deneme

28 Kasım 2019 Perşembe

TÜRKİYE’DE EKONOMİNİN GÜNCEL DURUMU - KRİZİN EVRİLME YÖNÜ



TÜRKİYE’DE EKONOMİNİN GÜNCEL DURUMU
 
KRİZİN EVRİLME YÖNÜ

Bu yazıda Türk ekonomisinde krizin gelişme seyrine bakacağız. Yani ekonomik kriz veya fazla üretim krizi derinleşiyor mu, yerinde mi sayıyor veya da ekonomide, somutta da maddi değerlerin üretiminde krizden çıkma işaretleri var mı sorularına cevap bulmaya çalışacağız. 

Aylık sanayi üretimi bazında şimdiki kriz 2018’in Temmuz ayından sonra patlak verdi. Temmuz ayında sanayi üretimi, sonraki aylara göre en yüksek seviyesindeydi. Dolayısıyla aylık sanayi üretim bazında ekonominin krizden çıkıp çıkmadığı veya genel gelişme seyrini ölçmek için Temmuz ayı verisini kıstas olarak alıyoruz; sanayi üretiminin bu ayın üretim değerini aşması ve bu aşmanın en azından birkaç ay arka arkaya devam etmesi; belli bir süreklilik kazanması ekonominin krizden çıktığını gösterir.

Yılın çeyrekleri bazında sanayi üretiminin gelişme seyri de krizin başlangıcını, gelişmesini (derinleşmesi veya üretimin büyümesi) tespit etmek için önemli bir kıstastır. Bu verileri de ele alacağız. Yılın çeyrekleri bazında kriz, 2018’in ilk çeyreğinde başlıyor. Bu çeyrekte toplam sanayi üretimi bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,7 mutlak gerilemişti.(2017’in 4. çeyreğinde toplam sanayi üretiminin büyüme oranı yüzde 3,3 idi. Bu durumda yılın çeyrekleri bazında krizden çıkıldığını söyleyebilmek için üretimin bu yüzde 3,3’ü aşması gerekir.

Her halükarda kriz başlangıcının gerçeğe en yakın verisi, ne zaman patlak verdi sorusunun en doğru cevabı yılın çeyrekleri bazındaki değerlerde değil, aylık değerlerde aranmalıdır.

Kriz olgusunun tespitinde sanayi üretimi sonuçları yeterli olabilir, ama bu sonuçlar, başka faktörler dikkate alınmadan gösterge yapılırsa tespit yanılgıya daha çok açık olabilir. Bu nedenle sanayi üretiminin yanı sıra örneğin ara malları üretimini, sermaye malları üretimini, imalat sanayinde kapasite kullanım oranlarının seyrini de incelemek gerekir.
Daha önceki yazılarda bu faktörleri göz önünde tutarak kriz ne zaman patlak verdi sorusuna cevap aramıştık (1)
Şimdi 2018’den bugüne ekonomideki gelişmeye bakalım.

1- Aylara göre sanayi üretiminin seyri
1.1- Aylara göre toplam sanayi üretimi
Aşağıdaki grafikte de görüldüğü gibi, toplam sanayi üretimi Eylül 2018-Ağustos 2019 arasında 12 ay boyunca sürekli mutlak küçülme içinde olmuştur.
Bu veriler toplam sanayi üretimi bazında krizin dip noktasına yüzde 9,9 oranında mutlak küçülmeyle Aralık 2018’de ulaştığını ve sonraki aylarda dip noktadan çıkıldığını ancak Eylül 2019’da üretim artışı eğilimine girildiğini göstermektedir.(2)


1.2- Aylara göre ara malları üretimi 
 

Ağustos 2018-Ağustos 2019 arasında, 13 ay boyunca ara malları üretimi mutlak küçülmüştür. Ancak Eylül 2019’da belirli-belirsiz (yüzde 0,1) bir üretim artışı trendine girilmiştir.
Bu sektörde kriz dip noktasına 15,2 oranında küçülmeyle yine Aralık 2018’de ulaşmıştır. (3)

