deneme

1 Mayıs 1998 Cuma

TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN ORTADOĞU POLİTİKASI


TC'NİN ORTADOĞU POLİTİKASI

Bir ülkenin iç ve dış politikası ayrılmaz bir bütünün, diyalektik birliğin ifadesidir. Bu diyalektik birliğin nesnel temelini, hakim sınıfın ekonomi eksenli çıkarları belirler. Ekonomi eksenli çıkarlar da iç ve dış politikanın karakterini belirlerler. İç politikanın aksine dış politik çıkarlar, söz konusu devletin gücüne, mevcut enternasyonal koşullara, somut ve tarihsel güç dengelerine bağlı olarak gerçekleştirilir veya gerçekleştirilmesi bu faktörler tarafından etkilenir.

TÜRKİYE İMALAT SANAYİNDE İŞÇİLERİN ÜCRETLERİ VE KAPİTALİSTLERİN KARLARI (1950-1991)


Bir Deneme


TÜRKİYE İMALAT SANAYİNDE İŞÇİLERİN ÜCRETLERİ 
 
VE KAPİTALİSTLERİN KARLARI (1950-1991)


Bu yazımızda devletin resmi verilerine dayanarak imalat sanayinde işçilerin ücretlerini, kapitalistlerin karlarını, artı değer ve kar oranlarını hesaplayacağız. Dönem olarak 1950-1991 arasını ele alıyoruz. Kaynak olarak "TC Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü"nün "İstatistiki Göstergeler 1923-1992" yayınını (1994) esas aldık.

TOPLUMSAL VE SİYASİ BİR GÜÇ OLARAK İŞSİZLER


Marksist-Leninist Politik Ekonominin Sorunları


TOPLUMSAL VE SİYASİ BİR GÜÇ OLARAK İŞSİZLER

Kapitalizmin Gelişme Yolu Sefaletin Yoludur ...”(Stalin)


1- Kapitalist Birikimin Genel Yasası Ve İşçi Sınıfının Durumu

Kapitalist Birikimin Genel Yasasının Anlamı

Kari Marks, Kapital’in birinci cildinde kapitalist birikimin genel veya da mutlak yasasını şöyle formüle eder.
Toplumsal zenginlik, işleyen sermaye, bu sermayenin hacmi ve enerjisi ve dolayısıyla proletaryanın mutlak kitlesi ve işinin üretkenliği ne kadar büyük olursa, yedek sanayi ordusu da o kadar büyük olur. Sermayenin gelişme gücü gibi mevcut işgücü de aynı nedenler vasıtasıyla gelişir. Bundan dolayı sanayi yedek ordusunun görece büyüklüğü, zenginliğin gücüne göre (onunla birlikte -PD) artar. Anıcı bu yedek ordunun faal orduya oranı ne kadar büyükse, sefaleti, çalışma sırasında katlandığı ıstırapla ters orantılı olan toplam artı-nüfusun kitlesi de o kadar büyük olur. Nihayet, işçi sınıfının düşkünler tabakası ile yedek sanayi ordusu ne kadar yoğun olursa, resmi yoksulluk da o kadar yaygın olur. Bu, kapitalist birikimin mutlak, genel yasasıdır. (Aç. Marks, Marks-Engels Toplu Eserler, C. 23, Kapital C. I, s. 673-674, Alm.)

1 Mart 1998 Pazar

ORTADOĞU VE EMPERYALİST DEVLETLER ARASI REKABET


ORTADOĞU VE EMPERYALİST DEVLETLER ARASI REKABET

Revizyonist blokun dağılmasından sonra (1989/’90) dünyanın, revizyonist blok-kapitalist blok olarak ikiye bölünmüşlük durumu ortadan kalkmış ve bütünselliği sağlanmış oldu. Bloklaşma olgusunun ortadan kalkması, bu bloklaşmaya neden olan başlıca çelişkileri, örgütlenmeleri vb. de ortadan kaldırıyordu. Bu, aynı zamanda dünyanın iki merkezli olmaktan çıkarak, daha çok merkezli olmasının önünü açıyordu. İki süper güç (ABD-SSCB), iki blok (revizyonist/Sovyet emperyalist-kapitalist) olgusu, uluslararası planda bir dizi gelişmenin, yeni oluşumların önünü tıkayan adeta bir cendere rolünü oynuyordu. Ulusal ve enternasyonal alanda politika, ekonomi, militarist yöneliş, iki süper gücün çıkarlarına göre şekilleniyordu. Bu anlamda dünya iki kutupluydu, iki blokluydu. Revizyonist blokun çökmesiyle dünya, her ne kadar iki kutuplu veya çok kutuplu olmaktan çıktıysa da, çok merkezli olma sürecine girmişti. Şüphesiz çok merkezlilik, revizyonist blokun çökmesiyle ortaya çıkmamıştı. Çok merkezlilik, II. Dünya Savaşından sonraki gelişmenin bir sonucuydu. Bir taraftan AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) şekilleniyorken, diğer taraftan Japon emperyalizmi hızlı bir gelişme sürecine giriyordu. ‘70’li yıllara gelindiğinde hegemonya mücadelesi verebilecek, gelişmesini, özellikle ABD emperyalizminin aleyhine sürdüren güçler Japonya ve AET idi. Dolayısıyla (klasik) kapitalist dünyada üç ayrı rekabet merkezi vardı.

