deneme

Kürdistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kürdistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2022 Pazar

HAVA SALDIRILARI - ROJAVA’DA YENİ İŞGAL ADIMLARI


HAVA SALDIRILARI

ROJAVA’DA YENİ İŞGAL ADIMLARI

Faşist diktatörlük 13 Kasım’da gerçekleştirdiği Taksim/İstiklal provokasyonunu tepe tepe kullanmaktadır.

30 Haziran 2021 Çarşamba

TROÇKİ VE GÜNÜMÜZDE TROÇKİSTLER NEYİ REDDEDİYORLAR?

 

TÜRK BURJUVAZİSİ KENDİ HİKAYESİNİ YAZIYOR (V)

 

ALT-EMPERYALİZM”, “ÜST”-EMPERYALİZM VE TÜRKİYE

 

TROÇKİ VE GÜNÜMÜZDE TROÇKİSTLER NEYİ REDDEDİYORLAR?

Troçkistler, Türkiye bağlamında “alt-emperyalizm” savunularını bir taşla birkaç kuş vuracak bir kurgulamayla yapıyorlar. Troçkizm’in iki ayrı “eğilim”inden bu konuya ilişkin aşağıdaki görüşler bir taşla kaç kuş vurmak istediklerini açıklıyor: 

31 Ağustos 2019 Cumartesi

İDLİB’İN SADECE İDLİB OLMADIĞINI ŞİMDİ DEĞİL DE NE ZAMAN ANLAYACAĞIZ?



İDLİB SADECE İDLİB DEĞİLDİR!

İDLİB’İN SADECE İDLİB OLMADIĞINI ŞİMDİ DEĞİL DE NE ZAMAN 

ANLAYACAĞIZ?

Ya biz akıllanmayacağız veya da aklımızın hepsi bu kadar” diyesim geliyor, ama olmuyor. Bu sefer Putin’e diktatör Erdoğan’ı azarlattırmadık! Ama Erdoğan’a dondurma ikramını da “yorumlamak”tan geri kalmadık. Bu durumda Putin sopa (azarlama) politikası yerine havuç (dondurma) politikasına göre hareket etmiş olması gerekir. Diktatör Erdoğan’a muhalif burjuva basın Rus planını “tıkır tıkır” işletiyor, Şam’a “çözüm masasını” devirtiyor, Sol tarafa baktığında ya Erdoğan’ın umduğunu bulamadığını veya Putin’in bildiğini okuyup, bu krizden de kârlı çıktığını ve ya da İdlib sorununa “Plombir” dondurması katıldığını görüyoruz.

12 Kasım 2016 Cumartesi

MUSUL “SEFERİ” VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN DURUMU




MUSUL “SEFERİ” VE TÜRK BURJUVAZİSİNİN DURUMU
(Darbe Karakterli “Renkli Devrim” Girişimi ve Sonrası – III)

I-Musul'da kim kime karşı ve niçin savaşıyor?

Bu kadar ülkenin (35 ülke olduğu söyleniyor) daracık bir alanda, bu ülkelerden birçoğunun, en azından önde gelenlerinin (ABD) eseri olan IŞİD'e karşı savaşmak için, dar bir ahıra sıkıştırılmış katırların tepinmesi gibi tepinmeleri ve savaş naraları atmaları oldukça düşündürücü. Alan dar; Musul ili ve yakın çevresi, buna ek olarak Telafer. Coğrafi bakımdan dar, savaş tekniği bakımından, şehir olduğu için ağır imha silahlarının kullanılabileceği bir ortam pek yok. Ama dişinden tırnağına kadar silahlanmış bunca güç, IŞİD'e karşı “meydan muharebesi” vermek için Amerikan komutasında adeta yarışıyor. Ve “sınır”ın öbür tarafında, yani Suriye'de Rusya bu durumu seyrediyor. Sanki kıyamet Musul'da kopacak; sanki dünyanın geleceği Musul'un IŞİD'den kurtarılmasıyla veya kurtarılamamasıyla yeniden belirlenecek!