1.3- Aylara göre sermaye malları üretimi

Bu sektörde istikrarsızlık 2018’in Şubat ve Mart aylarında kendini gösteriyor: 2018’in Ocak-Ağustos ayları arasında üretimde sert inişler ve çıkışlar yaşanıyor. Üretimde sert düşüş ve çıkışlar, ekonominin seyrini etkileyen durum ve faktörlerin olduğunu gösterir. Bu sektörde üretim Eylül 2018-Nisan 2019 arasında 8 ay boyunca sürekli mutlak küçülme içinde olmuştur. Ancak 2019’un Mayıs ayından itibaren üretimde mutlak küçülmenin yerini yeni bir istikrarsızlık seyri almıştır. 2019’un Mayıs ayında yüzde 3 oranında artan üretim, Haziran ayında yüzde 5,6 oranında daralırken Temmuz ayında yüzde 2,1 oranında büyüyor, bir ay sonra Ağustos ayında yüzde 5 oranında daralıyor, ama Eylül ayında yüzde 6,9 oranında yeniden artıyor.
Bu sektörde de üretim yüzde 9 oranında küçülmeyle Aralık 2018’de dip noktayı görmüştür.(4)

Yukarıdaki verilerde; üç grafikten çıkartılması gereken sonuçlar şunlardır:

a-Türkiye ekonomisinde kriz, Temmuz 2018’de patlak vermiştir.

b-Kriz dip noktasında Atalık 2018’de ulaşmıştır. Krizin dip noktasında üretimin mutlak küçülmesi yüzde 9,9 idi.

c-Krizin dip noktasından sonraki süreçte iki gelişme söz konusu olabilir.

Birinci gelişme: Verilerin de gösterdiği gibi üretimde belli bir canlanma var ve üretim artışı krizden çıkma eğilimini güçlendirmektedir. Gerçekten de kriz başlangıcını; üretimin en yüksek seviyesini 100 olarak alırsak, yani Temmuz 2018’in 2015 = 100 verisine (116,7 – ilk grafik) 100 dersek (ikinci grafik) aşağıdaki eğilimi ele ederiz.







Temmuz 2018’deki üretimin en üst seviyesinde (100) sanayi üretimi Aralık 2018’de yüzde 93,1’e geriliyor ve Eylül 2019’da da yüzde 99’a çıkıyor. Bu durumda üretim, krizin dip noktası değerinden artış, krizden çıkma yönünde gelişmektedir. Yukarıdaki grafikten çıkartılması gereken ilk sonuç budur.

İkinci gelişme: Bu, bazı koşullara bağlı bir olasılıktır. Dünya ekonomisinde krizin patlak vermesi ve bunun Türk ekonomisine yansıması, krizden çıkma sürecinde olan Türk ekonomisinde olumsuz etki yaparak krizin yeniden canlanmasını beraberinde getirebilir. Bu durumda Türk ekonomisi kriz-canlanma aşamalarında bir W hareketi yapabilir; yani yukarıdaki grafikte gördüğümüz Eylül 2019 verisinden (yüzde 99) gerilere düşebilir. Bu, bir olasılıktır. Daha ziyade dünya ekonomisinin gelişme seyrine ve bunun Türk ekonomisi üzerindeki etkisine bağlı olan bir olasılık. Yukarıdaki grafikten çıkartılması gereken ikinci sonuç budur.

1.4- Yılın çeyreklerine göre sanayi üretiminin seyri
Yılın çeyreklerine göre sanayi üretiminin seyrini, aynı sonucu gösteren iki grafik anlatımıyla gösterelim:

İlk grafik (Bir önceki çeyreğe göre hesaplama):


Yukarıdaki grafikte kriz öncesinde üretimin 2017’nin dördüncü çeyreğinde en yüksek seviyede olduğunu ve üretimin 2018’in bütün çeyreklerinde bir önceki çeyrek verilerine göre gerilediğini, ancak 2019’un çeyreklerinde üretimde belli bir artışın, canlanmanın olduğunu, krizin dip noktasına 2018’in son çeyreğinde (-4,7)ulaştığını görüyoruz.(5)
İkinci grafik (2015=100 hesaplamasına göre):



