklenen mali kriz patlak verdi ve bütün dünya borsalarını etkiledi. Zaten oldukça istikrarsız ve dengesiz bir gelişme, daha doğrusu var oluş içinde olan dünya ekonomisi, bu durumdan dolayı Rusya‘daki mali krizden oldukça etkilendi.