27 Mart 2016 Pazar

Bir Söyleşi (2)


Bir Söyleşi (2)*

“Ortadoğu da siyasal gelişmelere damgasını vuran Kürt devrimci dinamiğidir”

18 Şubat 2016 Perşembe

Özyönetim, Özsavunma, Demokratik Özerklik Üzerine*


Özyönetim, Özsavunma, Demokratik Özerklik Üzerine*

Önce hangi iç ve dış koşullarda özerklik açıklamalarının yapıldığına bakalım...
Dolmabahçe'de masayı deviren devlet, “barış süreci”nin bir aldatmaca olduğunu gösterdi. Daha 2014'te MGK alınan saldırı, imha konseptini hayata geçirmeye başladı....Faşist diktatörlük 7 Haziran’dan itibaren saldırıya geçti ve savaşı tırmandırdı; Batı’da ve Kürdistan’da topyekun bir imha saldırısına girişti. Kürdistan’da yaşlı, kadın, çocuk... ayrımı yapmaksızın sürdürülen katliamlar devlet politikası düzeyine çıkarıldı. Batı’da ise bu vahşete karşı çıkabilecek, mücadeleyi ortaklaştırma potansiyeline sahip kesimlere dönük saldırı gündeme getirildi.

10 Mart 2015 Salı

ORTADOĞU'YU NASIL BİR GELECEK BEKLİYOR?


ORTADOĞU'YU NASIL BİR GELECEK BEKLİYOR?

Amerika (sonraları İngiltere ve Fransa da) Ağustos 2014'ten bu yana Irak'ta belli hedefleri, somutta da IŞİD'i bombalamaya başladı. 2011 sonunda terk etmek zorunda kaldığı Irak'a yeniden 3000'den fazla asker gönderme kararı alan ABD, bu ülkede yıkıma kaldığı yerden devam edecek. Sorunun sadece Irak ile sınırlı kalmadığını, ABD'nin, müttefiki olan ülkelerle birlikte IŞİD mevzilerini, bazende El Nusra'yı bombalamak için Suriye topraklarında da faal olduğunu görüyoruz. ABD öncülüğünde emperyalist ülkeler hep İslam ülkelerini bombalıyorlar; Afganistan, Somali, Yemen, Pakistan Libya, Irak ve Suriye. Bu yedi ülke, barış ödülü almış B. Obama'nın emriyle bombalanıyor.

1 Aralık 2014 Pazartesi

IŞİD'E KARŞI SAVAŞIN JEOPOLİTİKASI - “BELALI” COĞRAFYA!




IŞİD'E KARŞI SAVAŞIN JEOPOLİTİKASI - “BELALI” COĞRAFYA!

21-23 Kasımda İstanbul'da J. Biden-A. Davutoğlu ve R.T. Erdoğan arasında sürdürülen görüşmelerde olağanüstü denebilecek bir durum yoktu. Bu görüşmelere ABD'nin iki numaralı temsilcisi Türkiye'nin icraatçı bir ve iki numaralı temsilcilerine Ortadoğu bağlamında birtakım hazırlıkların nasıl yapılabileceğini veya ABD'nin önümüzdeki dönemde Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmek için önceliklerinin neler olduğunu anlatmaya gelmiş ve bu arada Türkiye'nin de görüşlerini yeniden dinlemiş olduğu atmosferi hakim gibi geliyor. Yani, J. Biden Fas ve Ukrayna'dan sonra Türkiye'ye gelmeseydi, doğrudan ABD'den Türkiye'ye gelseydi, bu görüşmeler için bu kadar uzun yol göze alınır mıydı, göze alındığına göre açıklanmayan birtakım sorunlar var diye düşünebilirdik.
J. Biden gelmeden önce iki numaralı icraatçı A. Davutoğlu Irak'ı ziyaret ederken bir numaralı icraatçı da Afrika turundaydı.

13 Temmuz 2013 Cumartesi

ORTADOĞU'DA JEOPOLİTİK ALGILAMA OYUNLARI - GÜÇLER DENGESİ VE “İT DALAŞI”



ORTADOĞU'DA JEOPOLİTİK ALGILAMA OYUNLARI -
GÜÇLER DENGESİ VE “İT DALAŞI”

Mayıs ayında hazırlanan bu yazıyı Mısır'daki gelişmeler üzerine bir not ekleyerek yayımlıyorum.
Mısır'da ne oldu da halk yeniden ayaklandı? Açık ki Mübarek'in devrilmesinden sonra iktidara gelen Müslüman Kardeşler, Mısır halkının taleplerini yerine getiremedi. Gelir dağılımındaki korkunç farklılaşmayı engellemek, bu anlamda yoksulluğu, işsiliği ortadan kaldırmak, “demokratikleşme” doğrultusunda toplumsal beklentiye cevap verecek doğrultuda atımlar atamadı. Tam tersini yaptı. Müslüman Kardeşler diktatörlüğü kurma; toplumu ve devleti belirgin İslamlaştırma yolunda adımlar attı. Başta ABD olmak üzere Batılı emperyalist güçlerle ilişkileri ayaklanan halkın talepleri doğrultusunda düzenlemedi.