Yukarıdaki grafikte üretimin 2015=100 bazında verili dönemde çeyrekten çeyreğe değişimini büyüme oranı olarak görüyoruz. Her iki grafik arasında bir fark yok; birincisi, ikincisinin zincirleme endeksidir. İkinci grafikte üretimin seyrini canlandırabiliyoruz. Bu grafikte krizin dip noktası 2018’in üçüncü çeyreğine göre yüzde 9,6’ya gerileyen dördüncü çeyrektir. (6)

1.5- Yıllara göre sanayi üretiminin seyri




2000-2018 arasında iki kriz, üç kriz yılı görüyoruz. 2001 krizinde üretim yüzde 8,7, 2008-2010 krizinde 2008’de yüzde 0,6 ve 2009’da da yüzde 9,9 oranlarında mutlak geriliyor. Şimdiki krizde, 2019’un bir kriz yılı olup olmayacağını henüz bilemiyoruz, ama muhtemelen olmayacak. Çünkü 2019’un çeyrek verileri, üretimin aylara göre seyri, sanayi üretiminin 2019 toplamında art-eksi sıfır büyüme civarında olacağını göstermektedir. (7)

2-Kapasite kullanım oranındaki durum
İmalat sanayinde kapasite kullanım oranının seyri ekonominin durumunu gösteren en önemli kıstaslardan birisidir. Kısaca, imlalat sanayinde kapasite kullanım oranının düşmesi, üretimdeki daralmayı, artması da üretimdeki artışı, canlanmayı gösterir.

Bu krizde kapasite kullanım oranı, Ocak 2019’u hesaba katmazsak, Kasım-Aralık 2018’de yüzde 74,1 ve Şubat 2019’da da yüzde 74 oranında gerçekleşmiştir; yani bu aylarda imalat sanayinin mevcut kapasitesinin yüzde 25,9’u (Kasım-Aralık 2018) ve yüzde 26’sı (Şubat 2019) kullanılmamıştır. Mevcut veriler veya üretimin mevcut durumu, krizde kapasite kullanım oranı bakımından dip noktaya Kasım 2018-Şubat 2019 arasında ulaşılmış olduğunu göstermektedir. Şubat 2019’dan sonraki artış, Haziran 2019’da yüzde 77,1’e kadar çıkmış, Temmuz-Ekim 2019 arasında da yüzde 76 bandında kalmıştır.
Kapasite kullanım oranının dip nokta olarak yüzde 74’ler civarında kalması bu krizin kapsamlı sabit sermaye kıyımını, yok edilmesini beraberinde getirmediğini; ağır bir kriz olmadığını gösterir. 2008-2010 krizinde imalat sanayi kapasite kullanım oranı, 2009’un Ocak ayında yüzde 61,6’ya, Şubat ayında yüzde 60,9’a ve Mart ayında da yüzde 58,7’ye düşmüştü. Diktatörün, “teğet geçti” dediği o kriz, ağır bir krizdi.


Ara malları üretiminde kapasite kullanım oranı Haziran 2018-Şubat 2019 arasında 6,8 puan geriliyor; yüzde 80’den yüzde 73,2’ye düşüyor. Ancak 2019’un Mart ayından itibaren sürekli artarak Haziran ayında yüzde 76,8’e çıkıyor. Haziran-Ekim ayları arasında da yüzde 75 bandında kalıyor.

Yatırım malları üretiminde kapasite kullanım oranı, 2018’in Mart ayından itibaren dengesiz de olsa sürekli düşerek Şubat 2019’da yüzde 73,3’e geriliyor. Sonraki aylarda sürekli artarak Haziranda yüzde 77,2’ye kadar çıkıyor. Temmuz-Ekim 2019 arasında ise yüzde 75-76 bandında kalıyor.

İmalat sanayi, ara malları ve sermaye malları (yatırım malları) üretiminde kapasite kullanım oranları, verilerin de gösterdiği gibi, Şubat 2019’da dip noktasına ulaşıyor. Her üç sektörde de kapasite kullanım oranları Mart 2019’dan itibaren inişli çıkışlı da olsa sürekli artıyor. Bu artış kendini sanayi üretimindeki artışta göstermektedir. Bütün bu veriler krizin dip noktasının, en derin noktasının geride kaldığını göstermektedir.