“Asya Kaplanları”nı Sarsan Mali Kriz


Asya Kaplanları”nı Sarsan Mali Kriz

 

1- Mali Kriz mi, Fazla Üretim Krizi mi?

Önce, bağıra-çağıra geliyorum diyen Asya’daki mali krizin gelişme seyrini kronolojik olarak verelim:

1 Ocak 1998 Perşembe

ORTADOĞU VE KESKİNLEŞEN EMPERYALİSTLER ARASI ÇELİŞKİLER


ORTADOĞU VE KESKİNLEŞEN EMPERYALİSTLER ARASI ÇELİŞKİLER

Amerikan emperyalizmi haftalardan beri Irak’ı silahlı çatışmayla tehdit ediyor. Bunun için gerekli hazırlıkları aleni olarak yaptı. Savaş narasını sıklaştıran ABD Başkanı Clinton, BM’yi de Irak’a karşı “sert ve belirgin” eyleme geçmeye davet etti. Aslında bu, davetten ziyade açık bir talepti. ABD’nin savı açıktı: “Gizli zehirli gaz depolarını açığa çıkartmak üzereyken, Irak, BM-Teftiş Heyeti’nin belli alanlara girmesini yasakladı”!

“Küreselleşme” Kavramı Üzerine


Küreselleşme” Kavramı Üzerine

Birkaç seneden beri, daha doğrusu revizyonist blokun çökmesinden bu yana emperyalist burjuvazinin dilinden düşürmediği ve empoze ettiği en önemli kavram, “küreselleşme” kavramıdır. Emperyalist çıkarları ifade eden bu kavram giderek devrimci literatürde de kullanılmaya başlandı. Adeta moda oldu. Sanki bu kavramın karşılığı yokmuş gibi, sanki bu kavramın yerine daha önceleri başka kavramlar kullanmıyormuşuz gibi, sanki bu anlamda kendimizi ifade etmede bir eksiklik varmış gibi hareket edilerek burjuvazinin bu kavramı devrimci literatüre yerleştirildi. Aynı kavramdan, burjuvazinin ne anladığı, devrimcilerin ne anladığı da her zaman açıklanmadığı için bilmeyenler açısından, burjuvazi ile devrimcilerin ortak bir lisan buldukları görüşünün doğma tehlikesi gündeme geldi.

1 Kasım 1997 Cumartesi

STALİN - SOSYALİZMDE HUKUK, ANAYASA VE DEMOKRASİ ANLAYIŞI


EKİM DEVRİMİNDEN 19. PARTİ KONGRESİ'NE 
 

SOVYETLER BİRLİĞİ’NDE SOSYALİZMİN İNŞA SORUNLARI  VI


Sovyet Devlet Hukuku-Sosyalist Hukuk - 
 
Sovyet Anayasası - Sovyet Demokrasisi - Proleter Demokrasi


I- Sovyet Devlet Hukuku - Sosyalist Hukuk

1- Sosyalist Hukukun Doğuşu
Sovyet hukukunun veya genel anlamda sosyalist hukukun doğuşu belli bir yasallığın kaçınılmaz sonucuydu. Bu yasallık, Ekim Devriminin zaferi ve bu zaferin sonucu olarak da proletarya diktatörlüğünün kurulmasıydı. Hukuk ve devlet arasında sıkı bir bağ vardır ve bu iki kavram sınıfsal karakter taşırlar. Bu hukuk ve devlet arasındaki birbirinden ayrılmayan bağlılık, Ekim Devrimi sürecinde bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştı. İşçi sınıfı, sosyalist devrim sonucunda yeni tipte devleti; sosyalist devleti/ proletarya diktatörlüğünü kurmakla sorunun sadece bir yönünü çözümlemiş oluyordu. Sorunun ikinci yönü ise yeni hukukun; sosyalist hukukun devrimci yasallık/yaratılması ve geliştirilmesidir. Devrimci, sosyalist kazanımların korunması, normlaştırılması, geliştirilmesi ve pekiştirilmesi başka türlü olamaz. Öyleyse sosyalist hukuk yeni hukuktur, insanlık tarihinin tanıdığı en yüksek/gelişmiş hukuktur; devletsiz, sınıfsız topluma-komünist topluma geçişte tarihi olarak en son hukuk anlayışıdır.