12 Ocak 2004 Pazartesi

İŞGALCİLER IRAK’I BALKANLAŞTIRACAK GÜÇTELER Mİ?


 
Amerikan emperyalizmi Irak’ın öyle kolay kolay yutulacak bir lokma olmadığını gördü. Irak’ta kelimenin tam anlamıyla bataklığa gömüldü. İşgalciler Irak halkının direnişini kıramadılar ve bu direniş giderek güçlenmektedir. Yeni bir Vietnam sendromuyla yatıp kalkan Amerikan emperyalizmi, Irak halkını dinsel temelde parçalamak, bunun ötesinde etnik yapıları karşı karşıya getirmek ve böylece Irak’ın tek vücut olacak direnişini kırmak için uğraşıyor. Birçok kere gündeme getirilen ve son dönemlerde „federe devlet“ söylemiyle yeniden gündemleştirilen, Irak’ın etkin yapılar temelinde parçalanması ve her bir mini devletin birbirine karşı getirilmesidir. Böylece Amerikan emperyalizmi, bir taraftan her bir mini devlet üzerinde hakimiyetini kolay kuracak ve aynı zamanda Irak’ın bütünü üzerinde söz sahibi olmaya devem edecektir.

Söylenenlere inanılacak olursa Irak üçe bölünüyor. „Kuzeyde Kürtler, Güneyde Şiiler ve Orta bölgede de Şii ve Sünniler. Kısa bir dönem öncesine kadar Council of Foreign Affairs’in başkanlığını yapan Leslie Gelb’in planına göre „paranın ve askeri güçlerin çoğu, öncelikle, en iyi sonuçlar alınan yerlerde kullanılacak; Kürtlerin ve Şiilerin bulundukları yerlerde. Böylece ABD, askerlerinin çoğunu Bağdat’ın batısı ve güneyindeki Sünni üçgeninden çekecek. Ve ABD, petrol gelirlerinden yoksun kalan Sünnilerin teslim olmasını bekleyecek. Böylece Bağdat merkezli „orta bölge devleti“ açlığa teslim edilecek”.
Gelb’in planına göre Irak üçe bölünüyor; Kuzey (Kürt çoğunluğu), Orta Bölge (Sünni çoğunluğu) ve Güney (Şii çoğunluğu). Her bir devlet, „sınırları etnik dağılıma göre çekilmiş kendi kendini yöneten bölgelerden“ oluşacak.

Böl ve yönet“ yöntemi, en azından emperyalizmin tarihi kadar eskidir. „Böl ve yönet“in en güncel örneğini Yugoslavya’nın parçalanması oluşturur. „Böl ve yönet“, protektorat rejimlerinin; himayeci sömürgeciliğin kurulması için en uygun ortamı hazırlar. Yutulmakta zorlanılan lokma, ufaltılır; amaçlanan çıkarlara gerçek anlamda hizmet edecek hale getirilir. Ama bu yöntemi her zaman ve her yerde uygulamak mümkün değildir.

Yugoslavya’nın parçalanması, emperyalist rekabet merkezleri arasındaki uzlaşmanın bir sonucuydu. Ama Irak için aynı durum söz konusu değil. Irak, yeraltı zenginliklerinden dolayı bütün emperyalist ülkeler ve rekabet merkezleri için hayati öneme sahiptir. Bu nedenle hiç bir emperyalist rekabet merkezi (bir bütün olarak AB -AB içinde de Fransa ve Almanya-, Rusya, Çin, Japonya) Irak’ın Amerikan emperyalizminin çıkarları temelinde parçalanmasına sessiz kalmayacaktır. Bunun ötesinde özellikle Türkiye, İran,Suriye ve Arap ülkeleri, Irak’ın parçalanmasına şiddetle karşı çıkacaklardır ve bunu yapıyorlar da. Çünkü Irak’ın bu şekilde parçalanması, Kürdistan’ın kuzey ve doğu bölgelerini sömürge olarak tutan Türkiye ve İran’ın hiç işine gelmemektedir. Irak’ın bu şekilde parçalanmasını Arap ülkeleri, „Arap topraklarının parçalanması“ olarak algılamaktalar.