3-Dış borç durumu

Türkiye brüt dış borç stokunun GSYH’ya oranı:
Bu oran 2017’nin ilk çeyreğinde yüzde 49,4; ikinci çeyreğinde yüzde 52,8; üçüncü çeyreğinde yüzde 52,7; dördüncü çeyreğinde yüzde 53,4; 2018’in ilk çeyreğinde yüzde 52,9 ve ikinci çeyreğinde de yüzde 51,8 oranlarında gerçekleşir. 2019’un ilk iki çeyreğinde ise bu oran yüzde 60 bandına girer; ilk çeyrekte yüzde 60’dan ikinci çeyrekte yüzde 61,9’a çıkar.



Alınan dış borç artmasına rağmen, bu artışı bazı yıllarda dış borç stokunda görmüyoruz; tersine dış borç stokunun GSYH’ya oranı bazı yıllarda düşüyor. Bunun nedeni o yıllarda ekonomide büyümenin yüksek oranlarda gerçekleşmiş olmasıdır.

Dış borçlanmada dikkati çeken bir nokta şudur: Dış borçlarda artış sürekli, ama bu inişli-çıkışlı oluyor. Bunun ötesinde son dönemde, özellikle de 2018’in ikinci yarısından bu yana borçlanmanın artış hızı düşmüş, öyle ki borçlanma, daha önceki dönemlere göre oransal olarak gerilemiştir. 
 

2017’nin ilk çeyreğinden 2018’in ilk çeyreğine toplam dış borç stoku 418,89 milyar dolardan 455,85 milyar dolara çıkarak yüzde 11,4 oranında artıyor. Ama 2018’in ilk çeyreğinden 2019’un ikinci çeyreğine dış borç stoku 466,85 milyar dolardan 446,86 milyar dolara düşerek yüzde 4,3 oranında azalıyor.

2017’in ilk çeyreğinden 2019’un ikinci çeyreğine kamu borçu 127,899 milyar dolardan 146,093 milyar dolara çıkarak yüzde 14,2 oranında; aynı dönemde TCMB borcu 1,390 milyar dolardan 6,500 milyar dolara çıkarak 367,6 oranında, yani 4,67 misli artmıştır. Keza aynı dönemde özel sektör borcu da 289,599 milyar dolardan 294,267 milyar dolara çıkarak ancak yüzde 1,6 oranında artmıştır.

Dış borç stokunun oransal gerilemesinde özel sektör borcundaki hareketlilik belirleyici bir rol oynamıştır.



Özel sektör dış borç stokunun 2017’in ilk çeyreğinden 2018’in ilk çeyreğine 289,599 milyar dolardan 324,419 milyar dolara çıkarak yüzde 12 oranında artarken, 2018’in ilk çeyreğinden 2019’un ikinci çeyreğine 294,267 milyar dolara düşerek yüzde 9,3 oranında geriliyor. (8)

Bundan çıkartılması gereken sonuç:
Veriler göre özel sektör borçlanma konusunda sorun yaşamıyor.
Toplam dış borç stokunun oransal gerilemesinde belirleyici oluyor.
Esas borçlanan kamu sektörü ve TCMB’dir.
Merkez Bankasının borş miktarı az olduğu için bütün borçlanma yükü kamuda kalıyor.
Açık ki, kriz döneminde borçlanan özel sektör değil, devlettir.

Brüt dış borç stokunun GSYH’nın yüzde 60’ını oluşturması, burjuva politik ekonomiye göre borçlanmanın o ülke için tehlike oluşturmaya başlamasıdır. Bu, ekonomik krizi tetikleyen bir neden olabilir. Bundan şu sonuç çıkartılmamalıdır; bir ülkede dış borç stoku, GHYH’nın yüzde 60’ına ulaştıysa o ülke ekonomisinde mutlaka kriz patlak verecektir anlamına gelmez. Şimdiye kadar Türk ekonomisinde böyle bir sorun yoktu. Ama şimdi ekonomi, dış borçlanmanın sorun olabileceği bir sürece girmiştir.


Yukarıdaki grafiklerde özel sektör dış borç stokunun 2018’den itibaren mutlak olarak gerilediğini ve kamu borç stokunun da mutlak olarak arttığını görüyoruz. Özel sektör dış borç stokunda kısa vadeli olanın payı 2018’in ilk çeyreğinde yüzde 30,4’ten 2019’un ikinci çeyreğinde yüzde 31,4’e çıkıyor. Önemli bir değişim yok. Kamu dış borş stokunda ise kısa vadeli olanın payı 2018’in ilk çeyreğinde yüzde 17’den 2019’un ikinci çeyreğinde yüzde 16,1’e düşüyor. Burada da önemli bir değişim yok. Ancak, kısa vadeli dış borç stokunun hemen hemen aynı oranlarda kalması, ekonominin dış borçtan dolayı kısa vadeli sorun yaşamayabileceğine bir işaret olabilir. Bunu zaman içinde göreceğiz.

4- İşsizlik

Bu konuda, özellikle kriz dönemlerinde söylenecek fazla bir şey yok! Kriz, kaçınılmaz olarak işgücü durumunu da etkileyecekti. İşsizler ordusunun büyümesini aşağıdaki verilerde görüyoruz.
 

DİSK-AR’ın hesaplamasına göre işsizlik oranı Nisan 2018’den Temmuz 2019’a yüzde 10,3’ten yüzde 14,3’e çıkarak 4 puan; aynı dönemde tarım dışı işsizlik oranı yüzde 12,2’den yüzde 16,7’ye çıkarak 4,5 puan ve genç nüfusta işsizlik oranı da yüzde 18,6’dan yüzde 27,3’e çıkarak 8,7 puan artıyor.

Soruna işsizlik türleri açısından baktığımızda aşağıdaki sonuçları görüyoruz.


Temmuz 2018’den Temmuz 2019’a bütün işsizlik türlerinde işsizlik oranı yükseliyor.

İşsizlik, teknolojik gelişmeye ve yeni, modern teknolojinin üretim, dolaşım ve hizmet sektörlerinde kullanılmasına bağlı olarak kriz konusunda tam geçerli bir gösterge olmaktan artık çıkmıştır. Şüphesiz, ekonomi krizdeyse, işsizlik oranı da yükselir. Ama kapitalist, yeni teknoloji kullandığı zaman işçileri sokağa atar. Bu durumda da işsizlik oranı yükselir. Genel anlamda geçen yüzyılın ‘29’li yıllarından bu yana önce önde gelen emperyalist ülkelerde, çok sonraları da, yine geçen yüzyılın son çeyreğinden bu yana kapitalizmin nispeten gelişmiş olduğu hemen bütün ülkelerde farklı boyutlarda da olsa belli bir kitlesel kronikleşmiş işsizlik olgusuyla karşı karşıyayız. Bu nedenle işsizlik olgusuna bu açıdan da bakmak gerekir. Ekonomi krizden çıksa da işsilik oranlarında gerileme hemen olmaya bilir. Bugün açısından kapitalizmin gelişmişlik seviyesi, kronik kitlesel işsizliğin burjuva toplumun ayrılmaz bir sorunu olduğunu ve sınıf mücadelesinde bu gerçeğin hesaba katılması gerektiğini unutmamak gerekir. Marks’ın “eğilim” olarak bahsettiği kitlesel kronik işsilik çağımızda kapitalizmin bir nesnel yasası olmuştur.

5-Kriz karşılaştırması

5.1-Aylık sanayi üretimi bazında kriz karşılaştırması

Daha önceki krizlerle karşılaştırarak yaşanmakta olan krizin etkisini, seyrini, süresini vs. görebiliriz. Gerçeği yansıtmayan kriz değerlendirmelerini göz önünde tutarsak yaşanmakta olan krizi, daha önceki kriz ve krizlerle karşılaştırmak yerinde olur. Şimdi aşağıdaki grafiğe bakalım. 
 