Amerikan emperyalizminin bu planı, bir araya gelemeyen güçleri bir araya getirmektedir. Türkiye, Suriye, Irak ve Irak’ta Araplar, bu Amerikan planına karşı gelmekteler. Bunun ötesinde bu güçler ve diğer emperyalist ülkeler arasında da bu Amerikan planına karşı ortak hareket etmenin koşulları doğmaktadır. Amerikan emperyalizmi, bu ülkeyi bölerek hakim olmak için bütün dünyayı karşısına alacak güçte değildir. Evet bütün dünyayı karşısına alarak Irak’a saldırdı, askeri gücüne dayanarak bu ülkeyi işgal etti. Bu işgalin sonuçları da ortada. Amerikan emperyalizminin Irak’tan kovulması bölgeden kovulması anlamına gelir. Konumu hiç de sağlam olmayan ABD’nin böyle bir adım atması pek olası değil.

Barzani ve Talabani’nin bunun farkında olmadıkları söylenemez. Ama onlar, zaman geçtikçe „federe devlet“in de gerçekleştirilmeyecek olduğunu görüyorlar. Amerikan emperyalizmi Irak’ta sıkıştıkça çareyi, Barzani ve Talabani de değil, Arap ülkelerini kendi çizgisine çekmekte, Türkiye, İran ve Suriye gibi sorunun doğrudan içinde olan ülkelerle ilişkilerini yeniden düzenlemekte aramaktadır. Barzani ve Talabani bu gerçekleri de biliyorlar. Ama buna rağmen Kürt ulusuna „bağımsızlık“ umudu veriyorlar.

Amerikan emperyalizminin kontrolünde, onun çıkarları doğrultusunda şekillenecek bir Kürdistan umudunu yaymak, Kürt ulusu nezdinde emperyalizm hakkında hayaller yaymak anlamına gelir. Amerikan emperyalizminin „demokrasi“ getirdiği anlayışı da bu hayalin bir parçasıdır.

Güneyde işbirlikçi önderlerin federasyon söylemleri, bütün Kürtlerin dikkatini Güney Kürdistan’daki gelişmelere çekmiştir. ABD-İngiltere emperyalist ittifakı şemsiyesi altında umut saçılmaktadır. Ulusal özgürlük düşüne, ABD ve İngiltere’nin himayesi altında ulaşılacağı umudu yeşertilmektedir. Amerikan emperyalizmi, duruma göre, bu türden söylemleri destekler gözüküyor, duruma göre de söylemlerin sınırlarını belirliyor. Yani Irak’ta işgalin kurumlaşması, sömürgeci düzenin kurulması için kendisine destek olan her çevreyi, etnik yapıyı yönlendirmeye çalışmaktadır.

Amerikan emperyalizminin gerçekten Güney Kürtlerinin talep ettikleri bir “federe devlet”e evet demesi için dünya hakimiyeti jeopolitikasında önemli değişiklikleri göze almış olması gerekir. En azından Türkiye’yi kaybetmeyi, İran ve bütan Arap dünyasını karşısına almayı göze alması gerekir. Göze alması gerekir, çünkü bu adım Ortadoğu ve Kafkasya/Hazar Havzasında emperyalist rekabeti, güçler dengesini doğrudan etkileyecek sonuçlara yol açabilecek bir adımdır. Bu nedenden dolayı, Amerikan emperyalizminin Irak’taki direnişten, sömürge rejimini kuramamaktan dolayı bu ülkede en güvenilir işbirlikçilerinin özlemlerini ifade eden söylemlerde bulunmasına ses çıkarmamakta, hatta destekler görünmektedir.
Amerikan emperyalizmi de biliyor ki, Irak’ın parçalanması politikasının gerçekleştirilmesi, Irak’ı işgalden kat kat zor bir iştir ve o, bunu yapacak güçte değildir.

Bölgemizdeki emperyalist tahakküm ve işgal, bölge halklarının kaderini ve sorunlarını aynılaştırmıştır. Türk, Kürt, Arap, Ermeni bölgemizdeki bütün halkların gerçek kurtuluşu emperyalizme karşı mücadeleden; bu mücadelenin ortaklaşa sürdürülmesinden geçmektedir. “Demokratik Ortadoğu Federasyonu” ancak ve ancak emperyalizme ve işbirliklilerine karşı mücadele sonucunda gerçekleştirilebilir ve bölgemizde emperyalizm ve işbirlikçileri tarafından ezilenlerin, sömürülenlerin; bölgemiz işçi sınıfı ve emekçilerinin, halklarının hedefi bu olmalıdır.