Şimdiki krizle 2008-2010 krizini karşılaştırdığımızda şunu görüyoruz:

1- Şimdiye kadarki seyri içinde yaşanmakta olan ekonomik kriz, sanayi üretimi bazında 2008-2010 krizinden daha ağır, sonuçları daha şiddetli olan bir kriz değildir.

2- Önceki kriz Mart 2008’den Aralık 2010’a kadar sürmüştür, yani 2 sene 10 ay.

3-Şimdi ise ekonomi (sanayi üretimi) 2019’un Ekim ayında kriz aşamasından çıkma sürecine girmiştir. Yani ekonomi 16 ay kriz aşamasında kalmıştır. Ekonomi krizden çıktı değerlendirmesi şimdiden, üretimin bu aşamasında yapılamaz, ama gelişmenin yönü krizden çıkılıyor olduğuna işaret etmektedir (9).

5.2- Kriz dönemlerinde imalat sanayinde kapasite kullanım oranları 
       karşılaştırması


Yukarıdaki grafik, krizin seyri bağlamında önemli bir göstergedir.
Birincisi: Kapasite kullanım oranları her iki kriz için 2008 ve 2018’in Kasım ayında yaklaşık aynı orana (Haziran 2008=74 ve Haziran 2018=74,1) geliyor. 2008’in Haziran-Kasım ayları arasında kapasite kullanım oranı yüzde 82,2’den yüzde 74’e düşerek 8,2 puan geriliyor. Yaşanmakta olan kriz sürecinin 2018 yılı için aynı ayları arasında kapasite kullanım oranı yüzde 78,3’ten yüzde 74,1’e düşerek 4,2 puan geriliyor. Bu durumda kapasite kullanım oranı bazında 2008 krizi daha etkili olmuştur.

İkincisi: 2008 ve 2018 Kasım ayından sonra kapasite kullanım oranları hızla farklılaşıyor. Kasım 2008’den Mart 2009’a kapasite kullanım oranı yüzde 74’ten yüzde 60,8’e düşüyor; 13,2 puanlık bir gerileme. 2018 ve 2019’un aynı dönemlerinde kapasite kullanım oranı yüzde 74,1’den yüzde 74,3’e çıkıyor.(10)

Üçüncüsü: Yukarıdaki grafik, kapasite kullanım oranlarının seyri bazında yaşanmakta olan krizin 2008-2010 krizi kadar ağır, şiddetli olmadığını gösterir.

Ekonomik kriz veya fazla üretim krizi konusunda Marksizm-Leninizmin veya daha dar anlamda Marksist-Leninist politik ekonominin öğretisi, ekonominin krizde olup olmadığının tespiti ancak ve ancak maddi değerlerin (somutta da sanayi üretiminin) seyri temelinde yapılabilir, esas olan üretimdir. Zaten kapitalizme özgü olan, onun nesnel bir yasası olan tek bir kriz vardır; fazla üretim krizi. Diğer kriz türleri, örneğin mali kriz, para krizi vb. olmasa da kapitalizm var olur. Ama fazla üretim krizinin olmadığı bir kapitalizm düşünülemez.
Bu bağlamda yaşanmakta olan kriz ve dünya ekonomisinin karşı karşıya olduğu kriz, anlaşılmak isteniyorsa öncelikle maddi değerlerin üretimine bakılması gerekir. Para, döviz veya bir bütün olarak mali sektörde hareketlenmenin, “kriz” diye tanımlanan gelişmelerin nedenini öncelikle maddi değerlerin üretiminde aramak gerekir. Üretimden bağımsız mali kriz, nadir patlak veren bir krizdir; hele hele günümüzde üretimin uluslararasılaşma boyutlarını göz önünde tutarsak mali kriz görüntüsünün ardında maddi değerlerin üretimindeki hareketlilik olduğu anlaşılır. Bu nedenle, özellikle geçen yüzyılın son çeyreğinden bu yana, o neoliberalizm rüzgarı eşliğinde bazı “Post-Marksizm” sevdalılarının, bu tasfiyecilerin mali kriz-fazla üretim krizi ayrımı yapmaları, bilinçli olarak mali krizi önplana çıkartarak kapitalizmi anlaşılmaz kılmaya çalışmaları kriz değerlendirmelerinde akılda tutulmalıdır. Mali kriz fantezisiyle, bu safsatayla Marksist-Leninist kriz teorisi sulandırılmak istenmektedir. Bu, ideolojik bir saldırıdır. Hesaplaşması, krizden krize hesaplaşmaya sığdırılamayacak kadar önemlidir. Bu, ideolojik, sınıfsal sorun krizden krize değerlendirmesine bırakılamaz. Sorunu böyle ele alanların sınıfla (işçi sınıfı) emekçi yığınlarla ilişkisi, bağı yoktur. Şatafatlı kavramlarla kendini örgüt, parti olarak tanımlayanlar, hitap ettikleri, örgütleyerek devrim yapmak istedikleri sınıf ve sosyal tabakalardan bihaber oldukları için krizin ne anlama geldiğini onlar; işçi sınıfı ve emekçi yığınlar kadar anlayamazlar.

Ekonominin kriz aşamasında işçi sınıfı mücadeleye, örgütlenmeye en yatkın durumdadır; işsizliğe, yoksulluğa, haksızlığa, sermayenin keyfi hareketine karşı en duyarlı olunan dönem ekonominin kriz aşamasıdır. Ama önce bunu anlamak gerekir değil mi? Sonra da sınıfa hitap eden, onun taleplerini içeren bir “kriz-programı” olmalıdır değil mi? Bunu yapabilmek için de ekonomik kriz olgusu öncelikle gündemimizde olmalıdır!

Sonuç itibariyle:
1- Mevcut haliyle, olağanüstü bir gelişme olmazsa (örneğin Marmara depremi gibi bir deprem, Rojava’da işgalin ABD veya daha az ihtimalle Rusya ile doğrudan savaş boyutuna taşınması gibi) veya krize ha girdi ha girecek durumda olan dünya ekonomisinin Türk ekonomisini derinden olumsuz etkilemesi olmazsa, ekonomi, yaşanmakta olan kriz aşamasından çıkma sürecine girmiş diyebiliriz. Aksi taktirde; yani söz konusu “olmazsa”lar gerçekleşirse, Türk ekonomisi bir W yaparak yeniden kriz aşamasına evrilebilir.

2-Temmuz 2018’den bu yana klasik bir ekonomik kriz süreci yaşanmaktadır; ekonomi mali kriz görünümü olmaksızın doğrudan maddi değerlerin üretiminde patlak verdi.

3- Ekonomiyi doğrudan etkileyecek büyüklükte sarsılan, batan, iflas eden banka, mali kuruluş olmadı. Dahası, yukarıdaki verilerin de gösterdiği gibi özel sektör dış borç stoku bakımında rahatlar duruma geldi.

4- Kamu borç stokunun GSYH’ya oranı, Türkiye’de dış borcun sorun oluşturacak boyutlara vardığını göstermektedir. Dış borç stokunun GSYH’nin yüzde 60’na varması ve aşması dış borcun çevrilebilirliğinin tehlike sınırını gösterir. Bunun başka bir anlamı yoktur. Ancak borçlanma devam eder ve aynı zamanda ekonomide büyüme olmazsa dış borç krize dönüşebilir. Ama ekonomide büyüme olursa; yani GSYH büyürse ve yeni dış borçlanma da GSYH’nin büyüyen değerinin altında kalırsa (yani GSYH’nin büyümesine yeni katkı diyelim ki, 10 birim olursa ve yeni dış borçlanma da 5 birimde kalırsa) dış borç stokunun GSYH’ya oranı yeniden düşer. Bunların hepsi birer ihtimaldir.

Türk ekonomisinde kriz bağlamında kapsamlı bir analizi 2019 verilerinin açıklanmasından sonra, 2019 yılı itibariyle verileri dikkate alarak yapmaya çalışacağım. Şimdilik bu kadar.

*
Not ve kaynaklar:
1) Bu konun ayrıntısı için bkz.:
-KRİZ Mİ, DEĞİL Mİ?, http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com/2016/12/kriz-mi-degil-mi.html
-DÜNYA VE TÜRKİYE EKONOMİSİNDE GENEL GELİŞME EĞİLİMİ (II), http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com/2017/08/dunya-ve-turkiye-ekonomisinde-genel_19.html

-YENİ BİR FAZLA ÜRETİM KRİZİNE DOĞRU (I); TEORİ SORUNU, EKONOMİK KRİZ VE MARKSİST KONJONKTÜR TEORİSİ, 15 Temmuz 2018.
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com

-YENİ BİR FAZLA ÜRETİM KRİZİNE DOĞRU (II), II-KAPITALIZMDE EKONOMIK KRIZIN OLASILIĞI, 20 Temmuz 2018.
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com

-YENİ BİR FAZLA ÜRETİM KRİZİNE DOĞRU (III), III- EKONOMİK KRİZLERİN ZORUNLULUĞU/KAÇINILMAZLIĞI, 5 Ağustos 2018.
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com

-YENİ BİR FAZLA ÜRETİM KRİZİNE DOĞRU (IV), IV- MARKSİST KONJONKTÜR POLİTİKASI, 23 Ağustos 2018.
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com

-YENİ BİR FAZLA ÜRETİM KRİZİNE DOĞRU (V), VI-EKONOMİK KRİZ TEORİLERİ, 28 Ağustos 2018.
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com


-YENİ BİR FAZLA ÜRETİM KRİZİNE DOĞRU (VI), DÜNYA VE TÜRKİYE EKONOMİSİNİN GÜNCEL SEYRİ ÜZERİNE,11 Eylül 2018.
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com

-MARKS’I KENDİMİZE BENZETMEYE ÇALIŞMAYALIM - MARKS’A BENZEMEYE ÇALIŞALIM!, 1 Ekim 2018.
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com

-EKONOMİNİN GÜNCEL SEYRİ (I), 21 Ekim 2018.
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com

-"KRİZ MRİZ YOK, İNANMAYIN, HEPSİ MANİPÜLASYON, EKONOMİNİN GÜNCEL SEYRİ (II), 10 Kasım 2018.
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com

-ENFLASYON DEDİĞİN NE Kİ, İKİ AYDA BİTİRİRSİN!, http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com/2018/10/enflasyon-dedigin-ne-ki-iki-ayda.html

-GÜNCEL KRİZ TEORİLERİ (I), BURJUVA KRİZ TEORİLERİ (I), 22 Ocak 2019.

-“DİNOZOR” MARKS’I TAKİP EDELİM - BİR BURJUVA EFSANE: MALİ KRİZİ!
GÜNCEL KRİZ TEORİLERİ (II), BURJUVA KRİZ TEORİLERİ (II)
BİR BURJUVA EFSANE: MALİ KRİZİ!, 5 Şubat 2019.
http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com

-“REFORM PAKETİ” VE EKONOMİK KRİZ http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com/2019/04/reform-paketi-ve-ekonomik-kriz.html

-GÜNCEL KRİZ TEORİLERİ (III), http://ibrahimokcuoglu.blogspot.com/2019/06/guncel-kriz-teorileri-iii.html

2) http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30844

3) http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30844

4) http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30844

5) Bkz.: 21 Kasım 2019 itibariyle OECD verileri: https://stats.oecd.org/index.aspx?queryid=21758#

6) Bkz.:21 Kasım 2019 itibariyle OECD verileri: https://stats.oecd.org/index.aspx?queryid=21758#

7) 21 Kasım 2019 itibariyle OECD verileri: https://stats.oecd.org/index.aspx?queryid=21758#

8) Dış borçlar için bkz.:https://www.hmb.gov.tr/kamu-finansmani-istatistikleri

9) Veriler için bkz.:14 Kasım 2019 itibariyle Tüik ve OECD verilerinden:
-http://tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30844
-https://stats.oecd.org/Index.aspx?DataSetCode=MEI_REAL#

10) Veriler için bkz.:https://evds2.tcmb.gov.tr/index.php?/evds/portlet/FNYLFW4ykjc%3D/tr